#241
Sıfırda insancıl yaşamamız başladı
Sıfırda koptun kayboldun aradık
Sessiz ya da rüzgarlı kıyılardan
Sana seslendik kör kuyu

Yokluğun orda çiçeklerde
Dünya seninle de sensiz de aydınlık
Başka tutkularımız var beraber yalnız
Yokluğun orda yaşamamızda

Varlığın orda, yoksa gecelerimiz bizimdi
Ellerimizi bir yere koymayı bilirdik
Ağlamayı bilmezdik kendimizi öldürmeyi
Varlığın orda yaşamamızda



#242
Ben neyi kimden aldım, nerden aldım
her şeyi bir yerden aldım
yorgunum yorganım uzakta dışarda
sabrımı bolca verdiler içerden aldım

sözler gelip geçsin diyedir, öfke sen bekle
örselendim ağrıdın oyuldun, henüz değil ölüm
ten bekle
bağırmalıyım, çığlığım kıştan ilkyaza değmeli
A yasak, hayır korkulu, evetten usandım

Mecnun masaldan atılmış -tele şov-
milyonla kopyeye bölünmüş Leyli
suretler ne gülümseyiş ne sır ne şaka
sandım ki gülümser maskeleri
suretler sandım

durur muydum bu gömütlükte neyim var
tuhaf dedi çılgınca tuhaf
ayrıntılar, paslı sürgüler, yosunlu taşlar
ya altındakiler ardındakiler
Gültene kandım


#243
Şimdi dünya boşlukta yavaş
Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın
Rüzgâr uslandı doruklarda
Dağ çiçekleri uykuya vardı
Ay bacadan aştı uyumaz mısın

Bir ıslak serinlik yürüdü
Kara sokaklardan içeri
Çıtırdadı durdu bütün gün
Ayaklarının altında bir şeyler
Bütün gün ölüler gibi sustun

Bilsen ötesi aydınlık çizginin
Delice yakardın eski şiirlerini
Bir tutam bulut iki damla yağmur için
Yeniden sevinirdin içten içe
Bilsen ötesi aydınlık çizginin

Bu hal senin halin değil
Bütün gücünü yitirmiş
Bu hal senin halin değil
Yaşamanın kendisini yitirmiş

En insan yanıyla sana dönük
Dost dediğin ne gün içindir
Unut uzağı olduğu yere
Kaldır yatağından vakitsiz
Kaldır başucuna getir

Şimdi dünya boşlukta yavaş
Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın
Rüzgâr usandı doruklarda
Dağ çiçekleri uykuya vardı
Ay bacadan aştı uyumaz mısın



#244
Ellerini görsem oğlumun
Uzun esmer parmaklı ellerini
Onları özlüyorum
Üç yaşına yağan karda
Kızarmış, ısıttım öpe hohlaya
Ozanda el-ücra çağrışımı yapan
Alucra kışları
Bir elim elinde sabaha dek
Öteki yorganının üstünde
Üşümezdi artık örttüm sardım ya

Görsem ellerini oğlumun
Ardında bağlı durmasa
Kalmasa Alucra sisler içinde
Gevaş'a kurtlar inmese
Cano kızak yap oğluma
Uçar gider göle doğru
Çığ düşer, Artos'a salma

Ellerini görsem oğlumun
Dizgini tutarken atının üstünde
Sağrısı yelesi al ürpermede
Ferhan usul usul titrese

Ellerini görsem oğlumun
Yeşil söğüt dalını incelikle
Kuş sesleriyle değiştiğinde
Beş yaşında çalışkan ellerini
Uçtu gitti kitapların ardında
Uçtu gitti kalemlerin ardında




#245
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler

"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere

Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri

Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya

Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.


Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye

Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri

Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz




#246
Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön

Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti

Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum

Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi
Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen -
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın

Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum



#247

Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma

Alır yürür sıcak mavisi gökyüzünün
Kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
Bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
Her şeye rağmen ellerin üşür
Üşürse beni unutma

Yeni dostlar yeni rüzgârlar gelir geçer
Yosun muydum kaya mıydım nasıl unuttular
Kahredersin başın önüne düşer
Düşerse beni unutma



#248
Her şey birikir Sözler düşünceler ve nesneler biçiminde Her şey birikir Duru sular ters yazılar emek ve gözyaşı Akıyor sanılan kuruyor sanılan Haklar haklılıklar, ölüm zulumlar Uçuyor sanılan her şey birikir Deney birikir Bizcil sen de Kuş mu sandın yalanı yanlışı Taksan kanatlanır mı? Yediğin seni yakacak Vurduğun seni yakacak Gör cehennem yok mu var mı? Her şey birikir Gösteren parmaklar, gören gözler Susan konuşan birikir Yargılarlar davasız dosyasız Silahsız sözcüksüz kansız kavgasız Dağ mı değil, ova mı Kent mi alan mı, değil Bir ülke insan birikir


