GönLümün Sitemi. .
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 08-09-2017, 13:58 #101

Birdahamı asLa

Aktif Üye

İyi Günde Kötü Günde



Ağustos ayının cehennem sıcakları İnsanların üzerine çökmüştü.
İnsanlar, gölge yerleri kendilerine siper etmişlerdi. Her şey insanlar içindi ve herkesin kendine göre bu sıcakta koşturmak için sebepleri vardı. Hastane bahçesindeki boş banklar güneşin esiri olmuşlardı. Hastalar ve yakınları, gölge bir yer bulmak için telaşlı adımlar atıyorlardı. Acilin kapısı, her zaman olduğu gibi umut arayanlar için umut kapısı olmuştu. Kapıdan girenler çıkanlar, elinde evraklar görevlilerin başına birikmişlerdi. Bazen acı içinde inleyen hastaların sesi açık kapıdan dışarıya kadar geliyordu. Bu can telaşının içinde bende yerimi almıştım. Kayın validem kemoterapi görüyordu. Tedavisi için haftada iki gün onu getirip götürüyordum. Hastaneler, bakan ve görenler için ibret yerleridir. Amansız hastalığa yakalanların çoğunun gözünde ölüm korkusu vardı. Çaresiz insanlar, çare dağıtan doktorların kapısının önünde umutla nöbet tutuyorlardı.
Orta yaşlı kadının birisi önümden hızlıca geçti. Elinde ilaç olduğu belli olan bir poşet vardı. İster istemez bu yaşta bu sıcakta ve bu hızda, bu ne enerji diye düşünmeden yapamadım. Sanki nazarım değmiş gibi, kadın camdan yapılmış giriş kapısına bütün gücüyle çarptı. Çarpmanın etkisiyle cam kapı paramparça olmuştu. Koşarak hemen yanına gittim. Yüzü kan içinde kalmıştı ve kendini bilmez bir halde gözleri kapalı, yerde yatıyordu. Elindeki poşetten ilaçlar etrafa dağılmıştı. Nefes alıyor mu diye üzerine eğildim.
Nefes almasına alıyordu ama çarpmanın etkisiyle bilincini kaybetmişti. Bu arada özel güvenlik görevlileri de olay yerine gelmişti. Hemen acile haber verildi, doktor gelene kadar kadın gözlerini hiç açmadı. Bizlerin, hanımefendi iyi misiniz? Endişe içindeki sorularımıza cevap verememişti. Bu arada doktor gelmişti, kadını yattığı yerden kaldırmadan şöyle bir inceledi ve hemen acile yatırın dedi. Kadın gözlerini açmadan beni acile götürmeyin dedi. Hepimiz şaşırmıştık. Doktor, yüzünüzde derin kesikler var ve bazı tetkikler yapmamız lazım diye cevap verdi. Kadın yine gözlerini açmadan, beni oraya yatırırsanız kocama kim bakacak. Eşim kemoterapi görüyor ve bana muhtaç onu o şekilde bırakamam benim bir şeyim yok dedi.
Bu sözler karşısında hepimiz birbirimize baktık. Eşi için kendi hayatını hiçe sayması bizleri çok etkilemişti. Doktor kadını zorla ikna etti ve gelen sedyeye bu fedakâr eşi hep beraber yatırdık. Acilde yüzündeki kesikleri tedavi ettiler. Yüzünün tedavisi biter bitmez, kocamı yalnız bıraktım, bana ihtiyacı var. Öbür tetkikleri bekleyemem dedi. Doktorların ikazlarına aldırmadı ve eşinin yanına gitmek için koşar adımlarla acilin kapısından dışarıya bir melek çıktı. Evlenirken iyi günde kötü günde diye başlayan yemini hatırladım. Bu hanımefendinin bu davranışını, olayın üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala hatırlarım ve o asil meleği asla unutmadım.
Cengiz Damar


Cengiz Damar





Alt 08-09-2017, 14:00 #102

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Ay Dolu


Küçük bir çocuktum...Tutunmuşum annemin ellerine...Karnım tok, sırtım pek! Benim başım hep gökyüzüne dönük. Ben yürürdüm ay yürürdü, benim minik adımlarımdan daha büyük değildi adımları. Ben koşsam o da koşardı ve hiçbir yarışta geçmeye çalışmadı beni...
Tren vagonlarında yada toplu taşıma araçlarında seyahat ederken yapışırdım aracın camına ki;hâlâ öyledir, yerim hep cam kenarı... Ağaçlar, evler, koca koca binalar araç yavaşlayınca yavaşlar, durunca durur, hızlandıkça onlar da hızlandırdı. Ve onlar da geçemediler, hiçbir zaman bindiğimiz taşıtları.
Şimdi büyüdüm, büyüdüm de halt ettim. Öğrendim ki; onlar hareket etmezler hiç, hep yerlerinde durur. Halbuki güzeldi onlarla oyun oynamak.
Mahallenin tüm kedileri benimdi, hepsi benim... hele de yavrular. Karıncaların yuvasına evden bayat ekmek koyarken yaz akşamüstüleri...Az önce yıkanmış, evlerin kapı önleri... Kadınlar atıyor dışarı bir bir minderlerini, tahta taburelerini. Biz top oynarken rahatsız olup camdan bağıran yaşlı teyzeler yok şimdi. Evcilik oynarken, oyunun en tatlı yerinde, annesinin seslenişiyle evlerine koşan arkadaşlarım da gözden kaybolup gittiler. Zorla yatırıldığımız öğlen uykularını ise arar oldum.
Şimdi nedensiz, sınırsız bir yorgunluk! Bugün ay dolu, içim de dolu...Teraziye koysak hangisi ağır basar, bilmiyorum.
Bakıyor bana, evimin balkonundan...sabit, hiç kıpırdamadan öylece durmuş bakıyor. Sanırım o da çok yorgun. Dünyanın derdini yüklenmişiz sanki anasını satayım!
O her gece orda, ben her gece onun karşısında...Tek farkımız artık oyun oynamıyoruz. Hayır, küs de değiliz aslında ama yorgunuz işte, öylesine...
Ben içimi döksem onun alacak yeri yok. O içini dökse benim alacak yerim yok. Bi çare bakışıyoruz öyle "susmanın erdemine" varıyoruz birlikte, gecenin tatlı esintisi eşliğinde...

