böyle sevdim işde
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 21-10-2008, 16:43 #261

yalan_dunya

FENERBAHÇE


böyle sevdim işde





Alt 21-10-2008, 16:44 #262

sheytani_angel

Azimli Üye

Betermiş


çıldırsam kurtulş olur mu dersin
oynatsam aklımı oynatsam
hasretin dayanılmaz hasretin
yakıyor içimi yanıyor içim
ayrılık ne zormuş ne kötü şeymiş
ayrılık ölümden daha betermiş
her gün doğuşundan gün batışına
hasretin içimi dizer kurşuna
gönül ümit eyler boşu boşuna


ayrılık gözümde yaş bırakmadı
ayrılık vurmadık taş bırakmadı
ayrılık ecele iş bırakmadı
ayrılık ne zormuş ne kötü şeymiş
ayrılık ölümden daha betermiş
feleğe darılıp küssem biter mi
selamı sabahı kessem biter mi
ayrılığı idam etsem biter mi
ayrılık ne zormuş ne kötü şeymiş
ayrılık ölümden daha betermiş
ben sevda vurgunu bir garip ozan
yanarım çileyle yanarım her an
felek hakkımızda eylemiş ferman
ayrılık ne zormuş ne kötü şeymiş
ayrılık ölümden daha betermiş





