Konu Cevaplama Paneli
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Konu: Kırlarda çiçekler bensiz açacak Konu Cevaplama Paneli
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Lütfen doğru cevaplayın
Başlık: Lütfen Kopya içerik eklemeyin:
  
Mesajınız:
Başlık Sembolleri
Konunun başında Sembol kullanmak için aşağıdaki Listeden bir Sembol seçiniz:
 

Diğer Seçenekler
Diğer Ayarlar

Konuya ait Cevaplar (Yeniler yukarda)
04-12-2014 06:02
mehmetaluc Şükrü Kardeşim şiirin enfesti, tebrikler ederim selam ve dua ile..
03-12-2014 19:36
Beynã
Yaşlı bir adamı gömmüştük
Uzundu, zordu, bulanık ve tenha
Öldükten sonra da babamdı…

Görünmez zamanı gördük bir gün
Yıldızları gecesinden çaresiz
Bir kasaba yalnızlığıydı erken
Biz büyüdükçe, vadesiz muratsız yaşı.

Şükrü Erbaş
03-12-2014 19:36
Beynã
Bir maviden bir siyaha geçerek zaman
Geçerek bir çocuk teninden yaşlı uçuk bir deriye
Dokunup durgun yüreğine büyük suların
Binbir rüzgârla bir dinmez akışa geçerek
Geçerek kirpikleri ve düşleri arasından
Yüzünü güneşe tutmuş uzun adamların
Yağmurlardan yazlardan parklardan geçerek
Uçarı giysiler içinde telaşlı titrek
Kâküllerden gamzelerden alın çizgilerinden
Geçerek bir ince ağrıyla gönül çarpıntılarından.
Akşamlardan bir bozgun, gecelerden külhani
Sabahlardan bir tüy gibi uykulu düşlerle hafif
Geçerek günlerin iğdiş ilişkilerinden…

Bir zorbanın onursuz gücünden tiksintiyle
Bulantıyla bir kaypağın yayvan gülüşlerinden
Lekesiz ve zedesiz, geçerek
Sürekli yer değiştiren bir korkunun gölgesinden…
Karaköy iskelesinde sisler içinde
Gözleri ayrılığın menzilinde iki damla yol
Sesine İstanbul karışmış bir kızın
Geçerek gecikmiş sevgisinden kederle…

-Yoksulluk bir paniktir oğlum evler için
Bir kar suyudur sızar temeline sevgilerin
Gün siyah bir tül, gelecek düş bile değildir
Ve geçmiş ağır bir taştır asılır çantasına
Diyen bir babanın bezgin, bilge sesinden geçerek…
Geçerek, kaç yıldır Hanımeli sokakta
Altın tasında yüreklerinin yudum yudum
İçeriye su taşıyan bir avuç çocuğun
Satırlara vurmuş doygun yüzlerinden…
Ey geceyi biçimleyen sessizlik, ey susuş
Günün döne döne yüze vurduğu lacivert deniz
Ey bir kenti özetleyen plastik çiçekler
Yargıç cüppeleri,uzun topuklar, süslenmiş aldanış
Buğulu bardaklarda terleyen yalnızlık
Ey talih kuşu, naylon torbalara gizlenen geçim
Utancından günden güne kibarlaşan açlık
Ey bulvarlardan su içmeye inen acemi ceylan
Geçerek elbette sizin de iliklerinizden…

Bozkırın alnında karlar altında
Bir keder pıhtısı gibi için için
Kanayan kışlarından kerpiç köylerin
Geçerek, kendi yalnızlığından üşüyen yollarından…

Irmak boylarında yıkanan ırgalanan ağaçlar
Ey buğday başakları, soluklanan toprak
Göçmen kuşları uzak ülkelerin ve mevsimlerin
Ey gece yıldızlarla öpüşen dağ çiçekleri
Naftalin kokan danteller dip odalarda
Renk renk işlenmiş genç kız düşleri
Ey büyük bekleyiş, katlanmış duygular
hep aralık duran kapı
Artık ağır ağır sararan umutlar
Elbette, elbette geçerek sizin de hüznünüzden…
Geçerek yeni zaman dervişlerinin
Borsa ve banka tapınaklarından
Yan yana namaza durmuş yalan ve imanla
Eğilip günde beş vakit ezan sesleriyle
Dünyadan varlık için minarelerden geçerek…

