derinden duyulan nEY sesi

#1
Masadaki eller bir şeylerle uğraşıyordu,sağ elin başparmağı işaret parmağıyla birlikte sol elin serçe parmağındaki gümüş yüzüğü bir ileri bir geri çeviriyordu.Saatlerce sürüyordu bazen bu anlamsız manzarayı seyretmesi.Sandalyeye oturalı kaç saat olmuştu ve kaç saattir çeviriyordu yüzüğü durmadan,bilmiyordu.Saçları uzun ve yağlıydı,loş ışıkta belli olmuyordu fakat çok kirliydi.Saçları tepeden yanlara doğru ikiye ayrılıyor ve elmacık kemiklerinin üzerinden çenesine kadar uzanıyordu.Saçları kulaklarını kapatıyordu,belki gizliyordu.Kaşları çatık ve çok seyrekti.Mavi gözleri bir şeylere öfkelenmiş gibi çok sert bakıyor ve olaylara anlam yüklemeye çalışan bir bebeğin gözlerini andırıyordu.Dudaklarına garip bir hoşnutsuzluk hakimdi,nehir yatağının dibindeki taşlar kadar soğuk ve rahatsızdı.Bazen bir şeyler söyleyecekmiş gibi kıpırdıyor fakat hemen eski kilitli haline geri dönüyordu.Bu simada tam bir matem havası vardı.Buğulu bir aynadan yansıyan gün ışığı gibi tedirgin ve kararsızdı.Saatlerce hareketsiz duruşu cesedi andırıyordu.

Üzerinde eski bir ceket vardı,kolları kısa geliyordu,düğmeleri özenle iliklenmişti,yan ceplerinin ağzı birkaç farklı iple sapasağlam dikilmişti,belli ki ceplerini kullanmıyordu.Ceket yakasından görünen beyaz bir fanila rahatsızlık veren bir tabloyu tamamlıyor gibiydi.Saçlarının kırılan kısımları bu beyaz fanilanın üzerinde beyaz bir sayfadaki kahve lekelerine benziyordu,umursamaz olduğu her halinden belliydi fakat neden saatlerdir o masada hareketsiz oturuyordu.

Birden yüzüğünü döndürmeyi bıraktı ve o statik tavrı bu sefer daha da belirginleşti,kaşlarını iyice çattı sanki birkaç saniye sonra kavgaya girecekmiş gibi bir hale büründü.

Yerinden fırladı,iki eliyle saçlarını arkaya doğru atarak kulağını arkasındaki duvara dayadı,bir eliyle kulağına destek olup sesi yoğunlaştırmaya çalışırken diğer elinin içiyle de duvara baskı yapıyordu.Yüzündeki o hırçın ifade hala gitmemişti hatta daha da belirgin bir hal almıştı.Bu hareketlenmenin sebebi ne olabilirdi ki?Bir kaç dakika hiç kıpırdamadan öylece durdu.Başını öne eğmişti gözlerini kapatmıştı çoktan…

Gözlerini açtığında ayağının önünde birkaç damla kan gördü,acı acı gülümsedi,o sert adam gülümsüyordu,görenler buna ihtimal dahi vermezlerdi belki gören de olmamıştı.Burnu kanıyordu.Ceketinin iç cebinden bir kağıt parçası çıkardı belli ki burnunu silecekti,yada tampon yapacaktı kanı durdurmak için.Fakat öyle olmadı.Kağıda baktığında burnunu da unuttu,kanı da,yan odadan gelen o ney sesini de.Yüzlerce kez okumuştu fakat ilk defa okuyor gibiydi o kağıtta yazanları,insan kendi yazdığını unutabilir miydi!



" Sırtımda tabutum,oturuyorum büyük bir söğüt ağacının altında ve karşımda mezarım,dolu gözlerle seyrediyorum bu manzarayı fakat ağlamıyorum nedense.Yıllardır buradayım sanki,aç ve susuz,hiç nefes almamış gibi yorgun ve soluksuz.Kaç mevsim değişti ALLAH bilir,kaç yaşındayım şimdi,sayamadım geçti gitti… "


Gecenin en sessiz anını yaşıyordu gölgesine bakıyordu ve zihninden geçenleri sorguluyordu,kaç gölgesi vardı ki gölgelerini sayıyordu.Kaç parçaya ayrılmıştı,kaç kez bölünmüştü,kaç kez yenilmişti kendi cephesinde,bilmiyordu.

Güçsüz hissediyordu,gözleri yavaş yavaş kapanırken saat sabahın 05:00 olduğunu gösteriyordu ve işte iki günün uykusuzluğuyla kendini bırakıyordu düşler aleminin sırlı diyarına.Ameliyat masasında narkozun etkisiyle yatan bir hastaya benziyordu o tahta masanın üzerinde uykuya dalarken.Nihayet uyuyabilmişti,kendini şanslı mı saymalıydı?
Yada mutlu mu olmalıydı onca düşünce beynini kemirirken,üstelik son sözünü söylemeden.Bestesini tamamlamadan,yazdığı şiirin kafiyesini koymadan,çaldığı enstürmanın bam teline dokunmadan sonu meçhul bir aleme dalmak mantıklı mıydı!Her neyse,uyuyordu…

“eskici” diye bağıran bir ses uykusunu hunharca bölmüştü.Henüz on dakika bile olmamıştı gözlerini kapatalı.”Uyku bana haram” diye söylendi başını masadan kaldırırken.Gözleri iyice kanlanmış ve şişmişti.Yorgun bir savaşçıyı andırıyordu,ha düştü ha düşecek derken birden ayağa kalktı ve oturduğu sandalyeyi kendini savunmak için çok hızlı bir şekilde havaya kaldırıp öne doğru uzattı.Karşısında duran bu adam da kimdi?

Adam gülümsüyordu...Neden “eskici” demişti?Olanları anlamlandırmaya çalışıyordu,kapıyı kilitlemiş olmasına rağmen bu adam nasıl girmişti evine?Ve neden gülümsüyordu?

Sandalyeyi hala sıkıca elinde tutuyordu.Adamın gözlerinin içine bakarak soğuk bir ses tonuyla sordu:

“Kimsin sen?”



Adamın cevabı gecikmedi:

"Hoşgeldin!"

İlginizi Çekebilir


#2
emeğine sağlık paylaşım için tşk


#3
saolun


#4
yaa ben sonunu anlamadım

paylaşım için saollda sonunda ne demek istedi bi yazarmısın cnm yaa
Alıntı:
Sandalyeyi hala sıkıca elinde tutuyordu.Adamın gözlerinin içine bakarak soğuk bir ses tonuyla sordu:

“Kimsin sen?”



Adamın cevabı gecikmedi:

"Hoşgeldin!"


#5
canım kısaltılmış bu yazı ordaki ... noktanın anlamadır bu


#6
emeğine sağlık cnm


#7
saol




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:33 .