*Saraylı*



Serpil İşsever





Alt 08-09-2017, 14:00 #103

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Gönül Bağı


Bir iki defa gözgöze geldiler meraba demek istedi genç olan sanki ilk adımı ondan bekler gibi sustu!
Yaşlı kadın da konuşmak istedi baktı tatlı mavi gözleriyle genç yine sustu ! Ertesi gün yine karşılastılar bu defa yaşlı kadın orada bulunanlara bir seyler anlatıyordu .
Sohbet konusu torun ve gelinler idi , yaşlı kadın gelini ile birlikte yaşıyor tatlımı tatlı torununun arasıra küçük yaramazlıklarından gelini ile oğlu arasındaki münasebetleri anlatıyordu .Genç hayranlıkla dinliyordu .Yaşlı kadın gelin kaynana profilinin bilinenin aksine çok anlayışlı gelinini seviyor gelinide onu seviyordu .
Genç merakla sordu nasıl başardınız sırrı ne dedi ?
Genelde gelin kaynanadan kaynana gelinden nefret eder .
Yaşlı kadın gelinim torunumu azarladığı zaman torunum ağlayarak yanıma gelir ve bana annesini şikayet ederek arka çıkmamı bekler gelinim azarladığı zaman eğer ben arka çıkar torunumu kayırırsam hem doğruyu yanlıştan ayırdedemez hem ben annesine kızarsam.oda ilerde annesinin sözünü dinlemez annesinden nefret eder dedi .
Annesinin izin vermediği birşeye ben evet diyerek torunumu şımartmam onu yerinde ve vaktinde severim.Oğlum gelinimi benden daha çok severse mutlu olurum .Oğlum gelinimin anne babasına istem dışıda olsa surat asarsa oğlumu ikaz eder bir daha yapmaması için tenbihlerim.
Yıllardır gelinim ile birlikte yaşıyoruz gelinim bir defa bile kalbimi kırmadı .Bana karşı hep güler yüzlüdür hizmette kusur etmez bir kere bile ağzından kötü söz işitmedim.
Gencin kelimeler boğazına düğümlendi .
Hiç mi diyebildi . Hiç değil evladım dedi yaşlı kadın oğlum ne ise gelinimde odur benim için oğlum olmasa gelinim olmaz .
Herşey saygı sevgi çerçevesi içinde olursa neden sevmesin gelinim beni ben anne babası ile görüştüğüne ses etmem ben onlara saygılıyım gelinimde bana bir hatası olunca yüzüne vurmam onu herkesin içinde yermem o kendiliginden görür anlar zaten gelinim çok akıllı neden oğlumun eşini kötüleyim arada gerginlik yaratıp oğlumun huzurunu kaçırayım .
Oğlumun yüreğinde ikimizide alacak yer varken neden dünyayı oğluma ;gelinime ,torunuma ve kendime zindan edeyim tatlı dil güleryüz varken .
- Ûç günlük Dünya bu gün varız yarın yok !
Gencin kelimeler boğazına düğümlendi konuşurken yaşlı kadın ve genç sıkı sıkı birbirinin elini tutmuş birbirlerinin gözlerinin içine bakıyor ayrılmak istemiyorlar dı ikisininde gözleri doldu ! Herkes onları dinliyor ama konuştuklarına bir anlam veremiyordu gencin konuşurken toplumdan ailelerin dağılma nedenlerinden bahsederken gencin geri kafalı ve bilmişlik tasladığını düşünüyor fakat ikiside düşüncelere aldırmıyor sohbet yarıda kesilmiş ayrılık vakti gelmişti .Kenetlenen eller ayrılmış tatlı sohbetten geriye birbirlerinin ismini dahi öğrenemeden gönül bağı ile bağlanmış tatlı yâşlı kadın ve genç kalmıştı ...

Şenay Aygörmez





Alt 08-09-2017, 14:01 #104

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Atları Vurmasınlar


Gerçekten ‘provası yok hayatın' Oğuz Atay'ın da söylediği gibi. Tekrarı da yok. O yüzden; Akan suda bir kez yıkanmaktır yaşamak... Bazen bir bakış, bir olay, bir nefes, bir ses ya da telefonun ucundaki sesin tınısı koparır gönül sazınızın tellerini. İşte o zaman, kaleminizle söyleşirsiniz:
*

Buruk acı biz söz düşer özdeki köze
Donar gamzelerimde gülüşlerim
Gecenin oltasına takılır kırık düşlerim
Bileği burkuk, ürkek bir taydır artık gelişlerim
Madem ben yaklaştıkça uzaklaşacaksan
Sana varmayan yolları neyleyim?'

Diye başlamıştım şiire. Yazdım, yazdım sonra finale:

Bak, dudaklarımdaki bu uçuk yarası
Canımı mıhından söken bir sevdanın anısı
Yok saydım, içinde sen olmayan düşlerimi
Ya topla gel dünlerden çocuk gülüşlerini
Ya da vur beni... /

Diyerek noktayı koydum. Daha doğrusu koyduğumu sandım. Fakat hani:

'Ya da vur beni... / ' demiştim ya...

İşte tam da bu dize içimde bir yerlerden bir şeyler kopardı birden. Bam telini koparmak bu muydu yoksa?...