Telsiz mesajlarından gizli raporlardan vergi iadelerinden
Uzun masalar ardında kendine hayran
Küçük insanların kasılmış kaypak gövdelerinden…
Geçerek bıçkın küfürlerinden hızlı şöförlerin
Pavyon fedailerinin geceye yakışan güçlerinden
İki kopuk düğme gibi sabaha düşen
Sağılmış memelerinden o kadınların…
Yanlış pınarlardan yanlış sular mı
İ ç i y o r u m
Böyle her akşam,her akşam
Kırılan kanatlarından göğün
Dökülürken zaman
Turuncu kederler içinde
Dünyayı siliyorum yudum yudum
Gücenik bir günün aynasından
İçmiyorum ki…
Adı unutmak olan bir beyaz boşlukta
Buluttan bir düşte lacivert bir susuşta
Eriyor perde perde gerçeğin görüntüsü.
Diplerde çözülen bir batık gemi gibi
Vuruyor gecemin başıboş sularına
Hayatın yüreğime yıkılan yükü
Bedenim buğular içinde uçuk
İ ç m i y o r u m ki…
Ağrılıklarımdan kurtuluyorum
Diyen bir akşamcının titreyen
Parmaklarından dudaklarından geçerek kirpik uçlarından…

Ey karnına saplı binlerce bıçağın üstüne kapanan kent
Ey gittikçe yozlaşan sağırlaşan ülke
Yıllardır sorgusu dinmeyen düşünce, doğrulanan inanç
Ey rahminde büyüttüğü bebeği kanıyla boğulan anne…

Geçerek elbette senin de
Gecesine yıldız yerine gardiyan düşen evlerinden…
Ey ömürleri kendilerinin olmayanlar
Ey düşlerin ve acıların öncü yolcuları
İzleri uzak zamanlara ışık olan yollar
Ey dünyanın alnına iyiliğin resmini çizen içtenlik…
Bir tek sizin dışınızda
Bir de senin ey ufkun dışındaki ölüm…
-Bilmez miyim elbette bu benim yazdıklarımın da-
Geçerek üzerinden gökyüzü gibi akışkan ve sonsuz
Bir su hızıyla sızıp iliklerine hayatın
Güngörmüş bir insan güveniyle rahat
Seçip ayıklayarak çürüyeni ve kalanı
Pazardan mal alan bir müşteri dikkatiyle
Tartarak dünyayı inceden inceye
Bir kuyumcu terazisi duyarlılığında
Akıp gidiyor zaman, akıp gidecek
Akıp gelmişse nasıl bugüne kadar…
Şükrü Erbaş
03-12-2014 19:35
Beynã
Susturuyor ileri geri konuşmalar.
Sözcüklerden korkar oldun…Azcık bir cesaret için
onu geri aramadan bir dostu arıyorsun
ona telefon edince başka dostunu.
Buluşmaya giderken geri vites sürüyorsun arabayı
ve çöp varillerine çarpıyorsun…
Geriye getiremiyor hiçbir şey kaybettiğin duyguyu.
Vaz da geçmiyorsun çaba harcamaktan,
o duyguyu hissetmiştin ya bir kez.

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:34
Beynã
Sevgili, bir yabancı
sevişmeler… ateş-kes.
Kim antlaşma yapabilmiş ki aşkla
ipek ipliğe bağlı ilişkiler
gel-git gel-git gel-
Unufak edebilir her şeyi
ufacık özensiz bir söz.
O eski serinlik
esmez olur birden, biterken
yaz… -git gel-git
Kendini bırakma sakın bırakma
kendini sakın
bırakma kimseciklere.
Bir tutan bulunmaz
ip koparken ipek ağırlığından
ve düşerken boşluğa
beyaz…


Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:34
Beynã
Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda
nedenini bilmiyorum
ya da uyanıncaya kadar unutuyorum.
Gözlerimi ne zaman açmaya kalksam, patlıyor
gazete-flaşları. Artık su şiirden uyansam
ama çakıldığım yerde bir dilsiz gibi bağırarak
şiir çağırıyor ş i i r ç a ğ ı r ı y o r u m . . .
Bazense sevişiyorum yüzsüz birisiyle
belki de aklımda kalmıyor seviştiğim her kimse.
Çocukluğ’ma dönüyor bazı düşler
savaş çıkmamış oluyor, annemler ölmemiş
ne de bütün bildiklerim göçmüş…
Oysa öyle uzak ki bunlar istesem hatırlayamam
derken bir yerlere doğru uçuyorum uykuda
u ç u y o r u ç u y o r uçuyorum.
Ama kestiremiyorum nerede olduğumu
hangi şehir, hangi oda, hangi yatak
yüzümü ne yana dönmeliyim
ve kimin dilinde yanıt vermeliyim sorulara
düşümde. Uçan kuşları karıştırıyorum bir de :

Kumru muydu, yo’ tarlakuşu, kırlangıç mı yoksa
evet, sanırım bir kırlangıç
hani Lefke’de evimizin verandasında…
[ e v i m i z mi dedim?]
Kimi zaman ağladığ’mı hissediyorum uykumda.

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:33
Beynã
Her şey şiir olmalı. Ölürsün! Aşk olmalı, oynamazsın yoksa.
Ve ölüm kadar kuvvetli olmalı hayat. Tek bir şey sanki
şiir ile aşk… Tekleşmelisin her şeyle.
Varoluşun boşluğunda sallanır bir sarkaç,
kâh dağın dorukları, kâh denizin dalgalarıyla çarpışarak.

Soluğunu tutma gücün tükendikçe sudan çıkmalısın oysa
bir nefes alıp yeniden dalmak için aynı oyuna.
İyi de hayat-öpücüğünü sana vermek zorunda değil kimse.
Ateş ile su arasında yaşayabilen
rüzgâr kanatlı garip bir oyuncu olmak sadece senin meselen.

Böyle diyorsun ya kendini okuttuğun görebilsin istiyorsun
yarılan nârlarla ayağına serdiğin şiiri…
Okuyucular oyalanır oysa şiir sanatının şu’su, bu’suyla
ve o ayrıntılar aşkına bir de öpücük kondururlar sana, arada.
Küçük-öpücükleri biriktiriyorsun

büyük bir öpüşmeye dönüşeceğ’ni umarak.

[Ama bir şey çıkmaz öpüşmekten.]
Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:33
Beynã
Işık daha loş düşüyor dağın şu yanına. Süzülüyor mor
bulutlardan. Aşağıdaki taş ev
doğduğum yer. Geniş kemerlerle birbirisine açılan
iki iç oda… Zeytinlik,
yanındakine dokunamasın diye uzakça dikilmiş ağaçlar, ne tuhaf
yamaçta bitiveriyor birden.
Büyüyen bir his var şu ıssızlıkta çocukluğumu hatırlatan
bir koşma isteği… Uzun uzun
duruyorum oysa, dağın loşluğunda koşuyormuş gibi
kalbim. Galiba derim çocukluğumdur
koşan. Beş hafta var geleli ilk konuşurum kendimi birisiyle.
Sınırüstü bir köy. Harabeleri de asker bekler
ve konuşmaz… Fotoğraflar
çektiğimi görmesinler derim turist gibi doğduğum köyde ne tuhaf.
Hiçbir şey yapmam burada. Günbatımı oldu mu
tutuşur tarlalar ve söner kendiliğine.
Ta ötede bir derecik yılan yılan kıvrılır sazlığa… Dağdan akan
turuncu ışık-kuşlarına dönüşür günler öğle güneşi altında.
Toprak beyaz ama, sağlam yani
üzüm bağı için… Öğrendim burada horozlardan önce uyanmasını da.
Bu akşam kal, fotoğraf-makinesiyle yürüyelim sabaha.

(Ama o kadar kısa sürdü ki gündoğumu çekemedik fotoğrafını.)

