#401
her ay yüz kere ölüm çizerim kağıda yüz kez hayat işkence, cansız beden haykırışları dizerim önüme ayıklanır bahar çiçeği gibi yüz kere adımı yazarım silerim yüz kere beğenmeme silgisiyle her ay yüz inci dizerim çapkın kızların boynuna kendi elim ile takarım yüz şiirden kız salınır rüzgarında coşkunun yüz sevişme dökerler dizelere her sevişmeyi etek diye giyerler yel savursun diye tuzlu rüzgar gibi konar dalına bir denizin anısına yitik gemicilerin her ay yüz kere aya çıkar adım kırmızı bir lekedir yatağım hilalde yıldız dolunayda kız hilal bakışlı gül yüzlü bir yalnız her ay düşerim yollara ne bulmuşsam dolu çıkınım renkli şekiller anlam ki yenidoğan alamaçlar bulamaçlar isimsiz yiyecekler karın doyuran cinsinden değil yedikçe aç bırakan kan kusturan kurt düşüren köpek öldüren onun için beğenmez tanrılar zehirimi zıkkımımı yılanlar bile uzak durur ilk kendini sokmalı akrep ne çare ki cehennem alırım koynuma veririm nefesimi her ay yüz şiir yazılır ve atılır çöpe ya da yakılır her yazılan şiir mi istediniz? alın size şiir ister boynuna asın şairin idam fermanı diye ister gece alın koynunuza büyütmek için gündüzleri ya siz en iyisi boşverin gitsin basarsınız sonra her şiiri nasılsa yaşlanacak şairler olgunlaşacak akları saçların o zaman sayfaları açın şimdi erken çok erken üşenip kalkmayın yatağınızdan kapıcı getirecek ekmeğinizi nasılsa şairlerin pişirdiği fırından kahvaltınızı hazırlayacak eşiniz yumurtanızı imge suyunda pişirecek ve tostlarınızın arasına şiir katacak kaşar niyetine siz afiyetle yiyin nöbet tutar genç şairler kapınızda rahatsız etmesin diye sizi sabah güneşinin keskin dişleri şiir istiyorsunuz ya hani genç işi ama ustam yapma hangi eşek beğenmiş ki ilk giydiğinde semeri? en iyisi binmek rüzgara akmak gökyüzüne bulutçasına belki girer bir gün evinizden şiir gibi içeri



#402
bulutlansa da gözlerini ayırma benden
bırak resmini çizeyim
sesinle besle türkümü
nefesini taşımak için
uzak ülkelere gideyim

avuntularını kat gülüşlerime
dudaklarında menevişler işleyeyim
baharı yaprak yaprak taşı göğüslerinde
teninde karanfil öpüşler çiçeklendireyim

göç mevsiminde yanımda kal
çilekler iliştirip zülüflerine
ışıklar dökeyim
bulutlanıncaya kadar gözlerini ayırma benden
bırak
'mutluluğun resmini' çizeyim

çocuksu gülücükler mevsiminde ayaklanıp
akarsu çağıltısında beslenmiş narin sevinçler dereyim


#403
öfke ile sevda
aynı damarda akar mı gülüm
akıyor işte
rüzgar havalandırıp seni
bana taşıyor



#404
yayılır sesinin cıvıltıları ardısıra barışçıl kuşlar
kestaneler taşır gözlerinin ışıltısına haylaz bakışlar
şakayıklar uçuşur bala kesmiş uçlarında göğüslerinin
dudaklarını kana boyar köşe başlarından kalan kaçamaklar
bilirim, hüzün rüzgarı savurur kırık düşlerini
gümüşlü kavuşmalar kopup fırtınalı okyanuslardan
yanaklarına tuz yüklü sevişmeler yağar

yatağına aldığın o ürkek, çapkın sığınışlar
mutluluğu beklemektedir çimen kokulu tenimde şimdi



