Hadi Tiyatro Oynuyoruzz(Rolleri ben vereceğim ama:D)

#1
Genç tiyatro

AHMET MERCANKAYA

Oyunun konusu: Bu günün ailesinde otoriter bir babanın çocuklarıyla yaşadığı sorunları mizahi bir dille anlatmaya çalıştım.

OYUNCULAR
1) KEMAL (Baba)
2) NERİMAN (Anne)
3) OSMAN (Kemal'in babası 60'lı yaşlarında)
4) SEVİNÇ (20'li yaşlarında kız çocuğu)
5) ERTUĞRUL (16–17 yaşlarında oğlan çocuğu)
6) İHSAN (Neriman'ın kardeşi Almanya'dan geldi.)
7) HELGA (İhsan'ın sevgilisi)
8) AYFER (Neriman'ların komşusu)
9) TEOMAN
10) DOKTOR ÖMER (Komşu)


(Perde açılırken anne ütü yapmaktadır. Sahne dekoru bir ev şeklindedir. Ütü yapan annenin sesi duyulur
NERİMAN: Öf be öf! Sanki dünyaya iş yapmaya geldik. (Sahne dışından kızın sesi duyulur)
SEVİNÇ: Anne elbisem hazır mı? Teoman birkaç dakika sonra gelir
NERİMAN: Hazır hazır.20 yaşına geldi hala ütüsünü biz yapıyoruz. Evlenince ne olacak ben onu merak ediyorum. (Dış kapının zili çalınır) Sevinç koş kızım şu kapıya bak...
SEVİNÇ: (sevinçli sevinçli) Teoman geldi, Teoman geldi.
NERİMAN: Bakıyorum da pek mutlusun. (Dışardan sevinç'in sesi duyulur.)
SEVİNÇ: Hoş geldin baba. (Babayla beraber içeri girerler. Baba koltuğa oturur. Sevinç ütü masasındaki elbiseyi alır) Sağol anne. (Oda kapısından çıkar)
NERİMAN: Bir şey değil kızım, görevimiz. (yorgun bir şekilde Kemal'in yanındaki koltuğa oturur)
KEMAL: Ne o hanım kız mutluluktan uçuyor?
NERİMAN: Üniversiteden arkadaşı, Teoman mı ne var ya, o geliyormuş.
KEMAL: Kızı yalnız başına mı isteyecek?
NERİMAN: Kızı istemeye değil ya. Hani Sevinç'in bir arkadaşı var ya Gamze mi ne, işte onun doğum gününe gideceklermiş.
KEMAL: Gamze'nin evi uzak değil mi buraya? Ben götürseydim.
NERİMAN: Çocuğun zaten kendi arabası var.
KEMAL: Hanım ben 20 senedir çalışıyorum aldığım eski püskü bir şahin. Daha dünkü çocuğun arabası mı var?
NERİMAN: Araba değil ya? Hani şu 4 çarpı 4 mü ne diyorlar ya ondan işte.
KEMAL: Jeep yani.
NERİMAN: Her neyse.
KEMAL: O zaman çocukla ben evleneyim. Hem ne iş yapıyormuş babası?
NERİMAN: 3 katlı dükkânları mı ne varmış.
KEMAL: Senden korkulur Neriman FBİ gibisin valla. Nereden öğrendin bu kadar şeyi?
NERİMAN: Sevinç söylediydi.
KEMAL: O zaman sen bayadır biliyorsun arkadaş olduklarını.
NERİMAN: Valla 4–5 ay olmuş. Çocuk ciddiymiş zaten.
KEMAL: Kızın Okulu bitmeden kimseyle evlendirmem ben, söylersin Sevinç'e. Hem nasıl bir çocuk?
NERMİN: Sevinç çok beğeniyormuş. İçkisi, kumarı hiçbir kötü alışkanlığı yok diyor.
KEMAL: İyi iyi.(Kapı çalar)
NERMİN: Ben bakarım. (Neriman kapıya bakmak için dış kapıdan çıkar, geldiğinde yanında Teoman'da vardır. Teoman'a otur şeklinde işaret yapar kendi de oda kapısından çıkar. Teoman Kemal'le tokalaşır oturur.)
KEMAL: Nasılsın evladım ne var ne yok?
TEOMAN: Hamdolsun. Yuvarlanıp gidiyoruz işte.
KEMAL: İyi iyi yuvarlanın bakalım. Okul nasıl gidiyor?
TEOMAN: Bütünlemeden kaldım.
KEMAL: Olsun. Zaten hukuk fakültesi zordur.
TEOMAN: Ben hukuk fakültesinde değilim, benim bölümüm İşletme.
KEMAL: Ee o da iyi canım okulu bitirince kimleri işletmeyi düşünüyorsun.
TEOMAN: Efendim?
KEMAL: Bir şey yok. (Sevinç odanın kapısından çıkar)
SEVİNÇ: Hoş geldin Teoman. Kalkalım istersen, fazla geç kalmayalım.
SEVİNÇ: Baba elbisem nasıl olmuş?
KEMAL: Kızım partiye gitmekten vazgeçip sirke felan mı gitmeye karar verdiniz?
SEVİNÇ: Nerden çıkardın baba. Oya’nın doğum gününe gidiyorum ya.
KEMAL: İyide kızım doğum gününde palyaçonun ne işi var?
SEVİNÇ: Amann baba sen ne anlarsın modadan yaa. Hadi görüşürüz(Dışarı kapısından çıkar)
KEMAL: Durun ya ne aceleniz var, daha karpuz kesecedik. (onların çıkmalarının ardından hızla Neriman girer)
NERİMAN: Nasıl damadı beğendin mi?
KEMAL: Valla ne yalan söyliyeyim benim pek gözüm tutmadı.
NERMİN: Yok yok iyidir iyi.
KEMAL: İstersen takip edeyim onları, doğum gününe mi gidiyorlar diye.
NERİMAN: Ayol bir tek hafiyelik yapmadığın kalmıştı. Hem manyak mısın Kemal sen ya, söylediğin şey hiç normal mi? 20 yaşında kız, çocuk değil ya.
KEMAL: Doğru söylüyorsun hanım zaten bugün çok yoruldum.
NERİMAN: Allah Allah kahve köşelerinde okey oynamak o kadar zor muydu yaa? Tabi okey taşları çok ağırdır onları kaldırıp atarken falan kolun bayağı yorulmuştur. İstersen masaj yapalım koluna.
KEMAL: Yaa hanım birde dalga geçme. Ben sen gibi tüm hafta evde oturmuyorum.5 gün canımız çıkıyor bir hafta sonumuzda olsun artık.
NERİMAN: Yani ben her gün evde kös kös oturuyorum öğle mi?
KEMAL: Evet.
NERİMAN: Tabi tabii. Ne oturması be her gün yediğin 3 öğün yemek gökten inmiyor herhalde. Sonra onların bulaşığı var. Senin kirli çamaşırların var evin temizliği varr...
KEMAL: Sen bu eve temiz mi diyorsun. Yuhh! Yav bi kere porselenler örümcek ağı bağlamış yıkanmamaktan. Hele camların üzerindeki toz? Bezle silsen gitmez anca jiletle kazırsın.
NERİMAN: Demek öyle. Yıllardır didindim, dişimi tırnağıma taktım mükâfatımız bu olacaktı he.
KEMAL: Hanım darılma ya. Şaka yaptık işte. Gülümse biraz sana gülmek yakışıyor.
NERİMAN: Alacağın olsun Kemal.
KEMAL: Bak işte ne güzel oldu.
NERİMAN: Hee Kemal sabah yönetici geldi, yakıt ücretlerine zam yapılacakmış.
KEMAL: Ne zammı ya, daha 3 ay önce zam yapılmadı mı zaten.
NERİMAN: Bende öğle dedim de, aldığımız kömür apartmanı ısıtmıyor dedi.
KEMAL: Eee kömürü kullanmazsan ısıtmaz tabii, sanki kömürün turşusunu kuracak cimri herif. Nerdeyse kutuplardan bile daha soğuk bir evde yaşıyoruz! Neyse ben yarın onla konuşurum.
NERİMAN: İyi ki bir emekli asker, her şeyi biliyorum sanıyor.
KEMAL: Elinden gelse apartmanı kışlaya çevirecek, neymiş efendim gece 10'da yatılıp, sabah 7'de kalkılacakmış. Biz bilmiyorduk sanki kaçta yatıp kaçta kalkacağımızı.
NERİMAN: Şeyy kemal bir şey daha var.
KEMAL: Söyle Hanım.
NERİMAN: Sevinç üniversiteden arkadaşlarıyla tatile gidecekmiş.
KEMAL: Tatile mi?
NERİMAN: Evet. Antalya’ya.
KEMAL: Ne birde Antalya’ya? Biz 25 senedir evliyiz bir gün tatile gitmedik, oturmaktan ağaca döndük dal budak saldık, hanım kızımız Antalya'larda şurda burda gezsin, yok öğle yağma.
NERİMAN: Arkadaşlarına mahcup olur Kemal. Hem daha 20'sinde bırakalım gençliğini yaşasın
KEMAL: Hanım biz senle balayımızı babanların evinde geçirmiştik hatırladın mı? O zaman biz genç değil miydik?
NERİMAN: Ama kız senelerdir çalıştı üniversiteyi kazandı bununda bir mükâfatı olacak elbette. Hem o devir gerilerde kaldı Kemal.
KEMAL: Ohh iyi be. O zaman bende bu yaştan sonra üniversiteyi kazanayım. Hem kız üniversiteyi tatillere gitmek için mi kazandı?
NERİMAN: Orası öğle ama sende izin ver işte Kemal.
KEMAL: Offf. Neyse tamam gitsin. Ama bak sırf senin için gönderiyorum Hanım.
NERİMAN: Sağol Kemal. (Telaşlı) Eyvah yemeği ocakta unuttum. (Oda kapısından hızla çıkar)
KEMAL: (Kendi kendine) Biz yine yazın sıcağında çalışıcaz, hanım kızımızda Akdenizin kumsallarında güneşlenecek. Bu devirde genç olmak varmış valla. (Zil çalar kemal kapıya bakmaya gider. Sahneye önce girer arkasında okul kıyafeti ve elinde karnesiyle oğlu Ertuğrul vardır. İkisi de oturur. Neriman dışardan seslenir)
NERİMAN: Kemal gelen kim?
KEMAL: Ertuğrul. Nerdeydin?
ERTUĞRUL: Arkadaşlarla biraz gezdikte.
KEMAL: İyi gez. Ee Karne nasıl?
ERTUĞRUL: Matematiği, fiziği, kimyayı, birde edebiyatı saymazsak iyi.
KEMAL: Ulan geriye ne kaldı zaten?
ERTUĞRUL: Valla baba hocaların bana gıcığı var. Hep notlarımı düşürmüşler.
KEMAL: Zaten hep öğle olur. İyi notu sen alırsın, kötü notu hocalar verir.
ERTUĞRUL: Ya fizikçiyi biliyosun zaten. Geçen dönem 4 olan notumu 1 yapmıştı.
KEMAL: E haliyle yapacak. Sen tut adamın arabasının tekerlerini patlat, kaportasını göçert, dikiz aynasını kır. Ondan sonra notumu düşürmüş. Peki diğer dersler?
ERTUĞRUL: Tarihçi olayını da biliyorsun?
KEMAL: Hani sandalyesine raptiye koymuştun da adam 3 ay kıçının üstüne oturamamıştı o mu?
ERTUĞRUL: Evet o.
KEMAL: Hayır annenle akrabalığımız falan da yok. Hadi akraba evliliği yaptık oğlan zihinsel özürlü oldu desem neyse.
ERTUĞRUL: Ya baba tamam hakaret etme.
KEMAL: Oğlum bak senin iyiliğin için söylüyorum bütün bunları. Oku da adam ol. Liseyi bitirince ne olacak? Hayat kızlarla gezmekle bitmiyor.
ERTUĞRUL: Baba sanki her şey bitmiş gibi konuşuyorsun. Daha lise 1'deyim.Hem okuyamazsam bile dayımın yanına gider orada çalışırım.
KEMAL: Oğlum sen bırak dayının yanını felan. Sanki Almanlar oturmuş seni bekliyordu
ERTUĞRUL: Ama bu ev dayımın.
KEMAL: Dayını Almanlar nasıl çalıştırıyor biliyor musun? Sabah sekizde gidiyor işe akşam sekizde çıkıyor. Günde 12 saat çalışmak ne kadar zor biliyor musun sen?
ERTUĞRUL: Sanki Türkiye çok rahat. Burada açlıktan öleceğime, orada Almanların yanında köpek gibi çalışır kral gibi yaşarım daha iyi.
KEMAL: Ertuğrul daha çok gençsin oğlum. Akla karayı ayırt edemeyecek kadar hayata pembe gözlüklerle bakıyorsun. Ama bir gün anlarsın bu ülkenin değerini. Fakat iş işten geçmiş olur. Hem okusan ne çıkar, bir baltaya sap olursun fena mı? Gerçi sen komple bir baltasın ama.
ERTUĞRUL: Eee yeterse yeter be. Burada oturup senin hakaretlerini dinleyemem ben. Odama gidiyorum. (kalkar hızla oda kapısından çıkar. Onun çıkması üzerine sahneye anne gelir, oturur)
NERİMAN: Kemal yine ne oldu?
KEMAL: Biraz nasihat verdim kalktı gitti.
NERİMAN: İyide sen nasihatı aşağılayarak mı verdin?
KEMAL: Neriman iyiliğini istiyorum onun. Büyüyüpte sokaklarda boş boş gezeceğine şimdiden biraz hırpalansın.
NERİMAN: Sen yinede biraz daha hoşgörülü ol. Hem o daha genç,15 yaşında. Onun ruh hali şu an patlamaya hazır volkan gibi. Sende ateşleyeceğim diye uğraşıyosun. Bence git gönlünü al
KEMAL: Tamam ben onun gönlünü alırım.(Kapı çalar)Neriman sen otur.(Kemal yaşlı bir adamla gelir. Sahnede kemal, Neriman ve de yaşlı adam vardır. Lafa ilk başlayan Kemal'in babası olur)
OSMAN: Off çok yoruldum Kemal.
KEMAL: Ne o sıra çok muydu baba.
OSMAN: Çok ne kelime mahşer günü gibi.
KEMAL: Baba oralarda çok yoruluyorsun. Gel işte maaşını bundan sonra Ertuğrul alsın.
OSMAN: Gerek yok be oğlum. Hem yürümüş oluyorum, ciğerlerime iyi geliyor.
NERİMAN: Baba senin ayakabılarıda değiştirelim, yenisini alalım bunlar bayağı eskidi.
OSMAN: Gerek yok be gelin. Daha yeni bunlar. Beni bir 3 sene daha götürür. Hem bir ayağımız çukurda zaten.
KEMAL: O ne biçim konuşma baba, ağzından yel alsın.
OSMAN: Yalan mı oğlum? Biz bu dünyada yaşayacağımızı yaşadık, biraz da gençler yaşasın. Sevinç’le Ertuğrul nerede?
NERİMAN: Sevinç'in bir arkadaşının doğum günü partisi varmış oraya gitti. Ertuğrul’da evde.
KEMAL: Karneyi bir görsen loto oynamış sanırsın, acayip berbat. Birler sıfırlar sürüyle.
OSMAN: Aman sağlığına bir şey olmasında. Maaşı çektim gelirken aşağı mahallede bir kalabalık gördüm polisler falan vardı. Sordum ne olmuş diye. Çocuğun biri intihar etmiş. Karnesi kötü diye babası bağırmış çağırmış çocuğa. Çocukta gururuna yedirememiş tabi, odasına çekiliyor babanın ruhsatlı silahıyla gümm! Çok kızıyorum öğle babalara ne yani dünyanın sonu değil ya olan olmuş. Bir kere ikaz et yeter. Ne yani bağırıp çağırmanın ne alemi var? Değil mi Neriman kızım?
NERİMAN: Doğru söylüyosun baba. (Kemal'e bakarak) Ne yazık ki dünyada öğle babalar var.
OSMAN: Mesela Kemal. Haylaz mı haylaz bir öğrenciydi. Hocanın altına raptiye koymalar, okul duvarlarını boyamalar, daha neler neler. Bir sürü kırık not getirirdi ben bir gün tutupta bağırıp çağarmamışımdır.
KEMAL: Tabi baba sen bağırmıyordun, direk sopayla girişiyordun. Hatta bir keresinde sopayla nasıl kovalamıştın hatırladın mı? Ökkeş amca elinden zor almıştı beni.
OSMAN: Ama sende sünnet olmam diye tutturmuştun. Ne yapıyım.
KEMAL: E baba sünnetçi körlük derecesinde miyoptu. Allah korusun dibinden kesecek diye nasıl korkmuştum.
OSMAN: E sende 16 yaşında sünnet olmasaydın.
NERİMAN: (Şaşkın) Kemal sen 16 yaşında mı sünnet oldun?
KEMAL: Tam olarak değil 17'imden gün alıyordum. Aa saat 8 e geliyor.