Alt 21-10-2008, 16:47 #263

sheytani_angel

Azimli Üye

Mujik İle Tujik


Aceleci olmayan adımlarla Qolit tepesinin yamacındaki düzlükten aşağılara doğru kaydı ve kendisini tepenin yamacında bulunan Efendi'nin çeşmesinin yanında buldu. Yıkılmaya yüz tutmuş olan bu hayrat çeşmesinden, hafif bir gürültüyle, ancak işeyen bir erkek çocuğunun çişini andıran sızıntı halinde bir su akıyordu. Aylardır yağmur görmeyen bu topraklar, adeta yanıp kavruluyorlardı. Ağustos ayına özgü; insan nefesini kesen, sarı bir sıcak hakimdi. Çeşmenin başına gelen Mujik'di. Sıcaktan öylesine bunalmıştı ki, kan ter içinde de kalsa, uzandığı kayalığın altından kalkıp, buraya kadar geldi. Çeşme duvarına oklarla delinmiş onlarca kalp şekli çizilmişti.
"Aman Allahım, bu Camili Köyünde de benim gibi, ne çok bağrı yanık varmış." demekten kendini alıkoyamadı.
Boz bir eşek çeşme havuzunda birikmiş olan pis suya kafasını sallayarak daldırıp, bir iki yudum aldıktan sonra, burnundan ve ağzından gelecek şekilde "fıırrrr" diye sesler çıkarıyordu. Mujik'in geldiğini fark etmedi bile. O her fıırrr diye ses çıkardığında Mujik irkilip, bir iki adım gerilere doğru uzaklaşıyordu.
Boz eşeğin işi biraz uzun süreceğe benziyordu. Oysa Mujik sıcaktan öylesine bunalmıştı ki, dayanacak mecali kalmamıştı. Boz eşek bir iki kez daha ağzından ve burnundan ses çıkardıktan sonra, olduğu yerde yüz seksen derecelik ustaca bir manevra yaparak, düşünceli bir edayla Camili Köyü'ne doğru yola koyuldu. Bu saatte buralarda ne arıyordu, kimi kimsesi yok muydu? Mujik çeşmeye biraz daha yanaşırken bunları düşünüyordu. Allah'tan kurtlar buralara son zamanlarda fazla dadanmıyorlardı. Aksi halde boz eşek şimdi kurtların midesinde olacaktı. İçinden eşeğin yanlızlığına acıdı. Ne yazık ki, onun için yapabileceği bir şey yoktu. Dünyaya eşek olarak gelmek de bedbahtlıktı. Eşeğin ardından uzun uzun bakıp, ona hayır duaları etti.
Mujik bir iki yanlamasına hareketle, çok yüksek olmayan çeşme havuzunun duvarına çıktı ve kendisini boz eşekten arta kalan suya attı. Suyun yüzeyini ince bir yağ tabakası kapladı. Sıcaktan zaten yağlı olan vücudu, vıcık vıcık olmuştu. Mujik'in sırtında da diğer kirpiler gibi binlerce diken vardı. Fakat Mujik'in dikenleri, arkadaşlarına kıyasla daha yumuşaktılar. Bu dikenler yer yer siyah ve beyaz boya ile boyanmış gibiydi. Yüzü biraz fareyi andırsa da, kapkara ve kocaman gözleri ile ihtişamına diyecek olmadığı gibi, Qolit tepesi ve civarında bulunan kirpiler arasında ki karizması da yerindeydi. Pek çok dişi kirpi kendisine vurgun olduğu halde, o hiç kimseye dönüp bakmıyordu. Fakat son zamanlarda; onun da gönül tahtına birileri gelip oturuyordu. Oldukça yumuşak karekterli, hassas ve romantik bir kirpiydi. Lakin gönül verdiği Tujik'in pek öyle olmadığı söyleniyordu. Varsın olsundu. Gönül bu; bir kere değirmen çarkına kolunu kaptırdığı gibi, kaptırmıştı. Bu işin uçarı kaçarı olmadığı gibi, uzatmanın da alemi yoktu. Kendi kedisine söz verdi, biraz serinleyip, yağlarından arındıktan sonra, ilanı aşk etmek için Tujik'in kayalığında soluğu alacaktı. Nerde inceyse orda kopsundu, artık. Uzun bir zaman daha suda oyalandıktan sonra, yine aynı vücut hareketleri ile çeşme havuzunun duvarına çıktı ve aşağıya doğru yuvarlandı. Allah kahretsin, dikenleri yine kirlenip, toz toprak olmuştu. Oysa birazdan Tujik'in yanına gidecekti. Bir iki adım sonra yakınındaki bir taşın üstüne çıkıp, sırtında bulunan oklarını anten gibi dört bir tarafa kıpırdatarak, yapışan toprak parçalarını silkeledi. Keşke bir ayna olsaydı da vaziyet berkemal mı, karızmada çizik var mı yok mu diye bakabilseydi.
"Hayrın yerini bulsun, hayrat sahibi Efendi, insanların su içmeleri için aliminyum maşrapayı dahi düşünüp bir zincirle çeşmeye bağlamışsın. Oldu olacak şu çeşme duvarının içine bir de ayna koysaydın, hiç değilse ben dahil olmak üzere yavuklusuna giden yeni yetmeler de, bu aynada kendilerini süzerlerdi." diye düşünmekten kendisini alamadı. Çok geçmeden, kayalığının yolunu tuttu. Köstebekler dört bir yanda toprağın altını üstüne getirmişlerdi. Etrafta küme küme yığılan taze toprağın kokusu vardı. Bu topraklara bulaşıp, üstünü başını kirletmemek için hat halindeki bu birikintileri dolanarak geçmek zorunda kaldı. Bu da yolunu uzatıyordu. Hani sevdiğine gitmemiş olsaydı önemli değildi. Hava neredeyse kararacaktı. Tüm kirpilerde olduğu gibi, Mujik'in gözleri de pek keskin değildi. Ama kulaklarının ve burnunun hassasiyetine diyecek yoktu. Kayalığının yanında bir iki dal nane boy göstermişti. Zaman zaman iyi kokmadığı hissine