Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 01-11-2010, 13:36 #21

KaRaNLıK_

Aktif Üye



Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..



Seni hangi yanıma bırakayım küçüğüm ...
Sağım solum kimsesiz !





Alt 07-01-2011, 19:43 #22

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Dilimde içinde seni barındırdığına inandığım bir ş a r k ı var şimdilerde..
Her yıldız kayışında kulağıma “ seni” fısıldıyorlar çok zaman kaçtım gaipten gelen o sesten , dilimde içinde seni ve beni sana yaklaştıran bir ş a r k ı var …

Öksüremiyorum seni izin vermiyor ciğerlerim.
Kusamıyorum bu hüznü senden yadigar bana nefesime gizlenmiş bir aşk var kanımda dolaşmaya kasemli olan, dilimde bir ş a r k ı n ı n nakaratı ; durmadan “ seni “ sayıklıyorum ben!

Hüzün bulutları dolaşıyor aşk dediğim duyguların başında.. Her adımımı yakalıyor, mutluluk bir düş kadar uzak. Mutluluk sen kadar yakın.. Bir yağmur duası dökülüyor dilimden tel tel saçların yağıyor göz bebeklerime.. Susma bir şey söyle! Kov üzerime çöken kara bulutları..


Her karabulutta korkularım sarıyor tenimi libasımın yerine
Bir bir sökülüyorum içten içe ...
Unutulmuş bir kış kadar yalnızım adını bahar koyduğum sen dolu yarınların yolculuğunda …
Biletsiz ve düşsüz bırakma beni yağmur öncesi bu kalabalıkta

Ah'ım dilime dolanıyor, hüznüm yanı başımda.. "Bırak peşimi, ben mutluluktayım " desemde nafile.. Çatısı çökmüş fiil gibi kaldım uçkurlarında hayatın.. Sevgin damağımda kaldı.. Nasıl musallat oldu bu hüzün peşime bilmiyorum.. Söyleniyorum: "İşte öyle sensizim.. İşte öyle kederliyim.. "

Canım sıkkın ve düzenli gördüğüm bu yolun altında bir şeyler tersine gidiyor.
Susuyorsun içimde kabuslar birikiyor.
Ferahlığına muhtacım , mutluluk ibriğini dök avucumun içine ; Çık gel artık ve dirileyim bakışlarının esirinde!
Şimdi dilimde bir ş a r k ı ; sızlanıyor beni sana çağırıyor …
Senden habersiz.


Of!
Nasıl bir gece giriyor penceremden, nasıl bir sıkıntı düşüyor ruhuma! Nasılda kıvrandırıyor beni olduğum yerde.. Çıkmak istiyorum kapılardan, kapılar ardına kadar kapalı! Bir anahtar bulamıyorum açmak için huzurun kapılarını. Kalakaldım olduğum yerde.. Dikili bir mezar taşı kadar üşüyor tenim.. Sarsana bedenini bedenime.. Ölüm daha çok erken bize..
Bir rüzgar esiyor ötelerden, seni söylüyor her uğultu..
Yalnızlık çek git başımdan…
“Ben hiç olmadığım kadar onunum, ben hiç olmadığım kadar mutluyum” desemde bırakmıyor içimdeki hüzün peşimi…
Âh aşk mum ettin bizi, eriyoruz şimdi sevgilinin kalbimize bıraktığı ateşle..
Mumum kendini eritmesi gibi..
Tükeniyoruz bizde..
Kalan “aşk” oluyor bizden geriye (!)


|| Rehgüzâr
&
ya'eselim ||





Alt 07-01-2011, 19:45 #23

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..

" *Sen ki uzaklardasın, hasretine yandım. Sen düşüncemdesin hayaline kandım..."
Uzayan yolların yorduğu, hasretin zindanlarında kıvrana kıvrana kurtulmayı bekleyen geceler büyütüyorum ismini barındıran harfler adına.
Ey yâr zamanı olmayan bir aşka düştüm, kurtar ruhum mengenelerde...
Bir âzâdelik cânım var sözlerinde bilediğim.
Gözyaşlarım hasret denizine düştü düşeli âb-ı bâde rengi, mâisi yok bu hasretin...
(S)al beni kalbinin cennetine yâr!

Biliyormusun sevgili, aşkın yâkininde olup sana uzak olmak, içimdeki denizi alevlendiriyor...
Tutunmak isterken kıyılarına, kendimi nâr içinde buluyorum.
Z/amansız düşüyorum cümlelerimden.
Ezânlar duyuluyor ötelerden sevgili, tam ümidiği yitirdiğim ân " Allah'û Ekber " diye bağıra bağıra zihnime kazıyor müezzin kimliğimi!
Duada ısrarcı olanları sever Râb unutma diyorum kendime, yeterki râm ol âşkın nârına...

Hâyâl sokağında yürüyorum âheste adımlarla.
Her köşe başında seni buluyorum.
Dokunuyorum...
Ve bir bûse konduruyorum yüreğinin tam orta yerine yâr.
Aşkımı mühürlüyorum kimseler görmeden ruhuna.
Ruhuna adıyorum ruhumu, adaklar adıyorum nikâhına.
Dualar döküyorum dilimden Râbbin huzuruna..
Kıyamla doğruluyorum aşka, sücûdumla sunuyorum aşkımı râhına...

Her köşe başında en güzel düşlerime düşüyorsun.
Bense hasretinin yaktığı cânımı hâyâlinle kandırmaya çalışıyorum.
Hâyâller besteliyorum uzağında yâr,
Her nâme hasrete sektedâr, her nota yokluğuna serkeş...

Bestelenmiş hâyâllerim var benim yâr!

(Rehgüzâr)





Alt 07-01-2011, 19:45 #24

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


İmlası bozuk yaralı bir şiir gibiyim. Şairin eli gitmiyor kaleme...
Şiir devam etmeli ey şâir acıma, dokun kaleme!

Hangi yöne dönerse dönsün yalnızlığım yitikliğim başucu kâtibim. Yalnızca ve yalnızca duaya niyetliyim.

Yine geceye asılı bakışlar, sanki gökyüzünde değil bu kayan yıldızlar. Sanki gönülde...
Kayıp gidiyor birşeyler, lâmekân bir yere... Lâl'imsi bir renk düğümleniyor dilime.
Söylesem mi? Sussam mı ey yâr? Bunca yaralar sarılmaz mı sensiz?

*Neden sonra anlıyor insan şikayet Râb'den değil Râbbe olmalıdır ve eninde sonunda her nefes bir gün son bulacaktır.
*Gidişler nereye olursa olsun hep aynı yere çıkacaktır...

Kelimeleri kınından çıkarasımda yok bu gece, savunmasızım.
Savunma,
Sızım.

Kör kuyularda müebbet yemiş yusuf yanım. Tüm düzeni bozulmuş gibi mısırın.
Züleyha yusufundan bihâber, yusuf kuyuya ser...

Adem gibi bir yanımda. Sanki havvası yaratılmamış. Yalın bir halde...
Dünyanın nesli başlamadan tükenmiş gibi...
Sanki cennetten hiç kavulmamış ve dünya hiç varolmamış gibi...