NERİMAN: Niye ne oldu?
KEMAL: Büroda halletmemiz gereken işler vardı, nasıl unuttum yaa. Neyse hadi ben çıkıyorum (Askılıktan montunu alır, dış kapıdan çıkar)
OSMAN: Ne işiymiş kızım bu?
NERİMAN: Valla bende bilmiyorum, işte ilk şimdi duydum. (Birden güler) Demek Kemal 16 yaşında sünnet oldu.
OSMAN: Aman kızım sünnet hususunda rahmetli annesiyle bize ne çektirdi bir bilsen. (Üzerini değiştirmiş bir vaziyette Ertuğrul gelir, oturur)
ERTUĞRUL: Hoş geldin dede.
OSMAN: Oooo hoş bulduk torun. Nerdeydin şimdiye kadar?
ERTUĞRUL: Odadaydım dede. Babamın gitmesini bekledim.
OSMAN: Niye?
ERTUĞRUL: Karneye kızdı, bende sinirlendim odaya gittim.
NERİMAN: Ama sonradan üzüldü Ertuğrul, hem o senin iyiliğini istiyor.
ERTUĞRUL: İyiliğimi istiyorda anne, bağırıp çağırarak istemesine gerek yok ki.
OSMAN: Bak Ertuğrul ne yapalım biliyor musun? Bugün maaş günüydü, 3 aylığımı aldım. Hani şu senin çok istediğin ayakkabı vardı ya, gidelim şimdi onu alalım. Sana karne hediyesi olarak.
ERTUĞRUL: Ama dede ben o hediyeyi hak edecek bir karne getirmedim ki.
OSMAN: Dert ettiğin şeye bak, sen de seneye getirirsin olur, biter.
ERTUĞRUL: Sağol dede, eğer babama kalsaydı daha çok beklerdim. Ekonomik diye elinden gelse kışın sandalet giydirecek.
NERİMAN: Ama borçlar vardı Ertuğrul, yoksa niye almasın?
ERTUĞRUL: Ablama gelince borçlar hesaba katılmıyor ama.
OSMAN: Neyse biz kalkalım Ertuğrul yoksa şimdi 3.Dünya savaşı patlak verecek. (Ertuğrul montu alır çıkarlar)
NERİMAN: (Kendi kendi) Off çok yoruldum yaa. Tüm gün canım çıktı (Kapı çalar)Allah Allah bu saatte kim olabilir? (Kapıya bakmaya gider, döndüğünde yanında komşusu Ayfer vardır. Otururlar)
NERİMAN: Hoş geldin Ayfer.
AYFER: Hoş bulduk Neriman. Seninkiler gidiyordu.
NERİMAN: Babamla Ertuğrul'u diyorsun. Ertuğrul'a ayakkabı alacaklar. Bende tam size gelecektim
AYFER: Hayrola
NERİMAN: Evde kimse kalmadı, bende canım sıkılmasın diye 5 dakika size uğrayacaktım.
AYFER: Sevinç'le Kemal ağbi nerede
NERİMAN: Kemal'in bir işi çıktı oraya gitti. Sevinç'in de bir arkadaşının doğum günü varmış.
AYFER: Neriman,dün ne oldu biliyor musun?Kızılca kıyamet koptu valla..
NERİMAN: Niye, ne oldu Ayfer?
AYFER: Benim bey, dün içmiş zil zurna sarhoş olmuş.
NERİMAN: Allah'tan Kemal'in içki gibi kötü alışkanlıkları yoktur. Eee?
AYFER: Neyse bu geliyor, apartmana girerken bizim alttaki cadaloz Nebahat'in iti buna musallat olmuş.
NERİMAN: Nebahat köpek mi almış?
AYFER: Evet.2 it evde nasıl geçinecekler bilmiyorum. Sonra benim herif köpeğe bir taş atıyor. Taş da köpeğin çott diye alnına isabet edince köpeğin kafadan şarıl şarıl kan akmaya başlamasın mı?
NERİMAN: Deme yaa.
AYFER: Köpek oracıkta ölmüş. Gerçi köpekten çok her şeye benziyor ya, dana yavrusu gibi.
NERİMAN: Ama apartmanda hayvan beslenmeyecek diye karar alınmamış mıydı?
AYFER: Dinleyen kim? Zaten o karar uygulansa bir kere Nebahat bu apartmanda barınamaz. Çünkü benim onun insan olduğuna dair şüphelerim var.
NERİMAN: Ee ne olmuş sen niye telaşlanıyorsun ki?
AYFER: Ama o şimdi kesin bizden şüpheleniyordur. Dava mava açmasın?
NERİMAN: O zaman git konuş böyle böyle oldu de.
AYFER: Konuşacam da burda değil ki?
NERİMAN: Nerede?
AYFER: Bilmiyorum valla, ışıkları yanmıyor.
NERİMAN: Yani Ayfer seni anlamıyorum. Yıldızın bir türlü barışmadı gitti kadınla.
AYFER: Ayy deli misin ayol, Allahın delisiyle ne işim olurmuş benim.
NERİMAN: Yapma Ayfer bee, kadın sadece biraz şüpheci o kadar.
AYFER: Ne biraz mı? Geçen sene olanları unuttun galiba. Sahte para basıyoruz diye polise yalan ihbarda bulunan kimdi?
NERİMAN: Yaa, orası öğle.
AYFER: Yâda halıyı silkerken balkonuna toz düştüğünü iddia edipte kedilerinin pisliklerini kapımızın önüne döken?
NERİMAN: Ama sizde bu yaptıklarının bedelini az ödetmediniz kadına. Hele haydar ağbi burnundan getirdi valla. Yaptıklarından sonra adı psikopat Haydar'a çıktı.
AYFER: Ne yani Haydar kadının 7 kedisini boğazladı diye psikopat mı oldu?
NERİMAN: Söylesene Ayfer psikopat olabilmesi için daha kaç kedi boğazlaması gerekiyordu?
AYFER: Aslında Haydarımın pamuk gibi kalbi vardır.
NERİMAN: Aman ne pamuk ne pamuk.
AYFER: Öğle deme. Bir kere Haydar çok romantiktir her sene sevgililer gününde bana hediye alır. Geçen seneki sevgililer gününde elektrikli testere almıştı.
NERİMAN: Gerçektende çok romantikmiş.
AYFER: Şeyy Neriman sana çok önemli bir şey söyliycem. Hani bizim beyin çalıştığı dükkân var ya.
NERİMAN: Konfeksiyon atölyesi mi? Hani şu Tahir Beylerin.
AYFER: Sen nerden tanıyosun?
NERİMAN: Şeyy oğlu Ayfer'lerin bölümdeymiş te. Ee ne oldu?
AYFER: Haydar söyledi adam hiç tekin değilmiş, pis işler çeviriyormuş.
NERİMAN: Nasıl yani?
AYFER: Eroin ticareti mi ne yapıyormuş.
NERİMAN: (Telaşlı) Neee, Haydar ağbi nereden duymuş?
AYFER: Geçen hafta bir iş konuşmak için bunun yanına gitmiş, o sıra adamın misafirleri varmış. Haydar’a sen git sonra gel demiş. Tabii bizim bey meraklı ya, durmuş dinlemiş bunları. Sevkiyattan, polisten falan bahsediyorlarmış.
NERİMAN: Aman Allahım.
AYFER: Yaaa, hani oğluda sevinçle aynı bölümdeymiş. Adı neydi yaa.
NERİMAN: Teoman.
AYFER: Hee Teoman. Aman, Sevinç oğlandan uzak dursun Haydar oğlanı da beğenmiyor. Her gün babasının yanına farklı bir kızla geliyormuş. Zaten Haydar harıl harıl iş arıyor çıkacakmış o işten. Neyse seni fazla meşgul ettim ben, senin yapacak işlerin vardır. Hadi görüşürüz. (Dış kapıdan çıkar. Neriman bir süre kendi kendine durur şoka uğramıştır. Sonra kendi kendine konuşmaya başlar.)
NERİMAN: Aman Allahım bizim beğendiğimiz, temiz aile çocuğu gözüyle baktığımız genç meğer ne çıktı. Off off Sevinç'e bir şey olmasa bari. (Kapı çalar, kapıya bakmaya gider. Sahneye geldiklerinde Oğlu Ertuğrul ve baba Osman'da oradadır. Koltuğa otururlar Ertuğrul'un elinde ayakkabı poşeti vardır. Osman Neriman'ın durgun halini anlar)
OSMAN: Açık dükkân bulacaz diye canımız çıktı gelin ama sonunda bulduk. Adam da sağ olsun ucuza verdi. Ne o gelin durgun gibisin.
NERİMAN: Şeyy Ertuğrul sen odana gitsene ödevlerini yaparsın.
ERTUĞRUL: Anne okul daha bugün bitti, ödev mi kalır?
NERİMAN: Olsun sen yapacak bir şeyler bulursun
OSMAN: Hadi Ertuğrul sen odana git
ERTUĞRUL: Peki gidiyim.(isteksizce oda kapısından çıkar)
OSMAN: Ne oldu gelin ne bu telaş içeri girdiğimizden beri bir sıkıntın var.
NERİMAN: Sorma baba. Siz gelmeden az önce Ayfer geldi.
OSMAN: Eee?
NERİMAN: Neler anlattı bir bilsen?
OSMAN: Neler anlattı?
NERİMAN: Ayfer'in kocası Haydar ağbi var ya?
OSMAN: Psikopat Haydar mı?
NERİMAN: Evet. Hani Sevinç'in flört ettiği çocuğun dükkânlarında çalışıyordu ya?
OSMAN: Öğle mi? Ee ne olmuş?
NERİMAN: Çocuğun babası pis işler çeviriyormuş.
OSMAN: Yaaaa.
NERİMAN: Çocukta zaten pisliğin tekiymiş. Fabrikaya her gün farklı bir kızla geliyormuş.
OSMAN: Aman Allahım Sevinç'e söyledin mi bütün bunları?
NERİMAN: Nerden söyleyeyim baba, Teoman’la arkadaşının doğum günü partisine gitti.
OSMAN: (Şaşkın) Ne yani şimdi partiye o çocukla mı gitti?
NERİMAN: Baba bende sana onu anlatmaya çalışıyorum ya.
OSMAN: Dur hemen telaşlanma kızım, sakin olmalıyız. Kemal nerde?
NERİMAN: Daha gelmedi.
OSMAN: O zaman gelince direk polise gidelim. Allah korusun Teoman kıza zarar felan verir. Ahh be kızım nasıl izin verdin Sevinç'in öğle bir çocukla dışarı gitmesine.
NERİMAN: Baba ben nereden bilebilirdim.
OSMAN: Doğru ya sen nereden bileceksin.(İçeri Kemal girer)
KEMAL: Off Hanım nasıl yoruldum bir bilsen, canım çıktı valla. (Osman'la Neriman ayaklanır)
NERİMAN: Sakın oturma Kemal, hadi gidiyoruz.
KEMAL: Durun hele bir soluklanayım. Nereye gidiyoruz böyle acele.
OSMAN: Yolda anlatırız Kemal. (Oda kapısından Ertuğrul çıkar)
ERTUĞRUL: Durun millet bu saatte nereye gidiyorsunuz böyle alelacele? (Kemal'le Neriman dış kapıdan çıkar, Osman açıklama yapma gereği duyar)
OSMAN: Bak Ertuğrul bizim acil bir işimiz çıktı karakola gidiyoruz. Biri gelirse eğer söylersin tamam mı? Hadi Allah'a emanet ol. (Çıkar Ertuğrul sahnede tek başına kalmıştır. Koltuğa oturur, şaşkınlıkla kendi kendine konuşmaya başlar.)
ERTUĞRUL: Ulan ne oldu yaa? Bir şey sormaya da gelmiyor heee, hayret bir şey. Şuna bak nasıl da telaşlandılar. Bana bir şey olsa bu kadar telaşlanmazlar heee. Aman bırak gitsin derler. Saatte kaça geliyor... Bu saate karakolda ne işiniz var sizin. Milletin asayişi sizden soruluyor sanki... (Dış kapıdan başında fötür şapkası boynundaki büyük kolye ile Dayı gelir elinde bavul falan vardır. Yanında da ağzında sakızıyla güneş gözlükleri takmış sevgilisi Helga vardır. Fakat Ertuğrul dayısının geldiğini anlamaz hala kendi kendine konuşmaktadır.)
İHSAN: Yeğen (Ertuğrul kafasını dayısının olduğu tarafa çevirir)
ERTUĞRUL: Dayıııı! (Şaşırır, çünkü dayısını beklemiyordur.) Hayır, hayır, hayal görüyorum ben. Karnem sinirlerimi bozmuş olmalı. Bir kere benim dayım Almanya'da.
İHSAN: La oğlum ne oluyor la sana, kafayı mı sıyırdın yoksa?
ERTUĞRUL: Dayı bu sen misin?
İHSAN: 40 yıllık dayını tanımadın mı oğlum?
ERTUĞRUL: Dayı bu sensin.
İHSAN: Tabi benim.
ERTUĞRUL: Ama sen Almanya'daydın. (İhsan bavulları giriş kapısının oraya koyar. Helga'ya otur işareti yapar.)
İHSAN: Off be yeğen bayağ yorulmuşum. Hele biraz dinlenelim, anlatırım.
ERTUĞRUL: Vayyy be inanamıyorum yaa gerçek olamaz, dayım burada Türkiye'de.
İHSAN: Valla bende inanamıyordum yeğen. Ama sınır dışı edilince inanmak zorunda kaldım.
ERTUĞRUL: Neee Almanlar seni sınır dışı mı etti?
İHSAN: Evet.
ERTUĞRUL: Ama niye, senin gibi itfaiyeciyi bir daha nerden bulacaklar?
İHSAN: Aslında pek zor olmayacak. Çünkü başka hiç kimse yangına benzin dolu kovayı dökmez.
ERTUĞRUL: Ne yapmaz.
İHSAN: Yangına diyorum benzin dolu kovayı dökmez.
ERTUĞRUL: Nasıl yani?
İHSAN: Bir gün büroda oturuyoruz. Telefon geldi, dükkânın birinde yangın çıkmış. Neyse giyindik çıktık. Olay mahalline geldiğimizde lokantanın biri yanıyordu, tüp mü ne patlamış. Tabi ben bunu görünce dayanamadım arabadan atladığım gibi aldım elime bir kova suyu boşalttım ateşin üstüne.
ERTUĞRUL: Ee söndürdün mü bari?
İHSAN: Nee söndürmesi. Meğersem benim su diye boşalttığım kovanın içinde benzin varmış. Fooşşşş. Bina havaya uçtu.
ERTUĞRUL: Aman boşver be dayı. (Helgayı göstererek) Bu kim.
İHSAN: Helga.
ERTUĞRUL: Yengemiz mi oluyor?
İHSAN: Evet. Almanya'dayken tanıştık cazibeme dayanamadı peşimden geldi. Ablamlar nerede?
ERTUĞRUL: Valla bilmiyorum dayı. Karakola gidiyoruz diye çıktılar
İHSAN: Allah Allah karakolda ne işleri varmış ki.
ERTUĞRUL: Bilmem. Yaa dayı Almanya nasıl bir yer?
İHSAN: Ne sen sor ne ben söyliyeyim.
ERTUĞRUL: Yani o kadar kötü hee?
İHSAN: Kötü de laf mı? Eğer orda Türk'sen seni devamlı aşağılarlar, insan yerine koymazlar. Ülkene gelirsin Alamancı diye dalga geçerler. Yani ortada sıkışıp kalırsın.
ERTUĞRUL: Yaa demek öğle.
İHSAN: Keşke diyorum babamı dinleseydim de okusaydım. Rahmetli zamanında çok yalvardı dinleyen kim? Gittik burnumuzun doğrultusunda ne oldu? Koca bir hiç...
ERTUĞRUL: Ee dayı bir sürü paran vardır şimdi senin. Türkiye’de yeni bir iş kurarsın?
İHSAN: Binayı havaya uçurunca Alamanlar tazminat diye tüm mal varlığıma el koydular. Yani anlıycan beni sadece kirli donumla postaladılar Türkiye’ye. Sadece Türkiye'de biraz birikimim var o kadar.
ERTUĞRUL: Vayy be koskoca İhsan börekçiye yapılacak şey miydi bunlar?
İHSAN: Eee bizde haberler böyle, burda nasıl? Karneyi aldın mı?
ERTUĞRUL: Aldım da karneden çok her şeye benziyor.
İHSAN: Aman oku yeğenim. Oku da vatana milleti sen kurtar.
ERTUĞRUL: Eee dayı Almanya'dan ne getirdin?
İHSAN: Valla yeğen bir sürü bir şey getirdiydim şuradaki siyah çantada. Sonra açarız beraber.
ERTUĞRUL: Peki dayı. (Fondan telefon sesi gelir, Ertuğrul gider bakar.)
ERTUĞRUL:
—Alooo.
—Evet baba
—Ne ablam karakolda mı?
—Tamam, 2 saate kadar geliyorsunuz anladım. Baba, size bir sürprizim var eve gelince görürsünüz. (Dayısına) Ablam gözaltına alınmış.