kapıldığında, gidip kendisini bu nane dallarına sürtüyordu. Bunu Tujik'e gönül kaptırdığı günden beri sık sık yapıyordu. Kendisini nane dallarına sürttüğünden, nanenin tüm yaprakları delik deşik olmuştu. Yine nane dalının yanına geldi. Oldukça yorulmuştu. Ay ve güneş nöbet değişimi yaparlarken, Qolit Tepesi bir renk ve ışın cümbüşü yaşıyordu. Etrafta bulunan tarla fareleri, kurbağalar, kuşlar, böcekler ve diğer canlılar gözlerinin kamaşmasından dolayı kendilerini ya deliklerine, ya da kuytuluk bir yere saklıyorlardı. Mujik'in öyle bir kaygısı yoktu. Bedeninin bütün bölümlerini nane yapraklarına sürdü. Sırt üstü uzanıp, karnında bulunan yumuşak tüylerini de, aynı şekilde uzun uzadıya sürdü. Tujik'ın yanında göğüs kıllarının arasından mis amber ferah kokular yayılmalıydı, öyle ki Tujik'in başı dönmeliydi. Bu iş tamamdı. Etrafına bakınırken, aniden gözüne ilişen bir papatya çiçeğini koparıp, yapraklarını kafasının yan tarafında bulunan kendi dikenlerinden birine teker teker batırıp, kopardı. Seviyor – sevmiyor derken en son kalan papatya yaprağı seviyor diyordu. Tüm bedenine kan yürürken, kendisini bir hoş hissetti. Bir müddet baygın baygın baktı ve olduğu yerde tekrar doğrulup, kendisine geldi. Biraz acele etmeliydi. Tek başına romantik olmanın alemi yoktu. Asıl romantiklik birazdan başlıyacaktı. En nihayetinde sevdiğine aşkından yanıp tutuşan kalbini açacaktı. Ve o an saniye saniye yaklaşıyordu. Tüm temennisi; herşeyin istediği gibi seyretmesiydi. Aslında bu konuda kendisinden oldukça emindi. Tujik'in de kendisine ilgisiz olabileceğini sanmıyordu. Ama yine de kadın milleti bu, her biri henüz keşfedilmedik dünyalardı. O nedenle pek sağları ve solları belli olmazdı bunların, kendisindeki bu göz kamaştıran, her bayan kirpinin aklını başından alan bu cazibe, karizma, zenginlik, şan ve şöhrete rağmen.
Ay yavaş yavaş Qolit Tepesinin yamaçlarını aydınlatmaya başladı. Şansı yaver gidiyordu. Birazdan yapacağı ilanı aşk mehtap altında olacaktı. Belki napolitanlar, serenadlar okumayacaktı ama ortamın romantikliğine doğrusu diyecek yoktu.
Tujik'ciğine gitme zamanı gelmişti. Gögüs kılları kirlenmesin diye karnını biraz yukarı doğru kaldırarak yürümeye başladı. Kendisi için yanıp tutuşan o kadar güzel ve alımlı kirpi olmasına rağmen, ferman dinlemeyen, takozlanamayan gönlü, neden Tujik'de karar kılmıştı. Gönül bu ne yapacağı belli olmuyordu. Tüm bunları düşünedururken, Tujik'e yaklaştıkça kalbinin daha hızlı attığını hissetti. İnsan oğlunun gönül hususunda sayılamıyacak kadar beste yaptığını duymuştu. "Aşkın müzikle sunumu çok güzel bir şey olsa gerek." diye düşündü.
"Bu ne sevgi aah,
Bu ne ızdırap,
Zavallı kalbim ne kadar harap."
Evet insanoğlu daha neler neler söylemişti. Mujik'in kalbi de haraptı. Tujik'in yokluğu kendisi için artık dayanılmaz hal almıştı. Gençliğinin cayır cayır yanmasına izin vermiyecekti. Onsuz bir hayatı düşünemiyordu. Bundan sonraki hayatının her anında ve her yerde onunla birlikte olmak istiyordu. Belki ona yeşil pancurlu, kırmızı kiremitli, içinde çocuklarının oynadığı kocaman bahçesi olan bir ev vaad etmiyordu, ama onun kayalığı da Qolit Tepesinin en güzel manzaralı yerindeydi. Çocuklarının oynaması için onun kayalığının önü paha biçilmez bir yerdi. Tüm kirpiler Mujik'in kayalığına gıpta ile bakıyorlardı. Üstelik Efendi'nin çeşmesine de çok uzak değildi.
Mujik geldiğini fark ettirmek istediğinden, bir iki defa öksürür gibi yaptı. O sırada Tujik gündüzden yakalamış olduğu bir kaç kelebek ve böcekle karnını doyuruyordu. Gelenin Mujik olduğunu görünce içi bir tuhaf oldu. Yemeğini yarıda bıraktı, kalbinin derinliklerinden, Mujik'e eğilerek hoş geldin dedi. Hal hatır derken, Tujik misafirini yemeğe davet etti.
"Kusuruma bakma Mujik ne olur. Bugün biraz başım ağrıyordu. O nedenle iyi avlanamadım ve sofram sana layık değil. Ama gel Allah ne verdiyse onu birlikte yiyelim."
"Allah'ını seversen Tujik söylediğin şeye bak, ben davetsiz misafirim. Aslında biraz da uygunsuz bir zamanda geldim. Geleceğimi de sana haber vermedim. Sonra misafir umduğunu değil, bulduğunu yer. Sofranda da hiç bir kusur yok. Baksana şuraya renga renk kelebekler, som balığını aratmayan solucanlar, böcekler, bir yığın yonca ve çimen var."
Tujik kırmızı ve yeşil kanatlı bir kaç tane kelebeği; Mujik'in önüne serdiği yonca yapraklarının üzerine özenle yerleştirdikten sonra, bir kaç tane de solucanı alıp, koydu. Evet yemek nefisti. Kayalıkların dışında, mehtap etrafa kurşuni bir renk yaymıştı. Mujik tam zamanı deyip, söze girdi;