Bir zehrim maşuğun kadehinde,
Yıllarca beklenmiş, vuslata erilmiş denen ânda, o son lâhzada son yudumdaki zehr gibi... Vuslat yine ukbaya!

Leylâ mı?
Sessizliğe gömülmüş bir yanım sanki, Leylâ misali...
Leylânın vurgun yediği sessizlik sürgününde yüreğim.
Tabutunun üstüne toprak değil sus atılan bir leylâ. Suskunlukla sınanan.
Konuşsada ne fayda? Mecnun çoktan vurmuş kendini kızgın kumlara. Kum leylâ, rüzigâr leylâ...
Ya leylâ?
Sen leylâ isen bendeki kim? diyen bir mecnuna hangi söz edilebilirdi ki?
Söz kınında beklemeli.
Söylenecekler mahşere sevk edilmeli belliki...

Aşığın yazgısı garip mi kalmak ey dâr-ı dünya?
Vuslat hep ukbaya mı?

Garibim sevdiğim,
Garilipliğim sen(s)sizliğim.
Sözün külü değil söyleyeceğim.

Sükût ile hemhâlim.

Dem,
Sükût.

Terennüm,
Sükût.

Neva,
Sükût.

Müezzinin sesi duyuldu işte!

Ve;
Kelimeler secdede!

( Rehgüzâr )





Alt 07-01-2011, 19:46 #25

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Gökyüzü hüznümü taşıyor bu gece!

Ha yağdı ha yağacak siyah karlar üzerime. Aralık (ta) bir gece… Bin uykusuz geceme bir daha ekleyerek kelimelere ninniler besteliyor kimsesizliğim.

Ben binlerce bilinmezliğimle çözüldüğüm sana bağlanmıştım kördüğüm misali bir iple. Umut vaadedilen papatya tarlalarında çınlatmak üzere acının kulaklarını düşler beslemiştim gerçeğe inat bir hikâyede…

Sen ki; içime çektiğim bir nefes gibi sararken bedenimi inceden inceye, ben sana yanıyordum güneş düşmüş gecelerimde… Bir rüzgâr oluyor tutunuyordum nefesine. Biliyordum bir lâhza müddetince dokunur kırmızı karlar bana…

Neyim var neyim yoksa toplayıp gidiyorum bu aşktan. Bir tren olur raylarda giderim hiç durmadan, bir otobüs olur binlerce yolcu taşırım yüreğimde… Seferler başlatırım bu aşkı bulduğum güne ve hicret gerekir ihanete düştüğüm bu hikâyeden bize… Sahi “biz” dedim sevgili, düştüğün günden beri bin bir parçaya bölündüm, yalnızlığım, acılarım,ihanetim ve daha onlarca ben oldum ardından, azalarak çoğalan…

Kimselerden gizlediğim sözlerimin duvağını açarken en mahrem gecelerde, üç kuruşluk bir hikâyede garip bir rol düşmüştü bana. Sanma ki karşılaşmayız bundan sonra!

Ve birden güneş doğuyor odama… Aynalara küsmüş bir yalnızlık görüyorum yüzümde. Anlaşamadığım, barışamadığım…

Ayrılıkla nikahı kıyılıyor besbelli adımın…

Aralıktan alamadığım nefesimle “ her gece gündüze gebe!”

Bil ki yüreğine savurduğum bu közler sana!





Alt 07-01-2011, 19:46 #26

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Sevgili;
bi bismillah çekip harflerin en ücra köşesinden ” elbet bir gün buluşacağız” deyip uzaklara dalıyor gözlerim…
İçine düşsem sen oluyorum, düşmesem düşlerimden. Sinemdeki hiçliği sessizlik korolarıyla avutuyorum, belki de hüznün hiç susmayan çığlıklarıyla. Gece yarıları kâbuslar dökülüyor gözlerimden, yatağımdan hârlı bir kalkışla kelimelerin bitimsiz ummanına dökülüyorum. Tüm yitik cümleler başıma üşüşüyor. Kalbime ihanetin dikenleri batıyor iki dünya sen(siz)liğim çınlıyor ruhumda. Fiyakalı cümleler kuramıyorum affet! Yüreğimdeki yamalar is tuttu. Ekim kadar üşüyorum! Hâlâ içime kaçmış küçük kız, geceleri gök gürültüsünden korkup örtüsünün altına saklanıyor…

Sevgili;
bin düşümü hapsettiğim yüreğim bin/birincide tökezleyip kaldı. Sensizlik bir ok gibi saplandı kelimelerin sinesine. Oysa ben çılgınca yazmak istiyorum seni ve haykırırcasına susmak! Gece penceremden içeriye sinsice sokularak düşlerimden vuruyor beni. Kayıp giden tüm yıldızların gökyüzüne vedası ve geceden kurtuluşları arasında sendeleyip duruyorum. Belki de bir hayal gibi tutunup yıldızlara kayıp gideceği ânın hissine bürünmeliydim. Bilmiyorum ve bilmediğim her şey canımı acıtıyor. Bir mızrak gibi en acımasız sözlerinden yara alıyorum. Yinede kanayacağımı bile bile ben seni sayıklıyorum… Uyku semesi hâlimle bile en çok ismini yakıştırıyorum dudaklarıma.

Sevgili;
kelimeler israfa gelmez, her bir seni yazarken bir yanda da yitirişimdir aslında. Tüm kelimeleri dikkatsizce savuruyorum kalbinin kıyılarına. Zira gerekli içime biriken öfke ömrümü yiyip bitirirken bir köşeye pusup susmak değildi işim. İki kelimeyi yan yana getirip biran bile tereddüt etmeden içimdeki kara dumanı salıvermekti hoyratça. Aslına bakarsan hak etmemiş değilsin de… Gözüme taktığım nazarlık koruyamadı gerçeği. Hadi söyle nazar değmesin ayrılığa! De…

Sevgili âh sevgili(m);
gece çökünce gözlerime, şiirlerin büyüsünde yelken açıp bilinmeze doğru uğurlanmak isteyişlerim, dönüşlerini bir leylâ misali dört gözle bekleyişim ve kalbimde mühürlenmiş bu kara sevdaya bir avuç toprak bulamayışım hep vuslatın geleceğinin habercisi değil mi? Zeki Müren de demiyor mu: “ Elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak. İkimizin de saçları ak öyle durup bakışacağız…”

Elbet bir gün buluşacağız… (!)

(Rehgüzâr)




Ezan`Sesi Bunu beğendi.

Alt 07-01-2011, 19:46 #27

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Bir gece yarısı gözlerime düşen cemre karası yıldıza döküyorum içimi.

Vurgun yediğim düşlerimi vuruyorum yokluğun şakağında/n. Dilimle kalbim arası bir hengâme seyrediyor harflerimi. Duası kabul olmayan ömrümün kefaretini ödüyorum her satırıma bir ölüm pay ediyorum. Sadrıma sığdıramıyorum yüzümde ki hüznü. Gözlerimde kırmızıya çalan gözyaşları satır satır dökülüyor cümle olup kalemle… Ölümlere haykırıyorum gömdüğün aşkımın destanını. Satırlar boyu susuyor, sahîfeler boyu ölüyorum. Cümle cümle defnediyorum aşkı… Hikâyeler dolusu kitaplara yazılıyorum.