PERDE KAPANIR, İLK SAHNE BİTMİŞTİR


PERDE 2

Sahne de Helga, İhsan bir de Ertuğrul vardır. Ertuğrul'la İhsan düşüncelidir. Lafa ilk başlayan Ertuğrul olur.
ERTUĞRUL: Nerede kaldılar yaa, saat 2'yi geçti.
İHSAN: Valla Almanya'da geceler 2'den sonra başlar yeğenim.
ERTUĞRUL: Hakkatten Dayı sen Almanya'dan hiç bahsetmedin.
İHSAN: Neyinden bahsedeyim. Sokaklarda esrar içen gençlerinden mi? Hiç kimsenin birbirine saygı duymadığı insanlarından mı? Söylesene neyinden bahsedeyim.
ERTUĞRUL: Peki dayı anlaşılan sen bu konu hakkında bayağı dolusun. Daha fazla konuşmaya gerek yok.
İHSAN: Türkiye'nin değerini bilmelisin Ertuğrul. Bizim memleketimiz gibi bir ülke Dünya'nın başka hiçbir yerinde yok. Havası, suyu insanı başka bir alemden sanki. Bak mesela ben İtalya'ya da gittim. Ama orada kimse zorda kalan birine yardım etmez. Ama bizim memleketimiz de öğle mi?
ERTUĞRUL: Doğru söylüyorsun. Mesela geçen hafta arkadaşlarla dolaşırken çocuğun birine araba çarptı belki 20 kişi nasıl yardım edebileceklerini sordu?
İHSAN: Başka bir ülkede olsa o çocuğun cüzdanını çarpmaya kalkarlardı.
ERTUĞRUL: Belki bizde ellerinden gelen yardımı yapmaya kalkarlar ama, nasıl yardım edeceklerini bilmezler.
İHSAN: Gerçi o da doğru.
ERTUĞRUL: Nerede kaldılar başlarına bir iş mi geldi desem koca koca insanlar.
İHSAN: Takma kafanı.(Kapı çalar)
ERTUĞRUL: He geldiler. (Kapıyı açmaya gider. Sahneye ilk önce üzerine mont almış Sevinç girer fakat hızlı adımlarla odanın olduğu kapıdan geçe, arkasından Neriman gider. Onların arkasından sinirli bir şekilde Kemal ve düşünceli bir şekilde Osman girer. Sahneye en son gelen Ertuğrul şaşkındır. Osman ve Kemal koltuklara oturur.)
ERTUĞRUL: Baba ne oldu size yaa?
KEMAL: Sen odana gitsene bir kere!
ERTUĞRUL: Tamam ya ne kızıyon. Dede bak kim geldi?
OSMAN: Hoş geldin İhsan.
İHSAN: Hoş bulduk Osman amca.
ERTUĞRUL: Dede ya herkesin yüzünden düşen bir parça. Ne oldu böyle? Almanya'dan dayım gelmiş suratına bakan yok. Hem ne oldu ablamı bulmuşsunuz sonunda?
KEMAL: Bulduk bulduk bir de nerden bulduğumuzu sor bakalım.
OSMAN: Tamam Kemal fazla uzatma.
KEMAL: Ablan o Teoman denen şerefsizle esrar partisine gitmiş.
ERTUĞRUL: Neeee (Oda kapısından çıkar)
OSMAN: Eee Kemal sıktın ama.
KEMAL: Ne sıkması baba ya. Benim yıllardır üzerine titrediğim kızımı gün gelsin karakollardan toplayalım.
OSMAN: Kızın bir suçu yok, bilmiyormuş. Zaten kaçmış işte.
KEMAL: Allahtan komser anlayışlı çıktı. Yoksa bu saate zor bırakırdı bizi. Allahım inanamıyorum, bugüne kadar ifade vermeye dahi karakola gitmemiş olan benim gibi birinin kızı gün gelsin esrar partisinde yakalansın.
OSMAN: Kemal tamam büyütme, gençtir olur. Hem kullanmadım dedi ya daha ne istiyorsun.
KEMAL: Bir kere o ortama girmesi yanlış baba. Kusura bakma senle de ilgilenemedik İhsan ne var ne yok?
İHSAN: Valla asıl haberler sizde kayınço.
KEMAL: Akşam Sevinç bir doğum günü partisine gidiyorum diye adı Teoman olan bir çocukla gitti. Benimde büroda işim vardı oraya gitmiştim. Eve bir geldim Neriman'la babam telaş içinde. Neyse karakola gittik ne görelim Sevinç orada oturmuş ağlıyor. Meğersem O doğum günü partisi diye gittiği yerde esrar içiyorlarmış. Bizim kız da ordan kaçmış.
İHSAN: İyi ya enişte kaçmış ya ne güzel. Eee daha sonra?
KEMAL: Sonrası çocuktan şikâyetçi olduk polisler baskın yaptı, çocuğun üzerinden 15 gram esrar çıktı.
İHSAN: Aslında bence bunda o kadar da kızacak bir şey yok be enişte. Yani Sevinç kullanmadıysa daha ne istiyorsun ki?
KEMAL: Bize kullanmadım dedi ama polis idrar tahlili yapacak, asıl sonuçları yarın öğrenicez. Hem zaten inanmıyorum da kullanmadım dediğine, kesin yakasını sıyırmak için yapıyor bunları. Ama görür o bundan sonra benden izinsiz bakkala gitmek yok.
İHSAN: Yok yok Sevinç kullanmamıştır, sen boşuna evhamlanıyorsun enişte.
KEMAL: Beni asıl üzen şey ne biliyor musun İhsan? Daha düne kadar televizyonlarda üzülerek izlediğim, annelerine babalarına acıyarak baktığım o insanların yerinde bugün benim kızım var.
İHSAN: Boş ver enişte fazla üzerine gitmeye gerek yok. Hem Almanya'da bu esrar işi o kadar normal karşılanıyor ki neredeyse devlet bunu yasal hale getirdi.
KEMAL: Orası Almanya İhsan. Orada aile çökmüş, toplum yozlaşmış, her türlü pislik normal karşılanır olmuş. Ama burası Türkiye. Bizim bir dinimiz var, örfümüz adetimiz var. Neyse kaç gün kalacaksın?
İHSAN: Nerede?
KEMAL: Tabii ki Türkiye'de.
İHSAN: Valla uzun yıllar kalmayı düşünüyorum.
KEMAL: Nasıl yani? Oğlum sen tatile gelmedin mi buraya?
İHSAN: Ne tatili, Almanlar sınır dışı etti beni.
KEMAL: Nasıl oldu peki?
İHSAN: Amann sonra anlatırım zaten önümüzde uzun yıllar var. (Neriman oda kapısından çıkar)
NERİMAN: Yaptığını beğendin mi Kemal? Kızın gururunu kırdığının farkında mısın? Hoş geldin İhsan
İHSAN: Hoş bulduk abla.
NERİMAN: Neee ihsan senin ne işin var? Hangi rüzgâr ettİ seni?
İHSAN: Valla Alman hükümeti rüzgârı attı. Aslında rüzgârdan çok fırtınaya benziyorlar.
NERİMAN: Sende hoş geldin kızım. (Helga tip tip suratına bakar) Ne o ihsan bu kız dilsiz mi?
İHSAN: Yok abla dili varda Almanca.
NERİMAN: Ne bu kız gavur mu?
İHSAN: Valla Alman olduğuna göre gavur oluyor.
NERİMAN: Vay başıma gelenler. Sen ciddi misin, şaka falan yapmıyorsun değil mi?
İHSAN: Ben gayet ciddiyim.
NERİMAN: Tüh yazıklar olsun sana. Annemle, babamın kemikleri sızlıyordur şimdi. Unuttun mu babamın vasiyetini, ne demişti sana babam?
İHSAN: Bana Almanya'dan Türk gelin getir demişti.
NERİMAN: Sen ne yaptın tuttun elin gavurunu getirdin.
İHSAN: Aman abla sanki Türk gelin getirsem ne olacak. Babamın kemiklerini mi öpecek?
NERİMAN: Onun ölmüş olması vasiyetini yerine getirmeyeceğin anlamına gelmez.
İHSAN: Peki peki. Helga'nın saçlarını siyaha boyarız. Birerde siyah lens taktın mı senden benden daha Türk olur?
NERİMAN: Ne yani rahmetli annemle babamı kazıklıycan mı? Almanya seni bayağı değiştirmiş İhsan.
İHSAN: Ya olmazsa bir tane de Türk gelin alırız.
NERİMAN: Demek bunun üzerine kuma getirecen. Vallaha pes doğrusu. Sen şeytana bile pabucunu ters giydirirsin İhsan. Ne halt yersen ye. (Çıkar)
İHSAN: Aman abla Almanya'dayken seni mi arasaydım "Abla kimle evleneyim?" diye. Biz de belirli bir yaşa geldik ama değil mi ya? (Ertuğrul'un bağırma sesi duyulur
ERTUĞRUL: Baba koşun ablama bir şeyler oluyor! (Aile odaya koşarken perde kapanır. Perde açılırken İhsan'la Helga yatmıştır. Sahnede doktor ile Kemal vardır. Doktor pijamalıdır. Perde tam olarak açılınca Kemal konuşmaya başlar.)
KEMAL: Sağol Ömer ağbi. Gecenin bir vakti seni de rahatsız ettik.
DOKTOR: Duymamış olayım Kemal, komşuluk bugünler içindir.
KEMAL: Peki nesi varmış Sevinç'in?
DOKTOR: Muayene ettim ama herhangi bir şeyi yok.
KEMAL: Ohhh Çok şükür.
DOKTOR: Yalnız çok ağır bir psikolojik bunalım geçiriyor, onun için üzerine fazla gitmeyin.
KEMAL: Olur Ömer ağbi.
DOKTOR: (Kalkar) Bende gideyim. Zaten pijamalarla geldik. Bi gören olur, adımız sapığa çıkar.
KEMAL: Tamam. (Doktoru dış kapıya kadar geçirir. Sahnede bir tek kendisi vardır, koltuğa oturur kendi kendine konuşmaya başlar.) Ne yaptım ben Allahım ya, az daha kızımın hayatını kendi ellerimle mahvediyordum. (Neriman oda kapısından gelir oturur. Kemal’e biraz sinirli bir şekilde bakmaktadır)
NERİMAN: Ne oldu, Ömer ağbi ne dedi?
KEMAL: Psikolojik bunalım geçiriyormuş, fazla üzerine gitmeyecekmişiz.
NERİMAN: Zaten bu evde kızın üzerine giden tek kişi sensin.
KEMAL: Üzerime fazla gelme Neriman, ben nereden bilebilirdim böyle olacağını. Sadece onların gelecekte beni anlamalarını, babam haklıymış demelerini istedim.
NERİMAN: İstediğin oldu mu peki?
KEMAL: Tamam hatalıyım, affettin mi peki beni?
NERİMAN: Sen benden değil, Ertuğrul’la Sevinç'ten af dile tamam mı? (Kalkar, oda kapısında çıkar)
KEMAL: Allahım kızıma bir şey olmasa bari. (Oda kapısından pijamalı haliyle ihsan çıkar) Ne o İhsan uyumadın mı?
İHSAN: Yoo uyumuştum, çok güzel de bir rüya görüyordum fakat sesinize uyandım.
KEMAL: Kusura bakma seni de rahatsız ettik.
İHSAN: (Yanına oturur) Amann boşver ben alışkınım zaten. Almanya'dayken kaloriferi yanmayan bir apartmanın bodrum katında kalıyordum.
KEMAL: Ama bize gönderdiğin mektupta havuzlu, müstakil bir evde kaldığından bahsediyordun.
İHSAN: Sorunlarımı size de anlatarak üzülmenizi istemedim be enişte.