#249
Yorgun savaşçılarız, yengiler eskitti bizi
Utanırız tadına varmaktan içkilerimizin
Biri bütün güneşleri toplar, vermeye bekletir
Üşümekten değil korku, ısınır olmaktan
Yorgun savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi

Tutulmuş dağ yolları oklar ve tuzaklar
Biri dostluk adına bağışlar çirkinliğimizi
Düz yollara düşeriz yeniden oksuz ve tavşansız
Yılgın savaşçılarız, sevgiler ürküttü bizi


#250
Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Bunca siste bunca ıslak serçe
Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Son yaz derlenmiş, son ateş sönmüş
Düz yollara inen son kaçkın, son eşkıya
Hüznü bir köşesinden tutup kaldırmıştır.

Yağmur, yağmur... Bu neyi anlatır?
Oyun biter, o kesin güz çizgileri
Sevgi, bir de ölümle örselenmiş
Aklı bir köşesinden tutup kaldırmıştır.


#251
Günleri canevimde kayıtlı
Tarihleri kalmaz aklımda
Tufandan bu yana nice savaş,
nice kıyım, nice salgın, nice kıtlık, infaz
nice
Acıyı takınmış yüzlerle
Nice gömü törenlerinde toplaştık
Mermeri aşınmış şadırvanlar gibi
yoruldu belleğim
Belleğim uçurtması çözük bir çocuk
Menzile varamayan yolcusu sonsuzluğun
Fakat yüreğim
onsekizinde henüz
Çeyizi dürülü utangaç kızı
Umudun


#252
Meçhul bir kült müdür
aşkın ihaneti
intahara hazırlayan ümmetini
Her akşam gece sefaları solmadan
Her sabah daha güneş doğmadan
O çağıltı
o uğursuz ilahi
o hep körlerin söylediği koro
gizli bir tören midir, korkuyu kutsar
kara büyü
yıldızsız gece, isterik çığlık
kuşsuz ağaç
göksel arabalara koşulu güzellikleri
kökleyen kasırga habercisi
kof saltanatları süsleyen iğreti taç
çizer alnına ağarlığını prensinin
bir iz ki hep görünür, herkes bilir
kimse sormaz diyetini
Utançtan çocuklar doğar hareminde gizli saklı
gelirler dünyaya minik elleri zincirlere vurulu
göbeğini kesemez, bağrına basamaz
zindanlar beler beşiğini
Bir sürgündür çok ırak bir kente, dönüşü şüpheli
bittiği gün bile salıvermez mahkumunu
aşkın ihaneti


#253
'Sabra inan' dedi çopur ihtiyar
'Düzlüğe taşıyacak seni bır gün kanatlarında.
Herkesten gizlediğin bir gecede, yurdunun
gelincik tarlalarında
sırtüstü, akasya ağacından sapanınla,
yıldızları vuracaksın'
'sevenim de olacak mı?
O'nun sevdiği gibi, usul dudakları
döşümdeki bıçak izinde dolaşan,
kalbi, kalbim attıkça atan,
göğsü vatan,
benim gibi yurtsuza.'


#254
yine güze, kahrolası yine güz
yapraklar yapraktan çok
sallanan ellere benziyor
merhabasız elvedasız sallanan ellere


yaz gibi uzadıkça bacakları düşlerin
kekeme bir mum fitilinden sarsılıyor
geri gelmez biliyorum, geçti gitti
anılar ırgatı bir hüzün kaldı geride
yıllar göldü ben fildim, içtim bitti


doğrultusu gammazlanmış
bir çocuk eşkıyayım
eti sedef egzeması, saçları lastik kokusu
ve sen, karşı kaldırımda kanayan bir gül
bulut üstünde yarısı, yarısı ölüm korkusu

bir eski zaman ölüsü resimlerden nasıl bakar?
kurutulmuş çiçeklerde bebek unutkanlığı
ne zaman ulaşır özlediği yıldıza
gözlerinden hiç durmadan
yükselen o merdiven?


kelebek düşü sinmiş giysilerime yazdan
kirden kokarsa koksun, yıkama
albümleri kaçır benden, şarkı falan söyleme
baygınlık tadında yanan ışığı söndür
gece sırlarını pul pul döküyor sokaklara
üşüyorum sarıl bana, saçlarını sancıma sür



