Sponsorlu Bağlantılar:
  Kitap Özetleri.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Lahana Çorbası Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 21-12-2015, 20:43 #371

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Yağmur Sonrası Özeti
Yağmur Sonrası Sarah Jio

Romantik aşk romanlarının sevilen ismi Sarah Jio Yağmur Sonrası romanı ile yine okurlarına mükemmel bir duygusal aşk hikayesi sunuyor.

Anne Calloway savaş vaktinde hemşirelik yapmış ve yaşadıklarının acısı ile yıllardır depresyonda olarak yaşamış yaşlı bir kadındır. Yıllardır ne yaparsa yapsın hafızasından yaşadığı anıları bir türlü silememiş ve bunun acısı ile yaşamıştır. Bir gün eline bir mektup geçer ve geçmişi daha da canlı olarak karşısına çıkar. Fakat bu kez acı çekmek yerine içinde bir umut yeşermiştir.

Anne 2. Dünya Savaşı sırasında Bora Bora adalarında görev almış bir hemşiredir. Savaş tüm şiddeti ile devam ederken görevi onu sevgili nişanlısından ayırmış ve bu adaya sürüklemiştir. Fakat biricik aşkı olan nişanlısını kendisinden ayıran savaş ona yeni bir aşk vermiştir.

Westry Greene Bora Bora’da görevli yakışıklı bir askerdir. Anne ile tanışması ile savaşın acımasızlığının yerini karşı konulamaz bir aşk alır. Fakat aşık olduğu kadın nişanlıdır ve savaş tüm hızı ile devam etmektedir. Anne ile olan aşkını gizli olarak yaşar. Onlar için her şey yolunda giderken beklenmedik bir cinayet işlenir ve aşıkları birbirinden ayırır.

Bu ayrılık yıllardır Anne’nın vicdanını sızlatmaktadır. Son aldığı mektup ile bu ıstırabı sona erdirme şansını yakalar ve tekrardan Bora Bora adasının yolunu tutar. Hem geçmişin acılarını sonlandırmak ister hem de içinde kaybolmayan aşkı sonunda yaşamak.

Sarah Jio, Yağmur Sonrası romanı ile sizi yine kalbinizin derinliklerinden vuracak diyebiliriz. Mükemmeş aşk hikayesini okurken hem duygulanıyor ve gözyaşlarınızı tutmakta zorlanıyorsunuz hem de aşkın gücü karşısında çok etkileniyorsunuz.

**********

Sarah Jio’nun Yağmur Sonrası romanında hikaye günümüzde başlıyor. Artık yaşlanmış olan ve geçmişteki aşkını kalbine gömmüş olan Anne bir gün onu geçmişine götüren bir mektup alır. Mektup onu geçmişte bıraktığı Bora Bora adalarına çağırıp bir gizemi çözmesini istemektedir.

Anne 1940’lı yıllarda evlilik hazırlıkları yapan genç ve mutlu bir kızdır. Tam düğün arifesinde en yakın dostu olan Kitty’nin ani bir karar ile gönüllü olarak Bora Bora’daki birliğe hemşire olarak gideceğini öğrenir. Anne’nin zaten aşkının yeterince tutkulu olmadığı için şüpheleri vardır ve arkadaşının yalnız gitmemesi bahanesi ile düğünü erteleyip arkadaşı ile birlikte Bora Bora adalarının yolunu tutar.

Birliğe varmaları ile birlikte askerler ile kaynaşmaları bir olur. Anne de Westry adında bir asker ile tanışır. İkisinin yolları birliğin yakınlarında tam sahil boyunda terk edilmiş ufak bir kulübede kesişir. İkili burayı onların gizli buluşma yeri olarak belirler ve biri olmadığında birbirlerine mektup bırakabilecekleri gizemli bir saklama yeri de belirler. Böylece aşkları bu kulübe de yeşermeye başlar ve zamanla birbirlerine sırılsıklam aşık olurlar.

Diğer taraftan Anne’nin arkadaşı Kitty aşk hususunda o kadar şanslı değildir. Askerlerden birinden hamile kalır ve tabi babası çocuğu istemez. Bunun üzerine doğan bebek ada sakinlerinden birisine verilir. Kitty bu olaydan sonra tamamen değişir ve Anne’ye çok soğuk davranmaya başlar.

Anne ve Westry bir gün yine ortak noktalarında zaman geçirirken dışardan sesler duyarlar. İkisi de bir cinayete tanık olurlar fakat Anne katilin yüzünü görememiştir. Westry de kimseye bir şey söylememe hususunda kararlıdır. Anne buna bir anlam veremez ve suç aletini ondan gizli bir şekilde saklar.

Birlik acil olarak adadan ayrılıp Avrupa’ya gitmesi gerekir. Westry onlar ile birlikte Avrupa’nın yolunu tutar. Anne ise evine geri döner. Yakın dostu Kitty de hemşire olarak Avrupa’ya gider. Anne Westry’den haber alamayınca ertelenen düğün gerçekleşmeye başlar fakat tam düğün öncesi Anne bir telefon alır ve Westry’nin çok ağır yaralı olduğunu öğrenir. Hemen Paris’e giderek onu görmek ister fakat Westry onu istemez. Bunun üzerine Anne aşkını kalbine gömer ve yapması gereken evliliği yapar.

Anne hatıraların canlanmasından sonra mektuptaki kişiyi bulmak üzere yıllar sonra yeniden Bora Bora adasına geri döner. Burada gizemli cinayetin çözülmesine yardımcı olur. Cinayet çözüldükçe de geçmişten gelen gizemler ve sürprizler de bir bir ortaya çıkar. En önemlisi ise Anne’yı o kulübe de bekler…


Alt 21-12-2015, 20:44 #372

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Böğürtlen Kışı Özeti
Böğürtlen Kışı Sarah Jio

Sarah Jio gerçekten mükemmel bir yazar. Akıcı dili, duygusal hikayeleri, şaşırtıcı sonları ile tanınan yazar Böğürtlen Kışı romanı ile okurlarını yine derinden etkilemeyi başarıyor.

1933 yılında Amerika’nın Seattle şehrinde olağanın dışında olarak Mayıs ayında kar yağar. Üç yaşındaki oğlu ile huzurlu bir hayat süren Vera’nın en büyük acısı gün içinde oğlunu bırakarak işe gitmektir. Yine her sabah olduğu gibi oğlunu öperek işe gider. Fakat eve geri döndüğünde oğlu ortada yoktur. En sevdiği oyuncak ayısı da karların içindedir. Hayatını oğluna adayan kadın için bir anlamda hayat sona ermiştir.

Yıllar ileri sarar ve 80 yıl sonrasına 2013 yılına gelir. 80 yıl sonra yine Mayıs ayında kar yağar. Gazeteci olan Claire de bu olayı haber yapmak ister ve geçmişi araştırırken 80 yıl önce yaşanan kayıp olayını farkeder. Evlat kaybetme acısını bilen Claire bu olayı daha derinlemesine araştırmak ister ve olayın derinliklerine girmeye başlar. Fakat araştırması onu geçmişi ile güzleşmeye ve gizemleri ortaya çıkartmaya başlar. Vera ile kendisi aslında pek farklı değillerdir.

Böğürtlen Kışı romanı gerçekten çok güzel bir kitap. Sarah Jio yine elinizden bırakmakta zorlandığınız ve bir kerede okumak istediğiniz tarzda bir yazmış.

