Fallara inanır mısın?

#1
Fallara inanır mısın? Ben seni tanımadan önce hiç inanmaz ve hatta alay ederdim tüm umudunu birkaç renkli karta ya da acı bir kahvenin tortusuna bağlayanlara. İnan çok sonraları anladım falcı kapılarında sıraya dizilen insanları. İki dudağın arasından seninle ilgili şeyler duymayı delicesine beklerken anladım varını yoğunu bir kahvenin tortusunda oluşacak üç beş geometrik şekle bağlayan insanları.

Delilik diyorum tüm bu olanlara, yanlış anlama yavaş yavaş delirdiğimi düşünüyorum. Burada, tam karşımda oturuyor olsan ya da en azından sana böylesi darılmamış olsam kafamdan ve ruhumdan geçenleri anlatmak isterdim sana.
Senden bir iz aramanın temelinde de bu paylaşma duygusu yatıyor aslında. Ne büyük bencillik ama! Kafam büyük bir savaştan arta kalan koca bir yangın yeri ve ben nasıl söndüreceğimi bilmiyorum. Öyle uzun zamandır susuyorum ki… Etrafımda konuşmaya bir şeyler paylaşmaya değer kimseler de kalmamış gibi. Sen anlarsın. Sen anlatmasam da anlarsın beni, dargınım ama sana. Ölür gibi. Bu kaos ortamında, bu dünyanın son gününde bile ölümüne dargınım sana. Okyanuslar var sanki seninle aramda, ben doldurdum sularını tek tek özenle hatta. Oysa arasam, bir yabancı selam yollasam gelirdin biliyorum ama….

Okuduğum son kitabı uzun uzun anlatmak ve saatlerce tartışmak isterdim. Sen yazarın iç dünyasından bahsederken ben anlattıklarının delilik olduğunu söyler dururdum. Yazılanlara duyduğum sapkınca hayranlık yüzümden okunuyor yine. Bir kitapta kayboldum.. Hayal ettiğim dünya düzeninden bahsederdim sonra uzun uzadıya. Sen yarattığım ütopyaya gülerdin bense bir gün mutlaka gerçek olacağını anlatmaya devam ederdim.

Duvarlarım üzerime yıkılıyor sanki şimdi. Zihnimde paramparça olan ve olmaya devam eden şeyler var. Yalnız sana anlatabilirim ve yalnız sen anlayabilirsin biliyorum. Biraz dinlenebilsem… Hiç vakit yok gibi. Hiç vakit olmamış gibi. Zaman koca bir kara delikte anlamını yitiriyor buralarda. Zamanı yutuyorum, zamanı kusuyorum. Zamanın çizgilerini ve alelade hareketlerini reddediyorum. Benim çağım geçmiş olamaz, benim çağım gelecek olamaz! Yaşadığım ana uzağım, yaşananlara uzağım.

Hayatımın mutlak bir amacı olmalı. Hayatımın bir amacı… Var biliyorum Ellerimde tutuyorum hatta onu, ateşten bir top gibi. Önce benim ellerim yanıyor. Beni bunca yakarken bunu amacım yapmak ne kadar doğru? Bir yerlerde bir hata… Kimin? Kime göre?

Şimdi öylece bileklerimi kessem mesela, intihar diye nitelendirebilir miyim bunu? Alelade yapılmış bir biçimi olabilecekken, ardımdan “Ne derdi vardı kim bilir?” diyecekler, ne komik! Bileklerimi kesmeden ve hatta ölmeden intihar etmenin yollarını biliyorken üstelik… Mesela; kafamda birçoğunuz ölüsünüz ve siz bunu bilmeden her gün nefes almaya ve gündelik işlerinizi yapmaya devam ediyorsunuz, canlılığınızdan şüphe dahi duymadan. Sadece nefes aldığı için bir şeye canlı demek ne kadar doğru peki? İçinde bir şeyler kırıldığı an soluğu kesiliyor aslında insanın, bilmiyor. Ondan sonrası 70 yıl sürse dahi bunun adı asla yaşamak olmuyor bir daha, olsa olsa çürümek…

Hayaller… Ne çok hayal kuruyorsunuz sahi! Gerçeklikten kilometrelerce ışık yılı uzakta gibisiniz! Kafanızda yarattığınız dünyalardan sıyrılamıyorsunuz bir türlü. Biri gelip sizi uyandırdığındaysa hayal kırıklığı yaratmakla suçluyorsunuz, oysa uyuyan ve gerçeklikten uzaklaşan siz değil miydiniz? İnsan zamanla kendini bir yalana inandırıyor ve bunun bir yalan olduğunu zamanla unutuyor, ne acı! Kimse size hayal kurmayı ve o hayal dünyasında yaşamayı öğütlemiş olamaz, hayal kırıklıklarınız da yine sadece sizin eseriniz ve siz reddediyorsunuz başyapıtınızı, hatta başkasının olduğunu iddia ediyorsunuz. Ne komik!

Birçoğunuz kendiyle yüzleşirken bile maskesini indiremiyorken yüzünden, dürüstlük bekliyor öteki maskelilerden. Hayat diyorum ben de… Bu değil… Bu olmamalı… Ve sırf bu yüzden ölüsünüz kafamda. Çürüyorsunuz.

Ne diyordum sahi ben? Anlatacaklarım var demiştim sana öyle değil mi? Bir kusmaya başladım mı duramıyorum işte, biliyorsun. Yaşayanlar ya da benim tabirimle yaşadıklarını sananlar eleştirilmeyi hak ediyorlar. Kafam büsbütün bunlarla dolu bugünlerde ve ben bunları konuşacak senden başkasını bulamadım yine. Sana dargın olsam da…

Sahi, sormayı unuttum sen nasılsın? Her şey yolunda mı yaşayanların dünyasında? Sen o dünyayı seçtiğinden bu yana daha da yalnızlaştığımı hissediyorum. Akıllı diye tabir edilen deliliği seçtiğine pişman oluyor musun hiç? Burada zamanımın azaldığını hissediyorum ben de bugünlerde…

Senin dünyana gelmeden önce… Sizin aranıza karışmadan önce…
Anlatılacak ne çok şey ve ne az zaman var…
Çok az…
Azdan çok…
Az…

İlginizi Çekebilir




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:58 .