Konu Cevaplama Paneli
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Konu: ADI GÜL'DÜ! Konu Cevaplama Paneli
Kullanıcı isminiz: Giriş yapmak için Buraya tıklayın
Lütfen doğru cevaplayın
Başlık: Lütfen Kopya içerik eklemeyin:
  
Mesajınız:
Başlık Sembolleri
Konunun başında Sembol kullanmak için aşağıdaki Listeden bir Sembol seçiniz:
 

Diğer Seçenekler
Diğer Ayarlar

Konuya ait Cevaplar (Yeniler yukarda)
15-08-2011 16:48
» MedCezir
sımsıkı tut ellerimi bir daha tutmayacakmış gibi
Ellerin terlesin ellerimde gözyaşı döker gibi
Kapat gözlerini bir daha açmayacakmış gibi
Beni düşünme artık unut bir rüyaymış gibi
Açarsan birgün gözlerini olur da gelirsem aklına
Gözyaşı dökmek istersin belki de işte tam o sıra da
Ben ağlıyor olacağım derin ve içten
Sen de ayrı bir yerde kim bilir sen ihtimal vermezken
Ben yanında olacağım dudağına düşmeden.....
15-08-2011 16:29
Kulûbu'd-Dâria
” Kahvenden bir yudum bile almamışsın.
Korktun mu beni kırk yıl sevmekten…? “

K.İskender
14-08-2011 00:49
TyroL
[eskizz]

έllέя qünåhKåя,

diLLέя qünåhKåя...
ßir ¢åğ yånqını ßu,
ßütün dünyå günåhKåя ..!
13-08-2011 16:45
Saturday.
Sakın geLme ßen yokum mehtap yok
Ay ışığı görünmüyor.
Güneşi aLıp götürmüşLer
Ortada ne mavi nede sarı
YıLdızLar epeydir kayıp
...ßiLinmiyor nerede oLdukLarı
MartıLar susmuş
Denizin tadı tuzu kaLmadı
Artık ne ßaLık nede kuş
Tenha kaLdı ßuraLarı
GemiLer yoL kesiyor gökyüzü soLgun
KaranLık hiç ßitmiyor geceLer uzun
GeLme ßuLamayacaksın...

KanLıcayı kana ßuLamışLar
Heryer paramparça
MeyhaneLer kapaLı kadehLer kırık
GönüLLer ßoş şarkıLar yarım kaLmış
ßütün ßaLıkçıLar sürgünde
NECMİ ABİ yaşamıyor
YeLkenLiLer tutuşmuş
AğaçLar isyan ediyor
YaprakLar yerLerde
Cam güzeLLeri hep soLmuş
Rüzgar güLü matemde
GeLme ßuLamayacaksın...
SokakLar soğuk eLLerim ceßimde
Kafamda sonsuz ßir ßoşLuk
Yüreğimi koynuma aLmış ağır ağır yürüyorum
YoLLarım kapanmış kanım kurumuş
GözLerimde sinsi ßir nem
Ahh...ßu ßenim ßitmeyen çiLem
GeLme ßuLamayacaksın...
GünLer geLir geçer eLßet
YıLLar geLir geçer
Her geçen seni ßenden parça parça götürür
Sen gideni ßir daha geLirmi sandın
Vargit ßaşımdan yavrum vargit
ßen yaLnızLıktan korkmam
Fena yanıLdın
Arama ßuLamayacaksın...


Kerem Alışık


13-08-2011 16:44
Saturday.
Cüzdanımda Resmini Buldular

gözlerin hep o uğursuz mevsimde girdi
penceremden içeri...
önce duvarlarda sonra yastığımda
...ve nihayet evimin her köşesinde fark ettim seni.....
sokaklara düstüğümde
yanımdan geçen sendin......
sendin caddelerde yürüyen
konusurken insanlarla ordan burdan
gülümsediğim yüzlerde beliren yine sendin........
o kadar çok gördüm ki seni başka suretlerde
kaçarsın diye korkundan
adam akıllı bir -merhaba- diyemedim......

yokluğun beni hiç rahat bırakmadı
ben ne zaman sevsem
ya da sevmeye kalksam birini
araya girerdi gölgen
azılı bir katil gibi......

kim öpse beni
ya da kim benimle sabahı bulmaya kalksa
o terli gecenin sonunda
hep yüzümde görüyorlardı gözlerini..