**********

Vera Ray 1920’li yılların sonunda arkadaşı Caroline ile aynı evde yaşamaktadır. Şehrin yoksul kesimindendirler. Bir gün Olympic Otel’de bir davet vardır ve Vera ile Caroline oraya giderler. Caroline bir yalanla içeri girmelerini sağlar. Vera otelde otel sahibinin oğlu Charles ile tanışır. Kendisi fakir olduğu için Charles’tan uzaklaşır ve davetten çıkar ama Charles onun peşinden gelir. Charles diğer zenginler gibi değildir. Vera’nın fakir olması onu rahatsız etmez. Vera’ya aşık olur. Vera hamile kalır fakat bunu hemen Charles’a söylemez. Onun ne diyeceğini tahmin edemez. Charles bu sırada Vera’ya evlenme teklif eder. Vera’yı ailesiyle tanıştırmaya götürür. Ailesi fakir olduğu için Vera’dan hoşlanmazlar. Charles’in kız kardeşi Josephine Vera ile konuşur. Vera’nın hamile olduğunu da biliyordur. Vera’ya Charles ile evlenirse Charles’ın babasının tüm mirasından mahrum kalacağını söyler. Vera kendisi yüzünden Charles’in bu duruma düşmesini istemez ve Charles’tan ayrılır. Charles’in evinden ayrılırken duvar ustası Ivanoff ile karşılaşır ve onunla eve döner.

Caroline de bu sırada evlenir ve evlendikten kısa bir süre sonra kocası ölür. Caroline’nin Eva adında bir kızı olur. Vera’nın da bir oğlu olur. Vera Olympic Otel’de temizlikçi olarak çalışır. Oğlu Daniel dört yaşına gelmiştir. Vera geceleri çalıştığı için Daniel’i gece yalnız bırakır. Yine bir gece Daniel’i yalnız bırakır ve işe gider. Mayıs ayı olduğu halde o gece fırtına olur ve kar yağar. Vera eve döndüğünde oğlunu evde bulamaz. Onun kar oynamak için dışarı çıktığını düşünür ve dışarıda oğlunu arar. Ama yerde oğlunun oyuncak ayısını bulur ve oğlunun kaçırıldığını anlar. Polise gider fakat polis oğlunun evden kaçmış olabileceğini geri döneceğini söyler. Vera ve oğlu fakir olduğu için onlarla ilgilenmezler. Vera uzun süre kendine gelemez. Bu yüzden işe de gidemez ve işten kovulur. Otelde zengin biri olan Lon ile karşılaşır. Lon daha önce otelde Vera’yı görmüştür ve onu beğenmiştir. Vera’ya akşam yemeği teklif eder ama Vera oğlunun kaçırıldığını söyler. Lon tanıdıklarının olduğunu oğlunun bulunmasına yardımcı olacağını söyler bunun üzerine Vera yemek teklifini kabul eder. Vera sabah bunu hatırlatır ve Lon yalan söylediğini, yardım etmeyeceğini söyler. Vera Lon’dan kaçar ve ağlayarak gider. Charles’tan yardım istemeye karar verir. Bir kamyona biner ve Charles’ın evine gider. Vera’nın durumunu gören Ivanoff da Vera’yı takip eder. Vera Charles’a oğlunun kaçırıldığını söyler. Charles’ın oğlu olduğunu söylemeyi düşünür ama Charles’ın artık evli olduğunu görünce söylemez. Charles’ın yanından gider.

2013 yılının Mayıs ayında yine aynı şekilde kar fırtınası olur. Bilim adamlarına göre bu mevsimsiz kar böğürtlen kışı olarak adlandırılır. Seattle Herald Gazetesi muhabiri olan Claire Aldridge’ye 1933 yılındaki ve şimdiki kar fırtınası ile ilgili yazı yazması söylenir. Claire aynı zamanda gazetenin sahibi Kensington’ların oğlu Ethan ile evlidir. Claire bundan bir yıl önce hamiledir ama koşu sırasında bir araba Claire’ye çarpar ve bebeklerini kaybederler. O zamandan sonra Claire ve Ethan birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. Claire koşmayı bırakır.

Claire yazısı için 1933’teki fırtına ile ilgili araştırmalara başlar. Araştırmaları sırasında o tarihte Daniel Ray adında bir çocuğun kaybolduğunu öğrenir. Claire de bebeğini kaybettiği için bu olay onu çok etkiler ve yazısını bu olayla ilgili olarak yazmaya karar verir. Araştırmalarına başlar ve Daniel Ray’in o zamanlarda oturduğu evin adresini öğrenir. Adrese gittiğinde buranın arkadaşı Dominic’in kafesinin yeri olduğunu görür. Dominic’ten üst katı gezmek için izin alır ve orada Caroline’nin kızı Eva’nın çizdiği bir resmi bulur. Arkasında Eva’nın adı ve soyadı yazıyordur. Claire hastaneden gelen bir pakette ismi yazan kişiyle Eva’nın soyadının aynı olduğunu görür. O kadınla konuşur ve Eva adında bir akrabası olduğunu öğrenir. Eva ile görüşmeye gider ve Eva ona Daniel ile ilgili bildiklerini anlatır. Eva ona Vera’nın öldürüldüğünü söyler. Claire, Vera hakkında araştırmalara başlar ve Vera’nın olayıyla Avukat Edward Sharpe’nin ilgilendiğini öğrenir. Edward Sharpe her şeyin kaydını tutan bir avukattır. Claire onun kızına ulaşır. Avukatın dosyalarına bakmak için ondan izin alır. Vera ile ilgili dosyaları bulur ve orada Vera’yı öldürmekle suçlanan Ivanoff’un ifadesini bulur. Bu belgelerden Vera’yı Charles’ın kardeşi Josephine’nin öldürdüğünü öğrenir. Ayrıca Charles’ın ve ailesinin de Kensington olduğunu öğrenir. Artık olayı öğrenmiştir ve yazısını yazar ama kocası ailesinin adı kötü bir olayla anılmasın diye yayınlanmasını istemez. Claire, Charles’ın kim olduğunu öğrenmek için Ethan’nın büyük babası Warren ile görüşmeye gider. Warren’den Daniel’in Warren olduğunu öğrenir. Claire Daniel ve Eva’yı bir araya getirir getirir ve onları görüştürür. Daha sonra Warren’ı eski evine götürür. Ama orası artık yıkılacaktır. Warren orda annesinin ona bıraktığı mektubu bulur. O evin yıkılmasını istemez ve orayı satın alır. Gelişen bu güzel olaylardan sonra Claire ve Ethan’ın arası düzelir. Artık yeni bir çocuk yapmaya karar verirler.


Alt 21-12-2015, 20:45 #373

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Son Kamelya Özeti
Son Kamelya Sarah Jio

Sarah Jio okurlarını Son Kamelya romanı ile bir kez daha günümüz ile geçmiş arasında sıkışmış bir hikayenin içine sokuyor.

Flora Lewis 1940 yılında bir fırıncının kızı olarak hayatına devam etmektedir. Anne ve babası çok yaşlanmıştır ve onun bakımına muhtaç duymaktadırlar. Bu da Flora’nın üzerindeki yükü oldukça arttırmıştır. Geçimini sağlayabilmek için aynı zamanda kasabadaki botanik bahçesinde çalışmaktadır.

Flora’nın karşısına tüm hayatını değiştirecek bir fırsat çıkar. Fakat bu değişikliğin iyi yönde mi yoksa kötü yönde mi olacağı belirli değildir. Flora kendisini çiçek hırsızlığının içinde bulur fakat hayatını kurtarabilmek için denileni yapmak zorundadır. Yapacağı iş Livingston Köşkü’ne gidip burada nadir bulunan Middlebury Pembesi olarak bilinen kamelya türünü bulmaktır. Bunun için köşkte dadı olarak işe girer.

Flora için iş ilk başlarda kolay gibi görünmektedir fakat zamanla için ciddiyetini daha iyi anlar. Middlebury Pembesi’nin renginin kandan geldiğini anladığında her şey için çok geç olacaktır.

