#61
Ayna yazılar vardır;
ruhuna çevrilmiş...

Bakmayı bilirsen kıymetli kelimeler...
En kuytu köşelerinde yapacağın bir gezinti
kendine bile itiraf edemediklerini çıkarıverir günyüzüne...
Karanlığa güneş açar
ve sersemce fikirlerin yere basmaya başlar.
İşte o zaman...
Ne suskunluğun anlamıSevmek inanmaktır.
ne seslerin karmaşası kalır.
SadeceSevmek inanmaktır. "beyazın üstüne siyah"...



#62
Sevmek inanmaktır.


inatςı düzenLerim
haLbuki ben kimim neyim
kabuL ederim yanLız kaLdıySam
ya yanLız kaLdığımı SandıySam
bomboş bir düzendeyim
qizLenmiş SevenLerim
haLbuki ben yine benim


#63
ağlıyordu adam...

yanağından süzülen yaş birikerek kalbinde,
yeniden taşıyordu kirpiklerinden adamın!

ve "böyle olmasını istemezdim" in izini kazıyordu sanki yüzüne..

ağlıyordu adam..
ama "mecbur"du..

beyaz kanepede
dirseklerini dayayarak
geceyi giymişti sanki üzerine..
ve birleştirmişti yumruklarını alnında,
ağır gelen başına destek tutuyordu..

ağlıyordu adam...

seviyordu ama;

"mecbur"du....
.................................................. .........

ve bir başka evin bir başka odasında,
kadın;
baktığı siyah beyaz resimler ile ısınmaya çalışıyordu yatağında iki büklüm....
içini çeke çeke
içine döke döke
ağlıyordu...

sonra bir müzik sesi duyuldu inceden.....

Vakit tamam seni terk ediyorum ! diye başlayıp,

.....Bu incecik bir veda havasıdır
.....Parmak uçlarına değen sıcaklık
.....İncinen bir hayatın yarasıdır.

diye diye akıp giden yanaklardan...

.....Kalacak tüm izlerin hayatımda
.....Gözümden bir damla yaş aktığında
.....Bir yer bulabilsem seni hatırlatmayan
.....Kan tarlası gelincik şafağında.

diyordu adam ve dinliyordu kadın ve ağlıyordu ikisi...

.....Hoşçakal canımın içi, hoşçakal
.....Hoşçakal gözümün nuru, hoşçakal
.....Hoşçakal iki gözüm, hoşçakal

diyordu kadın ve dinliyordu adam...gözyaşlarından yol yapıp sarılmışlardı birbirlerine....

cama düşen yağmur taneleri
ayrılık zamanının geldiğini çaldı ardarda...

ayrıldı yolları..

adam ağladı..

kadın çok üşüdü...

....

ve perde kapandı.......

mevsim : sonbahardı........................................ ................................

ceyda 27.09.2007


Ceyda Arslan


#64
Mevsim kış, şubat ayının beşinci günü... Dokuz yıldır ailenin en küçük çocuğu olma saltanatımın son günü. Doğmasını hiç istemediğim, annemin şişen göbeğine yumrukla vurup, ''ben bunu istemiyorum, ona yorganımı vermeyeceğim'' diyerek ağladığım kardeşim ''dünyaya ben geldim'' dercesine ağlıyor. Koşarak odaya giriyorum. Annem baygın yatıyor. Babaannem ve yaşlı bir kadın annemin yüzüne kolonya sürerek, ona seslenerek onu ayıltmaya çalışıyorlar...
Yeni, kırmızı bir yorganın altından ağlama sesi geliyor. Kimse onunla ilgilenmediği için ağlıyor sanıyor ve yorganı açıp bakıyorum, küçücük kara-kırmızı bir bebek...
Otuzyedi yaşında evde doğum yapmanın zorluğuyla halâ baygın yatan anneme bakıyorum. Ve odadan fırlayıp, yüz metre ilerideki kahvehaneye koşuyorum. Kahvehanenin camına vurup, ilk bakan amcaya ''babamı çağır'' diye emrediyorum.
Az sonra babam çıkıyor.
-Çabuk doktor getir, annem ölüyor, diyorum.
Babam şaşırıyor, ne tarafa gideceğine karar veremezcesine bir kaç adım eve doğru gidip, geri dönüyor. Ve kahvehaneden birini çağırıp, ilçenin iki doktorundan biri olan İsmet doktoru alıp, gelmesini söylüyor. Babamla eve dönüyoruz. Annem halâ baygın yatıyor. Diğer dört kardeşim de annemin başına toplanmış... O an ''hiç sevmeyeceğim'' dediğim bebeğe acıyorum. Kimse onun yüzüne bakmıyor. Küçük kırmızı yorganı açıp bir kez daha bakıyorum. İçime ılık ılık bir şeylerin aktığını hissediyorum. Sanki hiç kimse onu sevmiyormuş da onu benim sahiplenmem gerekmiş gibi bir his uyanıyor içimde...
Az sonra doktor geliyor ve hepimizi dışarı çıkarıyorlar. Bebek beni çağırıyormuş gibi durmadan ağlıyor, odaya girebilmek için can atıyorum.
Bir saat sonra doktorun:
-Geçmiş olsun, diyen sesini duyar duymaz kendimi odaya atıyorum...
Annem kendine gelmiş, fakat bitkin bir şekilde yatıyor. Annemin yüzünü okşuyorum ve onu o an sanki daha da çok seviyorum.
Bebek sesini kesmişti. Öldü mü korkusuyla yorganı açıp elimi burnuna doğru tutuyorum, sıcacık nefesini duyunca içim rahatlıyor ve yorganın bir ucunu bebek boğulmasın diye aralık bırakıyorum.