Ellerime doluşan ayrılıklar bir hayatlık. Düşüncelerim bir rüzgâra kapılmış yaprak misali, savrulup duruyorum bir ayrılıktan bir diğerine sürülüyorum… Hangi dağa haykırsam acılarımı cihanda her sevgi bir ayrılık daha doğuruyor. Kaç aşk toprağa gömülüyor? Kaç âşıkın diline lâl mührü vuruluyor?

Zamanın aynasında yalanlanıyorum, bir gerçeğe düşmek kadar imkânsızı istiyorum. Masum bir bebeğin gözlerine bırakıyorum ömrümün sermayesini. Düşlerimi kilitliyorum züleyha misali yedi kapı ardına! Ayrılık düşünce dilden, gömleği yırtılan aşk oluyor.

Köşe bucak saklanıyorum hayattan. Tüm yarınlar paslanıyor. Tüm sevgiler külleniyor (h)içimde. Hiçbir kaçışım benden öteye gitmiyor. Her uğurlayışımda kendimi, hep kanıyorum. Kalıyorum… Bir yanından yara almış ceylan misali, kanadı kırılmış martı misali en deliksiz düşüme dalamıyorum… Bir kıyamlık ömre bin secde sığdırıyorum da bir aşkı bir nefese sığdıramıyorum.

Kaç gece daha zehirleneceğim sözcüklerimden, kaç gece daha uykularıma resmedeceğim yokluğa düşmüş bir varlığı? Bütün azalarımın vaveyllerine inat kanatacağım yüreğimi. Vuslata varmadan kan kaybından öleceğim belki de. Bir ölümlüktü düşlerim. Bir görümlüktü gözlerin…

Mîadım doldu!
Vakit ayrılıkta yeşerme, vakit cümle cümle dirilme ve vakit hakk’a yönelme…

(...çek perçemini gözümün önünden sevgili, göremiyorum hâkikati!)

(Lâl-i Rehgüzâr)





Alt 07-01-2011, 19:47 #28

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Bir aşk’ın çelimsiz düşlerini kör etmek meşguliyetim Firar eden saatlere takılan gözlerimi kaygılı ama cesur bir yiğidin omuzlarına yüklüyorum // heybemizde sadece masum bir tebessüm.. İçi yakıp ateş ile hemhal olan zihnimi bulanık sulara atan Arnavut kaldırımlarına adıyorum adımlarımı İçerisinde yağmurumu ve özlediğim o ıslak toprağın kokusu dilimin ucunu kanatıp damağıma yapıştırıyor sevgi dolu sözcüklerimi. Klasik tabirimiz ile yaşatıyoruz Aşk'ı ..

farkında olmadan mutsuzluğu oynatıyoruz bedenimize büyüyoruz gün geçtikçe ..
Maraz'lık yapmadığımız bir gün yok iken Sevda yeli esti eseli üşüyerek nefes alıyoruzKasımın büyüleyici rüzgarında ..

Dimağımızda kalan bir hatıra yankılanıyor gecenin efsununda. Kaça bu terk edilmişlik?
Hangi satırlarda şimdi yitirilmiş aşk cümleleri? Gökyüzü yıldızları gizlemiş gönüllerine mil çekilmiş biçare aşık g/özlere! Ruhumu bir titreme alıkoyuyor mahlasın gök kubbede öyle bir yankılanıyor ki aşk oluyor alevin mumu eritmesi gibi yok ediyorsun beni içten içe...

Gözlerim semazen de her hu deyişin de gönlüm yaralanır oldu bu gidişle halim virane ..
Deli divanemi olduk Ezelim Gazel’imiz karşı yakada kalmış ondandır bu titreme..

Üşümek ; …Donmayı arar cümleler !
Göz yaşı ; ..
Kala kaldı (k ) istanbul’un üsküdarın da sahil de tıkanıyor boğazım ..Anlamlı dakikalar da kalbime bir okka aşk ‘ gözlerimden yanağıma dolaşan göz yaşına mendilin gerek.. Şimdi yanımızda olsa idi sözleriyle acıtan besbelli ..

düşüme katılmak isteyen bilinmeyen misafirler : Sabr/et .. dedi usulca
güzergahımız uzun ve zorlu anlayabilse idin derdimi ..
Dilim de ve gitarımın tellerinde bu defa hüzün var acıtıyor içimi yar oluverdi bedenime
Canım çok yanıyor Ezel’im sol yanım hissizleşti acısı içerime akıyor damla damla harf harf boğuyor beni gün geçmeden gelse ..
Öyle bir âh seyreder ki âlemi.. Duyanlar pürmelâl kesilir bir acizlik ki içimizde

O'nsuz tüm düşleri O'nsuz gecelere sevk etmeli!
Şimdi sefil her bir yanım bir ses beklemekte..Yarası kanayan bu iç çeklemelerimiz hangi güne aşk olur dersin gelinciğim?

Dur !
Yaklaşma aşka bir adım kala bir yaprağını daha feda etme yalan bir rüzgara..Bırakalım kendimizi gecenin kollarına yalnızlığını yaşayalım aşkın sonsuzca..

…. Ve aslında gelmese idi diyebiliyoruz zamanla ..
… Dilime takılan sözler işte; bavulunu eline alıp trene doğru ilerlediklerinde ;

Öyle bir sancı tutuşturduki gönlümüzdeki buzları yalnız bir ateş bekler oldu geceler ve dudaklarından çıkacak o nâdide sözler gönlümüze bağlanan buzları eritecekler..

Söylet geceyi haydi..

Öyle bir inletki gök kubbeyi susamış gönüller dahi nasiplensin sonsuz aşkından!..
Bir bûse kondur gönlümüze tarumar edilmiş hasretlere yollar kapansın diye...

Kapansın Diye (!)

(Firak-ı Nigah & Lâl-i Rehgüzâr)





Alt 07-01-2011, 19:47 #29

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Bulutlar kara damlalar yağdırıyor saçlarıma , gözlerim fecr oluyor…
Simam özlemin kuyularına saldı iplerini, haps oldu yarınlarım ağla/yamıyorum yağmurlar gibi ..
Bir rahmet konuyor dudaklarıma susuyorum!
Gözlerime dokunan katreler kadar sessiz yağıyor hüzün gönlüme..

Düşe kalka doğrulmaya çalışıyorum(...) ve biliyorum bu dünya bir rüya kadar kısa(!)…
Sonra korkup kaçıyorum.
Sevmek beri gel kaldırımlarda ayak izlerim karşılıksız isen geri dur bir adım benden(!)
Bu rahmet kar mı düşürdü gönlümüze?
Nefesim çekiliyor...
İklimler karmakarışık , ruhum gibi(!) bir güneş açıyor bir gece ...