KEMAL: İhsan, gerçekten Almanya'dan şu anlattığın itfaiye hikâyesi yüzünden mi kovuldun?
İHSAN: Yok enişte aslında polisler beni esrarla yakaladı.
KEMAL: Neeee...!
İHSAN: Yok yok şaka yaptım.
KEMAL: Hiç komik değil, bunun şakası bile kötü İhsan.
İHSAN: Peki enişte.
KEMAL: Eee, Almanya nasıl?
İHSAN: Valla iyidir, ellerinden öper.
KEMAL: İhsann, Almanya'da Stand up yaptın herhalde?
İHSAN: Yok be enişte ne stand-up’ı. Aslında ben Almanya'da kaçak işçiydim, sonunda yakaladılar sınır dışı ettiler.
KEMAL: Hani itfaiyeciydin.
İHSAN: Hepsi yalandı. Hem orda itfaiyeci olmak kolay mı be enişte? Almanya'da ekmek aslanın ağzında, hatta miğdesine inmiş.
KEMAL: Ahh bu anlattıklarını birde Ertuğrul'a anlatabilsem. Tutturmuş dayımla Almanya'ya gideceğim diye, bir türlü vazgeçiremedim Almanya sevdasından. Allahtan sen geldin de kurtulduk.
İHSAN: Eğer ben onu Almanya'ya götürseydim değil 10 sene kalmak,1 hafta dolmadan çıkar gelirdi. Hem ben Almanya'nın zorluklarını Ertuğrul'a da anlattım. Kararından caymıştır herhalde.
KEMAL: İnşallah. İhsan, sence ben nasıl bir baba olmalıydım?
İHSAN: Mesela noel baba gibi olabilirsin?
KEMAL: İhsan stand-up'ına bir son versen diyorum.
İHSAN: Tamam tamam. Bak mesela özgürlükçü bir baba olabilirdin?
KEMAL: Nasıl yani?
İHSAN: Hani Helga var ya?
KEMAL: Evet.
İHSAN: Onun bir ablası var, kız esrarkeş. Babası ne yaptı biliyor musun?
KEMAL: Kızı öldürdü mü?
İHSAN: Ne öldürmesi, benim de evde olduğum bir gün kızıyla beraber esrar çekti.
KEMAL: Yuh! O kadarı da fazla. Hem bu Helga'nın öğle kötü alışkanlıkları yok değil mi? Alkol sigara.
İHSAN: Yok canım Helga temiz kızdır, sadece haftada bir Maruyana çeker o kadar.
KEMAL: Bayağ temizmiş. Peki Türkiye'de ne yapmayı düşünüyorsun İhsan?
İHSAN: Biliyorsun biraz birikimim var, onu değerlendiririm herhalde.
KEMAL: Peki o sarışın kızla nasıl tanıştın, Helga mı neyse?
İHSAN: Almanya'da lokantanın birinde, zaten bir hafta olmadan ülkesine döner. Bu arada size rahatsızlık vermiyoruz değil mi enişte?
KEMAL: Ne rahatsızlığı İhsan, ev senin zaten.
İHSAN: Sağol be enişte. Sen çok kral adamsın, senden gördüğüm iyiliği öz kardeşlerimden görmedim valla.
KEMAL: Sağol, senin de bana az iyiliğin dokunmadı.
İHSAN: Sende sağol. (Kalkar) Neyse enişte ben yatayım.1–2 saat uyusam yeter. Saatte zaten 4'e geliyor. Sende kafanı takma, sabah ola hayrola. (Çıkar)
KEMAL: (arkasından)Allah rahatlık versin. (Kemal düşüncelere dalar. Osman gelir)
OSMAN: Ne oldu, ne düşünüyorsun?
KEMAL: Sence fazla mı sert davrandım baba?
OSMAN: Yok canım ne serti gayet yumuşaktın, istersen bir sopa vereyim kızın ağzını yüzünü dağıt.
KEMAL: Evet evet çok serttim. Ama ben hep senin gibi bir baba olmak istedim. Yeri gelince arkadaş, yeri gelince yönetici bir baba.
OSMAN: Ama yöneticilik kısmını biraz fazla abarttın. Allah aşkına söylesene Kemal, çocukları en son ne zaman bir geziye götürdün?
KEMAL: Şeyyy,4 sene oldu herhalde.
OSMAN: Gördün mü çocuklarına ne kadar ilgisiz davrandığını?
KEMAL: Ama işlerden başımı kaşıyacak vaktim olmadı ki!
OSMAN: Başını kaşıyacak zaman bulamasan bile çocuklarınla ilgilenecek zamanı bulmalısın.
KEMAL: Tamamda ben çalışıyorum, Neriman ilgilense olmaz mı?
OSMAN: Sen çalışıyorsun da Neriman ne yapıyor? Evin alışverişi onda,3 öğün yemek onda. Daha saymadığım bir sürü iş var.
KEMAL: İşte gördün mü, Neriman’da çok meşgul bende. Sanki Sevinç kendi karar veremez miydi öğle ortamlara girip girmeme hususunda.
OSMAN: O neyin doğru neyin yanlış olduğunu nerden bilsin, hayata karşı bir tecrübesi mi var? Onu babası olarak sen yönlendireceksin. Ama sen ne yapıyorsun, onu başıboş bırakarak belki de hayatını karartıyorsun. Unutma, o bir çiçek. Onu bataklıkta da bahçede de büyütmek senin elinde. (Ertuğrul gelir)
ERTUĞRUL: Yaa baba ya ne yapıyorsunuz, sesiniz ta tuvalete geliyor.
KEMAL: Allahtan tuvaletin sesi buraya gelmiyor.
OSMAN: Başladın yine çocuğu aşağılamaya. Konuştuklarımız nerede kaldı?
ERTUĞRUL: Ne konuşması dede?
KEMAL: Ertuğrul şuraya bir otursana. (Ertuğrul koltuğa oturur)
ERTUĞRUL: Evet
KEMAL: Bak Ertuğrul, seninle konuşacaklarım var.
ERTUĞRUL: Baba yine konuyu karneden açacaksan sabahın 5'inde senin nasihatlerini dinleyemem.
OSMAN: Gördün mü? Hayatın boyunca çocukla dersten başka bir şey konuşmamışsın ki.
KEMAL: Bugüne kadar size hep iyi bir baba olmak için uğraştım.
ERTUĞRUL: Fakat pek başarılı olamadın.
KEMAL: Doğru haklısın, ama hepsini ablanla senin iyiliğiniz için yaptım.
ERTUĞRUL: Evet.
KEMAL: Onun için bugüne kadar yaptığım hatalardan dolayı senden özür diliyorum.
ERTUĞRUL: Baba sen iyi misin, kafana saksı falan düşmedi değil mi?
KEMAL: Hayır, bugün olanlar sayesinde geçmişte yaptıklarımı düşündüm ne kadar haklıyım diye. Fakat sizin iyiliğiniz için yaptıklarım aslında sizin için bir problemden başka bir şey değilmiş.
ERTUĞRUL: Aslında bende pek suçsuz sayılmam. Mesela bugüne kadar planlı bir şekilde ders çalışmamak, sokaklarda aylak aylak dolaşmak da benim hatalarımdı.
KEMAL: Kendi hatalarını görebilmen ne güzel?
ERTUĞRUL: Aslında ben bunların farkındaydım fakat sana söylemeye çekiniyordum.
KEMAL: Niye?
ERTUĞRUL: Kızacağından korktum.
KEMAL: Artık rahat olabilirsin, bundan sonra sana asla kızmayacağım.
ERTUĞRUL: Peki o zaman. Hani annemin en sevdiği elbisesi yanmıştı ya, onda biraz da benim parmağım vardı, sonra Ayfer teyzenin kapısına kedi pisliklerini aslında Nebahat teyze değil de ben dökmüştüm.
KEMAL: Neee! Bütün bunları sen mi yaptın?
ERTUĞRUL: Baba hani bundan sonra kızmayacaktın?
KEMAL: Neyse, bunları dedenin olmadığı bir gün konuşuruz.
ERTUĞRUL: Allahım sana şükürler olsun, benim babam da artık bana kızmayacak.
KEMAL: Ama sende görevlerini tam olarak yerine getireceksin tamam mı?
ERTUĞRUL: Valla ders hususunda bir şey diyemem ama diğer tüm görevlerime harfiyen uyacağıma garanti edebilirim.
KEMAL: Neden ders hususunda değil?
ERTUĞRUL: Baba hocaları biliyosun, hepsi kafayı sıyırmış. Aslında onların hukuken öğretmenlik yapması doğru değil.
KEMAL: Bakıyorum da başımıza 40 yıllık hukukçu kesildin. Sen bırak hukuk fakültesine girmeyi liseyi Kazasız belasız bitir sana madalya takarım ben.
ERTUĞRUL: Amann baba başlama yine.
KEMAL: Şaka yaptım oğlum. (Dış kapıdan Sevinç gelir)
SEVİNÇ: Baba oturabilir miyim?
KEMAL: Tabi kızım. (Oturur)
SEVİNÇ: Aslında bugüne kadar seni hiç dinlemedim ama bugünkü olaylar gösteriyor ki sen haklıymışsın. Bundan sonra sözünden hiç çıkmayacağım
KEMAL: Aslında ben de aynı şeyleri senin için düşünüyordum.
SEVİNÇ: Nasıl yani?
KEMAL: Sizin bugüne kadar beni sevmenizi hep sertlikle sağladım. Aslında sevgi için illa ki sertliğe gerek yokmuş.
SEVİNÇ: Sen bize sert davransan da davranmasan da biz seni zaten hep sevmiştik. Sonuçta sen de bir insansın, senin de hataların olacak.
KEMAL: Size hak ettiğiniz ilgiyi göstermedim, siz de kurtuluşu başkalarında aradınız.
SEVİNÇ: Hayır baba sen bize hak ettiğimiz ilgiyi hep gösterdin. Fakat biz bilemedik. Hastalanınca belki bize belli etmezdin ama için içini yerdi, sonra geceleri biz uyurken gelir başımızı okşar üstümüzü örter giderdin, çünkü sen sevginin bilinmesini istemezdin. Senin tek hatan biraz set olmandı.
KEMAL: Çünkü sizin iyiliğinizi istiyordum.
SEVİNÇ: Fakat sertliğinin ayarını iyi yapamadın baba sen. Bizi hep despotlukla yönettin. Sen diktatördün, biz de senin gölgen altında ezilen halk. Sanki evde değil de esir kampında yaşıyorduk. Her şeyimizin bir programı vardı. Sabah 8'de kalkılacak, akşam 8'de gelinecek. Elinden gelse tuvalete gitme saatlerimizi bile sen belirleyecektin.
KEMAL: Hepsi sizin iyiliğiniz için kızım.
SEVİNÇ: Tamam baba ama biraz fazla abarttın.
KEMAL: Ne yapabilirdim ki? Kötü zamandayız, kimseye güvenemezsin bu devirde. Bak, Teoman görünüşüne bakınca nasıl da temiz bir çocuktu. Ama o masum maskesinin altından nasıl bir şeytan çıktığını sende gördün.
SEVİNÇ: O konuda haklısın baba.
KEMAL: Aslında ben her konuda haklıyım fakat bunu zamanla göreceksiniz. Ama artık bundan sonra kısıtlama yok, başkasının haklarına dokunmayacak şekilde özgürlüğünüzü istediğiniz ölçüde yaşayacaksınız.
ERTUĞRUL: Bu sözler buranın artık yarı kapalı cezaevi olmadığı anlamına geliyor?
KEMAL: Evet. Bundan sonra bu evden bağırtılar değil, mutluluğun sesi yükselecek.
(kızı ve oğlu Kemal'in boynuna sarılır bu şekilde perde kapanır.)
SON