Doğmasını hiç istemediğim bu bebeği şimdi en çok ben seviyorum.

Yaz geldi.Tarla işleri yoğunlaşıyor. Kardeşlerim ve annem tarlaya gidiyorlar. Nasıl güveniyorlar bilmiyorum ama, bakmam için bebeği bana bırakıyorlar. Ona bisküvi ile mamalar yapıyorum, bezini değiştiriyorum, uyutuyorum, kendimi küçük bir anne olarak görüyorum artık...

Yıllar geçiyor, büyüyor bebek...Tabi ben de...
Üç kardeşim evlenip evden ayrıldılar, benden büyük olan ağabeyimde askerdi, babam öldüğünde... Evde; annem, ben ve kardeşim kalmıştık. Birbirimize adeta kenetlenmiştik.

İlk, orta derken, ticaret lisesi de bitmişti. Mezun olduktan kısa bir süre sonra işe girdim. Bir yıl sonra da ağabeyim askerden geldi. Kardeşim ilkokuldan mezun oldu, ortaokula kaydını yaptırdık... Birbirimize öylesine bağlanmıştık; ki beni ikinci bir anne, kaybettiğimiz baba, abla, onun deyimiyle; ben onun herşeyiydim...
Yıllar geçti. Ben evlendikten sonra; benim yokluğum, babanın olmayışı, maalesef onu kendinden on yaş büyük biriyle arkadaşlık etmesine demeyeceğim, adeta sığınmasına neden oldu.
Liseden mezun olup, onsekiz yaşını doldurduğu gün, bu kişiye kaçarak onunla evlendi. Annemin yalnız kalmaması için bir süre annemin yanında kaldım. Çeyizini, giysilerini topladık ve gönderdik. Çeyizlerini toplarken, bana ait olan ve çok sevdiği için ''abla bırak da ben giyeyim biraz'' dediği pembe hırkam gözüme ilişti ve onu aldım. Çeyizini ve giysilerini aldığında bu pembe hırkanın yokluğu dikkatini çekmiş ve ''ablam bana bir hırkayı çok mu gördü'' demiş...

Bu kişiyle evlenmesini hiç ama hiç istememiştim. Aralarında hem çok yaş farkı vardı, hem de daha önce alkol tedavisi görmüş, ruhsal durumu hiç sağlıklı olmayan biriydi. Hatta babasını dövecek kadar da acımasız... Bunu duyduğum da:
-Yavrum, babasını döven, el kızını keser, demiştim ona... Sanki Allah söyletmişti.

Kardeşim evlendikten altı ay sonra, bir akşam üstü teyzem geldi.
-Cihansev kocasını bıçaklamış!
-Neeee?
-Cihansev'i kocası bıçaklamış, dedi.

İlk an da ben ters anlamıştım. Kardeşim kocasını bıçaklamış, demiş gibi...
-Bir şey olmuş mu? dedim.
-Hastanedeymiş, yaralıymış korkma, ama yarın nasıl-nice gitmeni istedi annen...

Allah'ım gece geçmek bilmiyordu. Kendi kendime bir şey olmadığına dair ne sebepler çıkarıyordum. ''Eğer ölmüş olsa, hemen gelmemi isterlerdi, demek ki gerçekten yaralı ki, yarın gelsin demişler'' diyordum.
Eşimin ve kızımın gözünün içine bakıyordum, ''acaba çok ağır yaralı da bana mı söylemiyorlar, yoksa......" o ihtimâli düşünmek bile istemiyordum.

Sabah oldu, harıl-harıl o çok sevdiği ''ablam bana bir hırkayı çok mu gördü'' dediği, pembe hırkamı arıyordum. Eşim:
-Bırak şimdi, daha sonra götürürsün, dedi.
Bu sözü içime su serpti sanki, ''demek ki yaşıyor, bir şey olsa ona söylerdiler'' diye kendimi teselli ediyorum.

Pembe hırkayı buldum ve çantama koydum, ona sürpriz yapacaktım. Unutmamışım diye, kimbilir ne kadar sevinecekti. Eşim:
-Teyzemi alalım, dedi.
-Neden? dedim şüpheyle...
-Canım, belki o da gelmek ister! deyince biraz rahatladım.

Teyzemi aldık, eşim bizi otobüse bindirdi ve ''ben çocuğu babaannesine bırakayım, izin alıp belki gelirim,'' dedi. Bu sözlerden ne anlamlar çıkıyordu yüreğimde... ''Demek ki kötü bir şey yok, gerçekten yaralı, yoksa eşim beni yalnız bırakmaz benimle muhakkak gelir'' diyordum.