geceyi paylaştığım her hangi birinin
yüzüme bakıp:
-seni geçmişinden kıskanıyorum- deyip
bana sırtını dönmesi bu yüzdendi belki...?

seninle aşkı yasarken aklıma gelen
o septik düsünceler
senden sonrasında hiç rahatsız etmedi beni......
her hangi bir şüphe duyduğumda
ya da beynime -acaba- diye bir soru düştüğünde
hiç oralı olmadım.....
yani işkillendiğimde sevdiğime karşı
kendimi hiç yormadım...
gittim ilk önce ben aldattım!

artık yorulmuştum
guvensizliğe karşı soruların cevabını aramaktan......

bu günahım senin omzuna kaydedildi esmer'im!
çünkü sen bana
insanlara güvenmemeyi öğretmiştin...
........
senden sonra yasadığım ilk sevdada
bayağı zorlandım
yani zaman aldı başka dudaklara alışmak
ya da
başka bedenlerde yeniden doğmaya çalışmak......

güzelliğinle donattığım albümü kıskandılar
evet kıskandılar geceleyin
yüzüme yansıyan gülüşünü.......
seni onlara anlatamadım
sustum sadece..
cüzdanımda dün gece resmini buldular........
........

ben.....
yani ben terlemek istemezdim
başka bedenlerin içinde
ah sevdiğim
beni
benim bile hosuma gıtmeyen gecelere sürükledin
oysa sadece seninle bulmak isterdim şafağı
seninle uyanmak isterdim
en güzel sabahlara!
olmadı esmer'im.....
şimdi başkaları günaydın diyor bize her sabah.....
......
tahmin edemeyeceğin kadar yorgunum
sevmeler ve sevilmeler
bana göre değil artık......
işte şimdi hayata daha çok yakışıyor bu suskunluğum
ve sana hiç benzemese de
ben sadece cocukluğundaki yüzüne vurgunum....


13-08-2011 16:44
Saturday. Bu akşam yemin ettim,
Seni bir daha öpmemek için...
Ben ki bütün duvarlarını,
Afişlerle donatıp
Yumruğumla kanatmıştım!
...Rezil bir aşktı!..
Bütün arkadaşları miting alanlarında
Ve mezarlıklarda bırakmıştım...

İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi..
Umudun ve direncin yorgun anası!
Ve ey,çıldırmak üzere olmanın
Çamurlu ikonası!
Tırnaklarım kopuyor,
Görmüyor musun?..

Bir ben miyim kapıları şaşıran,
Her yokuşun başında?
Bir ben miyim,ekmek arasına,
Canını doğrayıp doğrayıp yutan?
Bİr kedi bile sağarken yüreğini,
Telaş içinde,yavrusuna;
Ey acımasız acuze,
Utan şu türbelerinden,
Minarelerinden utan!..

İstanbul.. ey İstanbul ey!..
Acılar kraliçesi...
Savaşın ve bozgunların gariban çiçeği!
Ve ey, teslimiyete düşmenin,
O hazin gerçeği!..
Bayraklarım kanıyor,
Sormuyor musun?..

Kadınların ki omuzları hicran,
Saçları ihanet sarısı...
Çocukların ki yağmur emiyor
Yıkılası kaldırımlarından...
En ücra genlerime,alyuvarlarıma,
Kılcal damarlarıma,ruhuma kadar
Bıktım;
İliklerime,gömlek ceplerime kadar sızan
Bu Allahsız yağmurundan!..

İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
İhtişamın ve sefaletin çaresiz bacısı...
Ve ey,çürümenin,yok olmanın
Amansız sancısı!
Ciğerlerim çatlıyor,
Duymuyor musun?

Hangi pencerene çıksam,
O salya sümük ******** suratları!
Hangi caddene dökülsem,
O şangır şungur düş kırıkları!

Bütün bu ezginler,tükenenler,
Yerlere serilenler,tutunamayanlar;
Sarsmıyor mu seni hiç,
Bunca infilak,
Bunca isyan çığlıkları?

İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
Aldanışların ve hüznün
Yalancı tanrıçası!
Ve ey,ruhu kirlenmiş gecelerin
Cilveli yosması!
İntihar anı geldi,
Beni öpmüyor musun?..

