Bal ve kan.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 16-11-2011, 17:18 #1

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar

Bal ve kan.



I. Prelude
Masalsı gerçeğimiz gerçeksi bir masala dönüştü!
Çünkü bir şeyin şiir sayılabilmesi için
ille de alt alta mısralarla yazılması gerekirdi!
Yani çok zor anlaşılırdı bir insan, hatta anlaşılamazdı!
Çünkü sanat aşkın bittiği yerde başlardı,
felsefe sanatın tükendiği yerde…
Ve aşk ancak felsefenin son durağında gösterirdi gerçek yüzünü!

Masalsı isyanımız isyankâr bir masala dönüştü!
Çünkü kareli defter yapraklarına
yazdıklarımızı adlandıramıyorduk artık!
Alt alta yazsak şiir oluyordu; mısralara ayırmasak öykü!
Az biraz uzayacak olsa yazı roman oluveriyordu sanki!


II. İtiraf
Sen ne kadar iyi bir şair olduğumu bilen tek insandın!
Bu yüzden, sakın ölme, dedim sana!
Ölme sakın görmeden kitaplarımızın basıldığını,
basılan kitaplarımızın toplanıp yakıldığını…

İnan, bir gün basılacak kitaplarımız, dedim…
Basılan kitaplarımız ilk günden toplatılıp yakılacak!
Yanan kitaplarımızın ateşinde bileyip kırık kılıçlarımızı,
savaş boyası diye süreceğiz küllerini yüzlerimize!

Ve çıkacağız dedim yine İstanbul’un karşısına!
Dört yanını şiirle kuşatıp
yeniden feth edeceğiz bu eski Bizans yosmasını!
Varsın karadan yürüsün ihanetler dedim,
varsın kurusun deniz, kurusun Boğaz,
biz seninle gökyüzüne yeni bir ülke kuracağız!

Şiirlerimde şaheserler yarattığıma inanan tek insandın!
Bu yüzden sakın ölme dedim sana!
Öpüştürme sakın damarlarımdaki alyuvarları eroinle,
sakın tanıştırma gecelerimi beyaz zehirle!

Eroin; kimyanın simyaya kafa tuttuğu loş laboratuarlarda doğdu!
Eroin; daha doğar doğmaz zehirlerin padişahlık tahtına oturdu!
Ve şimdi ben tek veliaht’ıyım bu padişahlığın;
sakın, sakın ha beni karanlık zindanlarda boğdurma, dedim sana!

O kadar çok şey vardı ki daha sana anlatacağım,
bu yüzden sakın dedim sana, sakın ölme!
Sakın manşet olmasın adın
ucuz gazetelerin üçüncü sayfa haberlerine!

Beni anlayabilecek belki de tek insandın!
Bu yüzden, işte sırf bu yüzden, sakın dedim sana, sakın ölme!
Tutunduğum her dal gibi sen de kırılıp
titreyen avuçlarıma düşme!


III. Her Kaçış Kendini Yakalar

İnanılmaz bir kaçış planı yapıyorum şimdi her gece.
Her gece biraz daha derin bir tünel kazıyorum kendi içime!

Fikrim firarda,
kendime doğru derin tüneller kazmaktayım:
elimde yamulmuş bir çay kaşığıyla!

Beş vakit ezan
elli vakit sâlâ okunuyor bugünlerde İstanbul’da!
Her gün elli defa ölüyorum,
elli müezzin ayrı ayrı elli hüzünle okuyor sâlâmı!
Bir Allah’ın kulu da gömmeye yanaşmıyor,
durmadan ölüyor, ölüyor, ölüyorum!
Kendi cesedimi yıkıyor, kendi mezarıma topraklar atıyorum!

İşte tam bu anda sımsıkı yumup gözkapaklarımı,
yuvarlıyorum Akineton tabletlerini içimdeki şeytan yuvalarına!
Ve bir yudum koyu kıvam zemzem gibi

yeşil
e boyuyor kanımı Diazem
Kaçıyorum; uyuşarak unutacağıma,
unutarak var olabileceğime inanarak
haykırıyorum içimdeki ateizmi Tanrı’nın suratına!

Kaçıyorum;
kaynar kazanlarda pişirerek karanlığın karmaşasını
akıtıyorum gözyaşlarımı içimdeki İblis ırmağına!

