#61
Yaşıyor ama uzaktaysam senden
bil ki seni hiç unutmadım
ölüm değilse bizi ayıran
yazık olmuş, hata yapmışız
senden yada benden ne farkeder
şeytana uymuş aşkı yakmışız

adımı söylemezdin bana seslenirken
aşk derdin, aşkım derdin
her aşk dediğinde
beni kendine dahada aşık ederdin
buluştuğumuz anları hatırlıyorum
güller açardı gönlümde sen gelirken
üç-beş saat bile ayrılsak
yapraklarım dökülürdü sen giderken

yanyana duran iki yıldızdık sana göre
en parlak, en güzel olanı bendim
gökyüzündeki tek yıldızındım senin
fırtınalarda saklanıp korunduğum
liman olduğumu söylerdin
ömrünün sonuna kadar beni seveceğini
kalbini kalbime kelepçeleyip
anahtarını okyanusa attığını söylerdin

benim için kıyamet seni kaybettiğim gün demekti
ruhumda sakladığım en değerli hazinemdin
sonsuza kadar da saklayacağım
yokluğumda sen nasıl olursun hayal ettiğimde
seni mutlu, çok mutlu görüyorum
çünkü hep öyle ol istedim
herşeyin güzeli senin olmalı
yerine kimseyi koyamam ki
ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim kadar sevmedim ki
sen bana aşk dedin, bizi kirletemem ki

bazı şarkılar vardı birlikte sevdiğimiz
senin bana, benim sana söylediğim
onlardan biri yada benzerini duyarsan
beni anımsar gülümsersin
ben mi? ben hiç unutmayacağım ki
okyanusa attığın anahtarı biri bulurda
bizi bizden çözer diye
daha iyisini yaptım seni kalbime kazıdım
her atışında hatılamak için

yaşıyor ama uzaktaysak birnirimizden
bil ki seni hiç unutmadım
ölüm değilse bizi ayıran
yazık olmuş hata yapmışız
eğer ölümse bu ayrılığın sebebi
ve bensem bu alemden önce giden
kederlenme çok
tıpkı benden istediğin gibi
kendine sahip çık
bensem kalan geride
zaten sen hep göreceksin
ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim kadar sevmedim ki
sen bana aşk dedin
bizi kirletemem ki...



#62
Geçtiğin yollarda seni ararım
Acep bu yollarda varmısın diye
Hep gelen geçenden seni sorarım
Olurya görüpde tanıyanların varmıdır diye

Canan seni sevdim bunu böylye bil
Beni terk eyledin viran eyledin
Yaşıyorum sanma bak bak ben ölüyüm
Gelirpe kefenimi sararsın diye

İçten içe eriyen birisiyim canan baksana
Yaralar derinde ne olur gel gel anlasana
Gezdim tüm alemi aşkın yarasını saran dr yok
Ellerinle Cesedimi gerçek aleme sen yollasana


#63
Nerede bir sevdalı görürsen elleri kanlı
Durda beni düşün ey sevdalı
Her şiirimde hasret,her şiirimde göz yaşı
Her şiirimde sen varsın
Ağlamaktan sıkıldım sevda çekmekten yıkıldım
Bu koskoca bedeni mi sen yıktın sen yıktın zalim.

Her kışın sonuda ilk bahar
Her gecenin doğuşunda güneş var
Bu nasıl rüya uyandır beni dünya
Bir isteğim var senden korkma sevmem birdaha

Korkum ecel değil ecelden sonrası
Korkum ölüm değil ölümden sonrası
Korkum sen değil zalim senden senden sonrası

Yine gözlerim doldu sabahı beklerken
Yine ellerim titredi sana şiir yazarken
Bir uçurumun kenarındayım sanki MeHtAbI seyrederken
Dostlarımdan ayrıyım bir mapusane damında

Karanlık denizlerde yelken açıp yol alabilsem
Sensiz sokaklarda volta açıp içebilsem
Bir sigara dumanı gibi içime çekebilsem
Dostlarımdan ayrı bi mapusane damında...


#64
Hep gidenlerin yasını tuttu yüreğim…

Gitmelerim olmadı ki benim..

Gidenlere tanık oldum da,
Bir ben ögrenemedim gitmeyi...

Fırsatım olmadı belki de..
Gidişlere aglarken, gitmelere varamadım..

Gitmek icin gelenlere actım gözlerimi..
Sonra ne mi oldu?
İzledim sessizce gidişleri…


İzlerken, kendimi unutmusum…
Sarılmışım yalnızlığıma…

Anladım artık…!
Gidenlere ait benim sevmelerim..

Ben…
En koyu şahidiyim gitmelerin…

Özlemlerim var, gidişlere dair…


Kimbilir, yenilenlerdenim belki de…!

Eger yenilgi, susmaksa caresizlige…

Yenildim!

Eger yenilgi, korkmaksa yarından...

Ben Yenildim!


Suskunluğum, ansızın gelişlere..

Korkularım, kaçınılmaz gidişlere…

Yenilişim, sonlara…

Şimdi, kabuguma çekildim..

Şah yanımda..
Son hamleyi bekliyorum…

Öğrendim büyürken...
Sonlar acı olur, kimilerine…


#65
Öyle derindi ki gözlerin
Adım atamazdım senden öteye

ªikayetçi miydim...değildim

Gitmedim ben
Gidemedim,
Kalamadım da
Bu hiçlik duygusu içimde yer etmiºken
Gideceğim yollara karar veremedim

Sürgün müydüm...değildim

Yarım kalmıºlığımla eksiliyorum,
Hayatla değil
Her gün,her saat,her dakika
İçimden bir parça daha yitiriyorum
Ve nedenimin sen olmasından korkuyorum

Haksız mıydım...değildim

Ömrüm akıyor gözlerimden
Her damlada eksiliyorum,
Durduramıyorum
Belki düºtür diyorum,
Düº'tüğüm düºtür...belki
Korka korka,usulca kapıyorum
Uyanamıyorum...