**

Henüz at üzerinde duramayacak kadar küçüktüm. Bir atımız vardı, adı Şimşek. Neden Şimşek derlerdi ki? Ona rüzgâr olmak yakışırdı oysa. Çünkü rüzgârlarla yarış ederdi sanki. Pırıl pırıl tüyleri, ince uzun bacakları, görkemli ve asil duruşuyla ne kadar cins bir at olduğunu kanıtlıyordu adeta. Hem güçlü hem de zarifti. Gözleri, konuşur gibi bakardı insana. Ne zaman üzgün olsam gidip yanına onunla dertleşirdim... 'Bir atla mı?' diye gülümsediğinizi görür gibiyim. Gülmeyin lütfen! O sadece bir at değil, arkadaşımdı benim...

Karadeniz bölgesinin deli yağmurlarını bilirsiniz. Öyle yağar öyle yağar ki, bardaktan değil, kovalardan boşalırcasına. Baraj kapakları açılmış da sular altında kalmış gibiydi bahçeler, bağlar... Toprak suya iyice kanmış, daha fazlasını emecek durumda değildi. Günlerce yağmur yağmış, yer yer heyelan olmuştu. Nihayet yağmurlar dindi. Toprak biraz çekti suyu. Bazı yerlerde kaygan bir toprak tabakası oluştu. Fakat ne fındık dalda beklerdi ne de işçi evde... Fındık, toplanmalıydı. Toplandı da...,

Fındık bahçelerimizin bir kaçı eve oldukça uzak ve yolu da kötüydü. Bahçelere araba giremez, ancak at veya eşekle taşınırdı fındık çuvalları. Atımızı eve işçiler arasından seçilmiş bir genç getirirdi genelde. Sevgili atım Şimşek sanırım bir şeyden ürkmüş olacak. Sırtındaki fındık çuvallarını harmana taşırken oldukça yüksek ve tehlikeli bir yerden yuvarlanmıştı. 'Ayak bileği kırılmış' dediler. 'Nazar değmiştir' deyip nazar duası okudu yaşlı nineler. Babam eve veteriner getirdi, olmadı. Karasakız ‘katran' kaynatıp sardı, olmadı. ‘Zeytinyağı' ısıtıp sardı yine olmadı. Belli ki çok acı çekiyordu. Çünkü bir türlü iyileşemiyor, yara kapanmıyordu. Şimşek sürekli inliyordu. Güzel gözlerinden de yağmur gibi yaşlar döküyordu. Ayağına basıp yürüyemiyor, ahırdan dışarı çıkamıyordu. Verilen yemi de yemiyordu. Bisküviyi çok severdi aslında. Payıma düşenleri annemden gizlice onunla paylaştığımdan biliyorum. Ama yemiyordu işte. En sevdiği bisküviyi bile... Bir deri bir kemik kalmıştı. Tüylerinin parlaklığı gitmiş, yeleleri sanki kısalmıştı. Ya da bana öyle geliyordu.
Artık köy yaşamına renk katan fındık işçileri de evlerine dönmüş, harman – hasat zamanı başlamıştı. Şimşek hala ayağına basamıyordu. Her gün sessizce yanına gidip onunla konuşuyor, tatlı sözler söylüyordum. Kulaklarını dikleştirip hareket ettirdiğinde beni anladığını sanıyordum. Çocukluk işte... Pek çok yılkı atımız vardı. Şimşek öyle güzel bir taydı ki, babam kıyamamış, yılkıya bırakmayıp eve ayırmıştı onu.

Bir sabah, tek el silah sesiyle uyandım. "Özellikle fındık zamanı ve düğünlerde öyle çok boşa silah sıkılırdı ki köyde. Keyfiye... Bu sese aşinaydım. Fakat günün o kadar erken saatinde, uykumu bölen bu ses aklımı başımdan aldı sanki. Gözlerimi ovuşturarak korkuyla dışarı fırladım. Kalbim yerinden fırlayacak sandım. Babam, ahırın kapısının önünde diz çökmüş, başını elleri arasına almış ağlıyordu. Onu hiç ağlarken görmemiştim. Ne olduğunu bilmeden ben de ağlamaya başladım. Belki de sırf, babam ağlıyor diye. Nedenini sonra öğrendim. Meğer yarası iyileşmeyen atları vururlarmış. Şimşek' in acısı dindi. Ceylan gözleri kapandı. Benimse acım hala içimdeymiş demek ki. Bakın, şiirdeki tek dize nasıl da kanattı kabuk tutmaya çalışan yaramı...
İçimdeki çocuk feryat figanlarda: "Ne olur, atları vurmasınlar! Vurmasınlar... "



Naime Özeren





Alt 08-09-2017, 14:02 #105

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Gün Batarken


Hava yavaş yavaş kararıyor. Tıpkı hayatım gibi.

Hiçbir şey duymadan yürüyorum. Kulaklarım yok sanki. Gözlerim her adımda film şeridi gibi zemini takip ediyor. Kim bilir belki diğer sokakta bir köpek uluyodur, belki kavgaya tutuşmuştur birkaç insan,bombalar silahlar patlıyordur belki. Ama duymuyorum. Duymadığım için korkmuyorum da. Yalnızca içimde kendi sesim. Onunla sohbet ediyor ve hiçbir şeyin bu sohbeti kesme münasebetinin olmayışından dolayı müsterih oluyorum.

Zaten kulaklarım duyuyorken hiç tatmin olmuyordum duyduğum seslerden: Her ağızda boş laflar, yersiz dedikodular, küfürler,moral bozan cümleler. Çok kez kırıldım hayatta. Bazen terk edildim,bazen aldatıldım,bazen kandırıldım... Bunların çoğu duymamla alakalı şeylerdi.