"Tujik bu akşam sana arkadaşlık teklifinde bulunmak için geldim. Uzun zamandır kalbimin senin için çarptığını hissediyorum. Her gece rüyalarıma giriyorsun. Beni tanırsın, öyle fazla kötü alışkanlığım yok. Hani söylemesi ayıp, iyi de avlanırım. Diyeceğim; benimle evlenir misin?"
"Mujik, ah sevgili, bunları söylüyen sen misin? Allah´ın bu gününe de şükür. Ben bu duyguları sana yıllardır besliyorum. Senin için yanıp tutuşuyorum. Teklifin başım gözüm üstüne, bırak yemeği falan, gel şöyle yanıma otur. Ooh ne de güzel kokuyorsun. Başını bana yasla ve bu güzel günde birlikte mehtabı seyredip, gelecek mutlu günlerimizden söz edelim." deyip, namluya sürülen bir mermi hızıyla kendisini Mujik'in kollarına attı. Aynı anda Mujik yüksek bir sesle inledi. Tujik'in okvari dikenlerinden pek çoğu Mujik'e batmıştı. Tujik sevgilisini her ne kadar teselli edip, özür dilemeye çalıştıysa da, Mujik'in hali berbattı. Mujik erkekliğe leke getirmemek için, hiç bir şey olmamış gibi davrandı. Fakat her yanı yara bere içinde kalmıştı.
Çok geçmeden Mujik ile Tujik dünya evine girdiler. Birbirlerine sırılsıklam aşıktılar. Her şey iyi hoştu ama, aşklarının doruk noktası olan sevişmeleri biraz zahmetli ve işkencevariydi. Birbirlerini çok arzuluyorlardı. Fakat her sevişme anında Tujik'in dikenleri gelip, Mujik'e birer ok gibi saplanıyordu. Her sevişme anı iki saniyeyi geçmiyordu. Oysa birbirlerini ne kadar da çok seviyorlardı. Mujik'in içi titremesine rağmen, sevgilisini okşayamıyordu bile. Her okşama girişiminden sonra sanki; Kizilderililerin ok yağmuruna tutulmuş gibi oluyordu. Bu durumda yapılacak bir şey yoktu, yara bere içinde kalsa da, buna katlanacaktı. Başka çaresi yoktu. Gönlünü dinlediğinde, o zaten ferman dinlemeye pek niyetli olmadığını görüyordu.
Mujik yine yara bere içinde kaldığı bir sevişmenin ardından, derin düşüncelere daldı. Allah kendilerini neden böyle yaratmıştı. Onlara ne kastı vardı. Ağız tadıyla sevişmeleri onların da hakkı değil miydi? Doğrusu bu kadarı da fazlaydı. Onca dikenden arınmaları da zaten olanaksızdı. Sonra böyle bir şey olsa dahi ne olduğu belirsiz, yaratıklara dönerlerdi. Kendisinin neyse de Tujik'in dikenleri hem çok sivri, hem de çok serttiler. Her batışlarında canı çıkıyormuş gibi oluyordu.
Mujik'in derin düşüncelere daldığını gören Tujik onu biraz olsun güldürmek istedi.
"Biliyor musun Mujik, Qolit Tepesi'nin arka yüzünde kaplumbağalardan biri, diğer bir kaplumbagaya tecavuz etmiş. Hakim tecavuzcu kaplumbağaya iki suçtan onar yıl ceza vermiş."
"Bilmiyorum neden iki suç?"
"On yıl tecavuz için, bir on yıl da haneye tecavuz suçundan ceza vermiş"
Mujik tüm ağrılarına karşın kendisini tutamayıp kahkahalara boğulduysa da, güldükçe yaralarının daha çok acıdığını farkedip, yarıda kesmek zorunda kaldı. Fakat yine de gülmesinin önüne geçemedi. Yüzünde uzun süre tebessüm kaybolmadı.
Evliklerinin üzerinden aylar-yıllar geçti. Onların da "pamuk yavrum" diye sevip bağırlarına bastıkları bir erkek ve üç tane de kızları oldu. Hepsi de birbirinden güzel ve albeniliydi. Oğullarının adını Jujican (Kirpican), kızlarının adını da İpek, Kadife ve Zarife koydular. Onların da iyi bir eğitim görüp, yaşadıkları dünyanın kurtlar sofrasında iyi avlanabilmeleri, haklarını kimseye yedirmemeleri ve iyi birer kirpi olmaları gerekiyordu. Bu nedenle çocuklarını Qolit Tepesi Amerikan Kirpi Kolejine kaydettiler. Buradaki eğitim diğer okullardaki gibi; Cami Kebir Köyü Kürtçesi (ez inmişdıkım, binmişdikim, çalişmiş dibım) ile değildi. Eğitim dili evrensel bir dil olan ingilizceydi. Ağır bir eğitim olmasına rağmen, çocukları zeki olduklarından, pek zorlanmıyorlardı. Tujik ve Mujik onlarla ellerinden geldiğince alakadar oluyorlardı. Baba ve anne sabahın köründe uyanıp, avlanmaya gidiyorlardı. Her ikisi de işlerinin ustasıydı. Kendi yağlarında kavrulacak, başkalarına muhtaç olmayacak kadar avlanıyorlardı. Çocukları; Jujican, İpek, Kadife ve Zarife aç ve açıkda kalmıyorlardı. Allah'ın bugününe şükürler olsun diyerek, istirahate çekiliyorlardı.
Ömürlerinden geçen her gün; hayatlarının belirsizliklerinde, yeni hareketlenmeleri ortaya çıkarırken, her türlü engeli ve güçlüğü yine birlikte göğüslüyorlardı. Her yerde ve her şeyde "anca beraber, kanca beraberdiler."