#66
Hiç kimselere bakma bana baktığın gibi,
Bulut gözlerin yalnız bende kalmalı.
Gülden bile kıskanırım, seni sevgili,
O bakışın, o gülüşün bana özel olmalı…

Kimselere aşkım deme, olur sahi sanırlar,
Kem düşünür söz ederler, tedbir almalı.
Dostların bile olsa gün gelir kıskanırlar,
O bakışın, o gülüşün bana özel olmalı…

Hayalini bile olsa kimseler kurmamalı,
Rüyalarını dahi senle doldurmamalı.
Bulut gözlüm senin sihrine kimse kapılmamalı,
O bakışın, o gülüşün bana özel olmalı…

Sevdanla yanmamalı benden başka bir yürek,
Sen benimsen buna herkez saygı duymalı.
Senin aşkın yalnızca bana gerek,
O bakışın, o gülüşün bana özel olmalı…


#67
Gece sana sarılıp yatmadan
Sabaha seninLe uyanmadan Biraz romantik yaşamalı hayatı..!
Senden bebeğim oLmadan Biraz romantik yaşamalı hayatı..!
Allahım canımı aLmasın..
Biraz romantik yaşamalı hayatı..!


#68
Biraz romantik yaşamalı hayatı..!


#69
Biraz romantik yaşamalı hayatı..!


#70
Biraz romantik yaşamalı hayatı..!


#71
Yüreqine saqlık cnm


#72
Merhaba...

Yazacak, sana anlatacak o kadar çok şeyim olduğu halde saatlerdir ekrana bakıyorum. Radyoda bir semah var. Sabahat Akkiraz söylüyor.

Turgenyev’in söylediği ne kadar da doğru... Acaba ben pencereden mi baktım, sağanağına mı yakalandım?

Peki ya sen...

Biliyorum, sağanağına yakalandım diyeceksin... Aşıksın ya...

Ve daha önemlisi gençsin...

Ama ben de aşığım. Kaldı ki bu ilk kez de olmuyor.

Önemli olan bu mu bilmiyorum. Yani yaşam sadece aşık olmaktan mı ibaret Belki, olabilir, kimbilir...

Seni neden bu kadar çok seviyorum. Ve sen neden başkasına aşıksın?

Bu sorunun yanıtı yok.

Hiçbir zaman da olmayacak sanırım.

Ve sen orada kalacaksın. Bundan eminim. Gelmemek için o kadar çok bahane buldun ki...

Bahane de değil aslında.

Gelmeyeceksin, çünkü aşıksın.

Ben olsam ne yapardım? Belki senin yaptığını... Ama emin değilim doğrusu.

Zor bir durum. Sana demiştim ya

“bir yanım seviyorsan gitme tehdidin de,

seviyorsan kal diyemiyor dilsiz yüreğim...”

Diyemiyorum işte, ne yapayım. Bunu demeyi çok isterdim. Yani seviyorsan kal diyebilmeyi. Bu ne kadar doğru olurdu. Böyle bir şey söylemeye cesaretim olur muydu?

Gençlik denen yaz yağmurunun sağanağına keşke hiç yakalanmasaydık ...

Çünkü çoğunlukla mutsuz oluyoruz.

Bazen keşke camdan seyretmekle yetinseydik dedirtiyor insana... Camdan seyretseydim de bu kadar acı çekmeseydim. Bir sürü şey var işte.

Yaşam o kadar garip ki...

Çelişkiler ve mutluluklar yumağı. Senin mutluluğun benim acı çekmem ya da tersi... Ama aynı anda ikimiz de mutlu olamıyoruz işte. O zaman bir başkası mutsuz oluyor.



Neden ama, neden böyle?

Bir gece yatağa girdiğinde, bir daha hiç kalkamayacağını düşündün mü?

Yaşam bu kadar kısa işte.

Ne yapmalı o zaman. Neyi yapmak istiyorsan onu...

Geceler...

Yine karanlık, ıslak ve neon ışıklarıyla keskin gölgelerle parçalanmış...

Arka sokaklar yaşamın yoksullaşan yüzü, kahramanlar, sıradışılar, sıradan insanlar... Ve bu arka sokaklarda, dışardan bakıldığında cazibeli, içeri girmek için can atılan mekanlar. Bu mekanlardan herhangi birinde her akşam aynı tanıdık yüzler, hiç değişmeden anlatılan bildik hikayeler...



Şehir ve gece...

Kornalar, egzost, asfalta yapışmış kedi ölüsü, çöp kamyonu, çıldırtıcı ambülans sireni, arka sokaklarda patlamış kanalizasyondan akan pis sular, birbirini tanımayan insanların doldurduğu caddeler...

Anzavur’un önünde çalan “Yalnızlık Kemanı”...

Sanal aşklarımız...

Bir rüyadaydım dün gece

Umudumun iplerini ben mi koparmışım

Benim mi bu okunaksız yazılar

Senin mi?

Balıklama daldığım yaz yağmuru

Bir yanım eski bir haziran başı

Bir yanım kurumaya yüz tutmuş papatya

Kaç,

Kaç git uzaklara...



Yaşam bir rüya mı, ya da rüyalarımız mı gerçek olan...

Yaz yavaş yavaş bitiyor.

Bugün İstanbul rüzgarlı ve serindi...

Orası hala sıcak mı?

Televizyonda hava durumu sunucusu Pazartesi’nden itibaren serin ve yağışlı bir havanın etkili olacağını söylüyor. Başımı çevirip gökyüzüne bakıyorum. Bir tek bulut bile yok... Keşke her şey gökyüzüne bakar gibi kolay olsaydı. Keşke yaşamımızdaki her şey az bulutlu ve güneşli olsaydı... Ne yazık ki değil işte... Yaz, güze dönüyor...

Ama bu neyi değiştirir ki...Yalnızca kendimi biraz daha yaşlanmış hissediyorum. Gelecek mi aşk bana, gelmeyecek mi? Nasıl bir aşk, büyük mü, ufacık mı? Gerçek mi, yalancı mı? Sorularına cevap arayarak koca bir mevsimi, uzun, upuzun bir yaşamı geçirebilir miyiz?

Belki böylesi daha iyiydi...

Yaşamı anlamsızlaştırmak ya da kendimizi inandırmak.

Böylece ha gri –siyah gökyüzüne bakmışız doya doya ha sevgilinin gözlerine, ne farkeder...

Değil mi sevgili arkadaşım...

Yanılmak her şeyi yeni baştan görmek demek mi?

En son ne zaman yanılmışım?

Ya sen, sen ne zaman yanıldın en son...