#405
suya düşmüş söğüt
kara saçları
ağzı hamarat
hanı umut
göğüsler uçarı
çıplak üşümüş dudakları
kelimeler yola düşmüş
ankara-istanbul katarı
hınzırlık durağında saltanatları

biçmişim saflığında burçaklar
haydut acılardan sakındığım
gözlerinde pırpır
yaramaz kelebekler avlamışım
sığınışlar konağında bıraktığım
avunmalar beklemeler çağırmış
yanağımda kervan kurmuş gözyaşlarım

tatlı muhabbet çayda içtiğimiz
ürkek dokunmalar sıcacık simidimiz
taze kaynatılmış ıhlamur gülüşler
marazlı alınmalara şifa dökülmüşler

düşlerimin sınırsızlığını kavramış
koynundaki engin deniz
gemimiz taşıyor sevgiyi okyanuslara
yalnızlık limanlarında ürettiğimiz


uykuda öptüğün yastığı dişlemişim
bakaya gecelerimde seni beklemişim
gülüşünde ürküttüğün haylaz menevişleri
ıssız kuytularda içime çekmişim

muştuladı alacalı gelişini
şafağı çağıran kuşlar
sevinçleri ayaklandırıp haykırışlar
ayaklarına sedef cıvıltılar serdi
sevdan bıçağıyla parça parça liğme liğme
sana vurgun doğranmış yüreğimi serdi

ödünç verdiğin canı bakışınla dağladım
mesul zülfüne umut atımı bağladım

yakılmış köy yeridir şimdi yüreğim



#406
bu gece ört beni
ayrılık ayazı dışarıda
arar ellerini ellerim
özlem kırağısı düşmüş
ciğerim paramparça

ört beni giderken
kent hayın pusu sermiş
sırtımdan bıçaklar beni
daha sen hoşçakal derken

sensizlik ölümcül boşluk
yatakta oturur beklerim
kentte çıyansı ******luk
boğazımda düğüm düğüm hıçkırıklar
kırık kayık gibi yalpalar sesim

bıçaklarım sensizlik büyüten kenti
bu şehir yaralı bir kurt kadar tehlikeli
çöpleri karıştırır faşist yalnızlık
arşınlar sokakları sevdanla bulanık
gezgin çingene dilenmeleri

panzerli gitmeler kesmiş sokakları
içimde özleme molotofları saklarım
kestane pişirir Kızılay'da aşkım
Yüksel'de böcek vızıltıları çakarım

tiner çekmişim nefesini bıraktığın kuytularda
rüyalarımda sokak çocuğu olmuşum
Sakarya Caddesi'yle öpüşürken sarhoşluğum

bu gece sev beni
korkarım öpüşmelerimiz
terkedecek şehri
yanında yüreğimden parçalar al
n'olursun gitme
bu şehirde kal.




#407
öpsem kanatırım dudaklarını gecenin yıldızlar sarhoş olur, düşer sulara sevdalı mahzunluk meyleri içer dolunayda sevgililer havalandırır yokluğunu gömütlük kuşları yitirmelerim gelip camlara çarpar yol vermez isyan yolculuklarıma korkular herşey önceden yaşanmış kadar gerçek bir düdük duyulur, karşı konulmaz istek açılır gökyüzü, soyunursun çırıldan çıplak gece hazırdır dörtnala arzular koşturmaya yanımda olsaydın diye bir türkü fısıldarım sensizlik çarpar duvarlara parçalanırım ey yürek dayan babam ha dayan nabızlar hızlansın, koşsun ayaklanmalar yanımda olsaydın, olsaydın keşke şimdi şu an sabaha kadar nefes nefese kalırdı doyumsuz kavuşmalar doğu batı olmuş, kuzey güney, pusulalar fırdöndü fesleğen kokulu hasretler orta yerinde odamın sereserpe ben ürkek, çekingen serçe ben buğday tanesi sen yerçekimi sen ayışığı sen çay bardağım, sıcaklığım, canım sensizliği dişliyor uyuz gece yanında olsam öpsem kanatırım dudaklarını inan üstüne gece serperim biriktirdiğim hasretlerden azılı yorgan