Kış mevsimi de aynen sevişmeleri gibi onların başlarının belasıydı. Sırtlarında tüy namına hiç birşey olmadığı için, çok üşüyorlardı. Var olan binlerce diken ısınmalarına yardımcı olmuyordu. Zaten kış mevsimini uyuyarak geçirdiklerinden, bu üşüme işi bir hayli uzunca bir zamanlarını alıyordu. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Bulundukları bölge olan, Camili Köyü'nde çok kuru soğuklar oluyordu. Evliliklerinin ilk yıllarında, kimi gün donarak öleceklerini sandılar. Korkulan olmadı, fakat çok eziyet çektiler. Birbirlerine çok sokulduklarında dikenleri birbirine batıyor, vücut ısılarından yararlanacaklarına, birbirlerine acı veriyorlardı. Daha pek çok deneme ve uygulamayla birbirlerini incitmeyecek, hem de vücut sıcaklıklarından faydalanılacak mesafeyi en nihayetinde buldular. Öyle ki bir milim yaklaştıklarında birbirlerini acıtıyorlar, iki milim uzaklaştıklarında ise üşüyorlardı. Bu aralarında bir denge haline geldi. Bu nedenle kış uykularında bu dengeyi hep korudular ve gelen her kış mevsimini sağ –salim, sıcacık ve mutlu atlattılar.
Mujik'in duyumlarına göre insanlar bu işi pek beceremiyorlardı. Bu dengeyi sağlamak onlar için oldukça güçtü. Az ileride bulunan Camili Köyü'nde bu dengenin göz önünde bulundurulmamasından dolayı, insanlar üşümüyorlardı ama, birbirlerini de sürekli kırıyorlardı. Sık sık tatsızlıklar yaşanıyor ve yıllarca birbirlerine selam dahi vermiyorlardı. Çoğu zaman aralarındaki bu dengeyi bozdukları insanların yaslarına veya düğünlerine dahi gitmiyorlardı. Mujik Kirpi tüm bunları yakından takıp edip, insanlar adına üzülüyordu. Oysa onlar canlı olarak kendilerinden çok daha akıllı yaratıklardı. Fakat onların da elinde değildi. Yaşam koşulları oldukça zordu. Günün stresi, üst üste gelen sorunlar ve yaşanan olumsuzluklar, istenilen dengenin sağlanmasını güçleştiriyordu. Çok samimi olan iki aile veya insan aniden, yok yere birbirlerine kin besliyecek hale gelebiliyordu. İnsanoğlunun dediği gibi:
"Sık muhabbet tez ayrılık getiriyordu." Oysa hayat dengelerden oluşuyordu. Ayak dahi yorgana göre uzatılmalıydı.
Mujik ukalalık edip, Camili Köyüne giderek:
"Ey Camili'ler siz siz olun; aranızdaki mesafeyi koruyun. Bu dengeyi sağlamaya çalışın. Sizin de bizim gibi oklarınız olsun. Size çok yanaşanlara oklarınızı batırın ki, sizi rencide etmesinler. Sevdiklerinizden de fazla uzaklaşmayın, yoksa üşürsünüz."diyecek hali yoktu.
Yine de keşke bunu başarabilsem diye düşünüp, Efendi'nin çeşmesine doğru yol aldı. Uzun bir yürüyüşten sonra çeşmenin başına geldiğinde Camili Köyü´nden bir kaç çocuğun çeşmenin başında oynayıp, şakalaştıklarını gördü. Bir kıyıda saklanıp uzun uzun onları seyredaldı. Ne kadar cıvıl cıvıl çocuklardı. Kalplerinde henüz hiç bir kötülük yoktu. Dünya onlar için alabildiğine toz pembeydi. Bütün kötülükler sonradan gelip, bu küçük kalplerde yer edinecekti. İşin iyi tarafı ise bu çocuklarda henüz denge sorunu da yoktu. Onlar için hayat oynamaktan ibaretti. Önemli olan ise sevgisiz büyümemeleriydi. Bu çocukların babalarının annelerinin traktörlerle sık sık tozu dumana katarak tarlalarına doğru gittiklerini görüyordu. Çoğunun genç olmalarına rağmen ağızlarında dişleri yoktu. Erkeklerin suratları hep sakallı ve bakımsızdı. Kadınlar göbekleri ve kiloları ile obezite kurbanıydılar. Pek çok anne ve babada yüksek tansiyon, şeker, ülser ve benzeri hastalıklar vardı. Kendilerine bakamıyan bu insanlar, çocuklarına nasıl bakıyorlardı. Kendi çocuklarını anımsadı. Kitaplara bakıp, çocuklarına nasıl davranacaklarını bulmaya çalışmıyorlardı, ama kendi doğallıkları ile onlara gereksinim duydukları sevgiyi vermeye çalışan, birer anne ve baba olmuşlardı. Bir dediklerini iki etmiyorlardı. Gerekli ilgi ve alakayı en iyi şekilde vermeye çalışıyorlardı.
Çocuklar mutlu bir şekilde oynayıp, koştururken; Mujik de mutluluktan mest olup, gözlerini kapadı. Birbirinden güzel binbir türlü hayale daldı. Sıcağın ve içindeki huzurun etkisinde kalarak, yüzünde tatlı bir tebessümle; olduğu yerde uyuya kaldı. Ev halkı Mujik'in gelmediğini görünce telaşla çeşmeye koştular ve onu aramaya koyuldular. Tujik çok kaygılanmıştı. Jujican, İpek, Kadife ve Zarife babaları için hüngur hüngür ağlıyorlardı. Mujik'in kulağına bir ara sesler geldi. Bu ses Tujik'in sesiydi. Mahmur bir şekilde uykusundan uyanıp, "Ne var, niye bağırıyorsunuz?" diye haykırdı. Tujik sesin geldiği yere doğru yöneldi ve kocasını uzandığı yerde uyuyakalmış görünce, seviçten avazı çıktığı kadar haykırıp, kendisini kocasının üstüne attı. Mujik hiç beklemediği bir anda yüzlerce okun bedenine batması ile kendisine geldi ve "Vay yandım anam" diye bağırmaktan kendisini alamadı. Tujik yine çok mahçup ve üzgün bir biçimde kocasına baktı. Sevgi dolu gözlerle ondan özür diledi. Bu sırada çocukları da sevinç çığlıkları atarak, anne ve babalarının yanına geldiler. Aile bireyleri tamamdı ve Qolit tepesinin eteklerinde çok mutluydular.