Saatler yalnızlık kokuyor,
Zemheri geceler rüzgarları estiriyor bağrıma, titremekten haz alıyor bedenim ...
Yaş(l )anmışım besbelli yumuyorum “SANA” gözlerimi,
Kepenklerimi bir bir indiriyorum şahitsiz bir düğündü bizimkisi,

Herşey gibi yarımkalmıştık oysa, devamı gelmeyen türküler besteledim sana..
Sızlıyor gönül telim (!)
Yokluğunumu yaşamaya başladım yoksa?
Korkuyorum(!)
Zaman geceye değerken ben mutluluğu kapı önüne bırakıyorum..
Gör/sen, duy/san sana ne kadar muhtacım(!)
Dünden kalan acılarda bir bir gün yüzüne çıkıyor,
Bir dilim mutluluk geçmiyor kursağından aşkımın(!)
Yarımımdın, yarınımdın..
Şimdi bir hiç kadar yoksuluz hayatın sokaklarında..

Her Dalga çarptığında içimin kıyılarına esrarengiz sırlarla gömülüyorum ben toprağa!
Eriyorum acımla , kavruluyor ölüm günüm takvimlerde asılı yapraklar bir bir düşürüyor,
Zaman çabuk geçiyor , asıl vuslat'a ramak kala soğuk duşlara sokuyorum düşlerimi,
Seni sevmek bu kadar acıklı olmamalıydı,
Hicaz mevsimlerde üşümemeliydik.

Ben bahar sanmıştım seni.
ıslansan bile gözlerinden yağacaktı nisan yağmurları
Şiirler yarım kalıyor kalem sensizliği anlatmaktan firar etti,
Hangi firakın kollarına bırakıp çorak topraklarda yürümeyi seçtin bir bilsen..
Bir cemre düşse nisanın şakağından gönlüme..
Bahara dönse kışa'sarmış gönlüm..
Bir sessizlik ürpertiyor düşlerimi,
Uyandığımda bir hayal olacağını biliyorum ve gözlerimi gerçeğe kapayıp ben yine sana d/üşüyorum..
Geceler çok soğuk yâr!
Kalbim üşüyor!
Hiç bir nefes çözmüyor buzlarını gönlümün..
Nasıl bir yalnızlık benimkisi, gecenin kolları dolanıyor boynuma, bırakmıyor kendime geleyim,
Bırakmıyor yazgı, seninle bir nefes çekeyim..

Âh yâr..
Bir umut bırak dilime, seni söyleyeyim..
Susturun artık bu hüznü, kahkalar dolsun suretime!
Güldür beni ey hayat, gözyaşlarımın vadesi doldu!
Umarsız bir son bahar var şimdi İstanbul’un göğünde yankılanıyor haykırışlarımız herkes sağır!
Mutsuzluğun gölgesinde bağdaş kurup tesbih çeken bir sûfiyiz!
Biz böyleyiz…

Aşka yol verenlerin safında dizlerimiz çürür.
Söylesene yar bundan mı vefakar yüreklerimize bu karşılıksız sevdalar!

Yollar kalabalık.
Gökler hüzünbaz.
Dudaklarımdan dökülen harfler nigahları çağrıştırıyor.
Gözüm "sende" kaldı yar!
Gör(m )üyor musun?

Odalarım İzbe, dört duvar öylesine üzerime geliyor ki feryad ediyor ruh'um.
Zamanın girdabında kalbime aşkın nasihatını veren yar!
Gözlerime bir sürme de sen çek(!)
Sıratından geçir beni aşkının, yalancı bir cennetin şakağına düşür dudaklarımı ...

Yatsı ezanında sar (s )ağır duygularımı.
Nafile olmasın bu uyanışlar...
Nafile düşmesin başlar omuzlara…
Bir dervişin gönlü şâhâ kalkıyor işte : " Allah" diye diye..
Vakit yatsı,


Sen düşüyorsun yine gönlüme,


Duâya kalkıyorum işte:
" Allahım umudumu alma elimden, en muhtaç olduğum kulunun gözlerinde söndür ruhumu!"
Seni bana yazması için uzunca sucûda koyuyorum başımı,
Bir gözyaşı dökülüyor secdeye tane tane…

Seni diliyorum Hûda'dan..
İcabet et dualarıma yâr...
Ruhum, gel söndür bu ateşi!

Ve ;

Bekle beni yar!

Bekle beni hüznü nakşeden tebessüm ile Arafımda(!)





Alt 07-01-2011, 19:48 #30

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


" Herşeyin mâliki, sesimin sesi, varlığım yokluğuma şükrediyor.
Varlığım verdiğine hâmdediyor.
Ey sahibim içim tel örgülü zindan, kalbim dipsiz kuyu gözlerim esved'den başka renk görmez oldu.
Aç gözlerimin kara bağını, ip sal kuyularıma ve yusufumu bağışla bana, gökyüzüne serdiğin ve dile getirdiğin kevakibler hatrına!

Duam adağımdır aşka."

(Rehgüzâr)





Alt 07-01-2011, 19:48 #31

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..

Elif gibi görünsemde hayata,
hiç beceremedim ben elif olmayı...
Hep takılınca attım kendimi yere,
düşmeyi bile beklemedim düşmek için..
Hep bir düşe takılıp düştüm sahiciliğimden.
O düşte kıvranıp durdum...
Gerçek olabilme ihtimalini düşünüyorum,
belkide gerçek bilmiyorum.
Bir yalan kadar...
Yinede diyorum ki:
- vavlığına sığınarak elif misali baş koy secdelere acılarım!





Alt 07-01-2011, 19:48 #32

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..

Ve gökyüzü toplar çiçeklerini gözlerimin,
Hüzünlü bir fon düşer plağa,
Geçmiş kitap olur okunur bir anda ,
Ki dünya bir mezarlık oluvermiştir o anda,
Bu ölü bedene

(Rehgüzâr)





Alt 07-01-2011, 19:49 #33

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


/ Bir yudum âşk,
Bir ömür nâr.
Ve serenâdı başlar gecenin: Kırık Ayna! Paramparça, parça parça…
Dinmeyen gözyaşlarımla sana yine sana… /

Âh şu ölümler tutunamadığım,

ölümler, ölümler, ölümler…

Soluğu tükenmiş bir nefes gibi kalakaldım ardından. Tüm cümlelerimi gelirsin diye yollarına serip üryânım ulu orta. Sükûtla bilendi dilim. Ve yokluğun daha kapı aralığından bile görünmeden ben firâk-ı libasımı giyindim.