Boşu boşuna notlar alıyorum takvime:
“Son ağladığım tarih şudur…” diye!
Oysaki bakışlarım durmadan
kan tükürüyor sokaklara gözyaşı yerine!
İçime akıttığım gözyaşlarını
ağlamaktan saymıyor muyum sanki artık?!

Boşu boşuna notlar alıyorum takvime:
“Son ağladığım tarih şudur…” diye!
Kupkuru gözyaşlarıyla dört duvarı
sabahlara dek kemirmiyor mu sanki gözbebeklerim?!

Kaçıyorum;
Toz
u dumana katarak yürüyorum
her gece hayallerimin üzerine;
ve devam mecburiyeti olan bir dersmiş gibi artık intihar!
Elimdeki enjektör değil, bir ihtilal bayrağı sanki:
ve ben daha da hızla tırmanıyorum surların tepesine,
durmadan zehirli oklar yedikçe!

Boşu boşuna Orta Dünya’dan bahsediyorum dört duvara!
Elf’lerden, büyücülerden ve cücelerden!
Anlatıyorum durmadan deliler gibi seviştiğim posterleri!
Namaz kılan küçük kız çocuklarını tekmelediğimi
ve elbette ceplerinden kurbağalar fışkıran serserileri!

Anlattıklarım benim mahsulüm değil çünkü,
kanıma karışan zehir değil mi sanki
beni böyle cesaretli konuşturan?!
Korkuyorum işte, deliler gibi korkuyorum yaşamaktan,
direnmekten, ayakta kalmaktan!

Korktuğum için kesip bileklerimi kör bir jiletle
dört duvara kanımla haykırıyorum sevdiğim kızın adını!
Ben haykırdıkça, bir ırmak olup fışkırıyor avuçlarımdan
kimseye göstermemek için çırpındığım gözyaşları!

Oysa yalnız dört duvar şahit aşkıma;
kanım kuruyor, duvarda pıhtılaşıyor!
Kimse duymuyor! Kimse duymuyor! Kimse duymuyor!
Ufacık bir ırmağa karışmaya çalışan bir okyanus oluyorum!

Sonra başkaları geldi; hep başka yüzlü,
başka gülücüklüydüler ve fakat aynı yalanları ezberlemişlerdi:
“Biz arkadaşız! Biz arkadaşız! Biz arkadaşız!”
Yüzlerindeki gülücükler, yanaklarındaki gamzeler ve
“Sev beni!” diye haykıran bakışlarına rağmen:
“Biz arkadaşız! Biz arkadaşız! Biz arkadaşız!”
Ve acı simültane tercüme edilmeye başlandı
onların bakışlarından benim ürkek çocuk bakışlarıma!

Bildiğim bir dili unutmuş gibi,
karıştırmaya başladım sözcüklerin anlamlarını!
Gün geldi tutamadım artık kendimi;
acı, bir volkan olup püskürdü dudaklarımdan!

Edilen tüm yeminleri
tozlu raflara kaldırıp;
en büyük blöfümü çektim:
“Görüşmeyelim! Görüşmeyelim! Görüşmeyelim!”

Adeta tek başına oturdum Rus ruletine;
dayadım alnıma revolveri ve çektim tetiği!
(
Bu aşk burada biter / ve ben çekip giderim /
Yüreğimde bir çocuk ve cebimde bir revolver
)
Biliyordum olmayacağını; emindim bundan!
Ne kadar sessiz geldiyse,
ne kadar sessiz girdiyse düşlerime o kadar sessiz çekti gitti!
Onu ben gönderdim!
Çekti gitti! Nereye gittiğini bilemedim!
Uzattım ellerimi; yoktu!
Üşüyen ellerim boşluğu tuttu!
Elimi telefona uzattım;
“Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor!”
Aradığımız kişilere ne zaman ulaşılabildi ki!
Biz zaten onları hep ulaşılamadıkları için aradık!

O kızlar kızıla boyadı benim bakışlarımı!
(Akarken kan kızıldır; kırmızı kızılın tırnağı bile olamaz!)
Kan damlıyor artık bakışlarımdan ne zaman onların adını ansam!
“Aşk yok!” diye haykırıyorum sonra! “Aşk yok! Aşk yok!”