#408

kardan adam bir ömür bu bizimkisi
zamanın ışınlarıyla eriyor, yaklaştıkça bitmesi
yüzümüzde çizgiler, saçımızda aklar
hiç koymaz ama
sızlatıyor derinden dostların uzaklaşıp gitmesi

yaklaştık yeniden elimizle koyduğumuz sınıra
hızlı geçiyorsa hayat, mutluluktan
yavaşsa belli ki zor çekmesi
kısacık bir sene kaldı simdi ardımızda
yaşamaktan korkma, kork ama unutulmaktan

yağsın üstümüze uçuşan yılların kar taneleri
ki dökelim üstüne dostluğun gül reçelini
anılar, hafıza kavanozunda tazecik dursun
yenisi şu yılın, her çeşniden mutluluk koysun



#409
buralarda gece uzun
gün ışığı yakındır
var git artık
bakma ardına
ölüme fazla sokulma ama
düşün ki
mevsim rüzgarlarının savurduğu
bir orman insan
sev onu, sokul, konuştur
doludur fazla üstüne varma
hep susmak
susmak...
yetmiyor bazen
işte bu yüzden
bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün
ozanlar herşeyi anlatmalı
var git artık
acıyı aşındırma
tut
ve at sevdaya uzaan çağlayana


#410
I
suları
boğdu
dalgalar
...
ses hoyrat
sevinç yılgın
şakaklarım sonbahar
II
�muhbiri çoğalmış sevdanın�
yapışmış tenime ter
elime kir
sessizliğin ortasında bir deli rüzgar
akşamdır
avuçlarında marmara�nın
akşamdır
şiire karıştı sular
sularda çoğalır sevdalar
ellerim ah! ellerim
nasıl
anlatsam
gece
gece kokuyor çocuklar


#411
önce sesini
sonra yankısını çaldırdın şu beton ormanında
bu kent de tükürdü aşklarına
kal orada!
artık hiçbir şeyden kurtulamazsın
ıslanmışsın bir kere oğlum
yaş gününde
kuruyamazsın...


#412
sevmek gibi geliyordu her şey,
sevmek gibi gidiyordu kadın
adının anlattığı, canın teni yakmasıydı,
bir bulut evet ama aslolan
bulutun suyu yağmasaydı...
"bir insanı sevmekle başlıyordu her şey"
ve boşanmak için
en az iki şahit gerekiyordu!


#413
adını anmak güzeldi
dost ağızlarda sana dair cümlelerin ıslatılması..
adını anmak..
yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel avuntularına
sırt çevirip senden söz açmak..
biraz gülünç, biraz sitemkar..
güzeldi...
adının türkçedeki yankısı özeldi...
Seninle yoğurt yemek, kendi Kanlıcanlı, sülalesi
Kandilli yoğurtcunun mekanında..
Denize amors durup, yüzüne
cepheden bakmak güneşli bir mavilikle.... güzeldi..
ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
yüz yıllık bir hasreti gidermek güzeldi...
Güzeldi'li geçmiş zamanları düşünüyorum şimdi...
Cümlelerimiz öznesiz.. Umursayan yok Kanlıca'daki
yoğurdu...
Ve eşikteki öpücük, tarih bilinci olmayan bir aşkın
mührüdür artık.....


#414
bizi bilirsin
avuçla su içmeyi
marifet biliriz,
yenilmeyi bir de
kendi sahamızda..
bizi bilirsin
saçımızı ıslatmayı fiyaka biliriz.
limonla!
tespih yaparız,
düş kırıklarından..
bizi bilirsin
ağzının içinde oturmak isteriz.
ve rutubetin en yakıştığı yer biliriz
ağzını..
bizi bilirsin,
yaşamak biliriz,
vademiz dolduğunda
avuçlarına gömülmeyi..


#415
büyüdükçe,
sentetik zamanlara
kangren ayaklar bastım,
izi kaldı
ömrümün...
kara çaldılar yüzüme
bütün kara parçalarında
elbette
"afrika dahil"
parça başı çalışan
kiralık katildi zaman
gülüşüm sivas yangını
ağlarsam kızma...
ölmek bile
yakışıyor bazı adama....