Arada bir yönümü bulmak için başımı kaldırıyorum. Kimseler görünmüyor etrafta. Yanımda bir dere akıyor. Ara ara arabalar geçiyor önümden. Yer yer insanlar geziniyor.

Bununla birlikte gözlerim de bulanık görüyor. Buğulu bir pencere arkasındayım hep. Seçemiyorum varlıkları,herkes aynı gözümde, herkes biçimsiz.

Doksan yaşındayım. Yürümekte güçlük çekiyorum. Şu odun parçası olmasa elimde oracıkta yığılırdım yere.

Gençken ölümü çok merak eder bu gizemden çok korkardım. Ölmeyi istemiyordum fakat yaşlılık daha zormuş meğer. Şimdi ise keşke vaktinde dinçken ölseydim de şu asaya muhtaç olmasaydım. Öyle rezil bir durumdayım ki kendi öz evladıma iş buyurmak onlara muhtaç olmak beni yerin dibine sokuyor. Hangi cehennem bundan daha acı olabilir,hangi olay bu kadar mahveder insanı.

Öleceğim biliyorum,hissediyorum korkuyorum. Şimdi beni nerde diye merak edenler oluyordur. Hissediyorum ölüm habarimi alacaklar birazdan. Ve zaten yaşlıydı öldü kurtuldu diyecekler. Ne kadar masum ne kadar insanca bir düşünce gibi fakat neler yaşadım neler. Ama ne farkeder.

Ah tanrım. Hava yavaş yavaş kararıyor,gündüz belirgin bir şekilde yerini karanlığa bırakıyor. Kimsecikler yok etrafta. Birazdan güneş batacak. Buna mütakıben ben de yok olacağım.

Hüseyin Ahmet

Hüseyin Temir





Alt 08-09-2017, 14:03 #106

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Bir Yıl Bir Asır


Sıradan bir şiir gecesiydi aynı mekanda... Bir sesin beni bu denli etkileyeceğini düşünmemiştim hiç. Dalga dalga ruhuma yayılan heyecanı,coşkuyu,hüznü ilk kez tatmışçasına tecrübesiz bir çocuk edasıyla ve şaşkınlık içerisinde karşılıyordum tüm duyguları...
Şiire düşkünlüğüm böyle bir sesle birleşince katlanmıştı iyice...
Günler geçti... Haftalar....çok fazla zaman....
sadece adını ve büyüleyici sesini bildiğin adamın kim olduğunu, ne iş yaptığını, yaşını, sevdiği yemeği merak eder olmuştum.
Sadece bir kaç kez gittiğim yere sık sık uğrar hale geldim zamanla. Beni hem şiire, hem alkole hemde türküye düşüren ve hiç tanımadığım bir adam vardı ve biz sadece bir kez göz göze gelmiştik.
Ve bir şiir gecesi daha.... Büyük bir titizlikle yapılan hazırlıktan sonra aynı büyüye sahibinden habersiz teslim ettim kendimi... Ve imzalı bir kitap... Sanki bir maden vardı avuçlarım arasında, her sayfada kendimi bulduğum yazılan her satırı neden sahibi Ben değilim diye kıskandığım bir şaheser....
Ve kader sosyal medyada karşılaştırdı bizi,vesile şiirdi,siir aşk, aşk o... Sevdik.... Hemde çok sevdik...
Kıskandığım şiirler benim adıma yazılıyordu artık.. Bir asıra sığabilecek onlarca AŞK'ın hikayesini 1yilda yaşadık biz.... Tükendik....ama tüm imkansızlıklara rağmen tüketemedik Aşk'ı...
Sonu mu.... Sonu sonsuzluk oldu... Evli evine döndü köylü köyüne....
Aşk 'mı.... O kavuşamayınca kara sevda oluyor....

Ahsen Ballı





Alt 08-09-2017, 14:03 #107

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Kelebek (S)eslisi


İzimi ona kaybettirmeyi dilercesine ve deli gibi koşuyordum ardıma bakarak. Geliyor mu, beni takip ediyor mu korkularımı da peşime takarak merak ediyordum. Bir yanım gelse ne olur ki, en fazla ne yapabilir ki diye düşünerek korkularımı bastırmama yardımcı oluyordu. Diğer yanım ise onun yanıma yaklaşması ihtimaliyle bile ödümü yerinden kopartacağına dair yemin etmişçesine kalbimin hızlı çarpmasına neden oluyordu. Korku neydi ve nasıl bir şeydi? İnsanı zehirli yanıyla nasıl oluyordu da esir alıyordu? Korkularımız geleceğimizi maskeleyen bir balo organizasyoncusuydu sanki. "Git! Yaklaşma! Git!" diyerek çığlıklarıma da yer verdim korkularımla. Tam o sırada önümü göremeyince yere kapaklandım. Caddenin ortasında hayat gailesini peşine takıp kendi rollerini oynayan insanların bir çoğu bana bakıyorlardı şimdi. Neden kaçtığımı, kaçtığım şeyin ne olduğunu bilseler bana kahkahalarla gülerlerdi. Bozuk çalan yanımla hanımefendi esaslı duruşumu ringe çıkarmış gibi bir Eda'yla yerden kalkıp saçımı başımı, üstümü düzelttim. Tokam çıkmıştı saçımdan ve nefes nefese kalmıştım. Yere düşen tokamı yerden alıp ciddiyetle çantama koydum. Çantam toz toprak içinde kalmıştı. Peki bütün bu aksiyona değer miydi şu yaptığım? Hep ama hep bunu yapardım. İşte bunu! Kendimle kavga ederdim, düşüncelerim düellolarını asla bırakmazlardı. Başımı yastığa koyduğumda düşünce melodileri gecenin ninnisi olurdu çünkü ben düşünmekten uyuyamazdım. Dedikodu Çan'larını sonuna kadar çalan iki genç kız yerden kalkıp kendimi toparlamaya çalışışıma kıkırdarcasına gülmüşlerdi. Emin'im yaşları benden küçüktü, bir de neden böyle deli gibi koştuğumun sebebini bilselerdi kahkaha kriziyle ahbaplıklarını sayemde daha çok ilerletirlerdi. Gençlik nereye gidiyordu böyle? Düşene gülünür müydü? Yerden kaldırsalardı ya bir zahmet diye iyi niyet koşusuna çıkaracaktım ki düşüncelerimi, o yine yaklaştı bana. Tabana kuvvetin üniversite sınavındaki taban puanlarına denk olamayışı vız geldi saçma karşılaştırmalarımı cebime koyarak yine deli gibi koşmaya başladım. Mirkelam yanımda halt ederdi, klibini unutturan bir ben olurdum maraton koşucuları beni ayakta alkışlarlardı bu halimi görebilselerdi. Bir kafeye girip kafede soluklanmaya dair kilit düşüncelerim ilk gördüğüm kafeye adım atmama sebep oldu. Siparişimi almak için başucumda bekleyen kirli sakallı, yeşil gözlü garson nefes nefese kaldığımı fark edince su alır mıydınız diyerek iyi niyet bayrağını kaldırdı.