Ayrılığın beşiğinde, gecenin ninnileriyle uyuttum yüreğimin sessiz çığlıklarını. Yoktun işte yâr… Ummadığım bir ânda bağdaş kurup oturmuştun oysa yüreğimin en mâhrem köşesine. Sineme bir nâr olup düştüğün günden beri ben/sizim. Oysa sen bir ayrılığa yakıştırılmayacak kadar bendin. Ve olamazdın yüreğimi âşk nârında yakacak kadar acımasız…

Sükût ikrârdan gelirmiş. Şimdi hayramı yormalıyım ben bu sessizliği? Bir masalın ihanetine uğramak acısı büyüyor her geçen gün yüreğimde. Ve baktığımda aynaya kendime göremeyeşim siluetini kırıyor beni binbir parçaya…

Divâne bir dilenci olup sû arıyorum teşne ruhuma. Sokak sokak dolaşıyor her kapıyı çalıyorum. Çalmadığım bir dost kapısı kalmadı yâr. Yine de kanmıyor ruhum içtiğim onca suya, ki *gidişin bir su yangını ömrümde, ben nasıl kanarım aşka suyun yandığı bu yerde? Sitemlerim evci bâlâ makamını bile titretiyor sen duymuyorsun. Susuyorsun. Ben susadıkça aşka kıyılarımı terkediyorsun. Denizi çalınmış bir kıyı gibi mahzun kelimelerle geliyorum kapına. Hiçbir sözüm aralayamıyor kapını aşkıma. Bunca sağır oluşun nâdanlığından mı ey yâr?

İnzivaya çekilmiş bir yârasın yüreğimde şimdi yâr. Ne söküp atmaya, nede yok saymaya yetmiyor gücüm. İlk çöküntünün izlerini taşıyor olsamda yeni bir çöküntü altında kaldı bedenim ve tek tesellim ölüm, ölüm ve ölümün ensemizdeki nefesi.

Ey kelimesizliğe bürünmüş yalnızlığım bu yıkıntıda bilir misin ki kırıldı gözlerimdeki sen, kırıldı en nazenin yerinden yüreğim. Tarumar edilmiş bir bina gibi çöküntüden sağ çıkma derdindeyim. Aynalar da kaybolmamak adına, bu yangından sağ çıkmak adına…

Yol devam ediyor sevgili yazgımızın dışına çıkamasakta…

Yüreğine kelâm/et!



Rehgüzâr






Alt 07-01-2011, 19:49 #34

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


/Tükeniş fısıltılarım, yüreğimi sarsan çığlık çığlığa hıçkırıklarım,
Bir fersah uzaklığına dayanamayışım,
Bir “dal”a tutunuş/um…
Nârım, yârim…
Sözüm, közüm, evvelahir bilcümle kelâmım sana…/

Bir yanım kuyuda yusuf çığlığı, bir yanım mısırda züleyha tutsaklığı…

Sağır kelimeler fısıldıyorum arafa düşmüş dualarımla hûdaya. Yokluğun delip geçiyor geceyi. Türküler merhem olmuyor kan revan yüreğime. Gözyaşlarımla savaşıyor yanaklarım, hayata inat, yokluğuna inat tebessümü takmaya çalışan yüzümde kırılıyor aynalar. Tüm cam kırıkları canımı bin parçaya ayırıyor. Can kırıklarım batıyor avuçlarıma. Gözlerimde biriken sessizlikler kırılıyor çatladığı yerden. Kopuyorum inceldiğim yerden. “Râ” deyip sus oluyorum. Pusuyorum nile… Bakıyorum nil akıyor gözlerimde. Mavi nil, beyaz nil… İki ayrı nehrin kavuşması düşmüyor yazgıma… Âh züleyha, nil kıyısında savurup saçlarını rüzgâra kalbini mi yıkardın sırf yusufa adamak adına? Diyor susuyorum…

Sessizliğinle gömülüyorum. Ruhum vedahi bedenim musalla taşına uzanmışçasına üşüyor, üşüyor dudaklarımda titreyen kelimelerim. Belki birazda korkağım, cesaretsizim. Yokluğun çalmışken kapılarımı ardına kadar açamayışlarımı anlamaz mısın? Maviliklerim soldu hazanın mateminde. Gidişlerin soluk soluk susturdu bedenimi. İçimdeki yağmur mutlu etmiyor artık beni, içimde çorak toprağı sulayan rahmet terk etti kalbimi…

Ardından su dökercesine âhlıyorum şimdi. Ve bir âh daha ferağat ediyor dilimden. Pılını pırtını toplamadan, aldığını bırakmadan böyle çekip gitmeyi sana kim öğretti? Sana verdiğimi geri vermen gerektiği bilmez misin yâr?

Sanki Cebrail üflemiş gibi sur’a kıyamet kopuyor ruhumda. Yer çekiliyor ayaklarımdan, gök mavisini alıp gömülüyor toprağa. Râ diyorum usulca… “Râ”: ruhumun soluğu… Yeltenip de susturamadığım soluğum firar ediyor benden. Ruhumun susturamadığım soluğu. Sanki mühürlenmişçesine kalbime nakşedilen… Harf harf ölüyorum. Her dirilişim ardında daha büyük bir ölümü sürüklüyor.

Dualarım asılı kalıyor yerle gök arasında. Hangi dua yazardı seni kaderime* ki ömrüm böyle sürgün edilmezdi senden öteye, sensizliğe… Aynalarda büyüyen uçurumlardan düşüyorum… Her düşüşümde senden bir şeyler eksiliyor…

Her sözde yarım kalıyoruz. Nokta mı koymalı bu mektubun sonuna, virgülle mi son vermeli bilmiyorum. Evet, hâlâ bilinmezlerdeyim yâr, hâlâ değiş(e)medim… Söküp atamadım en acıyan yanımı... Senli yanımı.

Siliyorum hatıralarını gönül mahzenimden. Unutmaya niyet ediyorum seni. Ömür boyu sensizliğin orucuna adıyorum kalbimi… Niyetimde mi eksiğim yoksa imkânsızın peşinde mi bilmiyorum yâr… Dilim dolanıyor adın geldi mi aklıma…

Gece örtüyor üstümü, yıldızlar doluşuyor gözlerime… Penceremi aralamaya görsün yokluğun sızıveriyor hemen düşlerime. Düşlerimin üstü açık kalıyor. Üşüyorum… En harlı ateşlerde… Firkâtin nârında… Üşüyorum sevgili sana aitlikleri soyununca bedenimden kendimsiz kaldım. Kendimden oldum. Yinede biliyorum bir güneş doğacak sabahıma ve her gidişin bir dönüşü olduğuna and içip ölümü düşlüyorum.

Gece esir alıyor hüznümü… Ölüme bir lâhza kala sanki gaipten bir ses; buluşmalar kaldı mahşere diyor*… Gülümsüyorum…

Dünyası çürümüş, aşk cürmüyle atfedilmiş bir gençliğin türküsünü fısıldıyorum gecenin kulaklarına…
Gidişler bitmiyor…

Nerdesin sevgili?
Yollar mı yok etti yoksa seni?





Alt 07-01-2011, 19:50 #35

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


/Bir cümle öteye, gidemediğim. /
Tüm gelişler, tüm yollar sana çıkarsa ne âlâ…
Sözüm, özüm, nâzım ve niyazım, uğruna kan öksüren cümlelerim hep sana…

Kalemden tüten aşka yemin olsun ki cümlelerim yolunu gözlemekten bi’takat düştü… Dualarım arşa asılı kalan iki yıldız kadar mahzun. İki yıldız kadar serzenişte… Kadrini bilemediğim dünlerimi dudağımdan dökülen dualar aklamakta. Gözlerine düşüp, orada binlerce yıl bir gözyaşı gibi titremeyi yeğlerdim. Şimdi sözlerinin bittiği yerde, iki adım sonsuzluk berisinde, ayrılığa düşmüş yalın bir hâldeyim…

Bilirsin, rüyalarım hep sana düşer, düşlerimin âhengini varlığın oluşturur. Bir adım uzaklığın bin adıma bedeldir lisanımda. Gözlerine düşmediğim her an kara yazgılar yazılır nasibime. Dualarım hep arşa asılı kalır. Kabul olmasını beklerim gün gün, gece gece bir duama bir yenisini eklerim. Güneş uykuya çekildiğinde geceler birikir ceplerime. Musa gibi tûr’a icabet edemez ruhum.