Çok olmadı sanırım. Bu kadar çok yanılıyorsam kusuru kendimde mi aramalıyım? Eğer bu yanılgıları kusur olarak kabul edersem dönüp kendime mi bakmalıyım?



Güven, önyargı ve yanılgı...

Sonra her şey silbaştan. Yeniden başladığım noktadayım. Kırk yaşını aşmış bir adamın hayatını oluşturan insanları, anıları, benliği oluşturan ayrıntıları... Bir noktadan sonra bütün bunlar o adamın hikayesi olmaktan çıkar. Hepimizin yaşam deneyimleriyle benzerlik taşıyan, hayatın anlamı üzerine düşünen şiirsel bir film haline gelir...



Artık bu filmde kişisel olmayan anılar, belgeler, görüntüler vardır. Sonra sende yanıldığını, ve her şeyi silbaştan görür gibi olduğunu hissedersin.



Ah be sevgili!

Elimizden neyi aldılar da biz kendimizi yeni ve canlı tutmaktan vazgeçtik.

Yaşamın normal , güzel ya da hayal edilebilir olduğunu bildiğimiz halde neden kendimize hüzün kentleri imal ettik...

Bizi ne kurtaracak?

Günlük yaşamın günlere ve saatlere bölünüşü,

Çalışma ve kendi başına bırakılışımız, özel ve ayrılmış zamanlarımızın olması veya olmaması mı?

İnsana ait var olma üslubunun ve kendini yeniden üretebilmenin, bu bölünmüşlüğün içinde mutlak bir yabancılaşmaya ve ortak deneyime dönüşmesidir bu az önce sözünü ettiğimiz film...

Hafta ortasında çalışıp, hafta sonlarında dinlenir ve hala yeteneğimiz kaldıysa fantezi kurabilir, öyküler yaratabiliriz... Yaşamı, kendini ve toplumu yeniden üretmek birbirinden ayrı düzenlenmiş, uzmanlık isteyen eylemlere dönüşmüştür çünkü...



Ah Pazar günleri...
Bir hiç olmanın ve bunu hatırlamanın günleri...

Bir Pazar kalkar, bir hiç olduğumuzu hatırlayarak kendimize gelir ve yeniden yaşamı, kendini, toplumu üretebilecek bir varlık olarak yeniden bulabilmek için arta kalan zamanı kullanabiliriz.

İnsanların kendi dünyalarını yeniden kurma ve üretebilme ihtiyacıyla herkesin kendi öyküsünü yaratabileceği, herkesin bir senaryosunun ve yönetecek bir filminin olabileceği bir gerçek... Bu gerçek bizi filmin tam da ortasına çeker. Sadece onu hissetmek yeter. Kırkını aşmış bir adam düşlerinden yararlanarak bir film çekmek istiyorsa ve senin de o film içinde olmanı istiyorsa hiç düşünme...

İçindeki yaratıcı insanı yok etmek isteyenlere acı bir manifestodur bu film...

Zaman zaman yanıldığımızı düşünsek de işte bu yanılgılardır bizi her zaman en başa götüren. Başlangıç noktasına her döndüğümüzde daha duyarlı, daha üretken olduğunu unutma ...



Geçen sürede ne çok yanıldığımı gördüm yeniden.

Başlangıç noktasına her dönüşümde daha üretken, daha duyarlı olduğumu anlıyorum. Gerçekten...

Şimdi sen,

Değer verdiğim ne varsa en başında geliyorsun. Yanılıyor muyum?

Hayır...

Aynaya baktığımda yorgun, sakallı yüzümü gördüğümde soruyorum kendime.

“Bir kez daha yanılmaya hazır mısın” diye...

Ben kimim, ne yapıyorum.

Bugün neler konuştum, neler düşündüm...

Uyuyup uyandığımda neler hatırlayacağım dünden.

Yaptıklarımla konuştuklarım örtüşüyor mu ...

Yanılmak her seferinde en başa dönmek miydi sahiden?

Bu kez yanılmak istemiyorum. Yeniden başa dönmek istemiyorum.

Sonunda yine bir başıma kalacağımı biliyorum. Ama en azından yanıldığımı hemen görmek istemiyorum.



Sensizlik ne kadar zor. Bunu sen bilemezsin.

Acı çekiyorum evet. Hele şimdi, bu mektubu yazarken.

Sen burada olmazsan acı çekmeyeceğimi mi sanıyorsun.

Her an yanında olma isteği olacak. Geldiğimde seni ne kadar görebileceğim, ya da görebilecek miyim?

Gelmeyişin ikimiz için de yenilgi. Bunu kabul et. Ve ben yenilgiyi sindiremiyorum artık.

Biliyor musun?

Her yakınlığa aşk dediklerinde boynu bükülmüştü aşkın...

Benimki yalnızca yakınlık mıydı sence?

Geldim, geldin, gittin ve sevdim seni. Ne var?

Her öpüşe aşk dediklerinde ölmüştü aşk...

Ben seni hiç öpmedim ki...

Uykuydu zaman.

Dokunamamanın cehennemi.

Bir şey daha;

Uykusuzluk özlemi

Sevişirken ve bir çocuğa kızarken ve kucaklarken bir çocuğu farklıydı onlar.

Ne oldu, değişen ne?

Uykularını bölecek bir patlama gerekli

Hemen şimdi... Acele...



Papatyanın hangi yaprağında geldin

Yaseminin hangi yaprağında gittin hatırlamıyorum bile.

Uykuda düş

Uykusuzlukta şiir olmayanlar aşk olamazlar ki...Şimdi nasılda yalnızım.

Saat gece yarısını geçeli çok oldu.

Radyo hala açık

Ama ne çalıyor duymuyorum. Kulağım ve gözüm telefonda.

Aradım seni telefonun ulaşılamazdı.



“Günler gitgide kısalıyor. Yağmurlar başlamak üzre. Kapım ardına kadar açık bekledi seni. Niye böyle geç kaldın ?”

Bu dize Nazım Hikmet’e ait.

Ve devam ediyor Nazım Hikmet.

“....Ben galiba şahsi hayatımda, anlıyor musun, sırf şahsıma ait ve hiç kimseyi ilgilendirmemesi gereken hayatımda bir dönüm noktasındayım”

Hepimizin yaşamında dönüm noktaları olmuştur.