Otobüs hareket etti ama otobüsün ilçeye gitmesini hiç istemiyor ve teyzemin yüzüne bakıyordum ara-sıra, ağlıyor mu diye...
Otobüs durağa geldiğin de ilk olarak kardeşimin oturduğu eve baktım. Evleri durağa çok yakındı. Hiç kimsenin olmadığını görünce içim rahatladı. Bir taksiye binip, adresi söyledik. Baba evinin sokağına dönerken taksinin şoförü:

-Cenazeye mi geliyorsunuz? dediğinde şok oldum.
Yalnızca ''hayıııııırrrrr!'' diye bağırdığımı hatırlıyorum. Kendime geldiğim de evin bahçesinin mahşer gibi kalabalık olduğunu gördüm. Annem:

-Neredeydin be yavrum? Anan yandı, nerdeydin? diyordu.
Annemi teselli edecek durumda değildim. Yalnızca;

-Hayıııııııııııııııırrrrrr! diye bağırıyordum

Birkaç saat sonra hastaneden cenazesini getirdiler. Tabutu açtılar, tabuttan başka bir ceset çıkacakmış gibi umutlanıyordum. Ama kardeşimdi, o çok sevdiğim, hiç kıyamadığım, doyamadığım kardeşim...

Çok sevdiği pembe hırkayı usulca tabutun üzerine koydum.

Sebahat Mayda Yavuz


#65
binmediğim hiçbir otobüs
beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
gittikçe azalıyor hayat
neyi erken yaşadıysam
hep ona geç kalıyorum

sana göçüyorum her sonbahar
yolların çıkmıyor aşkıma
unuttuğun yağmurların adı saklımda
seni içimden terk ediyorum

susmaktan yoruldum
kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum
tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
seni içimden terk ediyorum

ne unutacak kadar nefret ettin
ne hatırlayacak kadar sevdin
yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin
biliyorum
beni hep bulmamak için aradın
yanılgımdın
yandığımdın
yangındın

sensizliğe yenilmek
sana yenilmekten zor olsa da
ardımda bir sürü belkiler bırakarak
seni içimden terk ediyorum

şimdi
içimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
iki yarım kaldık
tamamlayamadık bizi
elimden tutmadın yalnızlığımın
saçlarımı da uzaklarına gömdün
içimin mavisi senin okyanusundandı
al geri veriyorum
kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
sana bensizliği terk ediyorum

yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın demiştin
aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi

ne tuhaf değil mi
içimi acıtanda sendin
acımı dindirecek olanda
ya öldür beni dedim
ya da git benden
içi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim

aldırmadın aldırmalarıma
bir gecede yakıp yarini
şafaklara sattın ihanetini
külüme basanlar bile utandı yaptığından

işte soluk bir ömrün
son nefesi
benden
içimden
terk ediyorum


#66
ismimi unuttuğun zamanlardı
kimbilir../.belki de sadece ismimi

kaç gece uykusuz kaldı düşlerim
yarı uyanık sarıldım bende bıraktığın kelimelerine
kimbilir../..bilebilir..?
hem de bir çok gece

beni anladığını sandığım bir sen vardı oysa
beni herkesden çok duyumsadığını sandığım
özgeleceğim vardı mesela,
özgeçmişim değil
nasıl da uzaklaşıyorum senden../..utanarak
ama../..tahmin edemeyeceğin kadar../..sıkılarak
beni bağışla diyemem sana
diyemem yüreğimi ben yangınlara attım
sensin beni senden ayrı tutan
beni suskunluğunla../..sen kaçışlara attın

kelimeleri araladığımda,
gözlerimi alan her boşlukta ayrılık yatıyor
ayrılık çıkıyor karşıma../..yazmak istemediğim her satırda
bir zaman geliyor,
unutmalıyım diyorum
unutmalıyım avuçlarımda biriken gözyaşlarını
uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya
biraz daha uzaklaşırsam,
sol yanım hep uzak düşecek sevdana..

ne kadar ayrı kaldın oysa yazmaktan
bir doğum günü geçti bu yalnızlıkta
kimbilir kaç gece yağmurlar birikti kirpiklerimde
kimbilir kaç gece../..sen hiç bilmedin
bir düşünce var ki kemiriyor beynimi
belki de hiç bilmek istemedin
ne güller geldi../..ne sevgi dolu telefonlar
oysa istediğim bir tek sendin../..yetişemedin..

eskiden sen baktığında görebiliyordum düşlerimi
şimdi../..kim gözlerime baksa,
sensizliğin intihar sahnelerinde buluyor kendisini
sen hiç bir çift gözün içinde öldürüldün mü..?
ben senin gözlerinde şahadet getiriyorum../..dudaklarıma akıt nefesini

oysa umarsızlığından taşıyor bekleyişlerim
nasıl bir bıçak gibi kesip atabilirim..?
-miş’li geçmiş zamanların küllerinde şehvetimiz var
sabret diyorsun../..sabrediyorum lakin,
her gün artan acılarımda../..senin mutlak parmağın var
susmaktan bıkmayan bir ben../..bir daha olmayacak diyebilir misin.?
bende tutunduğun yer kadar../..benim de tutunmaya ihtiyacım var..

ismimi unuttuğun zamanlardı
kimbilir../..belki de sadece ismimi
kaç gece sığındım bende bıraktığın sözlerine
yarı üşür bir halde küfürler yağdırdım../..rüyalarımın kesilişine
kimbilir../..bilebilir..?
hem de her gece

hatırlayabildiğim
senden daha çok sevilmem
daha çok ben../..içimden..
şimdi aynaya son kez bak kendin için
göreceğin yüz../..sende bıraktığım son eserim


#67
Sevmek inanmaktır.