Çok uzun yıllar sonra bahçe tasarımcısı Addison Sinclair’in yolu Livingston Köşkü’ne düşer. Dünyaca ünlü kamelya bahçesini incelemek ister ve zamanla bahçenin gizemli geçmişini ortaya çıkardıkça dehşet veren gerçekle de yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Sarah Jio’nun Son Kamelya romanı onun alıştığımız romantik aşk romanlarından biraz farklı. Bu kez hikayenin içinde gerilim ve gizem de var ve bu da kitabı elinizden bırakmanızı engelliyor. Yine çok etkileyici bir roman sizi bekliyor diyebiliriz. Özellikle katil kim sorusu ve kitabın inanılmaz sonu aklınızı başınızdan alacak diyebilirim...

**********

Sarah Jio’nun çok satan ve çok beğenilen Son Kamelya romanı iki bölümden oluşuyor. Birincisi ana karakterinin Flora olduğu ve gerçek hikayenin yaşandığı 1940 yılında geçiyor. İkincisi ise ana karakterin Addison olduğu ve 2000 yılında geçen geçmişin sırlarının araştırıldığı bölümden oluşuyor.

1940 – Flora, New York’ta fakir ailesi ile yaşayan genç bir botanikçidir. Ailesinin tek geçim kaynağı fırınlarıdır ve aile yaşlandığı için Flora gerçek işi yerine onlara fırında yardım eder. Bir gün Price adında bir adam çıkar ve ona iş teklif eder. Yapması gereken Londra’ya gidip Livingston Köşkünde dadı olarak işe başlamak ve bahçesinde bulunan çok nadir bulunan türünün son örneği Middlebury Pembesi olarak adlandırılan kamelya türünü bulmaktır. Bunun karşılığında ailesini kurtarabilecek bir kazanç elde edecektir. Flora ilk başta teklifi kabul etmez fakat ailesinin durumunu görünce kabul etmek zorunda kalır ve Londra’ya doğru yola çıkar.

2000 – Addison bahçe tasarımcısı olarak New York’da çalışan bir kadındır. Geçmişinden gelen bir pişmanlığı vardır ve bunu kocası Rex’den gizler. Fakat geçmişi onun peşini bırakmaz ve geçmişten gelen bir adam geçmişini Rex’e anlatmamak için ondan yüklü bir para ister. Addison parayı bulamaz ve ondan kaçmak için Rex’in ailesinin Londra’da yeni aldığı köşke yaz tatili için gitmeye karar verir. Köşkün adı Livingston’dur.

1940 – Flora gemi ile Londra’ya giderken gemide Desmond adında bir asker ile tanışır. İkisi de ilk görüşte birbirine aşık olurlar fakat Flora tehlikeli bir görev için Londra’ya gitmektedir ve onu bir daha görmemek üzere ayrılır. Köşke geldiğinde köşkün ana hizmetkarı olan Dilloway ile taşınır. Çok geçmeden de gemideki aşkının aslında Lord Livingston’un oğlu olduğunu öğrenir.

2000 – Addison kocasını da ikna edip Londra’nın yolunu tutar. Köşk gerçekten göz kamaştırıcıdır. Köşkün ana hizmetkarı satış işleminden sonra da ısrarla köşkte kalmak istemiştir. Adı Dilloway’dir.

1940 – Flora zamanla çocuklarının annesi olan Lady Anna’nın ölümündeki gizemi merak etmeye başlar. Dahası Lord Livingston ile alakalı olan tüm kızlarda ortadan kaybolmuştur. Bir taraftan bunun gizemini çözmeye çalışırken diğer taraftan aşkı Desmond ile zaman geçirir. Gizli görevi olan kamelyayı bulma işini de unutmaz fakat yaşananlar onu farklı bir karmaşanın içine sürükler.

2000 – Addison köşkte buldukları ile Lady Anna’ya ne olduğunu araştırmaya başlar. Kaybolan kızların hikayesi onu daha da etkiler ve işi derinlemesiye araştırmaya başlar. Fakat geçmişi onu Londra’ya kadar takip etmiştir. Bir taraftan köşkteki gizemi çözmeye çalışırken diğer taraftan kendi geçmişinden kaçmaya çalışır.

1940 – Flora, Lord Livingston’un ailesine gönderdiğini düşündüğü mektupları gizlediğini öğrenir. Nedenini öğrenmek istediğinde kendi gizli görevi ile yüzleşmek zorunda kalır. Lord Livingston ondan köşkü terk etmesini ister. Desmond buna karşı çıkar fakat sonuçta Flora o gece köşkü terk etmek zorunda kalır fakat giderken Lady Anna ve kaybolan kızlara ne olduğu ile ilgili sır ile de yüzleşmek zorunda kalır. Fakat artık her şey için çok geçtir.

2000 - Addison araştırmalarını yaparken köşkte Flora adında bir hizmetçinin de çalışmaya başladığını öğrenir. O da diğer kızlar gibi birden bire ortadan kaybolmuştur. Dahası artık kendi geçmişi ile yüzleşmek zorunda kalır. Kendine geldiğinde ise Dilloway’den bir mektup alır. Dahası geçmişten gelen bir hediyeyi bulur. Bu hediye sayesinde geçmiş ile gelecek yeniden bir araya gelir…


Alt 21-12-2015, 20:46 #374

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Gündüzsefası Özeti
Gündüzsefası Sarah Jio

Sarah Jio’nun kitapları teker teker Türkçe’ye çevrilmeye ve Türk okurlara sunulmaya devam ediliyor ve Gündüzsefası bu kitaplardan bir tanesi. İlk olarak 2013 yılında yayınlanan Gündüzsefası romanı diğer Saraj Jio kitapları kadar fazla beğenilmedi ama yine de okurları etkileyen sade bir hikayesi var.

Gündüzsefası kitabında yine iki zaman diliminde iki farklı hikaye anlatılıyor. İkisinin de ortak yanı aynı yerde geçmeleri.

Hikayenin geçmiş zaman kısmında Penny adında genç ve güzel bir ev hanımı var. Çok ünlü bir ressam ile evlidir ve kocası ondan daha çok işi ile zaman geçirmektedir. Penny’de göl evi olarak sayılan tekneden evinde genelde yemek yaparak zaman geçirmektedir. En iyi dostu sorunlu bir anne ve babası olan ufak Jimmy’dir. Bir de işi tekne yapmak olan Collins ona karşı ilgi duymaktadır fakat Penny evine sadık bir kadındır. Zamanla kocası onunla daha az ilgilenmesi sonrası Collins’e karşı ilgi duymaya başlar. Son olarak çok istediği Frank Sinatra konserine de iş bahanesi ile kocası tarafından götürülmeyince Collins ile romantik bir gece geçirir. O zaman kararını vermiştir. Collins ile onun yeni yaptığı Catalina teknesi ile kaçacaklar ve tüm dünyayı dolaşacaklardır. Fakat o gün geldiğinde Penny’yi bir sürpriz beklemektedir.

Hikayenin gelecek zaman kısmında ise Ada karakterini tanıyoruz. Ada New York’da çalışan çok ünlü bir gazetecidir. Uzun zaman önce evlenmiş ve bir de çocuğu vardır. Fakat tam bir iş koliktir ve bu yüzden kocası ve oğluna fazla zaman ayıramaz. Yine bir iş gezisi sırasında işini yaparken bir kaza olur ve hem kocasını hem de oğlunu gözünün önünde kaybeder. Ölümün üzerinden iki yıl geçmesine rağmen Ada bunu atlatamaz ve son olarak doktorunun tavsiyesi üzerine New York’u terk eder ve Seatle’da tekneden oluşan bir göz evi kiralar. İlk başlarda herkes ona karşı çok sıcaktır. Uzun zamandır birlikte yaşayan komşuları ona sıcak davranırlar. Özellikle uzun süredir burada yaşayan Jimmy ve fotoğrafçılık yapan Alex.