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:32
Beynã
Kelebek, ipeksi ses, sevgili… hep uçmak istediği
ama kaç kapı açılmalı daha, kaç çeşit ağaç iç-bahçelere
seherkuşu ve bakıştan bakışa konan aşk.
Onun yüzünden bütün iklimler geçer aynı anda
geçer eski bulut sinemasından yıldız yıldız ve hüzün
ince alay, tutku, korkutan endişeler…

Ki henüz farkında bakışlarından uçan kuşların henüz
ona en çok nâr ağacı yakışır ya da mür
alev kanatlarla gölgelenmiş gözler… derinden derin
ateşle dağlanmış sessizlik, mühürlenmiş.
Ve o en çok bir aşka yakışır
ki henüz farkında ne kadar güzel bir kadın olduğunun.

Ama hiçbir güzelliği olmazdı bakmasa öyle
hiç hiçbir şey olmazdı bana… ne de göz-uçları
hele alnındaki anlam, ışık ve çok gizli
ve unutulmuş bir gülümseyişle divana uzanışı olmasa.
Sebepsiz yere dolmasa gözleri birden bir şarkı çağırmasa
ne kelebek, ne su… olmazdı olmasa hiçbir şey.

Ki hâlâ şaşıyorum nereye dalıp gider bakışları
her an… nasıl saplanabilir bana gittiği yerden.

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:31
Beynã
i
Ve sonra başka bir hayata başlar kimseye haber vermeden ruhlar.
Gün gelir çıplaklığına döner insan, gövdesiyle bir olur
kıraç yamacı güzelleştiren harup ağacının.
Dalları arasından ışık ışık ışık açılır semalar. Tüm yolların kapanınca
elinde yedi kandil ve yetmiş bin kanatla uçarcasına gelir,
Yaradılış anındaki gibi ağzındaki misk kokusuyla

Üçüncü Kişi sana nefes verir.
Kimsenin göremediğini görür ve havlamaya başlar bir köpek.
Burak’ın kalbindeki elması önce kuşlar görür,
böcekler, otlar, doğanın parçası olarak kalabilmiş canlılar… Ve ruhlar
samanyolunu duvak yaparak sevişmeye inerler suda.

İklim nasıl değişirse kanyonların yırttığı kayalıklarda,
nasıl birden defnegülleri yükselirse
yeraltının sır loşluğundan, sen yukarıdan bakarken
ufak tefek kırçiçeği sandığın çingene pembesi nasıl büyürse… Büyür
ve su içer ruhun kökleri görünmez kaynaklardan.

Gizlice içerler ama ve görünmezler insana.

ii
Aşısız dallarını salar bir aşı zeytin. Yaşamanın özü
yüzeye çıkar bastırılsa da
baskın çıkar doğanın gücü… Ve Üçüncü Kişi ortaya çıkar,
ne kimlik kartı bulunur, ne sürüş ehliyeti. Ruhtur.
Şiir gibi bir şey vardır içinde
ama sana göründüğü gibi görünmez başka birisine.

(Sevişir seninle, sevgilisi değilsin.
Kollar seni yalnız bırakıldığın dünyada, kardeşi değilsin.
Almayı beklemeden verendir, çocuğu değilsin.
En hasıdır dostların, arkadaşı değilsin.)

Bir ad koyamazsın ona. Kurcalamaya gelmez
insan ruhu sessizlik ister… Ve yakın olmayı hayatın sırlarına.

iii
Üçüncü Kişi olmasa, olamazdık sen, ben.
Ne zeytin ne harup, paçalı benek keçilerin sevdiği… Ne de kuşlar
insanda bir dal bulabilirdi konacak.
Kalbinde saklamak şartıyla bazı şeyler bildirilir sana -bu şiir mesela-.
Biçerdöverler, derin-deliciler kazarlar da kazarlar ruhu
yoktur evcilleştirilmenin sonu,
kayayı dinamitle parçalayıp arsa açarlar ve ustaca sıvarlar çatlayan yerini
duvarların. Sonra akıntı başlar
kumruların yuva kurduğu çatıdan içeri sızar onu çağırıp
dilek tuttuğun Kutup Yıldızı.

iv
Keçiyollarının da kapandığı bir uçuruma yürür çitlembikler
ve kekiklere gizlenmiş salyangoz iz sürer.
Gerçekleşmesi kaçınılmaz olandır Üçüncüsü -gerçekdışı gibi
kendince bırakılmış doğadır çünkü-.
Ruhun son sığınağı derler,
değil, sağanak halinde yıldızların yağdığı yalnızlığındır senin
o sınırsızcasına kendin olabildiğin.