#255
karanlık bir nehir akar gider kederli
kulaklarımda yetim çakal sesleri kalır
yıldızlar bile iğreti gökyüzünde
tenimde eriyip dökülen ayın izi kalır


bir düşü örseler gibi uyanıyorum
seni buluyorum çöllerin ceylan kızı
bütün kollarımla kucaklasam diyorum...
öyle kanıyorum ki kasığımdan
fırat hiç kalır
akıttığım kana acımıyorum asla
ama sen sürmelenip gidiyorsun ya
bende kara ayıp, bende ağır utanç
bende suç kalır


yanıtı kekeme bir sorudur gözlerin
kesik bir başı okşar gibi bakar gözlerin
gözlerin bir çift turna gölden su içer
iki bahar gider seninle, kerbela kalır




#256
Rüzgâra bırakın şiirleri
Kuytu sular geçilir
Değişir adresi yalnızlıkların
Kor düşer de yüreklere
Yıllar sonra kimler, niçin
Görmezlikten gelinir?

Düşüncede, eylemde
Acıda, sevinçte
Gittikçe azalır
Yaşamanın tadı
Ders biter mi
-Dersiniz?
-Atlatma, kaçışlar...

Eğlencelerde ikiyüzlü, güvensiz
Yardımlarda çıkarlar
Yabancılaşma burgacında
Sıcak bir merhaba özlemi kalır
Bir de canına okunan dostluklar.


#257
Vaktiyle çoktum azala azala bir kaldım
Trajik muamma: Bütün anlamları bilemem
Sonunda çözüldü çözülecek yaşlı tılsım
Kalan ömrüm görmeye yetecek mi bilemem

Bir; intiharı sevmez ama anlamlandırır
Ya intihar? Susku mu yoksa çığlık mıdır

(...)

Dedim ya çoktum ama bazılarını öldürdüm
Öldürüldüm sonra kandım ve kandırıldım
Çoktum düşürdüm kırdım düştüm kırıldım
Aklımdaydı adları unuttum ve unutuldum

Hafıza zayıf zaman uzun ah yazı ah yazı
Tut şiirimden biraz buralarda yalnızım

Bir'im ben iki üç olmam artık. Hiçbir
denizde liman değilim. Hiçbir limanda
gemi. Ne gemide yelkenim ne yelkende
rüzgar... Fırtınaya martı hiç değilim
O halde nedir bunca savruntunun sırrı

Gövdemde taşıdığım koca mercan yarası
Kalbimdeki sızıntı bilmem nereden gelir

Dedim ya çoktum biraz erozyona uğradım
Kapı dağdır yol duvar. Ne katar geçer
ne kervan var. Utanırım çoraklığımdan
Soğuk bir nefes gibi bedenimi yalayan
acıdır zaman. Aşktan derler ah aşktan
Yalandır! Gül desem yanar dudaklarım

Bir: Trajik vakadır. Öz üslüpta saklıdır
Boğulmayı boğulmak yapan çırpınmak mıdır?



#258

acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimiz de
o yuvasız çalıkuşu
bense kafeste kanarya
o dolaşmış daldan dala
savurmuş yüreğini
ben bölmüşüm yüreğimi
başkaldıran dizelere

kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimizde
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde

aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye birşey vardı
sevmek diye birşey yokmuş
acılardan artakalan
işte bu bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde


acı çektim günlerce
acı çektim susarak
şu kısacık konuklukta
deprem kargaşasında
yaşadım birkaç bin yıl
acılara tutunarak
acı çekmek özgürlükse
özgürdük ikimizde




#259
İki şehri var gecenin, biri gözümde
tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
gibi çöken siste, bana bu uykusuz
şehri niye bıraktın, göze alamadığım
bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
gece değil istediğin hayli karanlık
bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde


Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ?



#260
ne güzel çarşaflar sererdin aşka
üstünde serin kanatların yelken açardı
bir gün kim bağırdıysa uyandık birbirimizden
-deniz bitti, boğuluyorum, camı açsana!

denizin üstünde uyku yasaklandığından beri
karadayım, boğulsam da kırpmıyorum gözlerimi
her zaman benim gözlerim değil uykusuz
görüyorum beni okşayan gözlerindeki geceyi

yakılacak öyle çok sır var ki bu ormanda
yine sen tutuştur, yine bir avuç suyun
uslandırsın deli çiçekleri ezen kötü sözleri
derim ki: - aşk varmış o perinin çırptığı her kanatta!






Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:46 .