"Teşekkür ederim, lütfen..." diyerek derin bir nefes aldım.

Garson su getirip yine tepemde dikilince kana kana içtiğim suyun şükür dedirten anlarında nescafemi söylemek için ağzımı açtım ki onun buraya da gelmiş olduğunu görüp yerimde kıpırdanmaya başladım.

"Şey... sıcak değil mi acaba? Şu pencereyi açsanız da..."
"Tabii, tabii efendim." derken garson, gözlerime şaşkınlıkla baktı.
Buradan çıkıp gitsin diye dua ediyordum. Bir şey yiyip içecek isteğim de kalmamıştı, buradan da bir an önce gitmek istiyordum ama öylece kalkmak da müşteri hassasiyetine pek yakışmıyordu.

"Ben şey... hesabı ödesem iyi olacak galiba"

Tereddüt denizi beni boğuyor gibiydi.

"Bir şey almaz mıydınız hanımefendi?"
Arkama bakarak "yok, teşekkürler" dedim ve içtiğim suyun hesabını ödeyerek kafeden hızlı adımlarla çıktım.

Bu neydi böyle, gittiğim her yerde beni takip mi edecekti? En iyisi eve dönmekti, ev daha güvenliydi. Koşuşturmayla geçen günümün geri kalanı en azından korkumdan arındırmış bir şekilde beni rahatlatacaktı.

Hem ev şunun şurasında neredeydi ki? Yakındı. Yakın yer her zaman tercihimdi.

Evin kapısından içeri adım attığımda ter içindeydim. Acilen yatak odama doğru yürüyüp korku dolu geçen günümü unutmak istedim. Ama o da neydi? Tam karşımda duruyordu. Ta kendisiydi! Bezgin bir halde yatağıma oturup durumumun vehametini idrak kabulüne geçmeye çalıştım. Ağlayacak gibi olurken bana yaklaştığını hissettim. İyice yaklaşıyordu, yaklaşıyordu, odamın kapısından hole doğru kaçmaya yeltenirken birdenbire üstüme kondu. Kapımın eşiğine çöküp ağlar gibi oldum, adeta çocuklar gibi...
Omzumdan elimin üstüne konduğunda artık yapacak hiçbir şeyimin kalmadığını kabullendim.

"Benden neden kaçıyorsun saatlerdir? Ben sana sadece Uğur, mutluluk, şans getirmeye geldim. Şaka yapıyor olmalısın. Sen, gerçekten benden korkuyor Musun?"

Duyduğum sözler beni elime konmasından daha çok şaşırtmıştı.

"Konuşan bir kelebek!"
"Kelebekten korkan yetişkin bir insan!"

Kelebek bana hakaret etmiş gibi dudağımı büzüştürdüm. Şu an elimin üstündeydi bütün kocamanlığıyla ve ben öylece bakakalıyordum ihtişamına.

"Neden korktuğumu Bile bilmiyorum aslında."
"Korkunun nedensizliği, nedenleri yaratıp gerçeklerin farkına varıncaya kadardır. Sen mucize sahibi olmaktan korkuyorsun. Şanslı olmaktan, güzel olmaktan, Çalışkan olmaktan, gerçekten sevilir olmaktan; gerçekten sever olmaktan, gerçekten yaşamaktan... sana mucize getiriyorum, güzelliğimle seni seçiyorum sen sabahtan beri kaçıyorsun."

Elimin üstündeki kelebeğe bakakalmıştım, elimin üstünde duruyorken artık korkmadığımı fark ettim. Peki gün boyu o kaçış da neyin nesiydi?

"Neden ben?"
"Neden benden?"
"Ne, neden senden?"
"Peki, ne neden ben?"

Sorularıma soruyla karşılık veriyor kanatlarını hareket ettiriyordu.

"Neden bana geldin, yani neden bana şans getirdin?"
"Peki, sen neden benden korkmayı seçtin?"

Onun sorduğu soruya benim bir cevabım yoktu. Ama benim sorduğum soruya onun bir cevabı vardı.

"Çünkü hak ediyorsun."

Bana bunu söyleyip açık bırakılan balkon kapısından uçup gitmişti...