Şimdi yokluğa düşüyor zaman,
ben bir adımda düşüyorum senden...

Sevmek inanmaktır.


kuytularıma sokulma,
bırak bana uçurumlarımı,


Sevmek inanmaktır.


herkes konuştuğunu yazar,
bense sustuklarımı..!



Bir hayatın tozlu sayfaları içimi acıtan.
Ceplerimde kırık gece masalları duruyor,
Öksüzlüğümü avutuyor sonbahar.
Ne yana baksam sen oluyorum,
Parmaklarımı kanatıyor kirli duvarlar.
Kuşlar yuvalarından terk ediyor beni,
Bir sarsıntı geçiriyor yüreğim,sen şiddetinde...
Ellerime kar diye yokluğun yağıyor,
Aşk sorgusunda yüreğim can çekişiyor.
Yüzümde sensizliğin izleri,
Ayaklarımın altında bir yığın cam kırığı...

İçimden sökülen her kelime,
tekrar dönüp içime batıyor.
Ve her seferinde sana isabet ediyor.
Bir zindan karanlığı şimdi gecelerim,
Duvarlara sinmiş gözlerinin rengi...
Saatleri infaza çekiyor gelmeyişin,
Yavaş yavaş gidiyor benden hayat;
Damarlarımdan çekiliyor içimdeki sen !
Bense düşüyorum hiçlik ötesi bir hayata,
Kanıyorum sana, sende aşkı buluyorum
Hem de ayrılığa çarpa çarpa...

Suskunlukta sesler daha çok acıtıyormuş,
Bu yüzden senden harf harf kaçışım.
Yalnızlığıma esir düşüyorsun,
Bense kayboluyorum cümlelerinde.
Ve susuyorum sana, avaz avaz susuyorum.
Sende birikiyor içimin tüm sökülenleri
Ben dipsiz bir kuyu oluyorum.
Biriktiriyorum her harfimde seni...

Şimdi yokluğa düşüyor zaman,
Ben bir adımda düşüyorum senden.
Kuytularıma sokulma, bırak bana uçurumlarımı,
Kalemimden azat et beni,
Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı...!!!


#68
Ben seni değil, seni sevmeyi..
Ben seni değil, seni özlemeyi sevdim..
Sevdim bekledim, andım bekledim..
Dönmeni değil, sevdamı bekledim..
Bildim ki benim hep bir Sevdam var..

Sevmek inanmaktır.

Sevenin gecesi hiç bitmez,
Sevdası yoksa yanında..
Beklemelerinde hep isyan,
Aldığın her nefeste yine o olur..
Kar yağar yüreğine,
Üşürsün yokluğunda..
Yalnız geçirdiğin her gecenin ,
Öfkesi olursun..


Güneş sabaha vardığında
Unutursun karanlığını gecelerin.
Her baktığın yerde,
Her çalan müzikte onu bulursun,
Yeniden yeşerir yaprakların
Sevdan canlanır, damla damla
O’nun kokusu sarar bedenini,
O’nunla bir bütün olursun..

Sevmek inanmaktır.

ÖzLüYoRuM SeNi...

Ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Cok sık birlikte olmasak bile
Benimle olduğunu bilmenin
Bunca zamandır içimi ısıttığını
Yeni yeni anlıyorum...

Sabahları seni okşayayak başlamaları
Aksamları her isi bir kenara koyup
Seninle baş başa konuşmaları
Bas Basa Kalmayi

Sevmek inanmaktır.

Seni milyonlarca yağmur damlasıyla
PaYLa$MaKTaN KoRKuYoRuM...
Ciçek olup açmandan değil
SeNi BiR GüN GeLiP KoPaRMaLaRiNDaN


KoRKuYoRuM....

Sevmek inanmaktır.

Bir küçük oda aklimda karanlik
Soguk isinirdim belki S€N gelsen gözüm kapali
Aklimda hep sen
Belki beni severdin bu halimi görsen
Seni düsünmekten uyuyamiyorum
Rüyamda görmek için Allah'a yalvariyorum
Askimi buz gibi duvarlara sevgimi karanliga
Anlatiyorum...


Hani insan aglamak ister,
Gözlerinden yas gelmez !
Hani gülmek ister, yürekten gülmez!
Hani birini bekler o hiç gelmez!
Iste o zaman ölmek isterde ECEL gelmez!

Gözlerimi kapattigim an gözümün önünde konusmaya basladigimda ismin agzimda
Sanki benim gölgem gibisin


Peki Ya Ben Senin Için Neyim SÖYL€RMiSiN ?


Sevmek inanmaktır.