Ağlamak istemiyorum.. yenildim sana..
Hikayenin özeti bu...
Bİr istimlak gibi ödedin,
Ve çiğneyip geçtin maceramı!
Şimdi ben,
Suçlarımı didikleyen bu martı sürüsüyle,
Şimdi ben,hangi şehirde soğuturum
Zonklayıp duran bu yaramı?..

İstanbul.. ey İstanbul ey!
Acılar kraliçesi...
İhanetin ve ihbarların
Arkadan dolaşan bıçağı
Ve bütün ödeşmelerin,yüzleşmelerin,
Erkekçe vuruşmaların kaçağı!
Beni harcadın ulan,beni sattın,
Utanmıyor musun?..

Yusuf Hayaloğlu
13-08-2011 16:43
Saturday.
Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her Gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

...Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı Cam kırıklarını
bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiller södürmüş ışıklarını

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

bu karanlık bitse artık, bir Ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını


13-08-2011 16:43
Saturday.
YAĞDIKÇA...

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
...Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul

Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Yalan dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilen sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü
yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek yeni bir aşk
sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay
bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben ençok seni götürdüm giderken
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

Yazar : YILMAZ ERDOĞAN


09-07-2011 22:40
Saturday.
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

...imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin


Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.


Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu


Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını


Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?

Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.


Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar


denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar


Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.

Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.

Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir ise yaramadıysa
Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk... Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri... panayır yerleri...
ölü kelebekler... ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?

ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey

şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden


Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren


09-07-2011 22:40
Saturday.
Kör bir kuyuda umut ışığıdır yaşamak
Düşleri gerçek yapmak
Gökten yıldızlar çalmak
...Dağlamak kanayan yarayı
Ağlamak doyasıya
Şarkılı bir masaldır yaşamak
Bir özlem yangınıdır yaşamak
Acısı derdi çok olsada
İnan yinede güzel yaşamak...


Kış gecesinde camlar dolusu buğular
yağmurda güneş görmek
seni sonsuz seyretmek
dağlamak kanayan yarayı
ağlamak doyasıya
Şarkılı bir masaldır yaşamak
Bir özlem yangınıdır yaşamak


09-07-2011 22:39
Saturday.
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
... Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

Ahmed ARİF - İÇERDE


09-07-2011 22:39
Saturday.
I
Sen
Ayaklarımın altına yeşil yosunlar seren
Aşk!
Çırpınan bir denizin koynunda
...Büyüyen sarhoş dalgalar gibisin

II
Altında büyüyor yeşil yapraklar
Sana uzattığım her bir çiçeğin
Yollarda bir el var bana uzanan
Rüzgârlarla gelir bana gözlerin

Ellerin çığlığıdır tüm annelerin
Yalnızlığa koşan tüm çocuklara
Annelerin yüreği senin gözlerin
Sevda sözlerisin tüm yalnızlara
Ve gözlerin!
Ve gözlerin büyür yalnızlığıma

Bir mektup serdim ayaklarına
O mektup ki yelkendir bana açılan
Açılır da yüreğim bir şehir gibi
Bir gece boğulur sokağımda

Yağmurlardan sonra ıslanan şehir
Nemli gözleridir tüm çocukarın
Sana sakladım tüm duyguları
Şimdi
Yağmurlar getirdim sana
Ki
Her damla bir düştür sevdaya dair
Yüreğimden kalkıp ulaşır sana

Gemiler batar okyanuslarda
Saçlarından esen her bir rüzgârla
Yüreğimden uçar da bir ak güvercin
Bir el gibi dokunur yanaklarına

III
Bir şiir olurum
Salınır sözlerim
Her yürekte biter bir gül açarım
Bir gül ki
Ruhunda fırtınalar koparır
Bir gül ki
Hapseder beni damarlarına

IV
Ey ruhuma tezatlar karıştıran
Sevgili!
Bir gök gibi uzanırsın üstüme


09-07-2011 22:39
Saturday.
Geceleyin bir ses böler uykumu,
İçim ürpermeyle dolar: -Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran bu sesin.

...Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışır gider.
Gün olur peşimden yürür beraber,
Ansızın haykırır bana: -Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben,
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.


09-07-2011 22:38
Saturday.
Önce bir kafes resmi yaparsın
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
...Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiçbir ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usulcacık kapısını kapatırsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu
Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcaklığındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir.
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.