Dilara Aksoy





Alt 08-09-2017, 14:05 #108

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Gönül Kırıklıkları


Bugünden gömdük yarın yaşayacakları
Yaklaşmaya çalıştıkça kestin tüm bağları
Sade benim için yapmadım bütün hesapları
İtiraz etmedim ama nefesimi kesti gönül kırıklıkları

Gel bide benim penceremden seyret dünyalıkları
Kalbin elinde gelde gör sana verilen imtiyazları
Hala susturmaya çalışırsan içimdeki milyonları
İtiraz etmem ama nefesimi keser gönül kırıklıkları

Başkasına yazmadım umarım anlarsın yazdıklarımı
Bi ben varsa sende zorla yaşatma ayrılıkları
Şimdi topla gel bana dair bütün kırıntıları
Varsa itiraz etme de nefesimi kesmesin gönül kırıklıkları



Yunus İrten





Alt 08-09-2017, 14:06 #109

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Ayrılık Vakti 4


ve mevsim sonbahar aylardan eylül
başım dumanlanır böyle zamanda
dilim sukut eder kalbimse melül
yapraklar dalından düştüğü anda

tarifi imkansız üşümüşlüğün
ruhuma dokunur rüzgârın eli
ne kadar direnir yalnız bir ağaç
köküyle devirir bu hazan yeli

dağılır topların kara bulutlar
sanki gök düşecek yerin üstüne
kapana kısılmış yüreği kuşun
acaba kaderin ona kastı ne

çoğaltır kederi yağmur damlası
kurşunu aratmaz açtığı yara
bilmem ki acaba ne kazandırır
suyun intiharı düştüğü yara

ahrazım amâyım göremem seni
bir bıçak saplandı gönül gözüme
gün batması gibi ölüme doğru
hayatın sillesi değer yüzüme

kıyamete benzer ayrılık vakti
hüzünlü şiirler düşer kağıda
her şeyden habersiz akşam sefası
şairler yâr olur yasa ağıda




Arap Kurt





Alt 08-09-2017, 14:07 #110

Birdahamı asLa

Aktif Üye

İkinci El Aşklar


Bugün dolaşırken sayfalarda
Ask ve aşıklar hakkında
Manşetlerde okudum birkaç şiir ve haber
Biraz komik ,biraz garip ama gerçektiler.

Yıllar hatta yüzyıllar boyunca
Onca şeyler söylenmiş ,destanlar yazılmış
O da yetmemiş binlerce tablolar çizilmiş
Uğruna nice canlar feda edilmiş,
O emsalsiz, vazgeçilmez Ölümsüz aşklar .
Nerede kaldı acaba..?

Şimdilerde moda
Sabah başlayan , Öğle vakti filizlenen
Akşam üstü noktalanan Aşklar da
Her nedense Asimile olmuş zamana
Aşk deseler de adına
Ne aşk var ne de aşık meydanda
Sadece ucuz yaşanmışlıklar aleni ortada

Maşallah
Bazılarının kalbi İki oda bir sofa...
Neredeyse Saat başı veriyorlar kiraya.

Bugün ise,

Gördüklerim , duyduklarım...
Hele okuduklarımdan sonra
İnancım kalmadı gerçek aşkın varlığına.

Hani derler ya
Eskiye rağbet olsa
Nur yağardı Bit pazarına.
Dün sitem ve nefret haykıranlar
Bugün yelken açıyorlar.
......................İkinci el Aşklara.
.............................Hayırlar ola.


........................................ENA.


E.Nilgün Akçay





Alt 08-09-2017, 14:07 #111

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Düşünce Fırtınası


Dün dün ile mi gitti
Ademin çokluğunda
Kurudu mu denizler
Ölümün yokluğunda

Bir avuç gökyüzünde
Çalınan ezgileri
Hayatın sözlüğünde
Kaybettik özgeleri

İnsanlık dem vururken
Kıyısız limanlara
Susarak mı bölündük
Kanayan zamanlara

Şimdi adres ne gerek
Toprak kokan bedene
Kalp gözü hep açıktır
Gerçek aşkla sevene ...




Filiz Çelik






Alt 08-09-2017, 14:08 #112

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Yoksunluk


Binlerce yerimden vuruldum her gün
Gün doğdu ve bir kere daha ağladım
Şiirlerine şapka çıkardım şairlerin
Her dizede çaresiz, yüreğimi dağladım..

Pul pul döküldü dudaklarımdan
Aslında hiç çıkmaması gereken binlerce kelime
İnadına dedim, yaşamanın
Tüm dallarını ellerimle seveceğim
İnat ettim, sonunda
İmdat dedim

İmdat!
Çığlık çığlığa martı kuşları
Kanatlarımda yarasaların uykusuz akşamları
Acının tarifsiz yoksunluğu
Terk edilmişliğin direnemediğim
Yoksun'luğu

Yoksunluk!
Kusar gibi nefretini duvarlara
Rengini griye boyar gökyüzü
Bavulunu toplayan çocukların giysileri
Fermuarlardan sızıyor hala
Sevgim gibi

Uykuya dalmak bir rüya
Yağmur sesleriyle uyanmak bir gece yarısı
Karanlığın acımasızlığından çekinmemek
Gök gürlediğinde ellerini yastığın altına değil
Sevdiğinin ellerine değdirmek

Hayal..

Yaşamak, yirmi yaşında bir gencin
Kafasında saç kalmamışken hem de
Gözlerinde yılların acısı
Gözlüklerinde hep parmak izi
İnsanlar oymasınlar gözlerini diye, tanrı
İki tane daha göz eklemiş gözlerine
Oyulmuş yüreği
Anlamamış, insanların sevgisi
Oyunmuş

Alıştım
Eylül'ün tüm hüznüyle çökmesine
Yapraklarını yağmurla döktü ağaçlar
Kirpiklerimi göz yaşlarımla rüzgara akıttım
En yakınında bile ışığın
Ben hep karanlığa yakındım.

Yakındım!
Ölüm bile kurtuluşken
Yaşamaktan yakındım
Yıldım ve yüreğimde
Şimdi koca bir yıldırım

Nabza göre şerbet dediler
Nefes alıyorum diye
Bir kere kalbimi dinlemediler

Nabzım hiç durmadı
Hayallerimdi ışığa veda eden
İnsanlar kalbim sandı..



