ASVARA II

#1
(Üzgünüm Asrevya, sana susmayı tercih edemiyorum artık…)


Asrevya! Yine sana dönüyor kalem… Yine senle başlıyor nidanın harf resmi…
Zılgıtları ağıtların kucağına bırakan bir şehirde yaslanıyorum hüzne. Ağıt yakmayı bilmeyen gençliğim, acı demliyor dilinde. Yaşadığıma inanır gibi oluyorum bir an. Öldüğümü sanmışlığımın üstünden aylar geçmişken hem de…
Bıkmış nefesler feda ediyorum kendime. Kendime yabancı bir “ben” oluyorum. Senden en uzağım Asrevya. En yakının zannederken kendimi…

Asrevya! Çatık kaşlı bir yazıdan ibaret değilsin dilimde. Aramızda halın harfler sobeleşiyor her vakit. Kaçmalardan bıktım Asrevya. Hangi yolun sonunda katledersin ben suretindeki seni?
Asrevya! Köşe bucak kaçtığın bütün hisler silip süpürdü mutluluğu. Kaçtın, sonun yakalanmanın ta kendisiydi. Sorgun ağır Asrevya. Cezan ağır… Cellâdın keskin balta ile bekliyor seni. Cellâdın seni hecelerine ayırmak için bekliyor Asrevya. Sonun yine yakalanmak olsa da ismini biraz daha yaşatmak adına kaç Asrevya! Kangren düşleri büyütmek yerine savur yağmur sularına…

Yarası git gide derinleşiyor acıya buladığım cümlelerimin. Bir bavul dolusu cümle var defterimde. Yara bandı tutmayacak kadar derin tümcelerim. Okudukça gözyaşlarımın içine ekliyorum yaralarımı. Sen gözyaşının içine yaralı tümceler gömebilir misin Asrevya? Sen baharı beklerken karşına çıkanın bir sonbahar olduğunu öğrendiğin anda, bahar diye bağrına basar mısın sararmış yaprakları? Sen yollarına yirmi dokuz harfle acı döşeyen bir şahsa yara değil de yar diyebilir misin?

Hasarlıdır ismim Asrevya. Dil uçlarına gelmeyecek kadar bedbin… Baş harfimi bile söyleyemiyorum artık. Baş harfim son durağım benim.
Bir intiharın ardına düşmüş mektupta aradım son nefeslerimi. Sonuma bir nefes bile biçemedim Asrevya. Git dedim, “gidemem artık çok geç” dedin. Kal dedim, “yerim burası değil” dedin. Sen eşiğimde acıyı büyüttün Asrevya. Ya kalmalıydın ya da gitmeliydin. Şimdi ben de senin yüzünden kalmadım, gidemedim…

İki satır uzağımda olsaydın kalemimi sana çarpmazdım.
Yorgunum Asrevya! Çıktığımız yollardan cayışından yorgunum. Ne düşünsem düşten ileri gitmeyecek diye yırtıp atıyorum beynimdekileri. Kara kalemlerle ne kadar aydınlanabilirse dünyam o kadarım işte. Satırdan satıra çarparken büyük bir hüznün kırıntıları olduğumu keşfediyorum. Poyraz yemiş yanlarımı bir şairin şiiriyle ayakta tutuyorum. Bir yalanın parçalarıyla doğruya kanat çırpışını seyre dalıyorum.

Aksayan benliğim, yansız hislerim… Adımı, karşıma konulan tek hece yutuyor. Tanımsızım Asrevya! Sana bağlı bir hayatta, sen harici nefesler beslemekteyim terkine. Yangın kokulu gözlerimden içtim kül rengi ezayı. İsmini alfabem bildim Asrevya. Şimdi alfabemi yok etmek için gelen sen olsan bile savaşmak düşer bana. Harflerinden oluşmuş bir dünyamı darağacına götürme Asrevya. Yusuf gibi kuyulara sürme beni…

İlk kez kılıfını çıkarıyorum kelimelerimin. Gitmek mi, kalmak mı arasında yürürken anladım ki ben hep içimden kal diye bağırdım Asrevya. Kal Asrevya. Yerin burası artık. Yerin, bu kalemin ucu. Yerin, yüreğimin kıyısı. Sen de öğrendin ki bu düşte susmak eceline susamakmış Asrevya. Gitme Asrevya!.. Gerçeği olmak varken adına yüklediğim anlamın, düş olmayı tercih etme. Sakat ömrümde sendeleyip düşmemek için düş olma Asrevya… Tüm gerçekliğimle satırlarıma davet ediyorum harflerini…

Kal AsRevYa!..





Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:02 .