Kalbin öylesine tanır ki onu soru sorman gerekmez. Hakkında
bilip bileceğin şey, Üçüncü Kişi olduğudur sana.
Eski zeytin ağacı, salyangozun izi ve uçurum kadar kesindir.
Kaderini değiştiren kişi derler,
değil, ta kendisidir kaderin. Onu tanıyabilirsen
tanırsın kendini de. -Ve az daha yürürsen
deniz görünür yukarıdan.-

Can-özüne boyun eğmekle özgürleşebilir insan,
balıklar denizin sonsuzluğu ile…
Ve uçmaya doğan kuşların yazgısı kanatları olabilir yalnızca.
Alnında iyi ve kötü iki yazı bulunur.
Gündüze çıkmak için gece bulunur. Üçüncüsü ne iyisi olur
ne kötüsü,
Kader-meleği gibi sana gönderilmiş bulunur.

Ve kaderine direnen mahkûm olur yabancının hayatını yaşamaya.

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:30
Beynã
Sandık ki,
her şeyi kaldırabilir sözcükler.
Söylene söylete
tüketemeyiz aşkı da, şiiri de
eviçimizde. bir koşu!
Konuşa konuştura
gitmek zorunda değiliz
şu limandan. bir iş görüşmesine
gelmiş gibi dünyaya
ölesiye yaşamak zorunda…
Birazcık keyf, biraz da hafiflik
başarı, iş ve aşk zorunda
değiliz. ne de boşluk.
sandık ki,
her şey söylenebilir ve hiçbir şey
söylenmemiş gibi kalabilir aşk
eski yerinde.

(böyle olmuyor.)

Yazılmamış bazı şeyler kalmalı
sadece kendimizde.
En sonunda bir şey olmak zorunda
değiliz. ne de şairlik.

Mehmet Yaşın
03-12-2014 19:30
Beynã
davacı değilim
savcıyı geri gönderin

geri durun şöyle
alışmadığımız şeyler bunlar
ne ilk öldürülüşüm bu
ne ilk yıkılışı evimin
cesetleri yan yana koyun
büyüğümü küçüğümün yanına
ayrılmasınlar

/her dönemeçte bir eşkıyaya
kendim veriyorum gömleğimi
gönül rızasıyla/

sizin gurbetinizde ilk vuruluşum bu
sanırım bundan telaşlandınız
ne var bunda
bir Robinson öldürülüyor
şunun şurasında
yahut Tarzan
yani bir çocuk

/kabahat kendisinindi
tam kırk kez öldürüldüğü halde
büyümedi/

savcıyı geri gönderin
davam yok

fazla malum olduğu için ebediyen meçhul kalacaktır
bu cinayetin faili

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:29
Beynã
beni gören
alelacele dolaşan ayaklarımla sokaklarda
bir yerlerde birileri bekliyor
bir yerlere gidiyorum sanır
halbuki hiçbir yerde
hiç kimse beni beklemiyor

‘artık bu solan bahçede’
ne gül kaldı nede gülistan
aşk yalnız bende sadık
yalnız ben kaderle yaşamışım
benim dışımda aşk mutlak yalan
rüzğar bende nasılda gerçek
fırtına bora
yüzüm bu aleme ait degil
sesimin büyüsü
ahretten
hem sığmıyorum
hem dünya tutması var
imansa işte müminim
çile ise işte eyyub
dayanmaksa
dayanamıyorum işte dayanamayarak
/aklımı alan
neden almadı canımı/

şeytan haleye boğar
gerçegi degiştiremezsin
geriye kalan beklemek

halbuki hiç bir yerde
hiç kimse beni beklemiyor
bilmek istiyorum
kimin için ölemiyorum