Mehmet Umut Aksu





Alt 08-09-2017, 14:08 #113

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Büyüdüm


Ben hep sandım ki,
Hayat seninle geçecek,seninle yaşlanacağım...
Bedenimin büyüdüğünü gibi,
Sen de kalbimde öyle büyüyeceksin...
Bak gör ki,
Sen istediğin bir hayata sahipsin.
Ben ise,
Hala senli hayallerin,sensizliğinde boğuluyorum!



Yusuf Şan





Alt 08-09-2017, 14:09 #114

Birdahamı asLa

Aktif Üye

İyi misin Acaba


Gerilen bir yay gibi çaldın bakışlarımı
Gamzeler yapıştırdın kırdın nakışlarımı
Daha alev almadan yaktın yakışlarımı
Cehenneme dörderdin iyi misin acaba

Geçmeyecek yaranın üstünü karaladın
Kula çevirdin aşkı durmadan paraladın
Tam bitecek diyorken perdeler araladın
Perçinleyip çevirdin iyi misin acaba

Dönülmez akşamlarda mazi içimde kaldı
Bilinmez fırtınayı serkeş rüzgârlar aldı
İnan gittin ardından sadece yalan kaldı
Firavunla oynaştın iyimi sin acaba

Senden gelen acıyı zincirlere vurmuştum
Kaybolmak üzereyken izlerini bulmuştum
Sevdana köleleşip hep ardında durmuştum
Şimdi yaban gülüsün iyimi sin acaba

Kırılan şu kalbime karaları bağladım
Kızgın demirle yaktım inancımı dağladım
Geceler diken oldu yastıklara ağladım
Muma çevirdin gittin iyimi sin acaba




Ali Ekber Hirlak





Alt 08-09-2017, 14:09 #115

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Seni Düşünmeden Duramıyorum


Rüzgar ılık ılık esiyor
Senden bana gelir gibi
Terletiyor yakıyor beni
Nefes alamıyorum
Tıpkı boğulacak gibiyim
Seni düşünmeden duramıyorum.

Özlemler baskın olmuş kalbime
Seni düşünüyorum bebeğim
Yine aklımda sen varsın
Aklımdan hiç çıkmıyorsun ki
Nerede olsam benimlesin
Seni düşünmeden duramıyorum.

Seni öyle çok sevmişim ki
Sensiz geçmiyor hiç bir anım.
Tüm hücrelerime geçmişsin
Ne senden ayrılabiliyor
Ne de kavuşabiliyorum
Seni düşünmeden duramıyorum.

Yine hayalinle beraberim
Bana gülümsüyor
Birşeyler söylüyor anlamıyorum
Kollarımı açtım yaklaşmak istiyorum
Ben yaklaştıkça benden uzaklaşıyor
Gözlerim yaşarıyor, tutamıyorum.

Gecede olsun, gündüzde olsun
Rüyalarımda , düşlerimde olsun
Gezmelerde, uykularda olsun
Özlemin arkadaş olmuş yüreğime
Bana sımsıkı sarılmış bırakmıyor
Yare gidecek yolu bulamıyorum

Gözlerimden hayali gitmez
Kalbimden sevgisi eksilmez
Ellerini tutmak istiyorum.
Tutamıyorum!
Gözlerini görmek istiyorum.
Göremiyorum!
Sevgiyle sarılmak istiyorum
Sarılamıyorum!
Seni düşünmeden duramıyorum.






















Sevim Sanbur Doğan





Alt 08-09-2017, 14:10 #116

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Son Şiir


Son Şiir

Hırçınlığın körpe durağında
Sevda melodisinde çalan hislerden
Bekleyişlerin avare gümbürtüsü
Göklerde kuşların düğün şenliği
Kulaklarımda cinlerin ayin sesleri
Gözler karanlığın aydınlık yollarında
Vuslat bulutların arkasında sislerin ardında
Damlayarak perdeleyen yağmurlar
Rüzgar çığlıklarıyla savurur içimdeki dağı
Yazı kıştan kalan bir yitik bahar günü
Gökle yerin birleştiği bir araf zaman
Cevapsız sorularımın tedirgin vurgusuyla
Sığamıyorum başı dik muayyen kimliğime
Umut dolu ihtirasların kurbanıydık ezelden

Yolunu gözler şimdi yarım kalmış her şiir
Uslanmamış yüreğimin loş fısıltılarıyla
Gün telaşla geceye tutuşup karardı
Gökyüzünün sergilenen parıltılı oyunundan
Garip dalgalarla savrulur oyuncular sahneye
Çok uzaklarda enginlerden ve ufuklardan
Mavilikleri gözlerinde hapseden
Mehtapta süzülen bir kuyruklu yıldız
Bağrı yanık, yüreği masum, gelişi güzel
Bir bahar günü doğdu yeryüzüne
Saçlar bellere kadar dökülmüş
Yanaklarda beyaz güller açmış
Bakışlar sabahlar kadar ışıl ışıl ve iri
Rengiyle yetişir tükenmeyen umutlar
Bastığı her yer mevsimsiz çiçeklenir
Kurulur mahsun endamıyla masaya
Sendelenir kelimeler bayat dudaklarımda
Estikçe deli rüzgarı mey gibi sarhoş eder
Asırlarca yazılmış mektup gibi dile gelir
Asırlarca beslediğim masum duygular
Bir bir yaprak gibi dökülür korkular
Mutsuzluğun anlamı olmadığı yarınlar
Kışları yazdan kalan tek bir bahar
Seninle dolu pırıl pırıl bir hayat
Çözülmeye yüz tutmuş sorularımın
Hüzün ve ayrılık vurgusuyla
Sığamıyorum başı dik muayyen kimliğime
Umut dolu ihtirasların kurbanıydık ezelden