Ve yaşamımızın bu dönüm noktalarını tıpkı Nazım gibi, yalnızca sevdiklerimizle ve yanımızda hissettiklerimizle paylaşırız.

Bazen de kimseyle paylaşmak istemeyiz. İşte o zaman belki de en üretken günlerimizin başındayızdır.

Sonbahar gibi...



Ve şimdi mevsim sonbahar. Ama ben hiç de üretken değilim. Elim kolum bağlandı sanki. Hiçbir şey yapmak istemiyorum. Belgesel de çekmek istemiyorum.

Ama bu geçici bir durum diyeceksin. Belki öyledir.

Senden beni sevmeni isteyemem.

(Bu dünyanın sonu gibi bir şey olurdu herhalde. Ama burada olmanı isteyebilirim.)

Bir gün seninle, Çamlıca Millet Parkı’nda oturup düşen yaprakları izliyorduk konuşmadan, hatırladın mı?

Hiç de olağanüstülüğü yoktu. Sıradan bir beklemeydi işte. Senin miden bulanmıştı. Başın da ağrıyordu.

Hava çok güzeldi. Park çok yeşil, çok sessizdi.

Eylüldü... Yapraklar önümüze düşüyordu.

Yer yabani kestane doluydu. Topladım...

Sonra yine gittim o parka. Yine topladım ve eve götürdüm. Masanın üzerinde duruyorlar. Geldiğinde belki bir şeyler yaparsın diye düşündüm.

Aşk nedir, bilmiyorum değil... Onu nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum...

Ama artık tanımlayabilirim.



Bu kadar zamandan sonra... Gülme ama. Biliyorum gülüyorsun şimdi.

Aşk; bir türlü fotoğraflayamadığım senin gülüşün işte.

Evet aşk budur.

Belki sence aşk’da o çok sevdiğin adamın gülüşüdür.



Daha çok yazmak istiyorum. Ama vakit geç oldu.

Yarın bir dolu işim var.

Bana acı çektirmek istemediğini söylemiştin.

Artık nerede olursan ol ben acı çekeceğim. Ve biliyorum ki sen de çekeceksin.

Yüreğim kanıyor, ciğerim yanıyor

olmasaydı sonumuz böyle..

O zaman neden ayrı kentlerde acı çekelim ki

Ve neden be kent İstanbul olmasın ki...

Eğer acı çekmek özgürlükse

İşte ikimizde özgürüz

Acı çekmek aşk demekse ikimizde aşık’ız

Farklı insanlara olsak da... Ne çıkar bundan.

Senin burada olman gerekiyor.

Yanımda olman gerekiyor.

Ben senin yanında olamasam da...

Senin için her şeyi yapacağımı biliyorsun.

Beni senden mahrum etme n’olur

Neden seni bu kadar çok seviyorum ki...

Bunu hiç düşündün mü ?

Ne var sende?

Yalnızca fotoğraflayamadığım gülüşün mü?

Eğer sen olmayacaksan ben neden olayım ki ?

Neden ama neden söyler misin bana,

Seni her şeyden ve herkesten çok seviyorken birbirimize acı çektiriyoruz.

Neden benin acılarımı sen, seninkileri de ben dindiremiyoruz.

Buna ne engel ki... Bunu neden anlamıyorum.

Bana çok kızıyorsun biliyorum. Bu mektuptan sonra benimle bir daha konuşmak bile istemeyeceksin belki. Bağışla n’olur.

Ben seni seviyorum diye sen de beni sevecek değilsin elbette.

İçim acıyor...

Keşke oraya hiç gelmeseydim demeyeceğim hiçbir zaman. Bunu benden bekleme. İyi ki geldim ve iyi ki seni tanıdım. Bunun için kendimi mutlu sayabilirim.

En azından seni sevdiğimi söyledim. Ya bunu da beceremeseydim...

İşte o zaman kahrolurdum.

Seni üzmek için yazmadım. Seni etkilemek için de değildi bilesin. Hoş zaten sen de yazdıklarımdan etkilenecek değilsin.

Yazmam gerekiyordu sadece..



Uyumak istemiyorum. Sen şimdi ne yapıyorsun bilmiyorum.

Sabah olmasını istiyorum bir an önce. Sesini yeniden duyabilmek için.
Dayanmalıyım... direnmeliyim...



Ben burada acıdan geberirken sana mutluluk dilemek erdem midir yoksa başka bir şey midir bilemem.

En iyisi bir süre bu şehirden, bu ülkeden gitmek olacak. Seni unutmak mümkün değil ama ne kadar uzak olursam o kadar iyi.

Ama şunu unutma. Bir gün ikimizin bu kısa öyküsü bir film olarak karşına çıkarsa şaşırma.

Yalnızca;

Dur,

Düşün,

Ve ağla...

Ve beni hatırla olmaz mı ?

De ki; “ bu adam beni gerçekten de çok sevmişti”

Onu anlamıştım ama yapacak bir şeyim de yoktu de...

Mutlu olmak varken bu dünyada,

Kendimize hüzün kentleri imal ettik ya ona yanarım.

Eğer her şeye rağmen bir daha görüşemeyeceksek, ve sesini duyamayacaksam eğer, gözlerindeki ışıltı hiç sönmesin. Ve o gülüşünün fotoğrafını kimse çekmesin.

Çünkü o bana ait.

Onu bari bana sakla olmaz mı?

Kendine iyi davran.

Ve Sevgiyle kal her zaman...