“Ey musa! Sür göğsüne elini yol olsun bize, ışık olsun zifir gecelerimize… Yedi Beyza dokunsa dilime, her aralayışımda dudaklarımı s/ana mucizeler düşse kağıda dize dize… “

Hayallerimin ardı arkası kesilmiyor. Biraz hayalperest oldum ardından. Yokluğunun düşlere giydirilmiş hâline sakladım yarınlarımı. Hep eksildim, bir çoğalmayı beklerken. Bir hicâz mâkâmına düşse sözlerim ince sızı olur tel tel kanatırdı ûd’u inleten parmakları…

Bir şaire teslim etsem kayda geçmemiş âşkımı hangi nâmede terennüm ettirirdi kanlı yazgımı? Söylese ey yâr. Bir sözüne kaç aşk daha intihar etmem gerek ki ömrüne mühürleneyim? Son emri verene kadar sultan bir lâhza uzağında aşkı seyreyleyeyim… Ve ben bardaktan boşalırcasına âh’lıyorum. Hadi peşinden döktüğüm âhları topla gel!

Kaderimin boynu bükük kaldı.





Alt 07-01-2011, 19:50 #36

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Sen ki firâk-ı nâgâh’ım,
Sen ki cümlelerimin âhengi,
Sen ki araf yalnızlığım.

Ben ki, kendimi sürgün ettim kendime. İçimdeki fırtınaya teslim verdim benliğimi. Sağ çıkar mıyım bu tufandan bilmiyorum. Kanlı elleriyle okşuyor saçlarımı gece. Yeminlerinin kefaretlerini sen hesapla ki bir ömür ekle. Ç/aldığın ömrüme doldurduğun isyanlar ruhuna beddualar okumakta. Tek hediyem sana beddua, bed/dua ve ömrüne bir ben!

Cennet ebadımdan kovuldum. Bir berduş gibi yetimim vuslata gebe cümlelerde. Duvağı açılmamış bir kadere gelin olmayı isterdim. Ve kapımdan içeri tek sen girsen dilerdim. Âh kapılar, hepsi firkate aralanmış, hiçbir yön, hiçbir sen bir cümle kapısında vuslata yol olmuyor.

Gidişlerin, susuşların âşka ebkem bir vedayı çağrıştırıyor. Kelimelerinle vuruyorsun beni, kılıçtan kesin kalemin ucuyla alıyorsun canımı. Bir âh etsem bunu da mı çok görürsün bana? Bi’takatim, mekânım firâkistan. Her yudumda bir âh içiyorum. Âh sen, âhım oluyorsun. Kurşuni bir libasa esir ediliyorum. Gece kuytularıma fısıldıyor seni, ben yine bir nâme büyütüyorum gözlerine müştak.

Sözlerimi kınından çıkarıp geceye bağışlıyorum. Vur yüreğimden ey gece! Bir kez daha öleyim. Bir kez daha gömüleyim toprağa.

Bir sârebân ümidiyle su arıyorum teşneliğime. Ki sen en çok bahtsız bedevi diye tanımlardın kendini. Şimdi ben sözüne mülteci biçareyim çöl çöl seni dileniyorum kum tanelerinden.

Yokluğunu haykırıyor gündüzleri güneş ki ben en çok seni bağışlıyorum hayata. Bu fersûde yalnızlığım birgün varlığına gark olur mu? Yokluğunda ezberlediğim firkât türkülerini unutturur mu? Düşünüp içinden çıkamadığım girdap, yokluğun esir aldı yazgımı. En çok sana yazıldım, en çok sendin. Bazen sitemlerim evc’i bâlâda. Nefesim kesiliyor kan içmekten, her saniye sensizlikle kendimi öldürmekten bihâl kesiliyorum.

Hâlim virâne, aşka velu kaldıkça ömrüm bir hiç uğruna cennet ebadından azlolacak. Dualarım yer ve gök arasında asılı kalacak. Ömrüme düğümlenen çözümsüzlüğüm. Dün mü senindim, yarın mı seninim?

İstanbul’a savaş açıyor yüreğim. Sonra özlüyorum ve bir iştiyakla kendimi sokak aralarına atıyorum. Çaresizliğim diz boyu. Yalpalana yalpana ayakta kalmaya çalışıyorum. Sitemlerimi hoş gör ki bıraktığın gönlümü ayrılık avuttu.

Şimdi yüreğimin arka sokaklarına kaçıyorum, sırf senli yanımdan firar etmek için.







Alt 07-01-2011, 19:50 #37

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..

Bilcümle firkât sitemimden sonra;

Saatler geçiyor, günler sensizlikten bir mektup getiriyor her gün posta kutuma. Zarfın üzerinde âb-ı bâde bir mühür görüyorum ki içimi bilinmez bir hicrân esir alıyor. Alelacele zarfın içini açıyorum. Siy’âh bir kâğıt, boş. Gönlümün pinhan mâbedi gibi…

Sözlerin, söyleyemediklerin vuruyor bir mızrak olup en acıyan yerimden. Yinede bir isyân düşmüyor dilimden. Bunca söz nedir dersen, duygusuzluğuma, kıyılarımın benden alınmasına. Bir gün kaçmak istediğimde, toprağın canlanıp ayak bileklerimden kavrayıp, içine çekmesine. Bir ömrü hiçe sayan senli yanımı söküp atamayışıma…

Bir şeb daha bitiyorum siy’âhi y/anışlarımla. Ankâyı koynumda avutuyorum. Kâf dağının ardına varamayan biz iki zavallı varla yok arası bir hayatta sefilleri oynuyoruz. Zavallı ânkâ gözyaşlarını toparlayıp mekânına gitme arzusunda. Giderse bir yok olacağını, varlığını bir efsaneye değişeceğini bile bile hiçliğe varma aşamasında. Bense suskular büyütüyorum gözbebeklerimde. Hiçbir gözyaşı firâr edemiyor benden. Ki bir tel saç bile düşmüyor gittiğin günden beridir serimden. Hiçbir varlığım terk edemiyor beni. Bir kez daha anlıyorum varım dediğinde bile nekadar yok(sul) olduğunu.