Ada şans eseri yıllar önce kendisinin yaşadığı evde yaşayan Penny adındaki genç bir kadının bir gece ansızın ortadan kaybolduğunu öğrenir. O zamanlar küçük bir çocuk olan Jimmy dahil hiç kimse bu olay hakkında konuşmak istemez. Dahası tüm Tekneler Caddesi yaşayanları olayı kapatabilmek için büyük çaba sarf etmiştir. Ada kendi teknesinde Penny’ye ait bir eski bir sandık bulunca merakı daha fazla artar. Gazetecilik duyguları ile Ada Alex’in de yardımı ile olayı araştırmaya başlar. İşin derinliklerine indikçe Tekneler Caddesi’nin göründüğü kadar huzurlu bir yer olmadığı ortaya çıkmaya başlar.


Alt 21-12-2015, 20:48 #375

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Elveda Haziran Özeti
Elveda Haziran Sarah Jio

"BİR KİTAP HER ŞEYİ DEĞİŞTİRİR"

"Hassas ve savunmasız olmak, zorlu bir geçmişle yüzleşmek, yeniden başlamayı, yeniden sevmeyi denemek cesaret isteyen bir işti. June bunu başarıp başaramayacağını görmek zorunda kalacaktı. Ve Ruby’nin kıymetli Mavi Kuş Kitabevi’nin kaderi June’un ellerinde olacaktı. Kitabevini ve içindeki sırları kurtarabilecek miydi? Peki ya kendini?"

Öncelikle şunu söylemek isterim ki bu hoş kitabın Türkiye’deki ilk okuyucularından biri olmanın mutluluğunu ve keyfini yaşamaktayım. Böyle bir kitabı okuduğum için kendimi hem çok mutlu hem de çok şanslı hissediyorum. Bu yazımı kitaptan beğenip altını çizdiğin cümleleri ara ara paylaşarak sürdüreceğim.

Yukarıda tırnak işareti içinde alıntı yaptığım paragraf kitabın önsözünden bir alıntıdır, kitabın özetidir de aynı zamanda.

Seattle’de, çocuk büyütmenin sorumluluklarını henüz almak için hazır olmayan bir annenin iki kızından biri olarak kendini bilen June; üniversiteye gidene kadar kız kardeşinin sorumluluklarını alarak, Rubby teyzesinin onlara açtığı bir pencereden kitaplarla, hayallerle ve hayal kırıklıklarıyla babasız büyümüş bir kızdır. Aile kavramını ve ailesindekileri içten içe çok önemseyen June’u annesinin birkaç sözü çok incitmiş, ailesiyle anlaşma yollarının kapalı olduğunu görünce de üniversite ile birlikte doğup büyüdüğü yerle bağlarını koparmayı, geçmişini geride bırakmayı seçmiştir. Yaşamın zorlu temposuna ve dış dünyanın hırslarına kendini kaptırarak bir bankada kariyer yapmış, mutsuzluğunun farkına varmadan ya da belki de mutsuzluğunu bastırabilmek için her gün daha çok çalışarak iyi para kazanmış ve şu anda sahip olduğu şeyleri kendi gücünün bir parçası zannetmiştir. İş yaşamındaki yoğun stres ve duygularını bir kenara bırakmanın yarattığı sıkışmayla birlikte kendini bir hastanede kolunda serumla ve doktorun hayatını yaşaması ile ilgili verdiği tavsiyeleriyle bulur. Derken bunlarla birlikte bir gün eve bir hukuk bürosundan Rubby teyzesinin vefatına ve mirasına ilişkin bir mektup gelir. Teyzesi Rubby, kendisine ait olan “Mavi Kuş Kitabevi”ni June’a bırakmıştır. June, çok sevdiği teyzesinin bu mektubuyla geçmişte bıraktığı yere geri dönmek için yola çıkar.

June’un yola çıkışıyla birlikte geçmişe, geleceğe, romana ve kendimize olan yolculuğumuz da başlamış olur. Teyze Rugby kendine özgü bir kadındır. Sahip olduğu sırlarını June ile direk paylaşmaktansa bunu gizemli mektuplar ve eşyalar gibi ipuçlarıyla anlatmayı tercih etmiştir. Başta Seattle’a bu kitabevini satıp hemen işine geri dönmek üzere giden June ipuçlarına ulaştıkça bu fikrinden vazgeçmiş ve kitabevini (ve belki de biraz da kendini) yaşatabilmek için mücadele etmeye başlamıştır.

Bu kitap okurlarıyla yeni buluştuğu için kitabın içeriğinden daha fazla bahsetmeyi, kitabı henüz okumamış olan arkadaşlarımıza haksızlık olarak görüyorum. Ama tüm samimiyetimle söylemek isterim ki kendi içinize biraz dokunmak istiyorsanız, tatlı bir hüzünle karışık mutluluk tatmak istiyorsanız kesinlikle okumalısınız.

"Nereye dönsem yeni bir fikir arayışındayım. Onu gün gibi açık gördüğümü sandığım an, tıpkı yaramaz bir tavşan gibi ortadan kayboluveriyor. Ve kovaladığım zaman bir türlü yakalanmıyor. Sinsi, kurnaz ve beni daima muhtaç bırakıyor."

Kitapta Rubby Teyze ve çok sevilen çocuk kitabı yazarı Margaret Brownie arasındaki mektuplar ipuçlarının çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu mektupları okurken dostluğun ne kadar özel ve ne kadar güçlü bir duygu olduğunu hissediyorsunuz. İki dostun birbirlerinden çok uzakta olsalar da birbirlerine verdikleri gücü hissediyorsunuz ve bundan okuyucu olarak güç alıyorsunuz.

İçinde mektuplar olan kitaplar okumayı hep çok sevmişimdir. Çok değerli bir şeylere ortak oluyormuş gibi hissetmek beni çok mutlu eder çünkü. June bu mektupları okumadan önce Rubby teyzenin yaşamındaki hiç kimse, çocuk kitabı yazarı Margaret Brownie ile arkadaşlığından ve buna bağlı diğer gizemlerden haberi yoktu. Dahası Rubby teyzenin bir adamı sevdiğini ve senelerce birlikte vakit geçirdiklerini de kimse bilmiyordu. Mektuplardan birinde Rubby teyzenin duyduğu aşkı anlatmak için kurduğu cümle benim çok hoşuma gitti: “Onun gülüşünde kıvrılıp, bin yıl boyunca huzur içinde uyuyabilirim.” Son derece sade ve şiirsel anlatılan duyguları mektuplarla hissetmek çok güzel bir duyguydu. Rubby’nin de söylediği gibi; mutluluğu mektubundan dışarı taşıp başarıyla okuyucuya ulaşıyor.

Bu kitabı okuduğunuzda sevmekten korkan June’un karnındaki kelebekleri hissettiğinde korkularını yenmek için verdiği çabayı ve kendine tanıdığı şansı okurken bir kez daha yeniden başlamak için cesaret bulacaksınız.

Bu kitabı okuduğunuzda ailenizde sizi incitenlerin söylediklerinin sizinle ilgisi olmadığını anlamaya başlayıp, içinizdeki huzursuzluktan kurtulacaksınız. Öfkenizin yerini bir parça da olsa affetme ve bastırdığınız sevgi alacak.

"Hepimize tek bir hayat verildi. Bizim görevimiz onu faydalı, güzel ve doyurucu kılmak. Istırap çekeceğimiz, nefret edeceğimiz şeyleri yapmanın bir anlamı yok. Sonunda bize tahammülümüz için ödül falan verilmeyecek. Geride sadece harcanmış bir hayat kalacak.">

Bu kitabı okuduğunuzda çok etrafınızda hala güvenebileceğiniz çok değerli kadın ve erkekler olduğunu fark edeceksiniz. Tıpkı sizin olduğunuz gibi.

Bu kitabı okuduğunuzda kendinizi sorgulayacaksınız, aslında hepimizin kendi hikâyemizin yazarı olduğunu fark edeceksiniz. Hayatınızın akışını kendi istediğiniz doğrultuda değiştirebilmek için güç bulacaksınız.

Ve bu kitabı okuduğunuzda… Makarnanın ne kadar güzel bir yemek olduğunu bir kez daha fark edip, makarna yemek ve belki bir bardak da yumuşak bir kahve içmek isteyeceksiniz.