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:27
Beynã
Eylül gölgesi düşmüş güneşe
Ağlamak bir şey değil
Hançer sokuyorlar adamın sırtına

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:26
Beynã söylemedi deme
gidiyorum geldiğim yere
arkama çalı
toynaklarıma telis bağladım
iz bırakmadan
en sessiz gidiyorum
cari sadakam
nakibim
/yeryüzünde bid’atım/
menend ü rakibim
terekem yok
sıfıra çarpıldı hikmet-i vücudum
alacağım
kimseye borcum yok
varis bırakmadan gidiyorum
kimse bilmeyecek
var olmuşum
olmamışını
gidiyorum
kefensiz
sedasız
nam u şöhretsiz
gece nevbetinde aydım
şekibindim
/olmayacak
yoruldum/
gelmeyeceksin
sabahı beklemeden gidiyorum
geceleyin
ayazda sabaha çeyrek kala

dönecek oldun muydu
bir adım yetiyor
geldiğin sonsuz mesafe için
gözümü güze açmıştım
baharı beklemeden
kışın tam sonunda gidiyorum
kar altında
bahara bir adım kala

işin

orucun bitimine ramak var
eli kulağında müezzinin
kan-ter içindeyim
kazma küreği fırlattım
ezanı beklemeden
yevmiyemi almadan gidiyorum

söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
‘zemheriden ötesi var’
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere

yangın anımsıyorum
duman
baş dönmesi
dünya tutması
söylemedi deme
gidiyorum

bu yasaklar bana göre değil
bu buyruklar
mubahlar
bilinen ölümler
doğumlar
gidiyorum

sahte
tanımlanan
yahut muhayyel tanrıları terkediyor
gidiyorum

yaramadı bu ırmaklar
bu gökyüzü
fazla temiz
fazla aydınlık
karanlık göklerim
mülevves ırmaklarım
daracık odalarım
labirentlerim
kısır döngülerim
paradokslarıma dönüyor
söylemedi deme
eski dalaletime gidiyorum
gidiyorum anlıyor musun
gidiyorum
varamadığım
hiç ulaşamadığım
izinden ayrılıyor
/yenildim/
yolundan sapıyorum
gidiyorum görüyor musun düzgün
yüzümle ağlayamıyor dava sahiplerini
oyalayamıyor rolümü oynayamıyor
bir şiiri beyaza çekemiyor gidiyorum
hem zalim
hem mazlum
hem hâkim
hem mahkûm
hükmüm elimde gidiyorum

zahid sanır
sulandırılmamış müşrik
ben diyem
bir o kadar muvahhid
‘ne âkil
ne divane’
şair
yani mürted
bir bakıma mürted gidiyorum

ikindinin sonu
gün batarken dönüyor
gün batarken gidiyorum
geldiğim yere
nereyse

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:21
Beynã
az sonra beni çağırırlar
buralı değilim
yanımda
memleketimi bildirir bir belge getiremedim
üzgünüm
hiç kimse fotoğrafımı çekmedi
izin vermediğim
uygun durmadığım söyleniyor
/-aksine efendim
benim annem belirlenemedi/
birazdan beni çağıracaklarını umuyorum
sigaramda yol görünüyor
burdan da dengimi tutuyorum
bol miktarda Eylül biriktirmiştim
/aslında kasım demek istiyorum/
ker*** duvfar diplerinden topladım
koynumda
bütün ceplerimde
Akdeniz kıyısından devşirdiğim
renkli çakıllar
kaydırak taşları
midye kabuğu
ve ince kumun içindeler
sigaramda yol görünüyor
yakında beni çağırabilirler
Anne’m
en gizli sırrını
sonuçta ‘Ay’a dokunmak istediğini’
nihayet bana açtı
O’nun gibi
muhteşem iradelerin sahibi olamam
soylu değilim
gökyüzüyle tanışmak
Güneş’i görmek bana yetecek
nasıl olsa bir gün beni çağıracaklardır
/ben hep
atomla galaksiler
(yani gergefle kirpiklerin)
bulutla okyanus çukurları
(yani kaş ile göz)
arasını doldurdum/

