Ateşteki Bal

#1
“Bal”dı kirpikleri olmayan böceğin adı. Hep bir sevda ardına çırpardı, o cılız ve renksiz kanatlarını. Çırpardı da, çırpınışlarını gören sevda neredeydi? Gecenin karanlığında uyudu bir akşam bal böceği. Konduğu çiçekte rüzgâr titretiyordu onu ninni gibi. Bir ara güçlü esmiş olmalı ki rüzgâr, konduğu yerden düşürüverdi otların arasına bedenini. Canı yanmıştı ama, birden parlayan bir ışık gördü karanlığın içinde batan güneş gibi. Çok geçmeden ışık kaybolmuştu. Ama nasıl çıkmıştı bu kızıl rengi. Kendine özgü seslenişiyle yokladı etrafın sessizliğini. İşte, yeniden parlamıştı kızıl güneşi. Şimdi ışığın nerden geldiğini daha iyi seçebilmişti. Birkaç kanat çırpışıyla, kendini kızıl gözlerine kaptırdığı böceğin yanında aldı soluğu. Yanıp sönüşüyle anlattı adı “ateş” olan böcek kendini. Büyük bir dalın üzerinde, gecenin karanlığına karışmış bir yaprakta buluşturdular gözlerini. Tanıştıklarına çok sevinmişlerdi. Bal böceği, sevda ardına çırpınışlarını anlattı; ateş böceği ise, sevdasızlıktan kaçışlarını. Kızıllığını, içinde yanan kordan aldığını söyledi ateş böceği. “Öyle bir kor yakıyorum ki içimde, çok uzaklardan görüp sıçrasın şavkım içlerine” diye serzenişlerini dile getirdi bal böceğine. Artık sessiz değildi gece. Pür dikkat birbirlerini dinlediler sabrettiklerince. İliklerine kadar soğuk işlemeye başlamıştı git gide. Aralarındaki mesafe, konuşmaları koyulaştıkça azalıyordu. Farkında değildiler, geçen saatlerin içlerine kıvılcım attığından. Soluklarından buhar çıkıyordu artık ayaz döküldükçe üzerlerine. Kalbi pır pır atıyordu bal böceğinin. Ateş böceği anlıyordu, atan damar bal böceğinin değil kendi yüreğinin. Böyle olunca, bal böceği dokunmak istedi ateş böceğinin ateşine. Ateş böceği geri çekildi. “Olmaz” dedi, “yanabilirsin sıcaklığımla”. Dokunamadığı halde yakıcılığına, yine de cesareti kırılmadı bal böceğinin. “Peki” dedi bal böceği, “ya dokunmadan yanarsa yüreğim dokunamadığıma”. Bir çıkmazın içindeydi, buğulu buğulu bakan sessizliklerinin gözleri. “Ama neden” der gibi soludular yeniden içli içli. Artık çok yakındılar birbirlerine. Ateş böceği, üfledi içindeki ateşi bal böceğinin yüzüne. Öyle yumuşak dokundu ki sıcak nefesi bal böceğinin tenine. Artık korkmuyordu dokunmaktan. “Yakacaksa, içimdeki sevda yaksın beni” dedi. Dokundu elleriyle, kızıllığını o an yalnız gözlerine veren ateş böceğinin yüzüne. Sanki parmaklarının ucundaydı nefes alışı. Ve parmaklarının uçlarıyla nefes alıyordu ateş böceğinin damarları. İç çekişleriyle mükemmelleşiyordu ateş böceğinin gözlerindeki kızıllığı. Daha bir yakındılar, sıçrayan alevin büyüklüğünde. Daha bir sevdaydılar, isteklerini saklamayarak yüreklerinde. Bir tüy kadar hafiftiler, soluklarının ferahlığı yüzlerine değdikçe. Ateş böceğinin ellerinde buldu bal böceği düşlerini. Düşleri gerçek oldukça, beyinlerinde savruldu düşünceleri. Saçlarını okşadı ateş böceği bal böceğinin. Huzurun dinginliğinde dans ettirdiler içlerindeki sevinci. En çığlık baş kaldırışları sahiplendiler, sevmeyi ertelemeyerek geride bıraktıkları anların içinde. “Bak” dedi bal böceği, “yanmadım ellerinde. Korku, en büyük çâresizlik denemedikçe. Artık korkmuyorum, cesaretim beni eritecekse.” Estikçe esti rüzgâr, bal ateşte eridikçe.



#2
nirengi, ellerine saglık cnm...


#3
eline sağlık kardeş


#4
nirengi, ELİNE SAĞLIK




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:20 .