#69
Sevmek inanmaktır.



Yorgunum.. !
Yoruldum..!
Yordular Yar..!

Senden yoksun ilerleyen her dakikamda sızlanmaktan ..
Her yalnızlığımda ki yalvarışımdan ..
Her Gecede yıldızlarla dertleşmekten ..
Yoruldum !





Sevmek inanmaktır.




Çıldıracağım İnanki ..
Yokluğun bana hem yara hem deva olmasa ..
Yokluğunda sızlayan yaram , hayalinle avunmasa ..
Yalnızlıktaki yalvarışımı , Sesin kandırmasa ..
Yıldızlarla dertleşmemi , ışığın bozmasa ..


***

Geceye hep seni anlatmaktan ..
Her saniyeye seni koymaktan ..
Her geceye resmini çizmekten ..
Yorgunum !



Da ..
Yorgunluğum resmini çizmekten değil ..
Sensiz dakikaları saymaktan değil ..
Geceye seni anlatmaktan da değil ..


***

Resmini gecenin görmemesinden ..
Dakikaların Beni dinlemez gibi geçmesinden ..
Ve gecenin anlamamasından şikayetçiyim ..
Ve seni anlatacak kelime aramaktan Yorgunum ..




Sevmek inanmaktır.

Yordu !
Gözyaşlarım gözlerimi ..
Yorgun düştü yüreğim ..
Söylemek istediğini anlatamamaktan ..
Yordun yüreğimi sevdiğim ..
Kendini saklamaktan ..


***

Nerdesin ?
Hangi Şehirde ?
Benim bulunduğum yerin neresinde ?
Neresindesin Yüreğimin ..
Neresindeyim Yüreğinin ..


Sevmek inanmaktır.

Nerde olursan ol ..
Bi defa olsa gülümse karsımdan bana ..
Umutsuzdum yoksun diye , çok ağladım sensizliğe..
Kaybettim kendimi , Yok yüreğim , Verdim sana ..


***


Ben Kendimi kaybettim ..
Hayallerimden bana işledin ,
Ruhumdan Bana eser bırakmadın ..
Beni arıyorum artık ..
Boş , ıslak sokaklarda ..



Sevmek inanmaktır.



Kendimi inanki çok aradım ıslak kaldırımlarda..
Kaldırıma bakıpta ,
Yüzümün yansımasını görürmüyüm diye ..
Çok dolaştım yalnız yalnız o sokaklarda ..
Aynaya bakmaya Korkar oldum ..
Her aynaya bakışımda seni görmekten ..
Ya Dayanamazsa Yüreğim Bir gün ..
Kaybolur giderse karsında , aynada ..


***


Islak kaldırımlarda arıyom şimdi kendimi ..
Ben yansır mıyım acaba kaldırıma ..
Benim kendimi aradığım kaldırıma sen yağıyorsun aslında ..
Baktığım her yer sensin..
Sen oldum ..
Benim kim oldugum önemli değil ..




Sevmek inanmaktır.

Yoruldum aramaktan kendimi ..
Yordum Yüreğimi ..
Yordu beni kaldırımlar ..
Korkuttu aynalar ..
Ben kendimi ararken sokaklarda ..
Serseri bir kuş gibi uçmuşum aslında ..
Sevdanın sokağında ..


***


Vuruldu artık artık o kuş kanatlarının altından ..
Tekrar uçabileceği meçhul ..
Yaralı şimdi ..
Düştü Sokağın ortasına ..

Kalkabilirse tekrar uçup gidecek uzak diyarlara ..
Ama yaralı ,
Kanı fazla ..
Kalkamayacak yerinden ..
Kalacak sokakta ..
Sevdanın ortasında ..
Kanayan bir kanatla ..




Koskoca sevgi ülkesinin ..
Boş bir sokağında ..
Umut caddesi ile zaman bulvarının arasında ..
Kanadı kırık ,
Yüreği yaralı ..
Ağlıyor , Sızlıyor , Acıtıyor yarası ..
***
Zaman ya onu vuracak tamamen öldürecek ..
Ya da duracak dünya dönmeyecek ..
Sevda takviminin Kimbilir hangi gününde ..
Zamanın Hangi dakikasında bilinmez ..
Yüreğin yaralarının sarılacağı ..

Sevda aynı hissi taşımaksa ..
Aynı hayallere dalmaksa ..
Paylasmaksa ..
Ve ben o sokakta uçan kuşsam ..
***
O Sokakta Kalacağım hep ..
Yemin ederim sana ..
Yüreğim sende olsada ..
Yaram durmaksızın kanasada ..
Ölümü bekleyen hasta gibi ..
Bende bekleyeceğim seni


#70
Rehberim isim dolu… Kimi canlı, kimi ölü… “Sil”meye kıyılamamış nice isim, yaşayanlarla birlikte duruyor orada… “Yaşayanlar” dediğim, sırasını bekleyenler… Kim bilir hangisi, hangisinin ardı sıra… “Ha 3 gün önce, ha 5 gün sonra…”
Kimi vakitli, kimi apansız, bir anda…
Rasgele arıyorum yitenlerden birini…
Gençten bir kadın sesi yanıtlıyor:
“Aradığınız numaraya şu an ulaşılamıyor.”
Gelecekte ulaşılması da mümkün görünmüyor. “Daha sonra tekrar deneyiniz” tavsiyesine gülüyorum.
Denemeye söz veriyorum.
Ölmüş de hafızadan silinmemiş dostlar, ölmeden silinenlerden daha uzun yaşıyor bu rehberde…


#71
eksik resim..aşk..