şefaatçim yok
yalnız beni bağlıyor olsa da kanıtlarım
makbul olur umuduyla
şahidimi ibraz ediyorum işte
merhametli ellerinizle gene de
bir ilk çizgi
elifbamdan arta kalan
birgün ele
ola ki beni çağıralar

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:20
Beynã
Ölüm, mahşer günü bir siyah koç suretinde getirilip boğazlanır”

bir
siyah koç gibi
öldürüldü ölümüm
kızıl çığlıklara döndü izdüşümüm

ölüm
ölüm
alacak elinizden ‘ıyşınız aşığınız
diye delik delik
kaçtığınız
ölümlerinizden
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz

nerde
yok
mu ölümleriniz
dininiz mezhebiniz aşkına
ölememekten döndüm
şaşkına
rabbiniz taptığınız aşkına
bir yudum ölüm
bir yudum
ölüm veriniz

ölüm dileniyorum
maruf ölümler
sizler asilsiniz şovalyesiniz
merhamet ediniz merhamet ediniz
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz

gördüm
mahşerin siyah koçu gibi
öldürüldü ölümüm
bir kızıl çığlık şimdi
izdüşümüm

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:19
Beynã
Bağışlayın
Alışmamışım
Taşlanmadan ayrılmaya

Bir ilk tuhaflığın sarhoşuyum
Kovulmadan gidiyorum ilk kez

Gidiyor ve şaşırıyorum
Sırtımda utançlarım aşklarım belalarım
Geçti gümrükten
Oysa ben
Tam da hazırlamıştım kendimi
Altmışbir yılın utancını
kaçak sokmaya içeri

gidiyor ve hüzünleniyordum
utancım
aşklarım
belalarım benden geriye
kalacak diye

gidiyorum
ne eksik
ne fazla

hiç anımsamadığım
kahramanlıklarım da varmış oysa
böyle geçmişim gümrükten meğer

yazan yazıyormuş
sağımda solumda

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:19
Beynã
yedi kat arzımdasın
bir barak havasıyla
yanık annelerden yansıyan

gök taşını hangi hışım saplarsa toprağa
yahut mavzer kurşununu ete
öyle düştü
yedi kat göğünden yüzün

yedi kat arzımdasın
dilim lal
kısıldı sesim
tükendi dad kelimeleri feryadımdan
içimde bir iltihab
son kanserim miydin geliştin
gene mi yanlış adrese geldim
yoksa yanık bir anneden yansıyan
bir barak havası mı
bu işittiğim
bazan uzaktan
karlı dağlar ardından

yok mu asırlardır aradığın yüreğim
benim gibi
benimki gibi bir yüreğin
yoksa gene mi yanlış adrese geldim
tükendi
inan tükendi kalmadı başka yanacak yerim

öldür beni
ya sesin gelsin
bir esinti bir rıza işaretin
ister Ay’dan ister yıldızlarından gelsin
inan bittim
tükendi dad kelimelerim
artık dokunmasalar da ağlıyorum

Murat Kapkıner
03-12-2014 19:18
Beynã
anne ban artık iyiyim
perhizim kaldırıldı
yüzlerim artık yamulmuyor
yüzümde bir şiirin tebessümü
yüzlerim düzgün
artık kabus görmüyorum
takıldığım ufkuna
sürekli bayram hilalleri göndermiyorum
yorgun gözlerim
mektuplar göndermiyorum
senden bana hergün
bütün telefonlarda sesin
yok artık bütün plakalarda adın adresin
keskin bir tek fırça kalmadı
tek renk kullanıyorlar tablolarında
bütün çizgilerim ufki
şiirim artık uzak doğu
tek hece
giden yedi sesin yerinden
gerçi münker
ama bir tek ses verdiler
sayhaten ve ahide
bütün seslerim sur
karlı dağlarda kaldı kurt
anne ben artık iyiyim
hem kendime iyi bakıyorum

Murat Kapkıner
Bu Konuda 20 fazla Cevap bulunuyor. Bütün Cevapları görmek için buraya tıklayın.

Yetkileriniz
Mesajlara Cevap verme yetkiniz Aktif dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz Aktif dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:34 .