#416
gülüşünde bir mana var
saklayamazsın
sarılışında ne düşler
ne düşükler
sakınamazsın
aynı yolları,
kimsesiz mekanları
birlikte özleme hasreti..
yalnızlığımın dert ortağı gastrit..
gülüşünde bir mana var
saklayamazsın
bütün iç savaşlarda
rehin alındı bu yürek
kandıramazsın
hangi çekilişin
büyük ikramiyesi bu,
en uzak sevişmelerin
yeni yetme utancı
lakin aşk
biraz da utanmaktır yaşamaktan....
sakınamazsın...
yeni yetmelik işine gelince
o zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçe'de var
bazı dillerde yok
gülüşünde bir mana var
saklayamazsın
kime niyet kime felaket bu aşk
anlayamazsın
ödümüz patlıyor acı çekmekten
oysa
biraz da acıdır
aşkın mayası....
kaçınamazsın..
gülüşündeki manayı saklayamazsın
tutunacak verimiz yok
resmi tutanaklarda
gülüşünde bin yıllık hasret var
saklayamazsın
.........................................
bu yazık karşılaşmanın
alnımıza çakılıyor anafikri:
aşka cesaretimiz yoksa
başka zaman görüşürüz!


#417
değişen ben değilim
dönüşen savaş
yaşlanmakla ıslanmak aynı şey:
bir yağmurun gölgesinde ihtiyarlamak
şimdi ölüm bile yetmiyor
acılarımızı tartmaya
dostlar
alıngan bir sahili pinekliyorlar
bir merhaba'yı bıçaklar gibi artık
selamlaşmalar
değişen ben değilim
dönüşen savaş
artık zaman bile yetmiyor
yaşadığımızı sanmaya
yine de ışıklar bu kenti
güzelmiş gibi gösteriyor
geceleri...
geceler...
yani
Ahmet Haşim'in kafiyeleri....
seni aklıma düşüren
yerçekimi değil
yalancı yıldızlar
öyle uzaksın ki
üflesem soğuyacaksın
sarılsam okyanus
bir aşka yetecek kadar
ve anımsatacak kadar
sebepsiz bir ölümü,
acılarımız
ve kafiyelerimiz var...
işte hepsi bu kadar....


#418
kehribar kokusu kulaklarımda
nasıl bir nargile yakmak bu fitil gibi
sarhoşlukta.. kim bu öldürücü musikinin
güftesini gömebilir kuytuluğun makamına
yalnız hicazdı felaket efem saatlerinde
kimi görsem göz yarası yüzümde,
kimi duysam
senin sesinden ıslak bir ıslık
ve ben artık her şarkıda
kendime vokal yapıyorum,
yüzüm gözüm ıpıslık...


#419
kanıyor takvimden gamsız ağaçsız
evlatlarını döver gibi seven bir sonbahar
güvertesinde adresini şaşırmış
kayıp bir nisan yağmuru
ömrümün sol anahtarısın
hazan makamının kapısını açan
ne nisanlar gördüm ben
ilkbahardan kaçarken
bir mızrapa tutunan
ne bileyim ben
böyle bir seydir herhalde
bir mevsimin şarkı
ya da mevsimlik bir vivaldi sancısı...
ekim kasım işlerini öğrenirken bir keman
ağlamayı bir de,
şarkıya söz yürür,
yeşile aldanır suyun kudreti
ve sen hiçbir zaman
sol anahtarı yaptıracak bir çilingir bulamazsın
bana kalırsa sen,
ömrünün sonuna kadar,
o şarkının kapısında kalacaksın!


#420
ÖYLE BAKMA ÇÜNKÜ . . . güzel bahçeli bir ilkokulun penceresinden
dünyaya,
hayret, hasret ve biraz da
bayat bayram şekeri kederiyle bakan,
aklı canbaz, yanağı al,
sesi çilek aroması
bir çocuk oturuyor
gözlerinde...




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:34 .