İlginizi Çekebilir


#2
Neriman ya da Helga rolünü vermede bana Ne verirsen ver hehe


#3
Osman ı veriyim mi İlhan sen ol Ben Helga yım


#4
yad aa...

ÇİĞDEM ÇİÇEKLERİ

ŞAHISLAR

(Rol Sırasına Göre)
ANLATICI...............................................................................................................
MUHTAR HAMZA.................................................................................................
KEL RÜŞTÜ............................................................................................................
BEKİR ÇAVUŞ.......................................................................................................
MUSTAFA..............................................................................................................
SELÇUK..................................................................................................................
HASAN....................................................................................................................
MAHMUT................................................................................................................
ÖMER.......................................................................................................................
SONER......................................................................................................................
TANER......................................................................................................................
İDRİS.........................................................................................................................
GÜLÜZAR................................................................................................................
NURİYE....................................................................................................................
ALİ.............................................................................................................................
MESUT......................................................................................................................
GAZİ DEDE...............................................................................................................
HAYRİYE..................................................................................................................
ELİF .......................................................................................................................
AYŞE.......................................................................................................................
İHTİYARLAR...........................................................................................................
ADAMLAR................................................................................................................

1.PERDE

ANLATICI- Güzel Anadolu’muzun şirin bir yerinde, birbirine komşu iki köy varmış. Bu köylerden birine, “AKPINAR”, diğerine “YEŞİLBAYIR” derlermiş. Bu iki köyün sınırını, “Gökçedere” dedikleri bir derecik ayırırmış. Yaz ve kış suyun eksik olmadığı Gökçedere, her iki köyün tarlalarını sularmış. Kuşların, kuzuların suyundan içtiği bu derecik, rastladığı her çiçeğe, Adalet Ve Kalknma Partisiınar ve Yeşilbayır köyünün dostluğunu fısıldarmış. Günlerden bir gün, Adalet Ve Kalknma Partisiınar köyünün muhtarı, yanına iki arkadaşını alarak tarlaları gezmeye çıkmış.

TABLO 1

(Perde yavaş yavaş açıldığında, dağların eteğine kurulmuş, uzaktan şirin bir köy görülür. Köyün üç yanı yeşil bahçelerle çevrilmiştir. Kavak ağaçlarının gizlemeye çalıştığı toprak damlı köy evleri uzaktan farkedilemez. Çatısı kiremitlerle kaplı köy ilkokulu ve ağaçların arasından yükselen beyaz minare köye bir başka güzellik katmaktadır. Bahçelerin altında kalan büyük arazi, yeşil ekin tarlaları ile kaplıdır. Tarlaların ortasında baştan aşağı kıvrım kıvrım inen dere yatağı vardır.)

SAHNE 1

MUHTAR HAMZA- BEKİR ÇAVUŞ- KEL RÜŞTÜ

MUHTAR HAMZA- (Sağdan girer. Yorgun haldedir.) Yahu Bekir Çavuş, kaç saattir dolaşır dururuz. Şurada biraz dinlensek derim.
BEKİR ÇAVUŞ- (Kel Rüştü ile birlikte girerler.) Olur muhtar. Oturup dinlenelim. Ben de çok yoruldum. Ne de olsa ihtiyarlıyoruz artık. (Birlikte yere oturup bağdaş kurarlar. Kel Rüştü cebinden çıkardığı sigara paketini muhtara uzatır.)
KEL RÜŞTÜ- Buyur ağam, sigara yak.
BEKİR ÇAVUŞ- (Rüştü’ye dönerek.) Sen eskiden bu kadar içmezdin Rüştü. Bu ne haldir. Sigaranın ardı arkası kesilmiyor. (Muhtara dönerek) Bırak muhtar, içme terli terli.
MUHTAR HAMZA- Canım da istedi ama neyse biraz dinlenelim. Sonra yakarım.
BEKİR ÇAVUŞ- Bırak şu zıkkımı içmeyi muhtar. Gelirken yokuşta tıkanıverdim. Sağlığa çok zararlıymış.
MUHTAR HAMZA- Kaç defa bırakmaya karar verdim ama yine başladım. İnsan alışmaya görsün. Alıştı mı bırakmak zor oluyor.
KEL RÜŞTÜ- (Gülerek) Boş ver ağam. Atın ölümü arpadan olsun. Sigara benim en iyi dostumdur.
BEKİR ÇAVUŞ- (Tebessümle) Sen öyle zannet. Sen sigaraya dostum diyorsun ama, bakalım o da sana aynı şeyi söylüyor mu? Şunu hiç unutma; dostu olmayanlar sigarayı dost edinir.
(Rüştü, sigara dumanı ile sık sık öksürürken, muhtar elini alnına koyup uzakları seyreder.)
MUHTAR HAMZA- (İşaret ederek) Bekir Çavuş, karşıdaki Yeşilbayır köyünün tarlalarına baksana. Ekinleri ne kadar da güzel yeşermiş.
BEKİR ÇAVUŞ- (Uzaklara bakarak) Evet muhtar. Onların ekinleri her sene bizimkinden iyi olur.
MUHTAR HAMZA- Toprak aynı toprak, su aynı su, bu farklılıklar nedendir dersin Bekir Çavuş?
KEL RÜŞTÜ- (Bilgiçlik taslayarak) Öyle deme Bekir Emmi. Toprak aynı toprak ama, su aynı su değil.
MUHTAR HAMZA- Ne demek istiyorsun Rüştü?
KEL RÜŞTÜ- Ağam, demek istediğim şu: Yeşilbayırlılar Gökçedere’nin suyunu bizden fazla kullanıyorlar.
BEKİR ÇAVUŞ- Nasıl yani? Anlamadım.
KEL RÜŞTÜ- Bakın anlatayım: Gökçedere’nin suyunu üç gün biz, üç gün de onlar kullanmıyor mu?
MUHTAR HAMZA- Evet öyle.
KEL RÜŞTÜ- Öyle ama öyle olmuyor işte. Biz üç gün tarlalarımızı sularken, onlar altı gün suluyorlar.
BEKİR ÇAVUŞ- (Gülerek) Nasıl olur Rüştü, yoksa bir hafta dokuz güne mi çıktı?
KEL RÜŞTÜ- Gülme Bekir Emmi. Haftanın yedi gün olduğunu ben de biliyorum. Yeşilbayırlılar, tarlalarını suladıkları günün geceleri de Gökçedere’nin suyunu kullanıyorlar.
MUHTAR HAMZA- Nasıl, geceleri de mi çalışıyorlar?
KEL RÜŞTÜ- Hayır geceleri çalışmıyorlar. Tarlalarının yukarısına bir havuz yapmışlar. Geceleri, Gökçedere’nin suyunu havuza akıtıyorlar. Sabahları havuzun ağzını açıp tarlalara bırakıyorlar.
BEKİR ÇAVUŞ- Vallahi iyi düşünmüşler. Su boş yere akacağına varsın tarlalarını sulasınlar.
KEL RÜŞTÜ- İyi ama Bekir Emmi, bizim hakkımızı kullanıyorlar.
BEKİR ÇAVUŞ- Neden bizim hakkımızı kullansınlar? Gökçedere’nin suyunu gündüz kim kullanırsa gece de kullanabilir.
MUHTAR HAMZA- Ne dersin Bekir Çavuş, bir havuz da biz mi yapsak?
BEKİR ÇAVUŞ- Neden olmasın muhtar. Su boş yere akacağına tarlalarımızı sularız.
MUHTAR HAMZA- Bu fikir kafama yattı. Şu Yeşilbayırlılar akıllı insanlar doğrusu.
KEL RÜŞTÜ- Hamza Ağa, diyorum ki, neden tarlalarımızı haftada dört gün değil de üç gün suluyoruz?
MUHTAR HAMZA- Yıllardır hep böyle sürüp gelmiş bu. Dedelerimiz öyle anlaşmışlar. Gökçedere üç gün onlara, üç gün de bizim tarlalarımıza akmış. Bunu nasıl değiştireceğiz.
KEL RÜŞTÜ- Değiştirsek ne olur?
BEKİR ÇAVUŞ- Olur mu öyle şey? Yeşilbayırlılar ne der o zaman? Razı olurlar mı hiç?
KEL RÜŞTÜ- İstersek yaparız.
MUHTAR HAMZA- Nasıl yani, zor mu kullanalım?
KEL RÜŞTÜ- Hayır zor kullanmaya gerek yok. Hele biz bir deneyelim. Göreceksiniz ses bile çıkaramayacaklar.
BEKİR ÇAVUŞ- Hiç zannetmem. Yeşilbayırlılar birbirine tutkun insanlardır. Köylerinin halkına tecavüz edilmesine sessiz kalacaklarını sanmıyorum. Bana sorarsanız, böyle bir şeye kalkışmak akılsızlık olur. Muhtar, uyma bu delinin aklına. Durup dururken Yeşilbayırlılar’ı kendimize düşman etmeyelim.
KEL RÜŞTÜ- (Ayağa kalkar) Göreceksiniz, bize karşı koymak şöyle dursun, ses bile çıkaramayacaklar. Bu işi bana bırakın tereyağından kıl çeker gibi halledeceğim. (Sahnenin önüne doğru yürüyerek) Eğer bu işi halledemezsem, (Bıyıklarını tutarak) gözünüzün önünde bu bıyıklarımı keseceğim.
(Kararma)

TABLO- 2

SAHNE- 2

SELÇUK- MUSTAFA- HASAN- MAHMUT- ÖMER- SONER

(Gökçedere’nin kıyısı etrafında ekin tarlaları vardır. Uzakta, yer yer üzerinde karlar olan dağlar görülmektedir. Derenin kıyısındaki çimenler üzerinde, çocuklar dokuztaş oyunu oynamaktadırlar. Çocuklar sahnenin sağ ve solundaki iki gruba ayrılmışlardır. Sahnenin ortasında üst üste konulmuş oyunda kullanılan taşlar vardır.)
SELÇUK- (Elindeki çubukla taşların yedi adım kadar ötesinde çizgi çizmeye çalışırken) Nasıl, bu kadar uzaklık yeter mi?
HASAN- Yeter.
MUSTAFA- Fazla bile.
SONER- (Oyun taşları ile çizgi arasını adımları ile ölçtükten sonra) Bu kadar uzaklık yeter.
ÖMER- Hangi grup ebe olacak.
MAHMUT- Bir dakika. (Eğilip yerden bir çakıl taşı alır. Hasan’a dönerek) Taşın hangi elimde olduğunu bilemezsen ebe siz olacaksınız.
HASAN- Tamam oldu.
MAHMUT- (Ellerini arkasına götürerek taşı gizlemeye çalışır. Hasan’a yumruk yapılmış ellerini uzatarak) Hangi elimde?
HASAN- (Mahmut’un ellerini işaret ederek) Ya şunda, ya şunda. Keçe külah başında. Ben bilmem, Allah bilir. Naneli şeker, şunda kokar. (Mahmut’un sol eline vurarak) Bunda!
MAHMUT- (İki elini de açarak sağ avucundaki çakıl taşını göstererek) Bilemediiiiin! Haydi bakalım ebe sizsiniz.
(Hasan üst üste dizilmiş olan taşların arkasına geçer. Mahmut, Ömer ve Soner çizginin üzerine dizilirler. Mustafa ve Selçuk o onların arkasına geçerler. Mahmut elindeki topu atmanın hazırlığı içerisindedir..)
SONER- (Mahmut’a dönerek) Haydi atsana.
MAHMUT- (Heyecanla topu yuvarlar.) Aaaaa! Değmedi.
(Hasan yuvarlanan topu alarak Soner’e atar.)
SONER- (Hasan’ın attığı topu yakalayarak atışa hazırlanır. Büyük bir dikkatle topu taşlara atar. Çocukların heyecan dolu bakışları arasında top taşlara çarparak yıkar. Taşların yıkılmasıyla Mahmut, Ömer ve Soner sağa sola kaçmaya başlarlar. Hasan, kaçanları vurmak için topu arkalarından fırlatır. Mustafa ve Selçuk topu yakalamak için sahneden çıkarlar. Ömer ve Selçuk topun kaçmasından yararlanarak yıkılan taşları üst üste koymaya çalışırlar.)


