Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

#1


Her fotoğraf aslında sonsuz hikaye anlatır; aç kulaklarını...

Her fotoğraf aslında konuşur adını verdiğim yazımdan sonra fotoğraflara daha da yakından bakmaya, ona hikayeler yazmaya devam etmeye karar verdim; her zaman yaptığım gibi. Çünkü hayatın, renklerin, düşlerin ve nicesinin kulağıma fısıldadığı sonsuz hikayeden mahrum kalmak istemiyorum.

Bu benim; bunlar da benim kulağımın fısıltı hikayeleri. Bu yüzdendir ki, sizinle de paylaşmak istiyorum. Nihayetinde hayat bunun için değil mi?

A bu arada, ilk fotoğraf sizin fısıltılarınız için.

Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

Bu hayat sen yokken...

Salkım saçak sevdalardan sıyrılabilmiş bulutlar aşkına, demir yüklü koca yürekli sevda; eğildi mi heybetli başın, büyük hiçliğin önünde?

'Bu hayat, sen yokken' le başlayan cümlelerin sonu hep şenlikli olmalı, saçaklı masal sevda... Burada hep bekletilmekte olan sevdanın raf ömrü ömürlükken, bir candan öteye geçmemiş canının masal kahramanı işaret parmağını - bir kez daha ve keyifle - sol gözüne batırmalı ve üzerine kadeh tokuşturulmalıdır. Çünkü içine vişne suyu doldurduğun kadehlerrin tadı bir aşkın içinde ancak böyle çıkar.

İşin içinde aşk varsa, işaret açıktır. Açık ve seçik olan her şey adına, söylenen tüm sözler adına, bol çelikli tüm söylevler haneye artık eklenmeli ve aşk yürürlüğe girmelidir. Üstelik artık geceler de daha uzun olmalıdır.

Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

Çöpün hisleri

Siz hiç kalabalığın içinde yalnızlığın fotoğrafını çektiniz mi? Ve bir cümle size bir çok şey anlattı mı? Yalnızlığın kol gezdiği sokaklarda karşılaştığınız bir çöp yığınına öylece bakakalıp, bir gülümseme, bir iç çekiş bıraktınız mı?

Bir fotoğraf karesi görünümünde tek gözünüzü kısıp görmek istediğinizden, belki görmeniz gerekenden çok fazlasını gördünüz mü bir çöp yığınında?

Ya da belki insanların ne çok çöp biriktirdiğini düşündünüz mü hiç? Ben düşündüm. Üstelik bir köşe başında, fotoğraf ile gerçek görüntü arasında...

Peki siz beni hissettiniz mi?

Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

Bir fil gibi sarıl, hayat güzel

Şu dünyada gerçek mutluluk diye bir şey var. İnsanın içini sıcacık yapan ve yeryüzünde kimseyi ilgilendirmeyen, bir gece yarısı seni bulutlarla sarıp sarmalayan, sonsuz mutluluk...

Gökyüzündeki en parlak yıldızı içinin en sıkıldığı anda sana seçtiren ve dileğinin cevabını uzanan yıllardan bugüne taşıyan...

Karşında sana kayıtsız kalamayan o genç bakışlara duymayı bildiğin sonsuz minnet... İşte hayat aslında bu kadar uzun, bir balonun gökyüzüne salınıp ulaşabilme süresi kadar. Kaderini beklediğin o öpücük anı kadar. Onun kokusunda hayat bulduğun, gözlerini yumduğun birkaç saniye kadar.

Ve belki sadece hepsi bir rüya kadar...

Uyandığın her rüyadan sonra etkisini yaşamaya devam etmek gibi bir de. Ondan sonra da vücudunu sarsmaya başlayan, adeta derinden sızarak vücudunda dolaşan soru işaretleri her çarpışma anında yüzünden dökülen bir gülüş, bir iç çekiş oluyor. Peki ya dünyanın varoluş sürecinde seninle karşılaşma süresi, ya bir çarpışma anından ibaretse sadece?

Ben kapadım gözlerimi, hadi dans edelim yüreğimin raptiye sızısı...