Giderken sen,
bir resimci çekmiş gölgemi.
Gölgen bile kalmamış baksana bana eş. Oysa hep gölgelerin peşimi bırakmadığından yakınır,

ağlardım...

Ne kadar da çirkin çıkmışım.
Gölgeme bakasım gelmiyor.
Yaşlanmış,
Koyu,
Eksik,
Eskimeye yenik
Bir gölge bu.

Sayma yaş halkalarını yüreğimdeki, karalanmışım, karanlığım... Karanlığımda kaybolma sayıp aydınlığınla.

Ne biçim bir resimci bu!

Yüzüme,
Yüreğime,
Hücrelerime sensizliği vuruyor






Sevmek inanmaktır.

Hani ne resimler var, orda olmadığın halde, ordaymış gibi görünüyorsun. Ne yani, ben hiç bir şekilde olamam mı demek bu senle!

Kabul edemem bunu!
İstemem!
Olmalıyım, sende, senle!
Sana rağmen...


Eksik bir resim bu, resimcinin hatası!

Ben inanıyorum ki çokum (sende). Karanlıklar kadar, karanlıklara çok!

Ama sana... neyse...

Dedim ya, eksik bir resim bu!


#72
Hiçbir hedefin olmadı senin ...
Öyle çok inanırdın ki kendine ...
Hayata aldanmak kutsal bir şölendi senin için ... Yaşanmış her şeyi unutarak yani bütün hedeflerini yakarak, gözünün içindeki meleklere bakardın, insanların kederli göğüne.
Tarifsiz biriydin yakından bakıldığında ...
Öyle iyiydin ki bütün oyunlar bozuluyordu sende ...
Senin saflığın bütün tarifleri bozuyordu.

Oysa sen kendine güveni
olmayan, kararsız, dakikası dakikasına uymayan bir varlıktın.
Bence hayatın dokusundaki o silinmez laneti görüp de sustuğun için böyle tutarsızdın.
Bütün felaketlerden kendini sorumlu tutup varlığını siper ettiğin için o başı ve sonu belli olmayan kötülüğe ...
Üstelik alabildiğine güzel ve sevimliydin ...! ve sevgi gündelik yaşam biçimindi senin.
Çünkü hiçbir zaman sevgiyi planlamıyordun sen ... Sevgiye karar veremiyordun bir türlü ...
Elinde değildi, sevgiye gene de, farkında olmadan maruz kalıyordun sen.
Sevgi hiç beklemediğin yerde, hiç düşünmediğin bir zaman gelip seni buluyordu.
Mahcup olmaktan çok çekinirdin.
Çünkü bilirdin ki mahcubiyet yorgunluktur.
Bana gülümseyen, umutlu bir maske taktın.
Bana sevecen sözler öğrettin.
Kimsenin kalbi kırılmasın diye bu dünyadan o kabına
sığmayan ümitsizliğe vakitsiz bahar giysileri giydirdin.
Eksik yaşanmış ve hep eksik yaşanacak bahar giysileri ...
Kendin için değil, aşkların için değil, sana güvenen, sana dayanan insanlar için gizledin ümitsizliğini ...
Sanki yazgı değişecekmiş gibi hiç durmadan seviştin bu ümitsizlikle.
Zehirlenmesin diye bu incelik, küçük düşmesin diye bu şiir, üzülmesin diye sana güvenenler hep acıyla seviştin ...
Kimseye bulaşmasın diye gördüğün ve yaşadığın cinnet, kimseye onulmaz kötü yapmasın diye bu dünyanın dokusuna kazınmış lanet ...
Oysa maske ve bir hedefin olmadığı için asıl dengeleri bozan sendin.
Herkese ait gibi görünüyordun, ama hiçbir yere, hiçbir kimseye ait değildin ve olamazdın da.
Onca kalabalığın içindeyken bile birden kayboluyordun.
Her şey kendinden olsun diyordun, aşk gibi, isyan gibi, sevişmek gibi, hüznün o güzel yüzlü perisi gibi ...
İçinden geldiği gibi hareket ettiğin için istikrarı bozuyordun.
Kimse seni anlamıyor ve bu yüzden deli damgasını yiyordun hep.
Kimse seni elde var bir, diye düşünemiyordu.
Sen kendini cesur bile bulamazdın.
İçindeki derin merhamet seni gövdene düşman kılan öfkeyi bile durmaksızın küçük düşürdü.
Omuzlarında bunca yük varken unutulmak istedin, unutturulmak istedin.
Zaten doğuştan kanayan içini, bir kez daha kanattın, bir kez daha, bir kez daha.


Senin hayatın Ama,Sana seni Ben Anlattım...