İyi okumalar dilerim.

Yazar: Burcu Ezgi EROL


Alt 21-12-2015, 20:50 #376

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Agapi Ölümsüz Aşk Özeti
Agapi Ölümsüz Aşk Sarah Jio

Geçmiş ile günümüz arasında kurduğu gizemli bağlantılar ile kendine ait bir tarz yaratan ve bu yüzden büyük beğeni toplayan Sarah Jio, Agapi – Ölümsüz Aşk romanı ile bu çizgisinden çıkıyor.

Sarah Jio’yu geçmişte yaşanan bir aşk ve sonrasında gelen bir cinayet ile günümüzde yaşanan bir aşka bağlaması ile tanımıştık ve çok sevmiştik. Fakat Agapi romanında bu kez çok farklı, daha doğru söylemek gerekirse çok sıradan bir hikaye buluyoruz karşımızda.

Kitabı anlamak için önce aşkın 6 halini anlamamız gerekiyor. Aşkın 6 hali vaktinde John Lee tarafından ortaya atılmış ve o zamandan beri saygı görmüş bir iddia olarak kalmıştır. John Lee’ye göre 6 farklı türde aşk vardır ve hepsi kendine göre farklı karakterleri temsil eder.

Eros: Gerçek aşk diyebileceğimiz hem duygusal olarak hem de fiziksel olarak tutku içeren bir aşktır. Biri olmadan yapamayan ve her an birbirlerine aşklarını sunan aşıkları temsil eder. Bir çok insana göre aşkın tek türüdür ve gerçek aşktır.

Ludus: Ego tatmini gerektiren bir aşk türüdür. Kişi karşısındakini bir hedef olarak görür ve onu elde etmek ister. Bunu bir oyuna dönüştürür ve onu elde edene kadar kendini aşık olduğu düşünür. Elde ettiği anda aşık büyüsü de ortadan kaybolur. Genel de kısa dönem ilişkileri anlatan bir aşk türüdür.

Storge: Kadın ve erkek dost olamaz söylemini destekleyen aşk türüdür. Bir anlamda kadın ve erkek arasındaki dostluğun bir ileri adımıdır. Arkadaşlıktan türeyen bir aşk türüdür ve birbirine yakın iki arkadaşın zamanla güven ve bağlılığın getirdiği hisler ile kendilerini aşık sanmalarıdır.

Mania: Takıntılı aşk diyebileceğimiz aşk türüdür. Sahiplenmek üzere kurulmuştur ve kıskançlığın en fazla olduğu aşkı temsil eder. Sevgiden daha çok sahip olma dürtüsü ön plana çıkar.

Pragma: Mantık aşkı dediğimiz aşk türüdür. Sevgi ve tutkudan daha çok mantık ve saygı ön plana çıkar. Karşılıklı çıkar ilişkisi türünde olan ve ortak noktaların yönlendirdiği aşk türüdür.

Agape(Agapi): Aşkın en saf hali de diyebiliriz. Birçok insana göre de gerçek aşktır. Çift taraflı olması gerekmez. Karşındakini herhangi bir koşula bağlı olmadan, karşılıklı olsun olmasın, her şekilde sevmektir. Genel de tek taraflı aşklara verilen isimdir.

Sarah Jio da yeni kitabı Agapi Ölümsüz Aşk romanında bu 6 aşkı farklı bir efsane ile anlatıyor. Jane, 29. yaş gününü kutlamaya hazırlanırken gizemli bir mektup alır. Mektupta onun gerçek aşkı görmesini sağlayan özel bir yeteneğinin olduğu ve daha fazla bilgi için bir adrese gelmesi gerektiği belirtilir. Jane çocukluğundan beri görme sorunu yaşamaktadır ve belirli zamanlarda görme yeteneği bulanıklaşmaktadır. Fakat doktorlar bir türlü nedenini çözememişlerdir. Jane de merakına yenik düşer ve belirtilen adrese gider. Onu Colette adında bir kadın karşılar ve ona özel yeteneğini anlatır.

Jane doğduğunda Colette oradadır ve ailesinin aşkını görünce nesilden nesile aktarılan gerçek aşkı görme yeteneğini Jane’e aktarmıştır. Jane’nin yaşadığı görme bulanıklığının nedeni de budur. Jane ne zaman birbirine aşık iki kişi görse görme yeteneği bulanıklaşmaktadır. Fakat bu hediyenin bir de bedeli vardır. 30. yaş gününe kadar aşkın 6 türünü örnekleri ile açıklaması gerekmektedir yoksa ömrü boyunca gerçek aşktan mahrum kalacaktır.

Jane, bu gerçeğe inanmakta zorlanır fakat birbirine aşık insanları gördükçe görme yeteneğinin bulanıklaşması buna inanmasına neden olur. Artık çevresindekileri gözleyip aşkın 6 türünü tanımlamaya çalışmaktadır.

Agapi gerçekten güzel bir efsane ile başlıyor ve bu gizem okurda bir merak uyandırıyor. Fakat kitabın geri kalanı tam bir hayal kırıklığına neden oluyor. Farklı farklı aşk hikayeleri okumaya başlıyorsunuz ve siz de kendinize göre bunları tanımlamaya çalışıyorsunuz fakat hikayeler çok basit ve klasik. Daha da ilginç yanı gerçek aşkın anlatıldığı kitapta sözde aşıkların hepsinin birbirini bir şekilde aldatması. Aşık olduğu adamın dikkatini çekmek için başkası ile yatan kadın, onu deliler gibi seven kocasını komşusu ile aldatan, mutlu bir evliliği varken karısını başkası ile aldatan erkek, sevdiği kadını iş için aldatan adam vs. Bir anlamda Sex and the City dizisinde gibi oluyorsunuz. Herkes birbiri ile aşk yaşıyor, aldatıyor ve bunu masum bir nedene indirgemeye çalışıyorlar.

Kitabın sonunda Jane, aşkın 6 türünü de yaşadıkları ile anlatıyor. Burada bir aydınlanma yaşıyorsunuz ama beklentinizi pek karşılamıyor.

Yazar: Kitap Kurdu


Alt 22-12-2015, 14:34 #377

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

Kayıp Gül Özeti
Kayıp Gül Serdar Özkan

Serdar Özkan’ın ilk ve en beğenilen romanı olan Kayıp Gül okurlarına genç bir kızın öyküsünü anlatıyor.

Antoine de Saint Exupery’nin tüm dünyada büyük ses getiren Küçük Prens romanına benzeten Kayıp Gül romanında Küçük Prens’in yerini genç bir kız alıyor ve onun gizemli yolculuğunun hikayesi okurları oldukça etkiliyor.

Yaklaşık 44 farklı dile çevrilen ve birçok ülkede satılan roman klasikler arasına girmeye aday ve okumaya değer bir roman. Genç kızın yolculuğunda kendinizi bulacak ve hayata olan bakışınızı değiştireceksiniz.

**********

Diana, San Francisco’da yapayalnız kalmıştı. Çok sevdiği fakat ona sevgisini çok da belirli edemediği annesini kaybetmişti. Annesi kanser olmuştu ve kısa bir zaman sonra da hayata veda etti. Bir de annesinden geriye kalan mektuplar vardı. Annesi ölmeden önce ona bir mektup bırakmıştı. Annesinin vefatından sonra bu mektubu okumuştu. Mektupta Diana’nın Mary adında bir ikizi olduğunu söylemişti. Mary’nin ona mektup yazdığını söylemiş ve mektupların yerini tarif etmişti.

Diana bu mektubu defalarca okudu. Ama bir ikizi olduğunu kabullenemedi. Mary’den gelen mektupları da okumadı. Bir gün dolaşmak için parka çıktığında dilenci bir adam ona bu mektuplarla ilgili bir şeyler söyledi. Kendisine benzeyen birisini aradığını ve o kişinin ilerde resim yapan sokak ressamıyla tanışacağını söyledi. Dilenci bunları söyleyince Diana mektupları merak etmeye başladı. Eve gidip mektupları açtı. Dört tane zarf vardı fakat son zarf boştu.