Alt 21-10-2008, 16:48 #264

sheytani_angel

Azimli Üye

ve gittin


Uzun zaman gecti haber alamadim..
Yoklugunda kaybolmustum.unutmus gibiydim..
Bazi geceler aklima gelir gözlerimden bir iki damla yas akardi...
Unutuyordum evet evet...
Emindim..
Kendimi yalanliyordum.. baskalariyla görüsüyor unutmak istiyordum ya
Unuttum saniyordum.. onun gözlerine bakinca , bunun elini tutunca,
Bir diyerinin boyununa sarilinca aslinda hep senmissin,her biri senmissin gibi...
Senin gözlerine bakar senin ellerini tutar senin boynuna sarilir kaybolurdum..
Evet buldum nihayet derdim..
Ama o anda hep birsey olur yine gercekler önüme dizilirdi..
Okadar canim yanardi ki..
Olaganüstü bir heyecandan sonra yine pismanligim ve yanlizligimla basbasa kaliyordum...
ve öyle birsey oluyordu ki bana bu son zamanlarda..
moralim bozuktu agliyordum..
sebebini sana baglamiyordum..
nedenini bilmiyordum..
icim daraliyordu...
kalp atislarim hizlaniyordu...
hep böyleydim son günlerdir...
ve yine uzun zaman sonra gelmistin..
hayat belirtisi vardi..
tekrar hissettmeye basladim.. kendimi sende buldum..
beni düsünüyor.. oda seviyor diyordum..
mutluydum..
bekliyordum.. seni , sesini...
bana söyledigin o söz varya..
herseyin aciklamasi oldu...
„ben nisanlaniyorum, gelecek yaz dügünüm var" deyisin yokmuydu..
Ah ulan ah..
Hayat böylemi olmaliydi..
Cevap veremedim sana...
Suskunlugum nedendi bilmiyorum ki..
Pismanlikmi?? Hayatmi? Seni tamamiyle kaybedisimmi? Yoksa yeni bir baslangic mi?
Uzun bir suskunluktan sonra „hic mi birsey söylemeyeceksin" diye sordugunda..
Icimden bagiriyordum „ne söylememi beklerdin ki, dön ,yapma..beni sev.. yoksa, iyi yapmissin aferin sana dememi mi?? Ulan Allahsiz ulan serefsiz ben seni nasil sevmistim beee.."
Ve hakkimi helal etmemi söyledin.. benim icin ve ailem icin dua edecegini söyledin..
Ve Gittin..
Yine beni birakip gitmistin..
Ve ben her gidisinde korkuyordum,tekrar gelmeyeceksin diye..
Her gidisinde gelecegim yine derdin...
Ama bu sefer ki gidisin öyle bir gidis ki..
sorma..
Veda etmeseydin.. Söylemeseydin..
Biraksaydin Yalanlarla kapli o süslü ruyamdan hic uyanmasaydim..





Alt 21-10-2008, 16:50 #265

sheytani_angel

Azimli Üye


Bu şiiri sana armağan ettim prenses
Yanına almayı unutma sakın,
Belki soban sönmüş, belki kitabın bitmiş
Belki dizlerinde battaniye
Yalnızlığın iç çekisini duyarsın
Paketteki son sigaram ve titrek bir mum alevi geçmişe dalarsın.
Kimseler görmesede GÜLÜM
Sende kanarsın sende yanarsin.....





Alt 21-10-2008, 16:54 #266

Sэяzэηi$

.


Yorgunumböyle sevdim işde


Gide gide bitmedi yollarım.Sırtımda heybesi geçmişinböyle sevdim işde yakamda izi günahların… Ne dağlar görmedim böyle sevdim işde ne ovalar engebesiz…Sanki sonsuza uzanan bir mavi karanlıktayım.
Bir aydınlıkböyle sevdim işde bir karanlıkböyle sevdim işde bir mavi…Renkler bile dönüp duran dünyaya döndü günlerimde…Varlıkla yokluk arasıböyle sevdim işde mutsuzlukla umudu arayış masalı benim yolum….



Yorgunumböyle sevdim işde


Uzaktan seyrettim denizlerin dalgayla kavuşmasını.Gruba karşı mavinin kızıla dönüşünü…
Yağmurun toprağa basışını izledimböyle sevdim işde yürürken hiç ıslanmadan…Kışın baharı kucaklamasını
sevince dönüşen hüzünleri gördüm…Gülümseyen gözyaşlarını içtim sabahların…Yürüdüm hiç usanmadanböyle sevdim işde yarınlara kanmadanböyle sevdim işde geçmişe ağlamadan….Yürüsemböyle sevdim işde yürüsem
dedim hiç durmadan…
Yürümekle aşınmaz ki yollarım…


Yorgunumböyle sevdim işde


Gitmekten değil yorgunluğumböyle sevdim işde ne mevsimdenböyle sevdim işde ne havadanböyle sevdim işde ne gökten…En masum görünen insanların yalancılığından yoruldum.Yoruldum benciliği yaşamdan sayanlardan. Işığa karanlık bakanlardan…Kendimi onlarda bulmaktan yoruldumböyle sevdim işde savaşa yenik başlamaktan.Belki de savaşın içinde kaybolmaktan korkuyorum böyle sevdim işde yürürken kaybolmaktan…


Yorgunumböyle sevdim işde


Bir bıçak sırtında yaşamaktan…Göğsümde tıkanmış bir öksürük gibiböyle sevdim işde güneşe özlemle bakarken böyle sevdim işdeüşümekten…İyimser bir gökyüzünde günler ve gecelerce sarhoş olamamaktan…
Yarınlara umutsuzböyle sevdim işde sorumluluğu yüzünde taşıyan böyle sevdim işde analı babalı kimsesiz çocuklarda eridim yürürken…İnadına yaşayan analarla büyüdümböyle sevdim işde sessizliğe mahkum haykıran babalarda yitirdim çocukluğumu…


Yorgunumböyle sevdim işde

Belirsiz bir hüzne sarılmaktan…Hep alanböyle sevdim işde vermeyi kayıp sanan hüzünlerdi parmak uçlarımla nefes nefese koştuğum. Hiç varamadığım menzillerdi yakalayamadığım…Bulduğum mahzun kır çiçekleriyle oyaladım kendimi bir zaman…Çiçeklerin ömrü kelebekler kadar kısadır yollarda…Kopardığın anböyle sevdim işde bir bakarsınböyle sevdim işde soluvermiş…Kandırmış seniböyle sevdim işdeeski canlılığıyla kalacağım diye.Cansızböyle sevdim işdesolgun çiçeğe benzerböyle sevdim işde
fersiz gözlerdenböyle sevdim işde yoruldum…