#73
Yasa büründü tüm geceler. Gök kubbe, yıldızlı ihtişamıyla çöktü aşkımın üstüne, aşkın içinde biçare ruhum enkazında kaldı. Senin varlığınla kurduğum ne kadar toz pembe hayal varsa, üzerine siyah boya kutusu ters gelmişçesine siyaha boyandı. Bir an kaçmayı denedim buralardan, sensizlik alıştığım bir durumdu, sensizliğimde hayalin bir avuntu. Şimdi annesinin en sevdiği vazoyu kırmış bir çocuk gibi suçlu hissediyorum kendimi; seni sevdiğimi söylemekte keşkelerim olmasaydı derken kendi kendime, içim buruluyor. Düşünmeden yapamıyorum; bütün servetlerini ayaklarının altına dökerek sana sahip olmayı düşünen insanlar, sırf kendi egolarını tatmin etmek uğruna her şeyi yapmayı göze alanlar, sana mutluluğu da satın alabilirler mi? Gözlerin cezbedici zenginliğin rengarenk görüntüsüyle boyanır, sen ideallerinden vazgeçip, aşkını üç kuruşa satabilir misin ya da sattırırlar mı? Nasıl canım yanıyor bilemezsin, çakıl taşlarıyla dolu bir alanda top oynarken düşen bir çocuğun derisi yüzülen diz kapağından akan kan gibi yüreğim kanıyor. Yakamozlu gecelerde bir başka hayal ederdim seni, yakamozlu geceler bile şaşkın halime, hayallerim siyahı kadife gibi emdi, korkularım aydınlığa kavuştu, bu gece yarısı sabah olmak bilmez. Olsa ne değişir ki sevgili, sensiz olan her sabah sensizliğin üstüne doğan her güneş, ay benim için.

Başlamadan son bulacak sanırım bu aşk hikayesi... Tamamlanamamış bir beste, yarım kalmış bir şiir gibi olmasından iyidir sevgili, başlamadan bitmesi belki her ikimiz içinde en hayırlısıdır. Bunları ben söylüyorum. Savaşmadan yenilgiyi kabul etmeyen bir adamdım halbuki, maneviyatın maddiyata yenilmesine izin vermezdim ben, bana ne oldu böyle bilemiyorum. Bu belirsizlik her geçen gün, yüreğimde daha da şiddetlenen fırtınanın benden bir şeyleri koparıp götürmesine sebep oluyor. Senden, varlığından, gerçekliğinden ve beni hayata bağlayıp, hayallerde seni yaşamamı sağlayan bakışlarından birazcık cesaret alsam belirsizliğe sebep olan bulutları, karanlık dünyanın üstüne güneş gibi doğan o gülüşünle dağıtsan, canımı bile ortaya koyarak savaşacağım ama yoksun işte ve yaşananlardan bihabersin. Şu an yorgun bedeninle masum bir çocuk gibi, melekler gibi uykudasındır, rüya görüyorsun belki de, merak ediyorum sevgili, sende rüyalarında yer veriyor musun naçiz siluetime, sende sevmelerinin en yücesini, aşkların en temizini yaşıyor musun? Seninle yalnız kaldığım o an söyleyebilseydim seni sevdiğimi, sonunun yıkım olacağını bile bile söyleseydim, şimdi böylesine seni kaybetmekten korkuyor olmazdım sevgili. Düşlerime giriyor kaç zamandır; ellerinde paradan oraklarıyla yüreğimde aşkının can suyuyla yeşeren sarı saçlı başaklarındaki her tanesinde aşkımızı gösteren ekinlerimizi yoluyorlar, ikimizi karşılıklı bağlayıp; sıcaklığını bile bilmediğim o pamuk ellerine tütünden bulaşan kolaları alıp gözlerime sürüyorlar, resmen seni bir daha görmemen için gözlerimi dağlıyorlar sevgili.

Ben seni olduğun gibi seviyorum, bu insanlarsa bedenini, ruhunu bir eşya misali satın almak için çaba sarfediyor, bunları gördükçe canım acıyor, tüm bu yaşananlardan habersiz olduğunu düşündükçe, boğazıma düğümlenen ne kadar asi kelime varsa haykırmak istiyorum. Senin ağırlığınca altın verebilirler. Ya ben? Kalbimi, yüreğimin sınırlarına sığmayıp beni biçare eden aşkımı, sana hasret sevgimi verebilirim şu an ki sefaletimle...Seni koluna takıp bir süs eşyası gibi taşımayı düşünen bu zenginler gibi paraya boğamam belki ama sevgiye doymanı, aşkla sarhoş olmanı, aşk ateşiyle yanmanı sağlayabileceğim gibi o ateşte seninle yanmayı göze alırım sevgili.

Yoruldum, biliyor musun? Zemheri ayazında kalmışçasına üşüyorum sensizliğimde... Bir tarafım para değer vermeyeceğini söylüyor, bir tarafımda fırtınalar koparıyor isimsiz korkularım ve sen hiç birini bilmiyorsun. Dayanması en güç acı bu; evladını yitirmiş bir anne gibi feryat edesim geliyor içimden, acısını yüreğine gömen bir baba gibi sessizce ağlıyorum, damla damla sen düşüyorsun gözlerimden, incinirsin diye korkuyorum.

Meydan okurum tek başıma,
Kuşatılsa, aşkımı barındıran yüreğim,
Kafa tutarım tüm dünyaya,
Ölüm gelse keskin kılıcıyla üzerime,
Güler geçerim, sen yanımda oldukça,

Kalemimden kan damlıyor sanki sensizliğimde seni ölümsüzleştirdiğim şiirlerdeki kelimeler ok olup yüreğime saplanıyor yokluğunda ve ben seni öylesine çok özledim ki, ne zaman özlemimi yazmaya kalksam kelimeler kifayetsizleşiyor. Tıpkı sensiz hayatın kifayetsizleştiği gibi.

Hayallere bakarsan sevgili; zaman vuslata beş varı gösteriyor, gerçeklere bakarsan vuslatımız imkânsızlaşıp, aşkımız efsaneleşiyor ve şu an ben sensizliğimde; hayalinle, yalnızlığımla, aşkımla gece yarılarının zifiriliğini yaşıyorum. Bir hücrede mahkum nasıl hasretse güneşe, bende gerçekliğine öyle hasretim sevgili. Ne olur gittiğin o uzun yollardan geri dön ve seni göreyim gün yüzüyle, daha fazla sensizliğe dayanamayacak bu yürek...