#73
Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
hüzün kapımızı çalalı beri
bin günü aştı
bin ömür bin soluk
bin yıkılış yaşadım
ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
korunaklı bir liman olamadım sana
ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
hani zaman ilacı olurdu herşeyin
hani zamana bırakmalıydık
atalar yine yanıldı
bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
zaman zehrini içerken yudum yudum
artık bitsin istiyorum
ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin
bitmezlerin bilincinde diyorum yne
yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
susuyorum
susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
şehrine gidiyorum
yoklugun açıyor kapıları
yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
halaa haklısın
kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin
herkezin gözünde seni arıyorum yoksun
yoklugunu salıp gitmişsin
gidişle bırakıldıığın bu kentte
susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası
bağışlama dilemiyorum
gel demiyorum
sev demiyorum
haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm
yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
yoksa çağresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
kayıp adresten yazıyorum son kez
sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
sende sus bana
sus ki bir daha ölmeyeyim.


#74
Bir hayatın tozlu sayfaları içimi acıtan.
Ceplerimde kırık gece masalları duruyor,
Öksüzlüğümü avutuyor sonbahar.
Ne yana baksam sen oluyorum,
Parmaklarımı kanatıyor kirli duvarlar.
Kuşlar yuvalarından terk ediyor beni,
Bir sarsıntı geçiriyor yüreğim,sen şiddetinde...
Ellerime kar diye yokluğun yağıyor,
Aşk sorgusunda yüreğim can çekişiyor.
Yüzümde sensizliğin izleri,
Ayaklarımın altında bir yığın cam kırığı...

İçimden sökülen her kelime,
tekrar dönüp içime batıyor.
Ve her seferinde sana isabet ediyor.
Bir zindan karanlığı şimdi gecelerim,
Duvarlara sinmiş gözlerinin rengi...
Saatleri infaza çekiyor gelmeyişin,
Yavaş yavaş gidiyor benden hayat;
Damarlarımdan çekiliyor içimdeki sen !
Bense düşüyorum hiçlik ötesi bir hayata,
Kanıyorum sana, sende aşkı buluyorum
Hem de ayrılığa çarpa çarpa...

Suskunlukta sesler daha çok acıtıyormuş,
Bu yüzden senden harf harf kaçışım.
Yalnızlığıma esir düşüyorsun,
Bense kayboluyorum cümlelerinde.
Ve susuyorum sana, avaz avaz susuyorum.
Sende birikiyor içimin tüm sökülenleri
Ben dipsiz bir kuyu oluyorum.
Biriktiriyorum her harfimde seni...

Şimdi yokluğa düşüyor zaman,
Ben bir adımda düşüyorum senden.
Kuytularıma sokulma, bırak bana uçurumlarımı,
Kalemimden azat et beni,
Herkes konuştuğunu yazar, bense sustuklarımı...!!!


#75
Sevmek inanmaktır.

Sevmek inanmaktır.
Sevmek inanmaktır.

Sevmek inanmaktır.

Sevmek inanmaktır.

Sevmek inanmaktır.


#76
yalnız çığlığım var elimde yokoluşu kanıtlamak için

dengede tutmak için aşkın ve kurtuluşun cesaretini
unutulmaz ki senin şakaların terazisinde
hep acının kefesinde dara olduğun
aşkı tadışın rakıyı yudumlayışın
susmayı küsüşün sesi ünleyişin
anımsanır her eflatun düşüne
yalancı ama yeni bir aşkı yakıştırdığın

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını
madımak'ta uçmaklığa kavuşur

söyledikçe sır tutmaz aynalar
ele veriyor kimliğini
koşuyor kış tozuyor bahar
bitiyor güz kavuruyor yaz yakıyor
kırılıyor boynu kuğuların pervanelerin
hasretlerin metinlerin asafların
gösterdikçe gizi yitiyor görüntülerde
kirletilen insanlığın

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını
madımak'ta uçmaklığa


biliyorum gülüşün deprem
biliyorum haykırışın boran
susturur. ama ya acıyı
biliyorum soluğu cana can verir, olsun!dur
nasıl da yakışıklıdır gözleri: giritli, göçmen
dudakları çarpışırken dilinin erdemine
dişleri şahmeran kalesinin temel taşları
düşleri, ne de olsa askeri bir tıbbiyeli, eyy!

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını
madımak'ta

sen ki görkemli voltanı atarken
tutulur kapıları insanlığın ve umarsızlığın
belki bir unutkanlıktır kalır: kardeşlik
pasaportunun ritsos'la paylaşılması
biliyorsun yaşam yaşatmaktır
kanın dolaştığı her yerde ve insanlığı
kimin gücü yeter 'yangında ilk kurtarılacaktır' demeye

behçetim don değiştirmiş hezarfenim
çıkarmış yüreğinin kanatlarını

(çıkarınız yüreğinizi

bu ülkenin sahibi kim: bilmiyorum
ben acılarelininkini: biliyorum)

behçetim
ağabeyim


kendi çığlığımdır ancak ses veren çığlığıma


#77
Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma....
kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de...
unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez.
yolcuya bakıp, yolunu tanıma.
yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver.
vahim olan, yolun yolcusuz olması değil;
asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır;
yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal.....
"en doğru yol: en dikensiz yoldur" diyenler seni aldatıyorlar.
onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır.
aldırma....
ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir.
dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır.
gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever.
dostum, yollar yürümek içindir.
fakat, şu gerçeği de hiç unutma:
yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir.
yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri,
yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları,
yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları,
tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları,
maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları,
yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları,
yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları,
ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları,
beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları,
yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin.
aldırma, yürü.....