Mary bu mektuplarda annesine hayatını ve annesini bulma çabalarını anlatmıştı. İlk mektupta annesine kendi hayatını anlatan bir roman yazdığını mektuplarında da bu romanı özetleyeceğini yazmıştı. İlk mektupta küçükken herkese annesinin nerede olduğunu sorduğunu ve herkesin ‘Annen yok’, ‘Annen çok uzakta’, ‘annen Tanrının yanında’ gibi benzer cevaplar sunduğunu anlatmıştı. Biraz büyüdükten sonra herkesin ona büyük ilgi gösterdiğini onun da bu ilgiyle annesini aramayı bıraktığını söylemişti. Daha sonra bazı şeylerin farkına varıp aramaya yeniden devam etmişti.

İkinci mektupta annesini rüyasında gördüğünü anlatıyordu. Annesi ona beyaz güllerden bir taç vermişti. Oradaki yolu takip etmesini söylemişti. Yolun bir gül bahçesine gittiğini, orada annesine kavuşacağını söylemişti. Yıllar sonra İstanbul’a gittiğinde orada rüyasındakine benzer bir gül bahçesi görmüştü. Orada Zeynep Hanım ona güllerle konuşmayı öğretmişti.

Mary üçüncü mektubunda gülüyle konuştuğunu yazmıştı. Gül, Mary’e Sokrates’i bulduktan sonra annesini duyabileceğini söylemişti. Bu yüzden Mary annesinin adresini bildiği halde onun yanına gitmiyordu. Öncelikle Sokrates’i görmeyi bekliyordu. Diana mektupları okuduktan sonra ikizi annesini hiçbir zaman göremeyeceği için üzüldü. Annesini hak eden asıl kişinin Mary olduğunu düşündü. O annesinin söylediklerine çok fazla uymuyordu. Diana yazar olmak istiyordu annesi de onu bu konuda destekliyordu ama toplumda saygın bir yeri olması için avukatlığı seçmişti. Ama annesi sürekli ona seveceği işi yapmasını söylemişti. Diana her zaman başkalarına göre yaşamıştı. Fakat Mary böyle değildi. Kendi isteği doğrultusunda yaşıyordu.

Diana dilencinin söylediklerini düşünerek ressamla tanıştı. Mathias ile arkadaş oldular. Onunla çok iyi anlaşmışlardı. Diana ona karşı özel bir şeyler hissetmeye başlamıştı. Mathias sahil resimleri çizmek için bütün sahilleri geziyordu. Burası da resim çizmek için uğradığı bir yerdi. Mathias burada kalmayı düşündü. O da Diana’ya karşı bir şeyler hissediyordu ama Diana’nın onunla uzun bir ilişki yaşamayacağını düşünerek gitti. Diana onun gittiğini fark edince onun da sandığı gibi birisi olmadığını düşündü. Kimle konuşup dertleşeceğini düşünürken birden İstanbul’a giderek o gül bahçesini bulmaya karar verdi. İki gün sonra mezuniyet töreni olmasına rağmen Cuma günü uçağa bindi ve İstanbul’a kardeşiyle ilgili bir iz bulmaya gitti.

İstanbul’da Mary’nin bahsettiği şekilde bir köşk ve gül bahçesi bulamamıştı. Tam geri dönmeyi düşünürken iki köşk gördü. Bunlardan birisine girip Zeynep Hanım’ı sordu. Zeynep Hanım gerçekten de oradaydı. Zeynep Hanım’a durumu anlattı ve ikizini aradığını söyledi. Zeynep Hanım da Mary’nin onu aradığını ve oraya geleceğini söyledi. Diana da o gelinceye kadar orada kalmaya devam edecekti.

Diana doğruluğuna inanmasa da Zeynep Hanım’dan güllerle konuşmayı öğretmesini istedi. Dört ders olacaktı. Zeynep Hanım derslerin saatleri hususunda çok katıydı. Mutlaka tam söylenen dakikada orada olmalıydı. İlk derste Diana bahçeye hayran kalmıştı. İlk derste Sarı Çiçek ile karşılaşmıştı. Sarı Çiçek ona hikayesini anlatmıştı. Ama Diana duymadığı için söylediklerini Zeynep Hanım ona aktardı. Diana Zeynep Hanım’a Sokrates’i sordu. O da onu Mary’e vereceğini bunun için paketlemeye gönderdiğini söyledi. İlerleyen derslerde Diana, aynı saksıda Meryem ve Artemis güllerini gördü. Sürekli tartıştıklarını söyledi Zeynep Hanım. Artemis yunan mitolojisindeki okçu tanrıçaydı. Roma mitolojisindeki okçu tanrıçanın ismiyse Diana’ydı. Artemis kibirli bir güldü. Kendisini üstün görüyor ve hiç ölmeyeceğini düşünüyordu. Meryem ise ona düşüncesinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Fakat Artemis onun söylediklerini önemsemiyordu.

Diana kendisinin de Artemis gibi olduğunu düşündü. Mary ise Meryem gibiydi. Diana bu konuda Zeynep Hanım ile konuştu. Hiçbir zaman kendisi gibi olamadığını söyledi. Annesinin bu konu da onu uyardığını fakat onun o zaman ne demek istediğini anlamadığını söyledi.

Zeynep Hanım bir gün Mary’nin onu aradığını ve mesaj bıraktığını söylemişti. Mesajında çok acil bir durum için San Francisco’ya gideceğini söylüyordu. Diana bunu duyunca ilk uçakla San Francisco’ya döndü. Her yerde Mary’i aradı ama bulamadı. Diana evde çaresiz bir şekilde otururken mektup geldi. Mektup Mary’den gelmişti. Annesine onun öldüğünü duyduğunu ama inanmadığını onu dördüncü mektupta yazan adreste bekleyeceğini yazmıştı. Ama dördüncü zarf boştu. Diana telaşa kapıldı ve her yerde bu mektubu aradı. Zeynep Hanım’ı arayıp olanları ona anlattı. Zeynep Hanım ona bir paket göndereceğini içindekileri Mary geldiğinde ona vermesini söyledi. Paketin içinden Sokrates, Mary’nin rüyasında taktığına benzer gülden bir taç ve mektup çıktı. Mektupta Zeynep Hanım Sarı Çiçeğin söylediklerini yazmıştı. Sarı Çiçek aradığını yakında hatta başucundaki çekmecede aramasını söylüyordu. Sokrates’i inceledi. Dört siyah gülü vardı. Tıpkı annesinin ona son doğum gününde verdiği çerçeve gibiydi. Çerçeveyi eline alıp inceledi ve arkasında küçük bir anahtar deliği olduğunu gördü. Sarı Çiçeğin bahsettiği anahtarı buldu ve kilidi açtı. Çerçeveden bir mektup çıktı. Bunu annesi yazmıştı. Gül bahçesine biran önce gitmesini istediği için ona bunları söylediğini anlatıyordu. Diana’nın babası ona Mary diye hitap ediyordu. O vefat ettikten sonra annesi o ismi kullanmamıştı. Diana o ismin anlamını taşıdığında ona o isimle hitap edecekti. Diana’nın gül bahçesine yaptığı ziyaretle gerçek kimliğini bulmasını istemişti. Onu ekim ayında Efes’e davet etmişti.

Diana annesinin ve kendisinin çok istediği şeyi gerçekleştirdi ve bir roman yazdı. Romanında kendi hayatını anlattı. Mathias da resim sergisini orada yapmaya karar verdi ve geldi. Resim sergisinde karşılaştılar. Diana ona olanları anlattı ve Efes’e birlikte gitmeyi teklif etti. Mathios da kabul etti birlikte gittiler.