Dayanamıyorum, yüreğime gömmek istemiyorum seni, gerçekliğinin başka birine ait olduğunu ve kendini onlara sunduğunu düşünmek istemiyorum. Eğer ki maddiyatı seçerse o yüreğin, işte yıkım o an olur benim için, o an aşkın enkazının altından cesedim çıkar, yatalak olur biçare ruhum, sensizliğimde değil ama bir eşya değerinde başka birine aidiyetinde ben, sen var oldukça yok olurum sevgili. Sessiz feryatlarımı duy gece yarısı, ikimizde uyanığız bak, rüzgar kokunu getiriyor bana, çığlıklarımı da sana getirsin ve yağmur yağsın yarın sevgili, belki o yağmurla bana gelirsin. Seni seviyorum


#74
Sensiz yaşanılacak olan bir hayata atılmaktan korkuyorum.Böyle bir hayatta ayakta durabileceğimi hiç sanmıyorum.Sonu hiç gelmeyecek gibi görünen yaz gecelerinde sensizlik beni bitirmeyecek de ne yapacak? Seni sevmek mutluluksa,ben çok mutluydum.Senin de mutlu olduğunu düşünüyordum.Bu mutluluğum hiçbir zaman bitmeyecek çünkü ben seni hep seveceğim,sevgi bende var oldukça. Aşık olup da kavuşamamak insana acı verebilir ama ayrılığın verdiği acının yanında hiçbir şeydir.Aşık insanın umudu büyük olur,ayrılığın umudu ise sönük bir ateş gibidir. Gecenin bu saatinde ikimizi sorgulayıp hangimizin suçlu olduğunu bulmak,bir çare olacak mı ayrılığımıza? Suç kimin olursa olsun, o suçun oluşmasına olanak veren daima her iki taraftır. Sevmek çok zor değil,zor olan ;sevgiyi devamlı barındırabilmektir.Arada küçük kaçamaklar olsa da her zaman sevgiye yer bıraktığımı düşünüyorum. Ayrılıklara neden olan en büyük yanılgımız;sevmek ve sevilmek kavramlarına farklı açılardan bakmamızdır.İşin içine saygıyı da almayan bir düşüncenin doğruluğunu kabul etmek bana çok mantıksız geliyor. Her olayda olduğu gibi duygularda da sadece kendi tarafımdan bakmıyorum.Yada şöyle söyleyeyim sadece kendimi düşünerek sevmek ve sevilmek gibi bir düşüncem yoktur. Yaşaman gerekenleri,sevginin hak ettiği duyguları yaşaman için üzerime düşen her şeyi yapmaya hazırım hiç bir karşılık beklemeden.Sonu bana acı verse de yine yaparım.Bugüne kadar ben öyle yaşadım.Doğru mu yaptım yanlış mı?Bilmiyorum. Ama bu yolda yürümeye devam edeceğimi biliyorum. Bu benim hayat felsefemdir.Bundan taviz vermek,kendi değerlerimi hiçe saymak anlamına gelir ki,böyle bir durumda da boşlukta dolanan bir cisim gibi bir o yana bir bu yana savrulacağımı biliyorum. Seni sevdiğim için "seni seviyorum"diye haykırmadım sevgi nedir bilmeyen insanlara.Mutluluğu yakalama şansını yitirmemen uğruna ayrılığı seçtim.Acı veren, zor bir karardı benim için. Gün gelir de bu kararım mutluluğuna bir katkısı olacaksa, bilki ben hiç bir acıyı yaşamadım. Sevmek acı verir, sevmemek de. Sen hangisini yaşıyorsun şu an? Ben seni yaşıyorum birtanem.