Saat başı aklıma düşüyor adın. Ve dimâğıma bıraktığın hasar tüm benliğimi saniyeler içinde işgal ediyor. Duymazdan geliyorum içimde kopan fırtınayı. Bi-haber kalmaya çalışıyorum. Bazen başarıyorum da. Zamanla yokluğun kalacak bana ve sana seslenişlerim hep boş oda(m)dan olacak. Çünkü boş bir kalbin figânlarını büyütüyorum sırça köşkün en karanlık köşesinde. Bir kalbin boşluğusun sen ve sen bir yoksun. Biliyorsun adına büyüttüğüm ağıtları gidişlerin emziriyor. Yinede ben harflerimin âhını bırakıyorum boynuna. Daha vefalı olmamı bekleme. Ben ne sana nede bir başkasına değil “âşk’a” vefalıyım. Sevdamda da, sitemimde, sözümde k/özümde, hep aşka, yine aşka.

Yokluğunun zincirleri bileklerimi kavradı ve hiç/sizliğin izi kaldı suretimde. İki dünya emelim ç/alındı avuçlarımdan. Kimselere cümle dökemedim. Hep bir vuslat umuduyla geceleri ay ile söyleştim. Yıldızlar kıskandı âşka uzaklığımı. Yoluna adadığım dualarımın mîadı doldu. Günler, gündüzler vuslatı kandıran efsununu bozdu. Yinede ben kendimi aramaktayım, yılmadan, usanmadan…

"*Aramakla bulunmaz(dı), yinede bulanlar arayanlar(dı)!" Dağ yada taş, deniz yada nehir o heryerde ve birgün aradığım yerde olacağını biliyorum.

Sen kendi derdine yân.





Alt 07-01-2011, 19:51 #38

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


/ Sen ki hicrânım,
Sen ki müebbet bilinmezliğim,
Sözüm, közüm
Tüten ateşim
ve adına ısmarlanan dualar hatırına…/
Ben ki; hep bilinmeze müebbet cümleler öksürdüm kursağımdan. Hep cümlelerde yaktım kendimi, öldürdüm, katlettim. Bir imtihan gibi sınadığın yüreğim şimdi bir kuyu, kendine yusuf aramakta. Biliyordun ömrüm adının ilk harfine düğümlenmiş sürûr, ömrüm iki dudağın arasından âzâd edilecek iki kelime kadar kısa ve o iki kelime kadar uzun.
Ki ben kıyıları zapt edilmiş bir virâneydim, denizimi sende buldum. Çöl ortasındaki serâbımdın, saydım ki içilir bir âb’dın… Yangınımdan arda kalan küllerimle bir saray inşa edip yüreğimin tahtına seni oturttum. Ve gölümün fermanını iki parmağın arasına bıraktım. Gidişinde en çok kendimi buldum. Savrulmuş küllerimi toparladım. Hâlim virane, hâlim salaş, hâlim giryân... Ki zaten bir yıkıntıydım, enkaza döndüm. Tarumar oldum.
Kırkikindi yağmurları terk etti, rüzgârlarda boğuldum, fırtınalarda savruldu küllerim. Yenildim, yitirdim… Benliğimin hıçkırıklarına sağır sözlerle fısıldadım mutluluğumu. Düşüncelerim, geleceğe dair hayallerimi nile savurdum. Gördüm ki âmâ bir hasret tuttu eteklerimden. Yakubun yusufa hasreti bildim.

Gözlerimi çizip geçen acım, derûnumda ince bir sızı, ömrüme bir mürekkep lekesi oldun. Gidemediğim, göremediğim diyârlar sakladın, avuntular bıraktın bir yalnızlık dolusu.
Divâneyim,
İçim bana isyanda ve yokluğun.
Sustum,
İçimdeki deli rüzgârı, firkatin nârına saldım.
Sen, serinle içinde yanan nemrudun ateşinden diye.
Şimdi bilmiyorum bu göçükten nasıl sağ çıkılır. (?)



Giryân sensiz her ân.
Giryân leyli nehâr!





Alt 07-01-2011, 19:51 #39

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..

Yalan,
Dünya.

Hiç,
Aşk’a…

Nâr,
Külleri savrulmuş.

Bir yağmur tanesinin bulutlardan süzülüp kendini boşluğa bırakması, düştü düşecekti … Uzanıp tuttu, elini uzattı tuttu, tam düşecekken tuttu küçücük bir yağmur katresini… Tutan bir eldi eli. Bir yalnızlıktı avuçlarına bırakılan. Sınandı, arındı.
Havvadan yâdigâr bir gamla doğruldu elif misali, nefesinide doğrulttu… Kimdi? Neydi? Neden vardı? Bu dünyaya nekadar da yabancıydı? Sık sık hatırlatırdı kendisine bunu…

- Dünya! Ne kadar da yabancıyım ben sana…

Sevdiğinde herşeyini verirdi, yeterki sevilsindi. Taç ederdi, ederdi kendini yerinden de sevdiği bir kölede olsa tahtını verirdi…

Neden sonra görüştüğü dostuna hâlinden haber verdiği günlerden birindeydi;

- Ben! bugünlerde değişkenim… Bir kahkaha yağmuruna tutuluyorum , bir hüzün denizine dalıyorum ama şükür iyiyim.

Yağmura dayanamaz, dua dua dökülürdü yağmurla beraber dilinden harfler toprağa… Dualarını meleklerin kanatlarına teslim eder kainatla yekvücûd olurdu. Toprak olur içine çekerdi yağmur katrelerini, yağmur olur vuslatını yaşardı toprağıyla…

- Geçen, kar yağdığı ilk gün… Açtım iki kolumu, başımı göğe kaldırıp kar tanelerinin yüzüme düşmesini istedim . Yağmurda çok yapardım ama karda ilk defa yaptım o kadar hoşuma gittiki… Bu aralar doğaya aşığım galiba…

Acılarından âzâde olmak isteyen kuş misali kanat çırpıyordu gökyüzüne doğru… Varlığının kavramına vardırıyordu doğa onu… Aşıktı doğaya, doğada aşıktı ona…

İki yaralı yüz.

İki yaralı tendi onlar birbirinde teselli bulan.Biri hâline ağlardı bardaktan boşalıncaya dek, diğeri gökyüzünün gözyaşlarında bulurdu huzuru, duayı, mutluluğu… Şükrünü esirgemezdi rabbisinden. Velâkin hayattı işte, perdeler kalktımı sahnesini açardı ansızın.
Binbir dertle sınardı. Sınardıda benlik bırakmazdı… Aşkla sınardı, cânla sınardı, cânânla sınardı… Ona verilen görevdi sınanmak… Sınanmaktı yazgısına silinmez kalemlerle yazılan… Tutunduğu her dalın kırılmasıyla sınandı, kanatları yoktu uçamazdı. Düştü. Düştüğü yerden doğrulmayı bilerek yeniden.
Ve yeniden…


İlkti…

Gözünün ilk ağrısı…

Yüreğine âşkı nakşedendi…

Âşkı öğretendi…

Yârdı.

Nârdı!

Tuttuğuyla yandı.