Umut Koçak





Alt 08-09-2017, 14:11 #117

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Sustun ve Kirlendi Beyaz


Sustun uzun ovalara uzandı gözlerim
Esmer tenli kuşlar hüznüme kondu
Sustun sözcüklerimi kesti kör bıçaklar
En ıslatanı yağdı yağmurların

Vaktini geçirdim çok sevdiğim eriğin üzümün
En yanık türküler beni seçti radyoda
Sustun çığlıklarını duydum Afrikalı çocukların
Mavisini yitirmiş deniz oldum
Rüzgarını yitirmiş dağ

Sustun yarama tuzlu sular yürüdü
Nisanıma sert şubatlar yürüdü
Hayırsız çıktı bindiğim bütün gemiler
Yalnızlık limanlarında unuttu beni

Sustun ve kirlendi beyaz


Nuh Keniş





Alt 08-09-2017, 14:12 #118

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Özledim Seni Sevgilim


ÖZLEDİM SENİ SEVGİLİM

Yüreğimde bir burukluk
İçimde bir boşluk
Kalbimde suskunluk
Sen yoksun yanımda
Benden çok uzaklarda
Özledim seni sevgilim
Gel halimden anla

Bu beden boş ve anlamsız
Geçmiyor günlerim sensiz
Dayanmıyor bu yüreğim yokluğuna
Sen yoksun evimizde
Huzurum yok anlasana

Sen varken ben benim
Sen yokken ben bende değilim
Anla işte sevgilim
Özledim seni

Ne yazsam ne çizsem boş
Yüreğim hep sensiz sarhoş
Mutluluğum huzurum evim sensin sevdiğim
Özledim işte ne yapayım sevgili


Mehmet Demir





Alt 08-09-2017, 14:12 #119

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Yazamadığım Şiir


Seni düşünmeyi sevdim önce
Sonra görmeyi sevdim
Yakmanı
Yanmayı
Dokununca ellerimdeki yangını sevdim

Vakitsiz aşklar savurdum
Vakitsiz sonbaharlara
Dirgen uçlarında
Kara bulutlar biriktirdim
Yağmurları göz pınarlarımda

Sonra sesini sevdim
Dinlemeyi
Tınını
Duymayı
Sözlerindeki söylemeyişleri sevdim

Uçları kanlı mermiler düştü düşlerime
Uykusuzluklarımdan
Yorgundum
Emanetti nefesim
Zamanı değildi seni istemenin
Kokunu okşuyordu iki elim
Birikmiş
Söylenmemiş sözlerine taliptim

Ve gözlerini sevdim
Demir attığım gözlerini
Görmeyi
Bakmayı
Diner sandığım fırtınalarda
Gözlerinde sulara gömülmeyi sevdim

Birkaç kadehe sığmıyordu acılar
Esrik kayboluşlarım bundandı gece yarıları
Adı unutulmuş sokaklarda
Hüzünler büyütüyordum gök kuşaklarında
Beyaz bir tek kâğıdımda kalınca
Sebepsiz kırılıyordu kalemin ucu
Ay kırıkları batıyordu ayaklarıma
Kumsalında dolaşınca
Gözlerin düşüyordu yollarıma

Hiç söylemedim
Ama ben seni
— bilirsin ölüm vardır ayrılıklarında –
Bir merminin kovanını sevdiği kadar sevdim

Yatak odasındaki kırmızı ışık kadar sırdaş
Bir kentin ışıkları kadar bilge
Keskin bir bıçak sırtı kadar yakın
Çığlıkları suskun bir kadını sevdim

Sonra seni ummayı sevdim
İçimdeki kanamayı
Bildiğim tüm küfürler dil ucumda
Anla işte
Ben seni sevdim

Yalnız senin olduğum bir ayindeyim şimdi
Dualarım yollarına serili
Sana uykusuz

Ve yedi rengindeyim seni özlemelerin
Bu yüzden cümle yollarım kördüğüm
Cümle sokaklarım çıkmaz

Yara acır
Kan acımaz




Orhun Basat





Alt 08-09-2017, 14:14 #120

Birdahamı asLa

Aktif Üye

Vazgeç


Biriken her şey bir yerlerden taşıyorsa
Patlak veriyorsa bazı sebepler bazı şeylerde
Çaresizce zamana bırakıp
Çaressizce zamansızlaşıyorsan
Kısa sürüyorsa her zaman baharlar
Adı yoksa sevgilerin
Bir yere çıkamıyorsa yollar
Uzayan her şey
Daha çok sarpa sarıp daha çok acıtıyorsa canını misal
Anılardan çok hatalar tekerrür ediyorsa geçmişten bugüne
Daha çok acıyorsa canın
Ve daha fazla acıtıyorsa sevgiler
Sukünu gelmiştir ömrün

Paylaştıkların mutluluğa dönüşemiyorsa
Ve azalıyorsan paylaştıkça kendinden
Giden son gemi de çoktan kaybolmuşsa ufuktan
Hayat
Vazgeç diyordur
Vazgeç

Dönüşemiyorsan birilerinin gökkuşağına
Vazgeç

Yağmur sonrası toprak kokusu kalktığında yeryüzünden
Yıldızlar tek tek terkederken gökyüzünü
Gece daha derin karanlık
Odan daha ıssız
Şiirlerin daha yalnız
Günlerin daha kısa
Karanlık çok uzun geliyorsa artık

Vazgeç

Yaşamın verecek neyi kaldıysa sana dahası
Hüzne koşmaktan
Yanlış sokaklardan
Gidenlerden
Kalmayanlardan
Yalandan
Ve en çok da O'ndan
Vazgeç.....





Sibel Gülistan





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:53 .