SAHNE- 3

ÖNCEKİ ÇOCUKLAR-TAMER-İDRİS

(Çocuklar topun gelmesini beklerken sahne arkasında sesler duyulur. Sahneye soldan Hasan’la birlikte Taner ve İdris girerler. Hasan elinde topu tutmaktadır. Çocuklarda gelenleri tanımamanın merak ve soğukluğu vardır. “Bu çocuklar kim?” dercesine Hasan’a bakarlar. Hasan, arkadaşlarının sormasına fırsat vermeden.)
HASAN- (arkadaşlarına) Bu arkadaşlar Adalet Ve Kalknma Partisiınar köyündenmiş. Tarladan geliyorlarmış.
TANER- (Rahat bir ifadeyle) Benim adım Taner. Arkadaşımınki İdris. Tarladan geliyorduk da, oyun oynadığınızı görüp buraya geldik.
HASAN- (Gelenlere arkadaşlarını tanıtarak) Bu Mustafa. Bu Selçuk. Bunlar, Mahmut ve Ömer. Bu da köyümüzün en hızlı koşucusu Soner. Hepimiz de ilköğretim beşinci sınıfa gidiyoruz.
İDRİS- Ne oyunu oynuyordunuz?
SONER- Dokuz taş.
MUSTAFA- Siz de katılmak ister misiniz?
TANER- İsterdik ama, biz yürümekten yorulduk. Siz oynayın.
HASAN- Siz de oynarsanız dörder kişi oluruz.
TANER- Biz İdris’le yorucu olmayan bir oyun düşünüyoruz.
HASAN- (Merakla) Nasıl bir oyun bu?
TANER- Çok heyecanlı. Hem yorulmak da yok.
MUSTAFA- Çok mu heyecanlı?
İDRİS- Belki de bilirsiniz.
ÖMER- Neymiş bu oyunun adı?
TANER- Pişti.
ÖMER- Pişti mi?
TANER- Evet pişti. Siz bilmiyor musunuz?
SELÇUK- Ben ilk defa duyuyorum.
MUSTAFA- Ben de.
ÖMER- Ben de hiç duymadım. Nasıl bir oyunmuş bu?
TANER- Kâğıt oyunu.
HASAN- Kağıtla mı oynanıyor?
TANER- Oynamak ister misiniz?
HASAN- Ama nasıl oynandığını bilmiyoruz ki.
İDRİS- Çok kolay.
ÖMER- Nasıl yani?
TANER- (Cebinden kumar kâğıtlarını çıkarır. Yere çimenlerin üzerine oturur. Çocukların da bir kısmı Taner’in sağına bir kısmı da soluna oturur. Yüzleri seyircilere dönük bir vaziyette, Taner pişti oyununun nasıl oynandığını çocuklara anlatmaya başlar. Çocuklar merak içerisinde Taner’in anlattıklarını dinlemektedirler.) Önce kağıtları tanımak gerekir. (Göstererek) Bu sinek, bu maça, bu karo, bu da kupa. Oyun iki veya dört kişi ile oynanır. İsterseniz nasıl oynandığını bir İdris’le oynarken gösterelim. Bu arada siz de öğrenmiş olursunuz.
(Taner ve İdris, kağıt oynamaya başlarlar. Diğer çocuklar meraklı bakışlarla onları seyretmektedirler. Taner oyun oynarken arkadaşlarına bir şeyler anlatır. Konuşmaları anlaşılmaz. Yavaş yavaş sahne ışıkları kararır.)

(Kararma)

SAHNE- 4

HASAN- ÖMER- SELÇUK- SONER

(Önceki sahnedeki yerde, çocuklar çimenlere oturmuş, pişti oyunu oynamaktadırlar. kSahne yavaş yavaş aydınlanır.)
SONER- (Kendini oyuna kaptırmanın heyecanı ile) Haydi Selçuk, ne bekliyorsun, kessene şu kağıtları.
SELÇUK- Sıra bende mi?
SONER- Sende tabii.
SELÇUK- Tamam kesiyorum. (Kağıt destesini ikiye ayırır.)
SONER- (Oyunculara kağıtlarını dağıtmaya başlar. Her birine dörder kağıt verdikten sonra) Haydi oynayın.
(Oyuna başlanır. Birkaç pişti yapıldıktan sonra Soner yanındaki Hasan’ın kağıtlarına bakmaya çalışır. Soner’in kağıtlarına baktığını gören Hasan, Soner’e çıkışarak)
HASAN- Önüne baksana!
SONER- Kağıdına bakmıyorum.
HASAN- (Sinirli) Bakıyordun işte.
SONER- (Çıkışarak) Bakmıyordum.
HASAN- (Kızgın) Bir de yalan söylüyorsun.
SONER- (Hiddetli) Ben yalancı değilim.
HASAN- Yalancısın işte. Baktığın halde bakmadım diyorsun.
SONER- (Bağırarak) Bana yalancı diyenin ağzını yırtarım.
ÖMER- (Yatıştırmaya çalışarak) Arkadaşlar yapmayın.
HASAN- Haydi yırt da görelim.
SONER- (Hasan’ın üzerine atılarak) Yırtar mıyım, yırtmaz mıyım görürsün şimdi. (Yumruklaşmaya başlarlar.)
(Soner ve Hasan kavgaya tutuşurlar. Arkadaşları araya girer. Soner, Hasan’ın yüzünü yumruk vurur. Hasan yumruğu yer yemez çığlık atar. Elini ağzını götürür. Ağzı kanamaktadır.)
HASAN- (Ağlamaklı bir sesle) Anneee!..
SELÇUK- (Heyecanla) Ağzı kanıyor!
ÖMER- (Soner’e çıkışarak) Yaptığını beğendin mi?
SONER- O da bana vurdu.
SELÇUK- (Mendil ile Hasan’ın ağzını silerken) Gel eve gidelim. (Hasan’ın kolundan tutup sahnenin sağına doğru sürükler.)

TABLO- 3

SAHNE- 5

( Yeşilbayır köyünde Sonergilin evlerinin önü. Sağdan sahneye Gülüzar ile oğlu Hasan girerler. Gülüzar oğlunun kolundan tutmaktadır. Hasan’ın yüzü sarılıdır.)
GÜLÜZAR- (Sinirli) Gösteririm şimdi ben. (Kapının önünde durur. İçeriye seslenerek) Nuriyeeee! Nuriye! Kimseler yok mu içerde? (Bağırarak tekrar seslenir.) Size dedim hangi deliğe girdiniz?
NURİYE- (Merakla kapıyı açar.) Ne var, ne oluyor Gülüzar?
GÜLÜZAR- (Sinirli) Daha ne olacak. Baksana çocuğun yüzüne ne yapmış?
NURİYE- Kim yapmış?
GÜLÜZAR- Kim olacak senin boyu devrilesice.
NURİYE- (Kızarak) Gülüzar bu nasıl söz?
GÜLÜZAR- Nasıl olacak. Bayağı söz işte. Baksana yüzüne.
NURİYE- Benim oğlum böyle bir şey yapmaz.
HASAN- O vurdu.
NURİYE- Sen de ne yaptın kim bilir?
GÜLÜZAR- Oyun oynarken, hiç yere üzerine yürümüş.
NURİYE- Durduk yere kimse kimseyi dövmez.
GÜLÜZAR- (Kapıya yürüyerek) Döver mi dövmez mi ben ona gösteririm.
NURİYE- (Gülüzar’ın kolundan tutarak) Dur hele benim yanımda çocuğumu mu döveceksin.
GÜLÜZAR- (Bağırarak) Çek elini üstümden.
NURİYE- Evime giremezsin.
GÜLÜZAR- Girer miyim giremez miyim gösteririm şimdi. (Nuriye’nin kolundan tutup sertçe çekince Nuriye yere yıkılır. Hızlıca kalkıp Gülüzar’ın arkadan saçlarını tutar. Kavgaya tutuşurlar.)

Kararma

TABLO- 4

SAHNE- 6

ALİ- MESUT- 1. 2. ve 3. İHTİYAR

(Yeşilbayır köyü. Köy meydanı. Meydana yakın yerdeki caminin duvarına yaslanmış iki-üç ihtiyar sohber etmektedir. Sahneye soldan Ali girer. Omuzunda kürek vardır. Dalgın dalgın yürümektedir.)
MESUT- (Sahne gerisinden seslenerek) Ali! Ali!
ALİ- (Durup etrafına bakınır.) Bana mı seslendiler?
MESUT- (Soldan girer) Ali, bir dakika bir şey diyecektim.
ALİ- Buyur Mesut. Neymiş diyeceğin?
MESUT- Dün, senin hanım bize gelerek, bizim hanımın gözü önünde Soner’i dövmeye kalkmış. Ayıp değil mi yaptıklarınız.?
ALİ- Ben duyunca hanıma öfkelendim. Elbette iyi şey değil yaptığı. Ama senin çocuğun da bizim oğlanın dişini kırmış.
MESUT- Yalan söylüyordur.
ALİ- (Kızgın) Çocuğun yalan söylediği yok. Ben gözlerimle gördüm.
MESUT- Oyun oynarken bizim oğlanı dövmeye kalkışmış. Soner de kendini savunmak için kolunu gerdiğinden sizin oğlanın yüzüne değmiş.
ALİ- Olacak şey söyle de aklım alsın. Bal gibi yumruk atmış çocuğun yüzüne. Çekil yolumdan. (Sinirli) Hem suçlu hem de güçlüsünüz. Hem de senin çocuğun arkasına mı düştüm. Gelmiş bana laf söylüyorsun. Utanmaz herif! (Mesut’u iter.)
MESUT- (Kızgın) Bir utanmaz varsa o da sensin. Bana utanmaz diyeceğine, karının terbiyesini ver. Onun bunun evine baskın yapmasın.
ALİ- (Mesut’un üzerine yürüyerek) Sana sorulmaz benim karımın terbiyesi.
MESUT- Yiğitlik mi taslıyorsun?
ALİ- Git başımdan belanı arama.
MESUT- Haydi görelim kabadayılığını.
ALİ- (Küreği yere koyup Mesut’un yakasını toplayarak) Git diyorum sana durup dururken başımı belaya sokma.
(Caminin kenarında oturan ihtiyarlar koşarak Ali ve Mesut’un yanına gelirler. Ayırmaya çalışarak.)
1.İHTİYAR- (Ali’yi tutarak) Dur! Yapmayın evladım.
2.İHTİYAR- (Mesut’u tutarak) Evladım neyinizi bölüşemiyorsunuz?
3.İHTİYAR- Kocaman adamlarsınız. Ayıp bu yaptığınız.
MESUT- (Bağırarak Ali’nin üzerine yürüyüp) Erkeksen gel haydi. Görelim yiğitliğini.
ALİ- (Sinirli) Bırak beni tutma dayı. Göstereceğim şuna dünyanın kaç köşe olduğunu.
(Mesut, ihtiyarların elinden kurtularak, yerdeki küreği eline geçirir. Kürekten cesaret alarak Ali’nin üzerine yürür. Bu arada ihtiyarlar “Yapmayın” diye bağrışmaya başlar. Mesut, küreğin sapını Ali’nin sırtına vurur. Ali bağırarak Mesut’un üzerine atılır. Kavgaya tutuşurlar.)
1. ADAM- (Koşarak sağdan girer.) Onun kimsesi yok mu sandın. (Ali’nin üzerine atılır. Yumruklamaya başlar.)
2. ADAM- (Koşarak soldan girer.) Onun kimsesi yok mu sandınız. (Mesut’un üzerine atılır. Yumruklamaya başlar.)
3. ADAM- (Koşarak sağdan girer.) Bizim sülâleyi dövmek haaaa! (1.Adamın üzerine yürür.)
4. ADAM- (Koşarak soldan girer.) Bizim kabileyi dövmek haaa! (2. Adama yürür.)

PERDE KAPANIR.