Geleceğin emin ellerine teslim eder umutlarını öyle kapardı gözlerini geceye. Güzelliklerle düğümlenmişti dili… Hâlinede yansıtırdı ister istemez. Aşk varsa bir cümlenin başında sonuna vazgeçme! Diren derdi… Savaş verirdi sonuna kadar.
Aşktı! uğruna yangınlarda kül olmayı göze alırdı. Aşkın uğruna, sevgisinin uğruna… İzi toza karışmıştı cânânın kayb olup gitmişti, sır olmuştu. Yüreğine teslim ettiği son sözdü belki

“ Belki bir gün şifa bulursam döneceğim…”

Hastaydı yâri, şifâsı şafi olanın ellerine bırakılmıştı. Secdelerine secdeler, dualarına dualar ekledi. Gözyaşlarıyla büyüttü arzdan arşa kadar dualarını…

İstedi, istedi, hep istedi…

Sevdiğinin sözlerini sınamamıştı ki, hiç. Nereden bilsindi. Hep bir oyundu içinde olduğu...
Oysa bir dönüşle döndü sevdiği onca acıdan sonra. Onca geçmeyen geceler, bitmeyen günler, tükenmeyen acılardan sonra gelmişti. Sevdiği değildi, değişmişti. Artık güvenin sağlam temelleri yıkılmıştı gönlünde. İnanmıyordu, güvenmiyordu haksızca yaşatılmış bir ayrılık bırakmıştı yârim dediği…
Afda edemiyordu, çaresizce yolunu ayırdı. Başka yollarda başka hayat kurmaya niyet etti. Dağılmış parçalarını cüz cüz toplanırken bir umudun kenarından tutunmaya görsün kaydı ve düştü. Düşte düştü, düş içinde bir düştü…

Uyandı….

Gideceği tek bir kapı, sığınacağı tek bir liman vardı…

Menziline vardı!

Tükenmeyen dualarıyla hûdanın kapısına dayandı…

Yalın ayak,

Yanarak,

Bir "ben" bile götürmedi yanında o eşiğe adım atarken…

"Ben"sizdi.

Herşeye sahipti artık. Herşey ona sahipti.





Alt 07-01-2011, 19:52 #40

Leyl-i Serâir

DâussıLa.


Hαyгα gebe ise yokluğuп.. / Hüzпû sükût.. / hüzпe elhαмdülillαh..


Öylesine yorgundu ki bitmek bilmeyen bir acının ardından yapması gereken tek şeyi yapacak ve birdaha hasarı en az seviyeye indirmeye çaba harcayacaktı… Yeni bir hayat kurmakla başladı öncesini hiçe sayarak sonrasına… Yer yer düş ordularıyla savaşmak zorunda kalacak bazen bunlardan birinin bıcağı dayanacak tı canına kadar… Herşeyi kabul etmişti, tüm engelleri aşma niyetiyle bir yola çıkmıştı artık…

- Yıllar sonra yine aynı yerdeyim işte. İnsan neden kaybeder ki yürüdükçe?

Diye geçirmişti içinden… Yola çıkmanın ilk şartıda buydu çünkü yol yolcuyu alıp götürüyordu sonunun görülmediği mekânlara doğru. Ve verdiği kadar alıyordu. İstiyordu… Üstünden geçip gidilmesi için şartları vardı. Yürüyen nerede yürüdüğünü bilerek varacaktı menziline…

- Hayat bu, "yalnızlığım! artık sen varsın"… Sen ve ben her gün biraz daha büyüyoruz menzilimize giderken.

-Yine daldın o içindeki derinliğe?

Diye sordu en yakın arkadaşı…
Ve devam etti sözüne;

- Çok değiştin farkında mısın? Nerede benim o eski hüzünleri tebessümlere satan arkadaşım?

Mıh gibi saplanmıştı bu cümleler yüreğinin orta yerine. Oysa ağır sözler değildi dilden dökülenler… Yinede yaralanmıştı… Başını pencereye doğru çevirdi, birkaç saniye derin nefes alıp verdi ve yutkunarak;

- Değiştim. Belkide değiştirildim. İnan elimde değildi. Ben kaderimin çağırdığı o yere gittim. Başta herşey bir bebeğin gülümsemesi gibiydi. Düşler, sevgiler, kelimeler, umutlar… Biliyordum bu kadar mutluluk uğramazdı semtime. Yada böylesi mutluluk için çok yürümem gereken yol var(dı) önümde… Hep bir endişe taşıdım yüreğimde. Yinede hiç aklıma gelmeyecek yerden attı okunu hayat. İhanetle sınandım. Kaderimdi kaçamadım, yok sayamadım. Yüreğimdeki o benden büyük varlığın yerini artık bir boşluk dolduruyor. Öylesine büyük bir boşluk ki bu ona hükmedemiyorum. Görmezden gelmeye çalışıyorum. Hayata kapılmaya, sürüklendiğim yere kadar gitmeye anlıyor musun? Dalgalara bıraktım kendimi hangi kıyıya savurursa artık beni…

Küçük bir siteme karşılık binlerce söz sıralamasına arkadaşı kadar kendiside hayret etmişti. Yorulmuştu artık, etrafındaki hiçbir varlık anlamıyordu onu, yada o anlamıyordu etrafındaki hiçbir varlığı… Bazen yaşamak bir boş lakırtıdan ibaret geliyordu gözüne. Bazen yaratılış sebebini hatırlıyor isyanlarına binlerce kez tevbe ediyordu. Aslında biliyordu, fâni olan hiçbir şeyden faydası olmayacağını. Ama insan insanı teselli için yaratılmamış mıydı? Aklında ki harabeden usanmıştı. Yoktu, yoksuldu, başını yaslayıp hıçkırarak ağlayacak bir omuz kalmamıştı çevresinde… İyi günleri geride kalmıştı çünkü, kimse onu saran bu kara buluta girmek istemiyordu…

Uzun bir sessizlikten sonra düşüncelerini dağıtan o sesle:

- Anlıyorum.

Dedi arkadaşı. En çokta bunu duymaktan nefret ediyordu. Neyi anlıyordu ki? İçindeki o derin boşluğu mu görüyordu sanki, çektiği acıyı hissediyor muydu yoksa oda iliklerinde? Hayat şuan olduğu şekliylemi görünüyordu ona? Yoksa benim gördüğüm şekliyle mi? Diye soru yağmuruna yakalanmıştı kendi içinde bir ânda. Bir bakıma beyniyle bir kavgaya girmişti. Evet belkide gerçekten anlıyordu arkadaşı onu. Belkide aynı acıları oda yaşamıştı yada daha fazlasını… Nerden bilebilirdi ki? Yinede öfkesi ağır basarak, duygularını belli edici bir ses tonuyla cevap verdi.

- Neyi anlıyorsun?

Diye sordu hararetli bir şekilde. Arkadaşının cevabına fırsat tanımayarak sözüne devam etti.

- Anladığını sandığın şey aslında kendi yaşadıkların, benim yaşadıklarım değil ki? Ne ben anlaya bilirim seni, nede sen beni. Bazıları içindeki bu boşluğa dayanamayarak son eriyor hayatlarına, bazılarında ise hiçbir boşluk oluşmuyor bile… Benim senin gibilerse ne içimizdekine nede kendimize son veremiyoruz. Biliyoruz bizi yaratan ne zaman takdir etmişse ozaman noktası koyulur bu hayatın. Büyük harfle yeni bir dünyaya başlamak üzere…





Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:56 .