"İlk aşk unutulmaz" diyorlar

#1
“İlk aşk unutulmaz” diyorlar durup durup, sanki insan defalarca aşık olabilirmiş gibi…

Unutulmayan, anımsandıkça kalbi sızlatan, seneler geçip giderken yüzdeki buruk tebessümü ilk günkü kadar taze bırakandır aşk dedikleri esasında. İlk aşk ya da son aşk diye bir şey de yoktur, koca ömürde hepi topu bir de yakalıyor insan kalpte o frekansı. Aragon'un da dediği gibi “Mutlu aşk yoktur!” Sonsuza kadar mutlu yaşayan masal kahramanları uyumlu sevgilerden doğuyor hep, emniyetli sevgilerden. Oysa aşk uyumsuz olanı kalbe seçmektir, uyumsuzluklarını bile tuhaf bir biçimde sevmek, benimsemektir. Aşk zamanla iki uyumsuzken, birbirine dönüşmektir.

Bir gün evde otururken onun gibi tepkiler vermeye başladığımı, onun gibi güldüğümü, onun sevdiği her şeyi tuhaf bir biçimde sevdiğimi hissettim… Oysa sevmezdim yenilikleri ve hatta büyük büyük konuşurdum “Ben değişmem!” diye. Düşününce ona dönüşürken hiç zorlanmadığımı, hiçbir rahatsızlık hissetmediğimi fark ettim. Hatta zamanla çok sevdim bu halimi. Aynaya baktığımda yüzümde ona ait izler görmeyi, makarnayı bile onun sevdiği gibi pişirmeyi, çaya tek şeker atmayı, sabahları kahvaltı yapmayı… Kendimi bildim bileli sabahları iki lokma yemek zor gelirdi bana oysa. Bir çay koymaya bile üşenen ben, sırf o seviyor diye sofralar kurmaya başladım sabahın kör saatlerinde, sırf onun yüzünü biraz daha görmek için gün telaşına karışmadan evvel.

Yalnızlığımı da vermezdim kimselere. ‘Kişisel alanlar’ dedim durdum yıllarca… Sonra onun zamanla yavaş yavaş evime sızdığını fark ettim. Evimde ondan parçalar bulmak, kişisel alanımın istila edilmesi tuhaf bir huzur vermeye başladı. İki anahtar yaptırmak, sofraya bir tabak daha koymak, çayı iki kişilik demlemek… Akşamları hafif müzik eşliğinde kitap okumanın tadı bambaşkayken, onunla uzun sohbetlerin hepsinden daha güzel olduğunu keşfetmek… Daha önce de hayatıma girenler olmuştu oysa, hepsine de “Aşk” demiştim çocukça… Canım yanmıştı, özlemiştim ama şimdi sorsan isimlerini bile hatırlamam belki ya da anıları… Ne büyük hataymış meğer kalpteki her çarpıntıyı aşk sanmak…

Aşkın bir defa olduğunu da onunla öğrendim aslında. Ondan daha birçok şey öğrendim… Uyumsuzu sevmeyi, bir olmayı, kendinden geçmeyi, “Yapmam” dediklerimi yapmayı… Evim ona benzedi zamanla… Eşyaların bir ruhu olduğunu anlatıp dururdum ben hep, zamanla eşyalarımı da onun ruhuna benzer seçtiğimi fark ettim…

“İlk aşk unutulmaz” diyorlar bana, sanki defalarca olabiliyormuş gibi… Sanki aynı şarkıda onlarca kişi düşünülebilirmiş gibi… Sanki kalp her defasında sıfırlanır ve içine sığdırdığı her sevgi için ölebilirmiş gibi… Seneler geçti, çok şey değişti… Seneler geçti… Ne kalbim bir daha öyle çarptı ne de yüzümden ona ait izler silindi… Alışkanlıklarını bırakamıyor insan… Kalbindeki sızıyla, yüzündeki kırık tebessümle yaşamaya alışıyor da alışkanlıklarından vazgeçemiyor işte. Mesela ben çayı hala tek şekerli içiyorum, hala onun gibi gülümsüyorum… Hala çok sevdiği, dolabımda unuttuğu tshirtünü saklıyorum… Zamanın ne kadar hızlı geçtiğini de üzerindeki lekelerden anlıyorum ya neyse… Hala bir yerlerde o şarkıya denk gelince duraksıyorum… “Benzemez kimse sana…”

İlk aşkım değildi oysa, ondan önce de hayatıma girenler, beni derinden etkileyenler ve “aşk” dediklerim olmuştu, cahillikle… Sorsan yüzlerini bile gözümün önüne getiremem şimdi. Oysa onun kaç tane kirpiği olduğunu bile hatırlıyorum hala. Her şey geçti, herkes unutuldu… Bir tek o gülüş, bir tek o sızı… Bir tek o sancılı günler… O sancılı günlerden bana kalan kekremsi tat… Biliyorum her şeyi unutacağım bir tek o sızının tadını, bir de o birkaç şarkıyı hatırlayacağım sadece. Hatırladıkça da şimdi olduğu gibi kırık bir tebessüm bırakacağım yine.

İlk aşk, son aşk, mutlu son diyenlere gülüp geçeceğim. Aşkı hiç tatmadıkları ve belki de hiç tadamayacak oldukları için acıyacağım.

Aşk; kızgın bir çölün ortasında fırtınaya tutulmak gibi… Aşk, varını yoğunu kumar masasına koyup her şeyini kaybetmek gibi… Aşk acıtıyor, aşk incitiyor, aşk mutlu sonları vermiyor belki ama yine de öyle hissedebildiğim için, bu enkaza sahip olabildiğim için şanslı hissediyorum kendimi. Anlatacak bir hikayem, taşıyacağım bir sancım, gözümü uzaklara uzun uzun daldıracak birkaç anım ve anımsadıkça derin derin iç çektirecek gerçek bir yaram var ne mutlu!

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:19 .