Kaçıyorum;
(
Her kaçış kendini yakalar / kaçamadığın şeyler var / şarkılarında… /
Her aşk bir mavi masal; anlatılmayan! [1]
)
Ama kaçmayacağım artık; elbette direneceğim!
Elbette yine şeftali reçelleri yapacağım vişne çekirdeklerinden!
Ve yeniden öğreteceğim tüm düşmanlarıma
artık kimsenin hatırlamadığı lisanımızı!
(Lisanımız biraz Latince, biraz Sanskritçe,
belki biraz Arapça, biraz İbranice…)
Düşmanım; 6 milyar insan!
Çekip kılıcımı yürüyeceğim elbette yel değirmenlerinin üzerine!
Korkusuzca yüzlerine vuracağım pisliklerini:
Psikolojiyse psikoloji, felsefeyse felsefe!

Tek ilmim olacak deliliğim; beni kapattıkları tımarhanelerin
rutubet kokan karanlık koridorlarına asacağım
ilk bomba süsü verilmiş pankartımı:
“Aşk Delilere Mahsustur!”


Yavaş yavaş alışacağım her şeye!
Elbette alışacağım alkol sofralarının ortasına
pimi çekilmiş bir bomba gibi düşen ihanet haberlerine!
(Hani bilir de söyleyemez ya insan;
hani bilir de boynunu eğer ya! İşte öyle!)

Âşık olmanın “anayasal suç” kapsamına alındığı,
âşıkların Interpol tarafından kırmızı bültenle arandığı
ve aşkın seksle kirletildiği bu acımasız günlerde
yasadışı bir örgütte kuracağım elbette!
Tek maddelik bir bildiri de yazacağım:
“Aşk; Delilere Mahsustur!”

Yavaş yavaş alışacağım her şeye!
Saçdiplerimden parmakuçlarıma dek alkole gömülüp
sabahlara dek kanlı gözyaşlarıyla ağlayacağım!
Acı çekmeyi ibadet bilip,
acıların karanlık mağarasına aşkla dalacağım!
Mağaranın içinde bir ateş yakacağım; saçlarımı tutuşturacağım!
(Her aslan ateşe tapar; bunu bilirsin!
Ateşe tapanlar cehennemden korkmaz;
bırak bunu da sana şiirlerim öğretsin!)

Yavaş yavaş alışacağım her şeye!
Elbette alışacağım bitmiş ucuz şarap şişeleriyle
incecik bileklerimi kesmeye!
Yeni şiirler var daha hiç yazılmadık!
Kareli harita – metod defterlerinden hırsla koparılan sayfalar
daha kim bilir kaç şiire tanık olacak?!


Başladığım roman taslakları var:
hep başkahraman olarak kendimi yazdığım!
Ve hep o ulaşamadığım kızlara adadığım…
Ulaşamadığım kızları bana o romanlar getirecek…
Orada seveceğim kızları ben yaratacağım...
Biliyorum beni yazdıklarım kurtaracak;
ıslak avcumda sıkı sıkıya tuttuğum uyuşturucu tabletleri değil!

Boşuna övünüp duruyorum
kafam bir milyonken yazdığım olağanüstü şiirlerle!
Oysa bir yabancıdan çaldım ben o şiirleri;
benim içimde yaşamını sürdüren haşarı bir şairden çaldım!
O şair ki benim çocukluğumun katiliydi!
O şair ki kaleme dokunmak için
ellerimi uyuşturucu haplara itti!
Onun ana adı Akineton baba adı Eroin’di!
Ortaya çıkabilmek için beni ezmesi gerekirdi; ezdi!

Boşuna övünüp duruyorum onunla,
o kocaman bir kanalizasyonu bana gül bahçesi gibi gösterdi!


IV. Yüzleşme

Bilemezsin ne kadar kirlenmiş sokaklar;
sen bunca acı çekmiş olmana rağmen
yine de bilemezsin o sokaklarda
boynunu yere eğerek yürümeyi!
Yürümek zorunda bırakılmayı,
varlığından utanmayı bilemezsin yine de!
(Hani korkardım da koşaradım yürürdüm insanların arasında;
diğerleri gururla süzerken şehvetli kızların kirletilmiş vücutlarını
ben utançla yere eğerdim başımı! İşte öyle! )