Alt 17-01-2016, 19:44 #378

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.




Afrodit Buhurdanında Bir Kadın Kitabı Özeti, Afrodit Buhurdanında Bir Kadın Kitabı içeriği, konusu, ana düşüncesi, kahramanları.

AFRODİT BUHURDANINDA BİR KADIN Reşat Enis’in romanı (1939)

Zonguldak’ta bir nüfus memurunun oğlu olan, küçük yaşta annesini, on yedi yaşında da babasını kaybeden Osman; bir süre İstanbul’da zengin, fakat yozlaşmış bir akraba evinde barınır, okula gider, bir gün bir iftiraya uğrayıp bavulu eline verilerek kapıdan çevrilince de sokakta kalır, gittiği Zonguldak’ta uzun yıllar maden ocaklarında çalıştıktan sonra gene İstanbul’a gelir; şimdi dört yıldır Haliç’te bir dokuma fabrikasında işçidir, kırk yaşlarındadır.

Osman’ın peşinden, romanın asıl kahramanı olan Yıldız’ın kimliğini öğreniyoruz: Yıldız, bir hariciye memurunun kızıdır. Birinci Dünya Savaşı sona erince, Almanya’dan yurda dönerlerken, anası babası bir tren kazasında ölmüştür. O kazada daha bir yaşını doldurmamış olan Yıldız, İstanbul’da amca evinde büyümüş, Erenköy Kız Lisesi’ni bitirmiş, bir gün o da amca evini bırakıp bir avukatın bürosunda sekreter olarak çalışmak zorunda kalmıştır. Avukat, metresi olmasını isteyince Yıldız işinden ayrılır, Osman’ın çalışmakta olduğu fabrikaya işçi olur. Aradaki yaş farkına rağmen, fabrikada tanıştığı Osman’la evlenir, artık mutludur, ev kadınıdır. Fakat fabrikada bir çöküntü altında kalan Osman gözlerini kaybedince Yıldız için çetin günler başlar, üstelik gebedir.

Fabrikadan tanıdığı, Melek adında bir kadının aracılığıyla gene fabrikaya işçi girer. Ağır hayat şartlarına karşı koyabilmesi günden güne zorlaşır: kör kocasına bakabilmek için fabrika sahibinin isteklerine boyun eğer, adamın metresi ve sekreteri olur. Sömürülen işçiler, greve hazırlanmaktadırlar. Yıldız, uğradığı hakaretlere rağmen, patronu, işçilerin haklı isteklerini kabule zorlar; başaramayınca her şeyi bırakıp, kocası ve oğlu uğruna, kadın simsarlarının eline, ve zamanla geneleve düşer. İki yıldır Ankara’dan gönderdiği paralarla kocasına ve oğluna, İstanbul’da Melek bakmaktadır. Bir gün Melek’ten aldığı bir mektuptan, kocasının gözlerinin yakında görmeye başlayacağını öğrenir. İstanbul’a dönmeye, kocası çalışmaya başlayınca da evinin kadını olmaya karar vermiştir. Haydarpaşa’da trenden indiği zaman donar kalır: Gözlerinin tamamen iyileştiği, herhalde birdenbire sevinmesi için, kendisinden saklanmış, kocasıyla artık üç yaşında oğlu Engin, peronda onu beklemektedirler. Üzerindeki bar kadını hali, ısırık ve çürüklerle dolu vücuduyla kocasının karşısına çıkamayacağını anlayan Yıldız, gizlendiği tren köşesinde baba-oğulun vagonlara boş yere bakıp ümitlerini keserek uzaklaşmalarını bekler, sonra ortadan kaybolur.

Romanın üçüncü, son bölümünde Osman, Kaya adıyla tanınan oğlu Engin ve Melek, Zonguldak’tadırlar. Baba – oğul maden ocağında işçidir. Sevdiği kızın veremden ölmesiyle acılı Engin, gönlünü bir meyhanede tanıştığı siyah bir kadına kaptırmıştır. Bu ilişkiyi öğrenen ve oğlunu tehlikeden korumak isteyen yaşlı baba Osman, bir gün şehre iner, meyhaneyi bulur. Siyahlı kadın piyano çalmakta, herkes vecd içinde onu dinlemektedir. Yaşlı adam, kadının yüzünü görünce bir çığlıkla, sokağa fırlar: Siyahlı kadın, öldü bildikleri eski karısı Yıldız’dır. Oğlunun öz annesiyle sevişmesindeki acı dramı kimselere açama-yan Osman on beş gün sonra bir grizu göçüğü altında kalıp da kurtulamayacaklarım anlayınca, tabancayla, oğlunu ve kendini öldürür.

Çok geniş tutulduğu için dağınık, gevşek dokusuna, tesadüfün çokluğu yüzünden inandırıcılığını zaman zaman yitirmesine rağmen bu roman, edebiyatımızda fabrika hayatı, iş kazaları, grev, Zonguldak kömür işçileri ve maden kuyuları kesitlerinde başarılı bir natüralizm belgesidir.


Alt 16-01-2017, 13:22 #379

marstan düşen kadın

Deneyimli

Konu
Arabistan çöllerinde yaşanan ilginç bir aşk hikayesidir.
Özet

Hasan Bey Arabistan çöllerinde ortaya çıkmış olan eşkiyaları ortadan kaldırmak için bu bölgeye askerleriyle birlikte görevlendirilir. Kızı Melike küçük yaşta annesini kaybetmiştir ve her alanda kendini en iyi şekilde geliştirmiştir. Nişanlısıda babasıyla gideceği için onlarla birlikte Arabistan çöllerine gitmek ister. Babasıda onu kıramaz.
Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra çöle varırlar ama ortada ne bir çete ne de insan bulamazlar. Çevrede arama yaparlar ancak bir türlü başarılı olamamışlardır. Melike’nin canı çölde fazlasıyla sıkılır, babasından kendisini sıradışı, farklı bir yerlere götürmesini ister. Ancak babası buna şiddetle karşı çıkar.
O sırada bir asker yakın bir yerlerde bir han bulunduğunu ve buranın güvenli bir yer olduğunu söyler. Babası istemeyerek de olsa kızı ve damadına izin verir. Yanlarına da bir çavuş gönderir. Gerçekten de Melike tüm güzelliğini ortaya koymuş hana girdiği andan itibaren herkesin ilgisini üstüne çekmiştir.
Bu sırada büyük bir ses kopmuş herkes birden gelen adamın önünde diz çökmüştür. İçeri giren kişi çok yakışıklı ve herkesin korktuğu birisidir. Melike bu sırada ona tüm adamlarının önünde saygısızlık eder. Aziz buna dayanamaz ve kızı adamlarıyla birlikte kaçırır. Bu arada nişanlısı da kabile tarafından öldürülür.
Kızın cezası ise kabile kurallarına göre onu ele geçirenler arasından kura çekip onunla birlikte olmaktır. Melike çok gerizekalı ve yakışıklı olmayan birisiyle olmak zorunda bırakılmıştır. Ancak Melike onu öldürür ve kabile kurallarına göre onun cezası da ölümdür. Bu cezayı da infaz edecek kişide Aziz’den başkası değildir.
Önce bunu kabul edemez ancak kurallar kesindir. Sabah şafağa kadar onu öldürmek zorundadır. Fakat bu kendisi için çok zordur. Çünkü Melike’den hoşlanmıştır ve kız suçsuzdur. Kızla odaya girdiklerinde aynı şeyleri hissetmişlerdir. Tüm gece sevgiyle birbirlerini kucaklamışlardır.
Ancak sabah olmuştur onu artık öldürmek zorundadır. Tam o sırada babası kızını kurtarır ve Aziz’i de esir alır. Aziz yaptıklarından pişman olur, ancak çok geçtir. İstanbul’da hapise atılır. Fakat Melike’nin yardımıyla ordan kaçar ve mutlu bir yaşarlar…
Ana Fikir