2. PERDE

ANLATICI- Evet çocuklar, gördüğünüz gibi Adalet Ve Kalknma Partisiınar köyünden Kel Rüştü, Yeşilbayır köyündeki bazı çocukları kumara alıştırarak kavga etmeleri sağladı. Çocukların kavgasına anneleri ve babaları da karışarak kavgayı büyüttüler. Sonunda Yeşilbayır köyü, “ÇAKIROĞULLARI” ve “RÜSTEMOĞULLARI” diye ikiye bölündü. Bu iki sülale birbirine selam vermez oldu. Bir kabilenin ak dediğine diğeri kara, birinin kara dediğine de diğeri ak diyordu. Yeşilbayır köyünün ikiye bölündüğünü duyan Kel Rüştü, kıs kıs gülüyor, kafasındaki planları uygulamanın fırsatını kolluyordu. Bakalım Kel Rüştü, Gökçedere’nin suyunu sadece kendi tarlalarına akıtmayı başaracak mı?

TABLO- 1

SAHNE- 1

GAZİ DEDE- 1. ve 2. İHTİYAR
(Yeşilbayır köyü. Köy meydanına yakın yerdeki caminin duvarına yaslanmış oturan iki ihtiyar sohbet etmektedir.)
1.İHTİYAR- (Bastonuna dayanmış vaziyette.) Hiç yüzünden köyümüz ikiye bölündü. Çakıroğulları, Rüstemoğulları’nın bindiği otobüse binmiyorlarmış. Bu gidişle okulu, camiyi de ayıracaklar. Hey Allah’ım, bu günleri de mi görecektik.
2.İHTİYAR- Sorma pîrim. Nasıl oldu anlayamadım. İki çocuğun kavgası yüzünden, köy birbirine düşman kesildi. Ah, o oyunu öğrenmeleri yok mu, hep onun yüzünden oldu. Şimdiye kadar çocuklar kendi oyunlarını oynayıp kardeşçe geçiniyorlardı.
1.İHTİYAR- (Merakla arkadaşına) Ne oyunu oynuyorlarmış?
2.İHTİYAR- Pişti oyunu.
1.İHTİYAR- (Hayretle) Şişti oyunu mu? Nasıl oyunmuş bu, hiç duymadım.
2.İHTİYAR- Şişti değil pişti, pişti. Senin anlayacağın bir çeşit kumar.
1.İHTİYAR- (Heyecanla) Ne! Kumar mı dedin. Bizim köyde kumar oynanmaz ki.
2.İHTİYAR- Oynanmaz ama oynuyorlarmış işte. Kavga ettikleri yerde kumar kâğıtları bulunmuş.
1.İHTİYAR- (Düşünceli) Kumar daha ilk günde huzurumuzu kaçırdı desene.
2.İHTİYAR- (Sağ tarafa bakarak) Gelen Gazi değil mi?
1.İHTİYAR- (Aynı yöne bakarak) Evet o. Hani bugün şehire gidecekti.
2.İHTİYAR- Bilmem, gitmemiş işte.

SAHNE- 2

Öncekiler- Gazi Dede
GAZİ DEDE- (Sağ taraftan girer.) Selâmünaleyküm.
1.İHTİYAR- Ve aleykümselâm.
2.İHTİYAR- (Yer Göstererek) Şöyle otur Gazi.
1.İHTİYAR-(Gazi Dede oturduktan sonra) Merhaba Gazi.
GAZİ DEDE- Merhaba.
2.İHTİYAR- (Merakla Gazi Dede’ye dönüp) Hani bugün şehire gidecektin?
GAZİ DEDE- Gitmekten vazgeçtim.
1.İHTİYAR- Hayrola.
GAZİ DEDE- Bu akşam bizim hanımla konuştuk. Bu köyün hali neye varacak diye. Düşmanlıklar gün geçtikçe artıyor. Buna bir çare bulmak lazım. Bu insanların kalplerinden kin tohumları sökülüp atılmadıkça, bu düşmanlık sürüp gider. Kalplerdeki kin tohumlarını ancak sevgi ateşi yok eder. Ne yapmalı da insanların yüreğine sevgi ateşi düşürmeli. Hep bunları düşündük sabaha kadar.
2.İHTİYAR- Biz de sen gelmeden bundan bahsediyorduk. Köyün hali kötüye gidiyor. Çakıroğulları’nın bindiği otobüse Rüstemoğulları binmiyormuş. Bu gidişle okulumuz, camimiz de ayrılacak diyorduk. Ne edip ne yapsak bilmem ki.
1.İHTİYAR- (Gazi Dede’ye dönerek) Hasibe kadın akıllıdır. Bir çare düşünmedi mi?
GAZİ DEDE- Ben de size ondan bahsedecektim. Uzun zaman düşündükten sonra şöyle bir şey geldi aklımıza.
2.İHTİYAR- Nasıl bir şeymiş o?
GAZİ DEDE- Bilirsiniz; kötü alışkanlık, tembellikle, miskinlikle bulaşır insana. Kavga ise, bilgisizlik ve akılsızlık yüzünden olur. İnsan düşünmez ki, çocukların kavgası yaz yağmuru gibi tez gelir geçer. İnsan bunu düşünmeyip çocuğun arkasına düşerek kavga çıkarır. Tabii ki sonunun nereye varacağını düşünmez. Olan olmuş bir kere. Asıl bundan sonra ne yapmak lazım.
1.İHTİYAR- Bir şeye karar verdik diyordun.
GAZİ DEDE- Evet, evet, hanımın düşüncesini anlatacaktım. Bizim hanım der ki; şimdi çiğdem zamanıdır. Çocukların dağlardan toplayacağı çiğdemlerle bir yemek pişireyim. Bu yemeğe komşu köyün çocuklarını da çağıralım. İnanıyorum ki pişirdiğim sevgi yemeğini yiyen herkesin kalbinde sevgi çiçekleri yeşerecektir. Bu da ancak çocuklarla olur.
1.İHTİYAR- (Sevinerek) Gördün mü ne güzel düşünmüş. Ben demedim mi Hasibe kadın akıllıdır diye.
GAZİ DEDE- Ben de bu düşünceyi bir de size sorayım dedim. Nasıl, bu fikir uygun mu?
2.İHTİYAR- Uygun olmaz mı? Hemen birlikte imamı da yanımıza alarak okula gidelim. Durumu öğretmen beye açalım. Öğretmen bey oğlum bu işe çok sevinecek. Çiğdem meselesini çocuklara o söylesin.
1.İHTİYAR- Hatta derim ki en çok çiğdem getiren çocuğa hediyeler verilsin.
2.İHTİYAR- Çok güzel olur.
GAZİ DEDE- (Kalkarak) Hemen gidelim.
1.İHTİYAR- Haydi.
2.İHTİYAR- Hemen.
Kararma

TABLO- 2

SAHNE- 3

MUSTAFA- SONER- HASAN- ÖMER

(Yeşilbayır Köyü. Sokaklardan birisi. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söylemektedirler. Birlikte girerler. Hasan büyük bir çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri taşımaktadır.)
MUSTAFA- (Kapıyı göstererek) Haydi şimdi de Ahmet amcaların evine uğrayalım.
HASAN- Haydi. (Birlikte kapının önüne gelirler.)


ÖMER- (Yüksek sesle)
Çiğdem çiğdem çiçeği
Alaca bulaca saçağı
Biz isteriz yağ, bulgur
Verenin oğlu olsun
Vermeyenin kara kedisi ölsün


SAHNE- 4

ÖNCEKİLER- HAYRİYE KADIN

HAYRİYE- (Kapıyı açıp dışarı çıkar.) Çocuklar siz misiniz? Ne istiyorsunuz bakalım?
SONER- Yağ isteriz Hayriye Teyze.
HAYRİYE- Hemen getireyim beklersiniz değil mi?
ÖMER- Bekleriz teyze. Önce çiğdemlerinizi verelim. (Çalıda takılı çiğdemlerden birkaç tane çıkarıp verir. Beklemeye başlarlar.)
HAYRİYE- (Elinde büyük bir tahta kaşıkla yağ getirmiştir.) Alın bakalım. Demek çiğdem oyunu oynuyorsunuz. (Kaşıktaki yağı Soner’in tuttuğu kabın içerisine boşaltırken) Oooo! Maşallah Hasan’la barışmışsınız.
MUSTAFA- (Sevinerek) Bugün barıştılar.
ÖMER- Bu gün ne oldu biliyor musun Hayriye Teyze?
HAYRİYE- (Merakla) Ne oldu Ömer?
ÖMER- Soner Hasan’ı ölümden kurtardı.
HAYRİYE- Ne! Ölümden mi?
ÖMER- Evet. Hasan kayaların gördüğü çiğdemi sökme için kayalardan aşağı indi. İnme dedik ama bizi dinlemedi. Çiğdemleri söküp yukarı çıkıyordu ki, ayağı bastığı taş kayadan kopuverdi. Hasan ne yapacağını şaşırdı. Bir yandan bağırıyor, bir yandan ağlıyordu. Aşağı inmeye hiç birimiz cesaret edemedik. Soner hemen ayakkabılarını çıkarıp kayadan aşağıya indi. Sonra, Hasan’ın bulunduğu yere kadar tırmanıp omzuyla Hasan’ı yukarı kaldırdı. Soner olmasa Hasan yandaki uçuruma düşebilirdi.

HAYRİYE- (Soner’in saçlarını okşayarak) Aferin Soner. Arkadaş dediğin böyle olmalı.
MUSTAFA- Sonra da birbirlerine küs olan Soner ve Hasan sarılıp barıştılar. Sarılmaları o kadar güzeldi ki.
SONER- Hayriye Teyze bize müsaade et. Biraz daha yağ ve bulgur toplamamız lazım.
HAYRİYE- Müsaade sizin çocuklar. Haydi başka evlere de uğrayın. Herkes alsın çiğdem çiçeklerinden. (Çocuklar sahnenin solundan çıkarken, Hayriye sevgi dolu bakışlarla onları seyreder.)
HAYRİYE- (Kendi kendine) Ahhh! Çocuk olmak ne güzel.

Kararma

SAHNE- 5

MAHMUT- ELİF- SELÇUK- AYŞE

(Sokak. Sahne gerisinde çocukların sesleri duyulur. Şarkı söyleyerek soldan sahneye girerler. Mahmut elinde çalıya takılmış sarı sarı çiğdemleri tutmaktadır. Elif ve Ayşe’nin elinde kovalar vardır.)
AYŞE- (Kararsız) Hangi tarafa gidelim?
ELİF- (İşaret ederek) Şu karşıki eve uğradık mı?
SELÇUK- Uğramadık.
ELİF- O zaman oraya gidelim.
AYŞE- Gidelim. (Hep birlikte kapıya yönelirler.)
SELÇUK- (Kapının önüne gelince, yüksek sesle)

Çiğdem sarı ben sarı
Çiğdeme konmuş arı
Biz isteriz yağ salça
Verenin oğlu olsun
Vermeyenlerin kara kedisi ölsün.


(Kapıyı tıkırdatırlar. Beklemeye başlarlar. İçeriden çıkan olmayınca)
MAHMUT- Gidelim mi?
SELÇUK- Haydi. (Ayrılırken kapı açılır.)

SAHNE-6

EVVELKİLER- GÜLÜZAR

GÜLÜZAR- Buyurun çocuklar.
AYŞE- Gülüzar Teyze. Çiğdem oyunu oynuyorduk da.
ELİF- Siz kaç tane çiğdem istersiniz?
GÜLÜZAR- Üç tane.
MAHMUT- (Çiğdemleri uzatarak) Buyurun.
GÜLÜZAR- Neyiniz eksik bakalım.
ELİF- (Salça kovasını göstererek) Salçamız eksik.
GÜLÜZAR- İki dakika bekleyin. Hemen geliyorum. (Bir tabakla salça getirir. Kovaya boşaltırken) Başka arkadaşlarınız da var mı?
MAHMUT- Hasan ve diğer arkadaşlar da başka evlere gittiler.
GÜLÜZAR- Yemeği ne zaman yiyorsunuz?
SELÇUK- Yarın, Gökçedere kenarında.
GÜLÜZAR- Güzel. Haydi biraz daha yağ toplayın. Neredeyse sığırlar gelecek.
ELİF- Teşekkür ederiz.
AYŞE- Hoşça kal Gülüzar Teyze.
GÜLÜZAR- Güle, güle çocuklar. (Gülüzar kapıyı kapatır.)
MAHMUT- Şimdi nereye gidiyoruz?
SELÇUK- Bu sefer de şu sokaktan gidelim. (İşaret eder.)
AYŞE- Baksanıza, diğer arkadaşlar da geliyor.
MAHMUT- Hani nerede?
AYŞE- (İşaret ederek) Bak, karşıda geliyorlar.
SELÇUK- Bekleyelim bakalım, onlar ne kadar toplamışlar.

SAHNE- 7

ÖNCEKİ ÇOCUKLAR- MUSTAFA- ÖMER- HASAN- SONER

(Birlikte sağdan sahneye girerler.)
MUSTAFA- (Gülerek) Siz de mi bizim gittiğimiz evlere gidiyor musunuz?
MAHMUT- Hayır. Sizin bu tarafa geldiğinizi gördük de. Bekleyelim bakalım onlar ne kadar toplamış dedik.
ÖMER- (Sevinçli) Bizim kaplar doldu da taşıyor.
SELÇUK- (Yaklaşıp kaplarına bakarak) Gerçekten siz bizden çok toplamışsınız.
MUSTAFA- (Elif’in ve Ayşe’nin tuttuğu kovalara bakıp) Sizinki de az değil. Bu kadar bulgur ve yağ ile çok yemek olur. Kum yiyecek bu kadar yemeği?
HASAN- Hasibe Nine, kovaları verirken çokça toplayın demişti. Ayrıca, herkesin evine uğrayın, kimsenin evini seçmeyin diye sıkı sıkı tembih etmişti. Siz bu sokaktaki bütün evlere uğradınız mı?
SELÇUK- Bütün evlere uğradık. Ama, bazılarında kimseler yoktu. Bekleyip geri döndük.
ÖMER- Ne yapalım şimdi?
AYŞE- Elimizdeki kapları Hasibe Nine’nin evine boşaltıp başka evlere gidelim.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
HEP BİRLİKTE- Haydi.