09-07-2011 22:38
Saturday.
Sevdiğimin kulaklarımda sesi

Bembeyaz bir gül demeti

Kim bilir kaç yüzyılın gülşeninden
...

Duvar gibi kalınlaşırken bekleyişler

Birden bütün katılığın dağılması

Ve sesini duyuşum bir yerlerden

Kim bilir kaç yüzyılın gülşeninden


Ağır bir duyguyla bir arada

Onsuz da olunur gibi gelirken bana

Gittikçe basan sis artan duman

Ve kilitlenmesi zaman zaman

İçimde bir ağırlığın aşk adına


Nasılsın nereden çıktın

Gerçekten bana mı geldin

Sen miydin o olmasa da olur gibi görünen

Şimdi gözlerin gözlerimde

Bin bir türlü rüzgârla rüzgârlanır

Kim bilir kaç dünyanın denizinden.


09-07-2011 22:37
Saturday.
Gün doğmadan
Deniz daha bembeyazken çıkacaksın yola
Kürekleri tutmanın şehveti avuçlarında
İçinde bir iş görmenin saadeti
Gideceksin
...Gideceksin ırıpların çalkantısında
Balıklar çıkacak yoluna,karşıcı
Sevineceksin
Heeey
Ne duruyorsen be,at kendini denize
Geride bekliyenin varmış,aldırma
Görmüyor musun her yanda hürriyet
Yelken ol,kürek ol,dümen ol,balık ol,su ol
Git gidebildiğin yere

ORHAN VELİ


09-07-2011 22:37
Saturday.
Nereye sevdiğim benim, inandığım nereye,
Rüyaların yarasalar gibi uçuştuğu geceler içinden.
Dalgınlığımla hareketlerini seçemiyorum,
Varlığının altın kafiyesini arıyorken ben.
Hangi dünyaları dolaştıktı bilmiyorum,
...O nasıl bir adaydı, nasıl bir deniz.
Gök, bir söğüt dalı gibi eğilmişti sulara doğru,
Ve eğilmiştik o dal gibi hayata doğru ikimiz.

Kim ellerini alnımda gezdirirken o ten, ses ile
Bana kalbin musikisini verecek, haberi olmadan.
Geceyi avuçlarımda siyah bir gül gibi duyuyorum,
Ve sen misin bilmiyorum bu gülü bırakan.


09-07-2011 22:36
Saturday.
Bir deniz kıyısında kursam kulübemi...
İsterim her şeyim denizden yana olsun.
Çakıltaşları, şeytanminarelerim, yosun,
Deniz sesi, deniz ufku, deniz meltemi...

...Pırıl pırıl enginlerden geçecek bir gemi.
Yelkenler, kürekler, bir ömür, kayıklarla,
Kulaçlamak suları, konuşmak balıklarla,
Koşmak kumlarda yalnayak.

Ah, bir deniz kıyısında, buralardan uzak,
Başımızı sokacak bir kovuk;
Çoluk çocuk,
Yaz, kış.

Dalgaların kıyıya bırakacağı barış,
Kardeş kardeş,
Bütün gün gökyüzünde tanrısal güneş,
Akşamları gurub, sabahları şafak.

Günler ya serin, ya sıcak.
Ne kin artık, ne garez, ne hırs, ne tamah,
Bir mutluluk içinde kalbim, aydınlık, ferah,
Çarpacak...


09-07-2011 22:36
Saturday.
Ovaların birinde bir tilki gördüm
Boz muydu, sarı mıydı, tam hatırlamam
Yalnızdı, bilirim,
Gözleri bir renkti, sevgili,
Bir bildiğim yalnızlığıydı.
...
Attım adımımı, üç adım attı
Bir bildiğim yalnızlığıydı,
Yorgundu, gel, gidelim dedim,
Yaşamak zor anlaşılmadan
Bir bildiğim yalnızlığıydı.

Ağlamak zor her yerde
Bana nerde bilemem,
Kal, çapaklan, sev sevdiğince çölü de
Tilkim, kim olduğumu öğrenme,
Bir bildiğim yalnızlığıydı.


09-07-2011 22:35
Saturday.
Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
...Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi


Bu Konuda 20 fazla Cevap bulunuyor. Bütün Cevapları görmek için buraya tıklayın.

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara Cevap verme yetkiniz Aktif dir.
Eklenti ekleme yetkiniz Aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:23 .