#75
Üşüyorum:hüzün şarkıları söyleyen bir Sonbaharın zemheriye dönüşmesinin verdiği, fani bir üşüme hissi değil bu sevdiğim ve ellerim buz kesmiş olmasına rağmen, ıssız bir gecede yokluğuna mahkum bir ruhla seni yazarak unutuyorum üşümüşlüğümü...
Yoruldum artık biliyor musun? Tek taraflı bir hayatı omuzlamaktan, hayatın yükü altında ezilmekten; birilerini arayıp sormaktan, anlatamayıp dinlemekten, sevmekten, seni beklemekten, her yeni güne belkilerle başlamaktan, sadece hıçkırıklarımı kendim duymalarımdan yoruldum ve sefaletin zincirleriyle hapsedilmiş bir aşkın yalnızlığında tükendim. Sabret diye diye erittim sabır taşlarını, bir an ümitsizliğe düşsem hayalin çıktı karşıma, gözlerine baktım ve kendimi yerli yerinde bulunca güzel gözlerinde, güç aldım acıların binlerce çeşidine karşı ama sabredecek gücüm kalmadı, hayalinin gözlerinde duramadım sevgili.
Oysaki nasılda ihtiyacım var sana, bilemezsin. Sarılsan bana bir annenin evladına gösterdiği o kutsal şefkatle, başımı göğsüne yaslasam ve yiten ümitlerimin ayak seslerini duysam kalbinin atışında, içine düştüğüm çaresizlikle birlikte sana sımsıkı sarılırken, sıcaklığını hissedip boğazıma düğümlenen ve içimde yankılanan hıçkırıklarımı özgür bırakıp ağlasam. Sen saçlarımı okşasan bir babanın nasırlı elleriyle oğlunun saçlarını okşadığı gibi ve ben içimdeki zehiri nehir misali akıtsam ne güzel olurdu sevgili. Ama yoksun işte ve ben bunların hepsi bir hayalden öteye gidemiyor, ne acı değil mi? Dostlarım, bugüne dek hayatıma giren tüm sevenlerim, değer verdikçe canımı alan sevdiklerimin yokluğu kadar gerçek yokluğun...
O kadar yalan ki insanların gülümsemeleri, o kadar menfaatperest olmuş ki yeryüzünde herhangi bir anı paylaştıklarım, artık alınacak bir canım, bir parçam kalmadığı için bir anda yok oluverdiler. Bir fotoğraf geldi gözlerimin önüme şimdi, kimdi hatırlamıyorum o fotoğrafı çeken, hatırladığım tek şey var ardında akbabanın olduğundan habersiz bir Afrikalı çocuğun çaresizliği ve resmi çeken kişi intihar etmişti sanırım o anı o karede ölümsüzleştirdikten sonra... Çünkü o çocuk ruhunu akbabaya teslim etmişti. Çaresizliğim o Afrikalı çocuğun ki gibi ve azabım o fotoğrafçınınkiyle aynı derecede acı verici, sevdiğimi sunduğum kim varsa sevgili, hepsi birer birer o akbaba gibi olup çıktı. Ama ben şimdiye kadar savaştım hayalinin sayesinde, bir yerlerde var olduğun ümidiyle yaşadım, seni delice sevdim ve yokluğunda bile seni içimde yaşattım her nefes alışımda... Ta ki, bu yazıyı kaleme aldığım şu ana kadar dayanabildim, bu saate kadar sen gelmedin, ruhumu akbabalara teslim ediyorum, gelsen de kurtaramazsın artık...
Herkes bayram sevinci yaşıyordu sevdiğim. Kim bilir sende yaşadın belki, kutlu olsun geçmiş bayramın ve gelecek olan bayramların ve ben bu bayram sabahı yine sessizce ağladım. Her bayramda olduğu gibi.... Kimsesizdim, çalmadım kimselerin kapılarını, kimsesizliğim kapımı çaldı, kapattım kendimi hücreme, gecenin karanlığına gizlenip çıktım dışarı gece saklar beni diyerek, kimsesizliğimle bayramlaştım, yalnızlığımın elini öptüm, sefaletimi bir tabakta sundum şeker tadında firari ruhuma...
İçini karattım değil mi? Affet beni sevgili, inan ki bunun tek sebebi; kimsesizliğimden, kalabalıklarda bile yalnızlaşmamdan, sefaletimin bana sunduğu çaresizlikten ve bir sen kaldın bu çaresizliğin ortasında tek dayanağım, içimi dökebileceğim, yazarak yaşadığım bir sen varsın, sadece sen anlarsın beni, dilinde zehir zemberek kelimeleri cansız kağıtların bedenine aktarırken sıcaklığını hissettiren ve seni bana getiren kalemimden başka tek sen varsın beni anlayabilen, beni terk etmeyen bir sen kaldın. Affet!
Sonuçta bende insanım, sana toz pembe bir dünya vermek, seninle toz pembe düşler kurmak isterdim. Gerçekliğinle el ele verebilseydim, iyi bir Ferhat olurdum ya da aşk ile yanmaların ötesine geçmiş bir Mecnun olurdum uğrunda, şüphen olmasın. Seninle gezmek isterdim, sen ne istersen alabilmek, gözlerine bakarak geceleri şiirlendirmek isterdim; bir yuvamızın olmasını, çocuklarımızın şen kahkahalarıyla şenlenmek, sen olunca yanımda üzülmelerin bile bir anlamı olurdu eminim. En çok neyi isterdim biliyor musun sevgili? Seni yazmak yerine yaşamak olsaydı kaderimde, ölüm kederlendirmezdi beni, doya doya yaşardım seni ve o an ölümsüzleşirdim.
Kaç zamandır yokum kendimde, kaç zamandır yoksun. Ne ben alışabildim sensizliğe, ne tütün kokusu sinmiş odam alışabildi hayalinsizliğe... İnan çok gücüme gidiyor; öykülerimde can bulan kadınların senin yerine beni sahiplenmesi ve kimsesiz sokaklarda attığım her adımla sen uzaklaşıyorsun sanki, bunu düşündükçe, sensiz kalmak gücüme gidiyor sevgili. Gözlerimi açmak bile istemiyorum, sensiz bir güne başlayacağımı biliyorum ve onulmaz yaralar açıyor ruhumda, gözlerimi açmıyorum bende, tüm dünya beni uykuda biliyor, oysa uykuyu unutalı çok oldu.
Hayalinde can bulan gülüşünü özledim. Kendimde unuttuğum ne varsa bulduğum hayalini özledim. Seni çok özledim, özlemlerim işgal edince yüreğimi, delice bir istekle, Neroncavari bir arzuyla bu şehri yakmak istedim, vazgeçtim daha sonra; eğer ateşe mahkum olursa bu şehir bende yanarım, bilmekteyim yanmaların acısını ama senin bu acıyı bilmeni istemiyorum sevgili. Sen yanmaları bilme, sensizliğimde yanmalarımı bilmediğin gibi... Bilme!
Nasıl da huzursuzum. Evimin çatısına tüneyen bu baykuş, Azrail’in habercisi gibi, ölümün yaklaştığını haber veriyor sanki, annem hastalandı yine, ayağı tutmaz oldu. Ben çaresizim, sefilim ve sefaletime bir aşkla seni dahil etmekten, sonrasında kaybetmekten korkuyorum. Daha bin bir çeşit dert başımda, görsen tanıyamazsın beni, genç yaşta karlar yağdı saçlarıma... Sıkıntılarda sevinçlerin olduğu gibi biz insanlar için. Geçecek elbet bu günler, seni kocaman bir gülümsemeyle karşılayacağım bir gün sevgili. Bekliyorum seni, unutma beklemelerimi. Seni seviyorum.


#76
Sana bu kaçıncı mektup ,gönderilmeyen
Yazıp da okuyamadığım,okuduğumda ağladığım
Bu nasıl bir sevda ki,ağlayıp ta anlatamadım
Anlatayım....
Ellerim nasır,gömleğim ütüsüz
Yamalı pantolonumdan utanır
Sevdalara sığmasa da sesim,haykıramazdım
Senin için en nezih kelimelerden şiirler yazdım
Tarif edemedim diye gönlümün diliyle seni,
Yırtıp attım...........................
Kaç gül kopardım bahçelerden,al
Kaç kez yemin ettim,tamam
Gülümü vereceğim sevgimi söyleyeceğim
Olmadı liseli kız olmadı,anlatamadım
Sen eve dönerken ben bir köşede ,ağladım
Bir bakış çok şey anlatır derler
Anadolu yiğidi sevdalıysa,
Ben sana bakamadım da doyasıya
Gözümden sakındım seni.................
En serin yaylalardan daha,serin
Saçların savrulurken gözlerin ah..gözlerin
Umudun başka gözlerde,ellerin başka ellerde
Düşünsene seni severken deli ce..
Dokunsun başka bir ten tenine
Nasıl anlatayım kıskanıyorum.
SENİ ÇOK SEVİYORUM...................


#77
Sabah erken terminale indim. Çantamı yere bırakıp öylece beklemeye başladım. Bilinçsizce gözlerim etrafı tarıyordu, biliyorum beklemiyordun ama yinede gözlerim seni arıyordu eskiden kalma bir alışkanlıkla... Sen uzun bir zaman önce gitmiştin bu kent de biliyorum ama inatla gözlerim seni arıyordu yine de, arada geçen bunca zamana rağmen...