#78
uyanma küçük kız !

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!

Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi, yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum.

Uyanma küçük kız uyanma ve görme!

Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. için için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle, kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran.

Şimdi uyanma küçük kız! Uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı!

Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan, meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu.

Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye, hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim, kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu.

Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın!

Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni.
Seni öyle seviyorum ki...


#79
Genç ölümler mevsimindeyiz.
Firsat tanimiyor veda sarkisina,
Ansizin bir haykiris
Ve göge kazinan hosçakal!

Genç ölümler mevsimindeyiz
Hizla geçiyor yanimdan kardeslerim
Acinin çiçekleri sariyor bedenimi.
Simdi durulmaz bir denizde dalgadir kalbim
Ömrünce kayalara çarpmaya yazgili.
Neredeyse terkedecek gülüsüm beni
Gözbebeklerimi bogmakta agrilar.
Tam elveda zamani derken
Insafsizca tutuyor yakamdan hayat.

Yitirdim kizimi bir bahar günü
Oysa ne kadar da basindaydik yolun,
Çiçekler atsin isterdim mezarima
Bir de fethetsin sevda büyüsünü
Ferah
Ve kendinden emin.
Yetim birakip yarim kalmis sohbetleri
Yildiz suretinde mekan tuttu
Bir okyanus gögünü
Gülüsü yakamozlara armagan.
Bu nasil sürpriz ey uslanmaz çocuk.
Sevinci kanatlarinda tasimayan!

Dilek'le baslayip Günes'le bitirdin türkünü
Kir çiçegi soyundandi ömrün,
Yalin
Dehsetli güzel
Ve hoyrat ellerin incittigi.
Yürüdün üstüne ölümün
Sokak çatismalarinda
Iskencehanelerde,
Asla egilmedi basin.
Bir isçi boraniydin
Seninle kanatlanirdi son molotof
Omzuna yaslanirdi meydandaki yarali
Cüretine tutunurdu sorgudaki!

Isigini sunarak yildizlara
Ölümü kendi dilinde yendin Günes kiz
Ölümsüzlüktür bu.
Bagisla gözyaslarimizi
Siyrilip kusatmasindan hüznün
Kolektif sevinçlerde anacagiz seni,
Sevdigin ezgilerde
Ve barikat boylarinda.
Bilmelisin ki,
O bir an belleksizlesen
Ellerini parçalayan kuvvet
Yerle bir edecek lanetli karargahlari.

Sanciyla dogrulurken gün
Tereddütsüz bir yürekle
Nöbete kosuyor yoldaslarin
"O'nun yaptigi isi istiyorum" diyerek!
Öfke bir yeralti yangini
Birikiyor sonsuzca.

Geceyi tutustururken veda haykirisin
Dirençler serpti ömrümüze
Silkinip
Delikanli bir namluya dönüstü irademiz,
Iste pariltili yumruklariyla and içiyor gençler
Sonsuz bir askla dövüsmek üzre!

Ne mutlu yoldasiz Günes’lere,
Ayni mecrada akiyoruz özgür safaklara
Asi bayraklarimiz
Dünyayi saran yüreklerimiz
Ve amansizligimizla kavgada.
Bilinsin
Incitmekten korkacagiz bir karincayi
Kanayacak gönlümüz aç çocuk görüntüleriyle,
Duraksamayacagiz fakat
Cehenneme göndermekte düsman sürülerini,
And olsun
And olsun
And olsun!


#80
Büyük aşklar yolculuklarla başlar
ve serüvenciler düşer bu yollara ancak

Onlar ki dünyanın son umudu
soyları tükenen birer çılgındırlar

Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında
Ölümle alay ederler sanki

Nerde beklenirse ordaydılar
bir kez bile gecikmediler ömür boyu

Neydi onları ordan oraya
savurup duran şey

Onları daima yalnız kılan
neydi bu yaşam denilen gürültüde

Her dilden bir adları vardı onların
ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar

Sarışındılar belki de esmer
yani birçok yüzün bileşkesi

Ne altın arayıcısıydılar
ne de aylak bir gezgin

Vurulup düşseler de her kuşatmada
serüvencidir onlar ve hiç ölmezler

Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa
Bulurlar heder olmanın bir yolunu

Onlar ki bu dünyada
kahraman olmaya mahkumdurlar

Sislenen anılar kaldı bize onlardan
renkleri bozulup duran solgun anılar

Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin
bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna

Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı
onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan

Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi
vurulup düştükçe ışığını karartan

O serüvenlerin günlüğü tutulmadı
yazılmadı o insanların destan şiiri

Parça parça ettirilseler bir kartala
(ki sanırım böyle oldu sonları)

Fışkırır yüreklerinden
başarısız ihtilallerin yangınları




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:54 .