Aşkın ferman dinlememesidir.
Şahıslar ve Olaylar
Melike bir subay kızıdır, hayatta her alanda başarılı olmuş, kendini beğenmiş birsidir. Hüseyin ise subay olup onun nişanlısıdır. Aziz ise çölde eşkiyaların başıdır.
Yazar Hakkında Bilgi
İstanbul’da 1902’de Şürayı Devlet üyesi Mahmut Nedim Paşanın oğlu olarak dünyaya gelen romancımız, 1977’de hakkın rahmetine kavuşmuştur. Diş hekimliği okulunu (1924), İstanbul Üniversitesi hukuk fakültesini bitirdi (1930). Gazetecilik ve Galatasaray lisesinde öğretmenlik yaptı. Politikaya atılarak Urfa’dan önce millet vekili (1957-60), sonra da senatör seçildi. (1961-66).
Aşk ve serüven romanlarıyla ün kazandı canlandırdığı gözü pek güçlü erkek kahramanlar aracılığı ile balkan savaşı ( Vahşi Bir Kız Sevdim ,1926 ) , I. Dünya Savaşı (Son Gece,1938) ,Kurtuluş savaşı (Allahaısmarladık,1936 ) dekorları içinde aşk ve kahramanlık konuları işledi.
Serüven, hareket niteliklerini duygusallıkla birleştiren romanları, Çölde Bir İstanbul Kızı (1926), İlk ve Son (1940), Erikler Çiçek Açtı (1952) devrik cümlelere, hareketli betimlemelere yer veren anlatımıyla dikkat çekti.birçok yapıtı filme alındı.


Alt 18-01-2017, 13:00 #380

Amonra

aklım sana sarmaş dolaş.

SENSİZ BİR İLKBAHAR_Agatha Christie

Yayın Evi: Altın Kitaplar
Basım Yılı: 2011
Sayfa Sayısı: 238

Varolduklarını öğrendiğim andan itibaren Agatha Christie'nin Mary Westmacott mahlasıyla yazdığı polisiye dışı romanları okumak için yanıp tutuşuyordum. Yabancı dilde okurken her kelimeyi anlama takıntım olduğu, okuyup-anlayıp-geçemediğim için, Burden'ın bir kısmını çevirdiysem de, meşakkatli bir hale gelince yarıda bırakmıştım. Altın Kitapların geçtiğimiz ay başında yayınlanacağını haber verdiği Sensiz Bir İlkbahar benim için çok hoş bir sürpriz oldu bu açıdan. Zaten sevgili Deniz ve bize eşlik etmek isteyen arkadaşlarla beraber Eylül ayını Agatha Christie Okumaları'na ayırmıştık.

Birkaç polisiyenin ardından Sensiz Bir İlkbahar'a başladım ve kısa bir süre okur okumaz kitabın tam da aradığım, beklediğim gibi bir derinliğe sahip olduğunu gördüm. Zaten Agatha Christie'nin zeka mahsulü polisiye kurgularından çok kitaplarındaki insani ayrıntılara ve psikolojik karakter tahlillerine önem verdiğim için sadece kişisel ilişkiler üzerine inşa ettiği bu psikolojik romanı benim gözümde adeta bir hazineydi.

Sensiz Bir İlkbahar'ın baş karakteri Joan orta yaşlı, çocuklarını büyütüp evlendirmiş klasik bir İngiliz kadını. Küçük kızı Barbara doğum yapınca yanına Bağdat'a gidiyor. Bir süre kaldıktan sonra ülkesine trenle geri dönerken Suriye sınırında bir aktarma istasyonunda kötü hava şartları yüzünden tren birkaç günlük bir rötar yapıyor. Joan ıssız bir çölün ortasında, köhne bir hana sahip bu istasyonda kendi başına geçirdiği günlerde iç dünyasına mecburi bir yolculuğa çıkıyor ve bir çok şeyin aslında göründüğü gibi olmadığını farkediyor. Kocası Rodney, çocukları Averil, Tony ve Barbara ile ilişkilerindeki tüm aksaklıkların bir bir önüne serildiği bu bekleyiş sinirlerini iyice gererken, belki de ona hayatının gerçeklerini armağan edecektir..

Bir kadın insani ilişkilerinde nasıl bu kadar kör olabilir? Otoriter, baskıcı kişiliğinin etrafında bıraktığı hasarı farkettiğinde şok geçiriyor tabii. Rodney'in sessiz ve gizli iç dünyasına şahit olmak romanın en etkileyici taraflarından biri. Bilhassa Averil'le kızının kararı hususunda yaptığı bir konuşma var ki nefisti.

Bir kitap böyle nasıl her yönüyle zevkime uyar, hâlâ bunun şoku içerisindeyim. Christie'nin şiirlerden esinlenmesini oldum olası çok severim. Bu kitap da Shakespeare'ın 98. sonesinden ismini alıyor;

Sensizdim bütün bahar yaşadım senden ırak;
Nisan bu allı pullu giyinmiş süslenmiş de
Her şeye gençlik ruhu aşılamış şen şakrak
Gülüp oynuyor durgun Saturnus bile işte.
Ama cânım kuşların söylediği şarkılar
Elvan elvan çiçekler burcu burcu alaca
Bana bir yaz masalı anlattıramadılar
O soylu çiçekleri ben kesemem haraca.
Zambakta beyazlığa şaşmıyorum bir türlü
Güldeki kızıllığı övmek gelmez içimden;
Doğrusu hepsi güzel bir içim su büyülü
Hepsi senin resmindir hepsinin örneği sen.
Ama sen olmayınca kış sürdü biteviye:
Bunlarla oyalandım senden gölgeler diye.
Romanın bu ana şiiiri haricinde konuşmaların içine yedirilen başka güzel şiirler de var.
Çok boğucu, agorafobik bir mekan duygusu olmasına karşın, geçmişe dönüşlerle Joan'ın zihninde yaptığımız gezintiler Sensiz Bir İlkbahar'ın ilgiyle okunmasını sağlıyor. Zaten Agatha Christie'nin vermek istediği şey de bu diye düşünüyorum.
Son olarak söyleyebilirim ki, hareket, heyecan v.s. unsurlar arayan bir okuyucuysanız uzak durmanız gereken bir kitap Sensiz Bir İlkbahar. Sukûnetle arkanıza yaslanıp, beyin ve kalbin kıvrımlarında yavaş yavaş dolaşmaya sabrınız ve alakanız varsa okuyun.


Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Kitap Özetleri. Konusuna Benzer Konular

Entellektüel hırsızlık anketi : Kütüphane, kitap fuarı, sahaf, kitapevi gibi yerlerden hiç kitap çaldınız mı?


Entellektüel hırsızlık anketi : Kütüphane, kitap fuarı, sahaf, kitapevi gibi yerlerden hiç kitap çaldınız mı?

Bugüne kadar okuduğunuz kitaplar arasında `işte kitap budur` dediğiniz bir kitap var mı?


Bugüne kadar okuduğunuz kitaplar arasında `işte kitap budur` dediğiniz bir kitap var mı?

İzmir Hikayeleri Kitap Özetleri (Halid Ziya Uşaklıgil)


Kitabın Adı : İzmir Hikayeleri Yazarı : Halid Ziya Uşaklıgil 1.KİTABIN KONUSU: Yazar bu kitabını, ömrünün son yıllarında yaşadığı olayları...

DÜNYAYI SARSACAK KİTAP: Apokrifal - Kayıp Kitap


Bu kitap hem Türkiye`yi hem de Hıristiyan dünyasını sarsacak: İNCİL`in orjinali bulundu. İsrail Cumhurbaşkanı İsak Rabin`in torunu Viktoria Rabin bu...

Kitap Özetleri


Merhabalar; Forumda Kitap bölümüne Kitap özetleri eklemek istiyorum. Bölüm Kurallarını göremedim en fazla 3 konu açabilme zorunluluğu burada da...




Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:55 .