Anlayamazsın korkaklığımı;
bilemezsin çünkü ne kadar utandırıldığımı!
Bilemezsin nasıl küfretti suratıma onların pis bakışları!
“Sen zavallısın!” dediler, “Zavallısın! Zavallısın!”
Evet, utanıyorum ben; utanıyorum bedenimden!
Utandırıldım bak, utandırıldım benliğimden!
Bilemezsin, utanmak nedir kendinden,
sürünün en ağır kurallarına uyamamak nedir?!
Evet, utanıyorum ben;
bak, avuçlarıma sığmıyor artık yüzüm!
Nereye kaçabilirim kendimden?!
Söyle nereye kadar saklarım yüzümü?
Kendim olmayı,
var olduğum gibi olmayı nereye kadar erteleyebilirim?
Suçum ne peki?! Ne yaptım ben onlara?!
Neden böyle aşağılayan gözlerle bakıyorlar bana?!
Hayır, sandıkları gibi değil; ben seçmedim bu çirkin bedeni!
Ama güzel bedenler giymek uğruna,
ruhlarını çıkarıp atmayı onlar kendileri seçtiler!
Niye aşağılıyorlar hâlâ beni: aynaya baksalar ya?!
Eksik olan bir şey yok mu o güzel tozpembe tabloda?!
Ruhları yok! Ruhları kayıp gitmiş parmaklarının arasından!

Böyle zamanlarda hep: çekiliyorum kalabalık yalnızlığıma!
Yalnızlığım alay etmiyor benimle,
çirkinliğimi yüzüme vurmuyor bu dört duvar!
Ağlatmıyor beni bomboş odalar;
acıtmıyor canımı, onların acıyan bakışları kadar!

Ben utanıyorum bu sürüden, bu sürü utandırdı beni!
O sürünün tüm üyeleri,
ruhsuzluklarını örtmek için güzel bedenler giymişlerdi!
Evet, ben ruh hastasıydım belki, ama onlar tümden ruhsuzdu!
Hasta bir ruhu, ruhsuzluğa tercih ettim!
Yürüyemiyorum sokaklarda!
Gittikçe daha da ağırlaşıyor istekleri!
Artık bedenimi değiştirmem isteniyor;
bir araba değiştirir gibi, bir kirli çamaşır değiştirir gibi!

Yürüyemiyorum sokaklarda!
Benim için birbirlerine diyorlar ki:
“Acıyarak sindir onu! Hepimiz kovduk onu aramızdan!
O bizden değil, o farklı; onun suratı acınası!
O zavallının teki, sen de acı ona!
Dalga geç; çirkinliğini onun yüzüne kus!
Çünkü o, çoktan hak etti bunu!
Yüzüne bak şunun;
böyle bir yüzü olan biri ne hakla çıkıyor sokaklara?!
Ne hakla selam veriyor bize?
Ne hakla aşktan bahsediyor?!
Acı ona! Acı ki; öğrensin artık töremizi!
Töremiz sevmez çirkinleri! Sen de ez onu!
Yaşayan bir kum torbası o;
seni üzen, kızdıran ve yıpratan ne varsa
hepsi için birer yumruk at ona; o zaman geçer acın!
Onun sevilmeye hakkı yok,
sırada sevilmeyi bekleyen bu kadar çok yakışıklı üyemiz var!
Ancak acımalısın ona!
Acı ki; çık(a)masın artık sokaklara!
Dağlara gitsin : ancak orada arasın arkadaşlarını!
Onun yüzüne ancak dağlardaki hayvanlar bakar!
Acı ona! Bir tekme de sen at!
Umursama, boşver!
Hayalleri varmış onun, saf bir sevgi varmış avuçlarında; bize ne?!
Bize sevgi değil, hayal değil; dış güzellik gerek!
Tabi bir de soytarılar!
Dalga geçip, gönlümüzü eğlendireceğimiz soytarılar!
O da o soytarılardan biri işte;
hadi durma, sen de gül ona kahkahalarla!
Acıyarak gül ve dua et Tanrı’ya;
seni onun gibi çirkin yaratmadığı için!”

Bunları duyunca gidiyorum ben, gidiyorum intiharlarıma!
Zebaniler bile onlar kadar acımasız değil çünkü,
Azrail’in bile bakışları onlarınkiler kadar soğuk değil!

İşte, dışlanmak budur,
aşağılanmak budur ve budur yalnızlığa mahkum edilmek!
Bırak sürü, bu durum sonsuza kadar böyle sürüp gidecek sansın;
ben dağlara çekilir, sabırla kıyamete gün sayarım!