Yorgunumböyle sevdim işde

Beyazböyle sevdim işde temiz bir çarşafta uyumak istiyorum…Umudu yaşatan cümlelerle örtünmek istiyorum.Gözlerinde çığlık çığlığa mutluluk fışkırtsın istiyorum sevdiklerim.Ç ağlayanlar gibi… Dalıp gideyim seslerindeböyle sevdim işdeyü zlerinde bulayım nefesimi.Neredeyseböyle sevdim işde hangi geçtiğim yolda kalmışsaböyle sevdim işde geri dönmeye razıyımböyle sevdim işde yeniden yürümek pahasına…Yorgunluğumu unutmak pahasına…Mutluluğu onlar bulsun da…


Yorgunumböyle sevdim işde

Gitsemböyle sevdim işde gitsemböyle sevdim işde bitmeyecek masalım…Gökten hiç düşmeyecek elmalarım…
Yorgunum…..
Ben tükensemböyle sevdim işde bitmeyecek yollarım…





Alt 08-11-2008, 18:31 #267

KaLdıRım_ÜsTüNDé

Forum Heveslisi

TşkLer...





Alt 09-11-2008, 12:41 #268

£vin

<<AH YALAN DÜNYAA>>


BİLİR Mİ?

Yunus olsam hak kapıda otursam,
Yarin bahçesinde güller bitirsem.
Şu dağlardan düzgün odun getirsem,
O yar beni kul deyip de bilir mi?

Mansur olup dar ağacına otursam,
Dikenler içinde güller bitirsem,
Malı, mülkü hak yolunda batırsam,
O yar beni sar deyip de bilir mi?

Pir Sultan olup da Cem'e otursam,
Ehl-i Beyti tüm dergaha getirsem.
Hak kelamın okuyup da bitirsem,
O yar beni sor deyip de bilir mi?





Alt 22-11-2008, 18:40 #269

sheytani_angel

Azimli Üye


herkesin emeğine sağlık çok teşekkürler...





Alt 22-11-2008, 19:06 #270

़ Mahra ਂ

-SNVB-


Misafirim oldu üç gündür
Bir kolumda bir omzumda
Bazen kulağımda, saçımda
Siyah benekli uğur böceği

Vardır bir hikmet diye,
Kanatlanıp uçuverdim
Dağ, bayır dinlemeden
Sana geliverdim

Ellere vardığını bilemeden
Geç kalmışlığımın pişmanlığına
Göz pınarlarım dan dökülen yaş ile
Kırılmış kanadım dönüverdim.

Al bu senin uğurun olsun
Talihsiz başım bükük dursun
Pişmanlıklar bende kalsın
Mutluluklar Senin olsun





Alt 22-11-2008, 19:08 #271

़ Mahra ਂ

-SNVB-


Bulamadım yol gösteren varmı
Ne kadar arayacağım ki
Sanki mecnun leylasını buldumu
Derdime çare olan varmı

Bülbül geldi pencereme
Gün ışığında, yüreğime
Haber verdi gül diye
Gülmek nedir ki bilmem
çare varmı derdime.





Alt 22-11-2008, 19:08 #272

़ Mahra ਂ

-SNVB-


Eğer bir gün ardına bakmadan çekip gidersen
Yürüdüğün her yolda üzerine bastığın toprak olurum.
Her şeyi unutup yüreğinden attığın gün
Anılarımda senle göz yaşı olurum.
Umuda yolculuk ufuksuz bir gelecek olursa
Pişman olur dönmek istersen eğer,
Umudun, geleceğin hayatın olurum.





Alt 22-11-2008, 19:09 #273

़ Mahra ਂ

-SNVB-


Beklersin kurusun diye inadına
Daha da dallanır budaklanır
o yaprakları,ektiğin fidanına.
Yapamazsın, bir kere yaprak
atçımı vazgeçemesin.
Sarar, uzayan bedenini yaprakları.
Gönül vermişsin bir kere yenilirsin
gururlu inadına , rüzgarlara karşı
gelirsin, esmesin diye yalvarırsın
zarar vermesin diye fidanına.
Vazgeçemezsin ,
Bir gün gölgesine sığınmak için
beklersin ,
sana gölge olmayan fidanına, çaresiz
evlada dersin.
Uzaktan sevmektir yüreğin artık
yinede vazgeçemezsin…