Kararma

TABLO- 3

SAHNE- 8

MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

( Gökçedere kıyısı. Yakında ekin tarlaları. Uzakta Yeşilbayır köyü gözükmektedir. Köyün gerisinde tepelerinde yer yer karlar olan sıradağlar vardır.)
MUHTAR HAMZA- (Kel Rüştü ile birlikte soldan sahneye girerler. Her ikiside sigara içmektedir. Muhtarın gururlu bir hali vardır.) Havuzu yaptık Rüştü. Bakalım Gökçedere’nin suyunu kullanabilecek miyiz?
KEL RÜŞTÜ- (Aşırı saygılı) Elbette ağam. Bu yaptığınız köyümüz için büyük bir hizmet. Bundan sonra ekinlerden daha çok ürün alacağız.
MUHTAR HAMZA- Bakalım bu işe Yeşilbayırlılar ne diyecek.
KEL RÜŞTÜ- Hiçbir şey diyemezler ağam. Tam sırası. Yeşilbayır köyü ikiye bölündü. Rüstemoğulları ile Çakıroğulları birbirlerine düşman oldular. Birlik olup bizim karşımıza çıkamazlar.(Bıyıklarını burarak) Ben size dememiş miydim ağam, bu işi tereyağından kıl çeker gibi halledeceğim diye.
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Ulan şeytan, yoksa sen mi düşürdün onları birbirine?
KEL RÜŞTÜ- (Yılışarak) Orasını sorma ağam. Ben yapacağım dersem, yaparım.
MUHTAR HAMZA- (Merakla) Söyle bakalım, ne ettin de yıllardır kavga gürültü etmeyen köylüleri birbirine düşman ettin?
KEL RÜŞTÜ- Çocuklar sayesinde ağam, çocuklar sayesinde.
MUHTAR HAMZA- Nasıl anlamadım?
KEL RÜŞTÜ- Çok kolay oldu. Önce çocuklarına kumara alıştırdım. Kumara alışan ne yapar? Çocukların kumar yüzünden yaptıkları kavgayı, anneleri ve babaları da karışınca, kavga büyüdü. Sonunda köy ikiye ayrılıp birbirine düşman oldu.
MUHTAR HAMZA- (Ciddi bir ifadeyle) Çocukları bu işe karıştırmanı sevmedim.
KEL RÜŞTÜ- İyi ama ağam, başka türlü nasıl köyü ikiye ayırabilirdik? Hem kötü mü oldu? Bundan sonra Gökçedere’nin suyundan dört gün biz, üç gün de onlar yararlanacak.
MUHTAR HAMZA- Sen öyle zannet. Biz Gökçedere’nin suyunu kesince, belki de küs olanlar barışıp bir araya gelecekler. Yeşilbayırlıların, sularını kesmemize razı olacaklarını hiç sanmıyorum.
KEL RÜŞTÜ- Göreceksin ağam, seslerini bile çıkaramayacaklar. Düşmanlıkları o kadar ileri gitmiş ki, bir tarafın ak dediğine öteki taraf kara diyormuş.
MUHTAR HAMZA- Bekleyip göreceğiz. Yalnız şunu unutma, ben köylüyü belaya sokmak istemiyorum. Sen suyun önünü kesip bir dene bakalım. Nasıl bir tepki gösterecekler. Eğer, birlik olur da da: “ Niçin suyumuzu kestiniz?” diye gelirlerse, (Rüştü’nün bıyıklarını tutarak) kendi ellerimle bıyıklarını keserim. Anlaştık mı?
KEL RÜŞTÜ- Anlaştık ağam.
MUHTAR HAMZA- (Uzaklara bakarak) Şu gelenler Yeşilbayır köyünün çocukları değil mi?
KEL RÜŞTÜ- (Dikkatlice bakarak) Evet, önlerinde bir de kadın var.
MUHTAR HAMZA- Bizi burada görmesinler. Yukarı tarafa gidelim.
KEL RÜŞTÜ- Gidelim ağam. (Soldan çıkarlar)

SAHNE- 9

HASİBE NİNE- AYŞE- ELİF- MUSTAFA- ÖMER- SONER- HASAN

(Sahneye sağ taraftan Hasibe Nine, Ayşe, Elif, Soner, Mustafa, Ömer ve Hasan girerler. Erkek çocukların ellerinde bakraç vardır. Hasibe Nine’nin elinde köy ekmekleri, Ayşe ve Elif’in elinde ise sarı sarı çiğdemler vardır.)
HASİBE NİNE- (İşaret ederek) Çocuklar burası iyi. Genişçe bir yer. Bakraçları buraya bırakın.
MUSTAFA- (Bakracı koyarken) Pilav kapları çok ağırmış Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Haklısın oğul. Zaten onları senden başkası taşıyamazdı.
SONER- (Hasibe Nine’ye dönerek) Ayranları da yanlarına mı bırakalım.
HASİBE NİNE- Olur, çocuğum.
HASAN- (Soner ile birlikte kapları yere bıraktıktan sonra) Hasibe Nine, Gazi Dede çok geç kalmaz değil mi?
HASİBE NİNE- Öğle namazını kılıp geleceklerdi. Fazla geç kalmazlar.
ÖMER- Onlar gelinceye kadar oyun oynasak.
HASİBE NİNE- Niçin olmasın.
ÖMER- (Sevinçli) Haydi o zaman.
MUSTAFA- Ne oyunu oynayalım.
HASAN- Küçük at.
ÖMER- (Bağırarak) Haydi çocuklar, küçük at oyunu oynuyoruz. (Çocukların hepsi de daire şeklinde toplanırlar. Hep birlikte şarkı söylemeye başlarlar. Şarkının sözlerine uygun hareketler yaparlar.)
HEP BİRLİKTE-
Benim küçük bir atım var.
Otur dersem oturur (Çocuklar çömelir.)
Büzül dersem büzülür. (Çocuklar büzülür.)
Ayakları rap rap (Çocuklar ayaklarını yere vurur)
Süzül dersem süzülür (Çocuklar süzülür.)
Elleri şap şap (Eller birbirine vurulur.)
Bir oyana
Bir bu yana (İki yana sallanılır.)
Tıp (Bütün çocuklar kımıldamadan durur. Elif dayanamayıp güler. Elif oyundan çıkar.)
(Çocuklar neşe içinde oyun oynarken, Hasibe Nine de onları seyretmektedir. Bir önceki oyunu tekrarlarlar. Oyunun sonunda Soner güler. Elif’ten sonra Soner de oyundan çıkmış olur. Çocuklar üçüncü kez aynı oyun ile büzülmüş vaziyette iken sağdan sahneye Gazi Dede, Öğretmen ve İhtiyarlar girer.)

SAHNE- 10

ÖNCEKİLER- GAZİ DEDE- ÖĞRETMEN- 1.2.3. İHTİYAR

GAZİ DEDE- (Gülerek) Ha şöyle. Size gülmek yakışır. Kavga sizin neyinize?
ELİF- (Sevinçli) Gazi dede geldi.
HASİBE NİNE- (Kalkarak yer gösterir.) Öğretmen bey oğlum, şöyle buyur.
(Çocuklar oyunu bırakır. Öğretmen ve ihtiyarlar, Hasibe Nine’nin gösterdiği yere oturlar.)
GAZİ DEDE- (Gülerek) Hanım, hazır mı yemekler?
HASİBE NİNE- Soğuyor bile. Hani köylüler gelmedi?
GAZİ DEDE- Onlar da geliyor. Muhtar, Ali’yi, İmam Efendi de Mesut’u getirmeye gitmişti. Gelirler birazdan. Sen istersen çocukların yemeklerini vermeye başla. Onlar açlığa sabredemezler.
HASİBE NİNE- (Saygılı) Olur. Ayşe kızım tabakları getirir misin?
AYŞE- (Tabakları uzatırken) Buyur Hasibe Nine.
HASİBE NİNE- Sağol kızım.
(Çocuklar yere oturup pilavlarını yerken Ayşe de bardaklara ayran doldurur. Hepsi de sevinç içindedir.)

SAHNE- 11

ÖNCEKİLER- MUHTAR- ALİ- 1.2.3. KÖYLÜ

MUHTAR- (Muhtar, sahnenin solundan Ali ve köylülerle birlikte sahneye girerler.) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm. Gel muhtar şöyle buyur. (İşaret ettiği yere muhtar ve gelenler oturur.)

SAHNE- 12

ÖNCEKİLER- İMAM- MESUT- 4.5.6. KÖYLÜ

(Sahnenin sağından İmam, Mesut ve köylüler girerler.)
İMAM- ( Saygılı ) Selâmünaleyküm.
GAZİ DEDE- Ve aleykümselâm hocam.
(İmam, Mesut ve köylüler ihtiyarların yanına otururlar.)
GAZİ DEDE- (Yerinden kalkar) Sen de kalk Ali. (Ali de yerinden kalkar.) Yaklaş. (Gazi Dede’nin yanına yaklaşır. Çocuklar ve diğerleri heyecanla Gazi Dede’ye bakmaktadır.) Sen de kalkar mısın Mesut. (Mesut’ta kalkıp Gazi Dede’nin yanına gelir. Gazi Dede ikisinin de elini tutup önüne doğru birkaç adım atar.) Şimdi beni dinleyin: İçi, kibir ve düşmanlık dolu kalpten daha kötü bir şey bilmiyorum. Öfkeye pişmanlık ilacı fayda vermez. İnatçılıktan da rezillik doğar. Dört günlük dünyada kardeşçe yaşamak varken düşmanlık niye? Dostluk ve kardeşlikte çocukları örnek alın. Bakın onlar ne güzel oynaşıp gülüyorlar. Haydi siz de barışıp kucaklaşın bakalım. (Ali ve Mesut’u kucaklaştırır. Herkes sevinç içindedir. Gazi Dede Hasibe Nine’ye dönerek) Getir hanım sevgi yemeğinden!

SAHNE- 13

ÖNCEKİLER-SELÇUK

(Herkes neşe içinde yemek yemeğe hazırlanırken, sahnenin solundan soluk soluğa Selçuk girer.)
SELÇUK- (Heyecanla) Gazi Dede! Gazi Dede!
GAZİ DEDE- (Merakla) Ne var yavrum. Söyle ne oldu?
SELÇUK- Gökçedere’nin suyunu kesmişler!
ALİ- (Heyecanla) Suyu mu kesmişler?
MESUT- (Öfkeli) Kim yapar bunu?
1.İHTİYAR- (Sinirli) Hangi hayırsızın işi bu?
GAZİ DEDE- (Sakin) Durun heyecanlanmayın. Yemeğimizi yedikten sonra gidip bakarız.
ALİ- Yemekten önce bir baksak dede!
MESUT- Kalkın gidelim!

SAHNE- 14

ÖNCEKİLER- MUHTAR HAMZA- KEL RÜŞTÜ

(Herkes ayağa kalmak isterken sahnenin solundan Muhtar Hamza ve Kel Rüştü girerler. Muhtar, Rüştü’nün bıyıklarından tutmaktadır.)
MUHTAR HAMZA- (Gülerek) Hiç kimse yerinden kalkmasın!
(Herkes olanlar karşısında şaşkına dönmüştür. Merakla Muhtar ve Rüştü’ye bakarlar.)
KEL RÜŞTÜ- (Ağlamaklı) Yapma, yapma ağam!
GAZİ DEDE- (Heyecanlı) Ne yapıyorsun muhtar? Bırak garibanı.
MUHTAR HAMZA- Ne garibanı Gazi Dede. Bu gördüğün sivri akıllı, benimle bahse tutuşup, eski köye yeni âdet getirmek istemişti. Başta bizim köyün çocukları bu yeni âdete karşı çıktılar. Gerisini sonra anlatırım. Sonunda Rüştü bahsi kaybetti. Ben de huzurlarınızda bıyıklarını kesiyorum. Çünkü böyle anlaşmıştık. (Makasla Rüştü’nün bıyıklarını kesmeye başlar.) Kesiyorum.... Kesiyorum.... Kestiiiiim!

(Herkes gülüşmeye başlar.)

P---E---R---D---E



#5
ben anlamadım nasıl olucakki


#6
bende varım..bensiz tiyatro olurmu ya..


#7
genç tiyatroyu oynuyoruz

yaralı_aşık55, copy yaparak her kes rolünü kopy yaapcak

Hetctpax, =İlhan

Bilgesu=Helga

yaralı_aşık55, =DOktor ömer

meTo, =teoman


#8
hımm anladım tmm


#9
ok


#10
bende rol alabilirmiyim


#11
BiLgeSu, BU OYUN BİZİM OKULDAKİLER TARAFINDAN OYNANDI COK BEGENMISTIM


Balikesir universitesi tiyatro topluluğu

#12
BiLgeSu, tiyatro ile uğrasıyorsun galiba hımmm güzel sevindim valla bende üniveversitede oyuncuyum eğer oyun hususunda yada herhangi bir konuda bilgi ve isteğin olursa herzaman beklerim tiyatro güzel birseydir gercekten senin bu yasta uğrasman cok güzel hadi nisanda ben seni oyunlarımıza beklerim
BALİKESİR UNİVERCİTY TİYATRO TOPLULUĞU WEB SAYFASI
tiyatro.balikesir.edu.tr




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:11 .