Soğuktu, Ankara’ya kar yağıyordu, üşüyordum... Benim de düşlerim yağdı Ankara’ya... Ellerimi cebime soktum bir süre öylece bekledim... Sanki biraz sonra bir köşeden çıkıp gelecektin, sadece birazcık geç kalmıştın; koşarak çıkıp merdivenleri gelip sarılacaktın hasretle...

Biliyorum uzaklardasın şimdi .. Kimlerlesin kimbilir, yalnızsın belki de benim gibi şu an..? Oralar da soğuktur belki, üşüyor musun..? hala canını sıkıyor mu, bir ömür tükettiğin bu hayat kavgası..?
Beni sorma! Suyu tükenmiş limanların denizlerine yürüyüp duruyorum hala... Hayatımın sesi kısılmış, yaşlanmış dudaklarımdaki kelimeler, kimse aramıyor, anlamıyor beni... Unutulmuşum anlayacağın...

Beklerken gözlerin geldi gözlerimin önüne, dudakların, duruşun, gülüşün, sevgiyle bakışın... Sonra aklım ayrılığın bir burgu gibi işlediği yüzüne bakmaya, elini tutmaya korktuğum günlere gitti. Burgu ağır ağır işliyordu içime, ağır döndüğü içinde daha çok acıtıyordu...

Yıllardır bu terminale her gelişimde aynı acıyı duyarım, aynı özlemi hissederim, aynı hüznü yaşarım... Oysa aradan uzun yıllar geçmişti ama her şey daha dünmüş gibi gözlerimin önünde canlanıyordu...
Ne zaman bu terminale insem içim burkulur, gözlerim durup durup dolar. Her esen yelde, yağan yağmurda, çağlayan ırmakta, uğuldayan ormanda senin kokunu duyarım...
Her esintide soluğunu hissedip içime ferahlık dolar ve her yokluğunu yokladığımda ruhum sızlar.

Çekip gitmiştin kalbinin bütün kapılarını kapatarak ardında.. Durmadan büyüdü içimde yokluğun. Günler aylar, yıllar geçip gitti ardına bakmadan ama sen yoktun gelmiyordun... Gelmiyeceğini biliyorum beklemem nafile ama yine de köşe başlarına bakıyorum belki bir köşeden çıkar gelirsin diye.. Uzaktasın oysa ki bir ömür kadar... Özlem tek yönlü bir yol işte gidip de dönmeyen...Ve sen bir yel gibi esip gittin hayatımda ardına bakmadan, ben yelkenleri kırık tekneler gibi bakakalmıştım yorgun denizler üzerinde...

Seni ne zaman ansısam bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde; hiç unutamadım ki seni zaten, yıllar oldu buraları terkedip gideli, yıllar oldu ayrıyız, dudaklarımız biribirinden uzak, bedenlerimiz, ellerimiz, gözlerimiz uzak. Oysa aşk karşılıklı sevmektir, dokunmaktır, gerçek aşk paylaşmaktır hayatı. Hala kulağım sesinde, gözlerim etrafta seni arıyorum, çok uzaklarda olduğunu ve gelmeyeceğini bile bile... Kırık bir tebessümdür anımsadığım, bir sevda türküsüydü adın... Herkese bir şeyler verilir belki ama ben sana kalbimi verdim... Kalbimi de alıp gittin beraber...

Çekip gittin hayatımdan düşlerimi ve anılarımı sarsarak.. hayatımda artık mutluluk olmayacak, teselli olmayacak. Hep bir boşluk, hep acılar, hüzünler olacak...

Şimdi güz sonu, kışa giriyoruz ben dört mevsim baharı yaşadım seninle. Dört mevsim çiçek açtın kalbimde, taze bir yaprak gibi yeşildin, sevgi çiçeğiydin, üzerine çiğ taneleri düşmüş kırmızı güldün, maviydin, beyazdın bütün renklerde sevmiştim seni...
Seni severken hayatı da sevmiştim ben, dünyayı da,insanları da...

Uçup gitti şimdi sevgi kuşları hayatımda. Günlerin, gecelerin tadı yok. Leylası kaybolmuş bir mecnunum, Hiçbir çöl kabul etmiyor beni artık Soğuk karanlık gecelerde kayıp çocuk resimleridir hüznün bir başka adı. Gittiğinden beri kayıp içimdeki çocuk...


#78
Aşkı iki satıra yazmışlar,
Kıymet bilmeyenlere satmışlar.

Sevdayı iki gül dalına asmışlar,
Hasretten anlamayanlar koparmışlar.
Mevla’m seni bana beni sana yazmış,
Zalim kalpler seni benden çalmış.
Unutma ki güzelim,
Aşkın adı bu yüzden yalan kalmış…


#79
Beni Lüks Semtlerde Arama,
Biz Kaldirimlarda Tütün Ezenlerdeniz!

Bana Dostluk Nedir Diye Sorma,
Biz Dost Icin Can Verenlerdeniz...

Kandirma Kendini Dürüstüm Diye,
Dürüstlügü Nefes Diye Cekenlerdeniz!
Hani Nerede O Catik Kaslar?
Mertlik Icin Kavga Edenlerdeniz!

Mutlulugu Bana Sormayasin,
Biz Aci Ile Kavrulanlardaniz!
Sakin Ha Yikilacagiz Sanmayasin,
Bir kez Olsun Bagirarak Aglamayanlardaniz!

Konusmuyoruz Diye Muhabbet Bilmez Sanma,
Biz Bos Konusanlara Takanlardaniz!
Rakiyi Sek Bardaga Koyunca,
Muhabbeti Meze Yapanlardaniz!

Bosuna Sorma Sen Kimsin Diye,
Dedim Ya Bos Konusmayanlardaniz!
Bir Yanlis Anlamaya Mahal Vermemek Icin,
Delikanliligi Gözlerde Yasayanlardaniz!

Yürüyüsümüz Biraz Bozuktur Size,
Tavrimiz Sanki Esrarli Ve Manali!
Hep Sorarsiniz Neye Üzgünsün Diye,
Biz Sevinci Bile Sert Yasayanlardaniz..


#80
Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna Rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.. iki ucu keskin bıçaktır bu işin.

Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz.Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır.

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu.

Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki....

Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....

Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:24 .