Damla Karakuş


İlginizi Çekebilir


#2

Her fotoğraf aslında konuşur

Ütopik bir yaklaşım da olsa, her fotoğrafın duymasını bilene çok şey anlattığını düşünsenize...

Hayatın karesinden bir anlık çekip ölümsüzleştirdiğimiz fotoğraf karelerinin aslında bizimle konuştuğunu düşündünüz mü hiç? Bir düşünün...

Eski fotoğrafınıza baktığınızda size anlattıkları olmasa, o günleri anımsayıp kokusunu duyabilir miydiniz hiç? Size ait olmayan bir fotoğraf karesinin dahi sizi çıkardığı gezileri; yollar yıllar boyu yorulmadan koşuşlarınızı...

Elbette hepsi soyut kavramlar, ama düşünün; iyi hissettirecek. Şimdi seçtiğim şu iki fotoğraftan sonra benim hissettiği hikaye de hemen altında yazıyor. Yukarıdaki fotoğraf da sizin olsun; anlattığı hikayeye kulak verin.

Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

Bileklerinden dövmeli kız

Bileğime nakşedip el üstünde tuttuklarımın hikayesi pek derin içimde. En çok sen bil diye bir kenarda tuttuklarım çıkar gün yüzüne; ah bir baksan sen yüzüme. Bedenimi bir silkelesen her yanı yara bere, her yanı kokunla sana yamalı; aşk dolu. Bileklerimden sana dövmeli bir hayat benim yaşadığım adam...

Bir küçük fanusun içinde sana büyüyen bir fidan kalbim, yeni bir ömre daha merhaba demeye hazırlanan...

Fanusa kapattığım kalbim, artık senin ellerinde...

Kulağıma hikayeler fısıldayan fotoğraflar

Flu fil ve görünen kuş

Bir kadının hayat hikayesinde sabah sabah yüreğinden kopanlar olmuş. Yine uyuyamadığı ve uzunluğunu kestiremediği ama çok çok uzun geçtiğini iliklerinde hissettiği bir gecenin ardından kendini pencerede bulmuş. Camı açmış, soğuk havanın içeri girmesine izin vermiş.

Ve bu sabah ilk defa hissetmiş ki, mutluluk o pencerede onu bekliyormuş. Masasına geri dönüp 'onu' ne çok sevdiğini düşünmüş. Sanki onu tanıdığı günden beri başka bir düşüncesi varmış gibi hayata dair. Sahi, nerelere kaybolmuş o var olan başka düşünceler... Neyse! Şimdi bunların çok ayırdına varamayacağını farkedip düşünebildiklerine dönmüş. Ve o sabah kendine, kendi gibi bildiğine yazabildikleri şunlarmış...

Sonra mı? Sonrası derin bir sessizlik...

''Bazen hayatında filler bile flulaşır. İşte, tam da bu an belki de mutsuzluk demek... Kırılma noktaları, geceleri kusma nöbetleri, insanlara zoraki gülücükler dağıtmak demek. Ama yine de, Allah koskoca filini alır götürür senden, bırakır da uzaklara, gözyaşlarını hiç düşünmez sanırsın sen. Halbuki, o seni yaratandır. Hiç kıyar mı sana?

İnsan acısının içinde anlayamıyor bazı şeyleri ve aslında yine en güzel acı içinde anlıyor bazı şeyleri. Acı çekerken, canımız öyle yanarken nasıl da olgunlaştığımızı fark edemeden yıllar geçiyor, eskiyor sevdalar. Eskiyor tüm yeniler. Bir 'sen' eskime istiyorum halbuki, kalbim kanadı kırık bir kuş gibi pencerende her akşam iş çıkışı; nasıl da çırpınır durur. Sonra fark ediyorum ki, yalnız değilim. Penceremde bir kanadı kırık kuş, mutluluğum olmak için hep yanı başımda. Koca fil gövdesini uzaklaştırsa da mutsuzluk senaryolarında, mutluluk parçacığı filin kalbinden kopan bir kanadı kırık kuş gibi etrafında dolanıyor insanın.

Ve o 'sensin'... Sen de etrafına baktığında görmeyi bil adam!''

Damla Karakuş




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:28 .