Alt 22-11-2008, 19:09 #274

़ Mahra ਂ

-SNVB-


Yanlızmısın benden uzaklarda,
Ellerin boşmu kaldı bir tanem?
Gözlerinden akan yaşlar
Kalbini mi acıtıyordu...
Kalbinde ki yangını durduramıyormusun?
Tıpkı benim gibi sürekli hayallere
dalıp düşünüyormusun?
Gözlerinin daldığı her yerde
hayalimi görüyormusun?
Peki ya dokunmak istediğimde ellerinin
ona hiç bir zaman değmediğini görmek
seni yıkıyor mu?
Yanlızlık bu kadar kahredici olmamıştı,
değilmi?
Ama biliyormusun birtanem
bende kahroldum, yıkıldım artık...
Yanlızlıklarla baş etmek istemiyorum belkide,
belkide hayatım boyunca,
yalnız kalmışlığın verdiği acıyı
bilen biri olarak dayanamıyorum...
Bugüne kadar hep geceleri isyan ettim
Ama asıl suçlu gündüzler.
Artık güneş doğsun istemiyorum,
çünkü her doğan güneş
beni her gün yeniden başlayan
üzüntülere itiyor...
Her gün doğduğunda gülüyorum
ama, tebessümler beni hayata bağlamıyor.
Bende senin gibiyim...! ! !
Peki neden hata bende olsun...
Neden acısını doğan günden çıkarmıyorsun...
Neden her seferinde bana yüklüyorsun...
Artık acıları sırtıma yüklenemiyorum.
Çünkü taşıyamıyorum.
Ağzımdam çıkan her kelime bir haykırış,
ama duyanım yok.
Oysa ki ben herkezi duyabiliyorum.
Gözlerimi kapattığımda
karşımdaki hayal sensen eğer,
bilki akan göz yaşlarım mutluluktan
yalnız da olsam beni hayalinle
şerefelendirmen bile yeter.
Sana gözlerine hapset beni dedim,
yanaklarından süzülüp dudaklarında biten
göz yaşın olmak istedim.
Ömrümü kalbinde tüketmek istedim.
Ellerimi ellerine kelepçelemek anahtarını
okyanusların dibini gömmek istedim.
Olmaz dedin her seferinde, istemedin beni
kalbimi sevgimi.
Kapıyı çekip gittiğinde
arkandan bakıp kalmıştım.
Öleyim dediğimde ise sadece güldün.
Çünkü yapacağımı biliyordun.
Benden ölmemi isteseydin
bu kadar üzülmezdim.
Bana sensizliği yükledin.
Hani sana aşkımı ilan ettiğim gündü,
tüm cesaretimi toplamış,
SENİ SEVİYORUM demiştim.
Oysaki bana her zaman
gülümseyen sen, susup kalmıştım
bekledim. BENDE SENİ SEVİYORUM demeni
bekledim ama demedin.
Bu kadar zor değildi biliyordum,
ama öğrenmiştim ki SEN BENİ SEVMİYORDUN.
İşte hayatın acımasızlığı beni de vurmuştu o gün.
O gün beni yıkmayı başarmıştın.
Hele de başkasına gittiğin de
Bu hayattan göçmeye karar vermiştim,
ama olmadı işte.
Bir daha da yapmaya cesaret edemedim.
Aradan yıllar geçti hala aklımda,
kalbimdesin.
Ama biliyorum sen sevgilinle
kendi hayatında benden uzakta yaşıyorsun.
Ya sana geri dön desem,
şu anda benim güldüğüm gibi,
sende gülüyorsun.
Bana gülme be gülüm, düşünme beni.
Belki beni kalbine kilitlemedin ama
ben seni kilitliyorum.
Ömrümün sonuna kadar orda kalacak ve
biliyormusun birtanem senin bundan
haberin olmayacak.





Alt 22-11-2008, 20:12 #275

sheytani_angel

Azimli Üye

sen kaLkma uyu ben qidiyoRum


gidiYorum sevqiLim
o güzeL kokunu başkaLarına bırakıp sessizce qidiyorum
seversin biLiyorum benden başkasını kızmıyorum muLuLukLar diLiyorum
ama sen şunu unutma ki kmse benim kadar sevemez seni
mutlu oL bnden başkasıyLa
o masum qözLerini...dünya tatLısı buseni...
bir ömre bedeL oLan seni...
terkedip qidiyorum sevqiLi...
ben unutamam seni bari sen unut beni
aklına qetirme bni .....hatırlama sakın seni haLa ölümüne
sevdiğimi....





Alt 22-11-2008, 20:14 #276

sheytani_angel

Azimli Üye

kalim ağlıyor aşkım


kalbim ağlıyor
kalbim ağlıyor her gece
seni düşünüyor sessizce
kalbim ağlasa bile
hep senin olacağım

güzel günlere
güzel sevgimize
güzel aşklara
unutulmaz yadım başına

sevilmek kolay deyil
sevmek kolay
aşk kolay değil
aşık olmak kolar





Alt 25-11-2008, 18:43 #277

sheytani_angel

Azimli Üye


Karlar yağdı üzerime, tipi misali
Buz tuttum,kımıldamaz oldum,dondum
Baharı bekledim zamanla soldum
Kalkmaz oldu karlar üzerimden
Kardelenleri bekledim,açmaz oldular
Umutlarıma kokular saçmaz oldular
Küstün mü kardelenim?
Güneş ısıtmadı mı seni?
Benim gibi darda mısın?
Yoksa sen de çıkmazda mısın?





Alt 25-11-2008, 19:22 #278

İsσLdє

-


Bir sure sonra,
Bir eli tutmakla bir ruhu zincirlemek arasındaki
ince farkı öğrenirsin.

Ve aşkın yaslanmak,
birlikte olmanın da güvende olmak
anlamına gelmediğini öğrenirsin.

Ve öpücüklerin sözlesme
ve hediyelerin de vaat olmadığını öğrenmeye
baslarsın.

Ve yenilgileri
basın dik ve gözlerin acık karşılamaya başlarsın,
bir çocuğun üzüntüsü ile değil, bir yetişkinin
zerafeti ile.

Ve her şeyi bugünü düşünerek yapmayı da öğrenirsin
çünkü yarin ile ilgili her şey belirsizdir.

Bir sure sonra güneş ısığının yakıcı olduğunu
öğrenirsin
eğer fazla maruz kalırsan..

Bu yüzden,
başka birisinin sana çiçek getirmesini beklemeden
kendi bahçeni yarat
ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ve göreceksin ki dayanıklısın...
Ve kuvvetlisin,
Ve değerlisin...





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:19 .