Elbette, Güneş dellenecek,
reddedecek bir sabah vakti erkenden doğmayı;
elbette yutacak Merkür’ü, yutacak Venüs’ü ve Mars’ı!
Ardından büyüyen açlığını yöneltecek Dünya’nın üzerine ve
Dünya ufacık bir kartopu gibi eriyecek Güneş’in midesinde!
İşte, cehennem budur, acı budur
ve budur tüm günahlarla yüzleşmek!

Rol yapmaktan bıktım artık,
suratıma maskeler takmaktan bıktım;
kendim olmak istiyorum!
Bu sürünün üstüme sürdüğü çirkin kokudan sıkıldım;
kendim gibi kokmak istiyorum!

Rahmi Vidinlioğlu | Tozu Dumana Katarak
22.06.2004 - 13.09.2004 / Sakarya




Görüntüleme:26484, Cevaplar:354

İlginizi Çekebilir >
Alt 21-11-2011, 09:10 #2

üⓣⓞⓟⓘⓚ

ÜtopiK


üstad kardeş paylaşım için tşkler





Alt 21-11-2011, 19:24 #3

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Alıntı:
iMpaCt´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
üstad kardeş paylaşım için tşkler
Okuyan gözlerinize sağlık, teşekkürler.




üⓣⓞⓟⓘⓚ Bunu beğendi.

Alt 22-11-2011, 08:54 #4

üⓣⓞⓟⓘⓚ

ÜtopiK














”civarda bana benzer bir hayvan görürseniz hemen vurun!
yoksa sevip evcilleştirmek zorunda kalırsınız…!” k,iskender





Alt 23-11-2011, 04:15 #5

reydana

Foruma Alışıyor


teşekürler emeğine sağlık





Alt 23-11-2011, 17:01 #6

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bal ve kan.


Canımın oldukça sıkkın olduğu bir gecede, alkole değil sana ihtiyaç duyuyorum. Hiç beklemediğim bir anda geldin, hiç beklemediğim bir söz söyledin, hiç beklemediğim hayatımı yine bekler hale getirdin ve hep beklediğim gibi gittin. Bir 'iyi geceler' mesajına akla hayale sığmayan anlamlar yükleyebilirim bu dakikadan sonra. Bu dakikadan sonra, dakikaları tek tek sayarım ve sabah olmaz hiç. Bir günaydını esirgediğinden ötürü, yaşadıklarımızı yaşayacaklarınıza tercih ettiğinden ötürü, şu anda onun kollarında uyuma hayalleri kurduğunu bildiğimden ötürü, bildiklerim yüzünden kendime küfürler ettiğimden ötürü, ötürü'ler birbirini takip edeceğinden ötürü, bu gece sabah olmaz hiç ya da aslında sabah hiç olmadı...

-Gece ölmüyor.

Parmaklarım tırnaklarımı yontuyor, gözlerim terliyor, alnım ağlıyor, ağzım tavana kadar ensemde... Hayat, gözlerimin önünden film şeridi gibi geçiyor demek istediğim bir zamandayım. Ve tam bu anda, ikinizin fotoğraflarına bakıyor olmam, ölüyor olmam, olmam, olmaz...

İlk defa kendi isteğimle sigara içiyorum ve yıllar sonra ilk defa ikimizin yürüdüğü yolları tek başına yürümek istiyorum. Köşe başından sana bakmak, apartmanın kapısından bana baktığını görmek istiyorum. Odanın penceresinin altına geçip elimi uzatsam dokunabileceğim mesafe de olduğunu bilmek istiyorum. Bütün bunları istiyor olduğumu bilmeni istiyor, istiyor, istiyorum... Çok şey istediğimin farkındayım, ama annem hala mucizelere inanmam gerektiğini söylüyor. Annem pollyannacılık oynuyor ve pollyannanın aslında yalancı olduğunu bilmiyor. Ben, gülüyorum.

-İstiyor, istiyor, istiyorum...

Canımın oldukça sıkkın olduğu bir gecede, alkole değil sana ihtiyaç duyuyorum. İkimizin unuttuğu bir aşk bu aşkım. Suçlu ikimiziz, suçsuz ikimiziz, masumuz doğduğumuz gibi ve öldüğümüz gibi kirliyiz. Pişmanlıklarımın fayda etmediğini bildiğim bir noktanın, yanına bir nokta ve bir nokta daha koyduğum noktanın iki adım ötesinden, kendimi aynaya bakarak sonu belli olmayan bir kısa film gibi izliyorum. Bir cümleyim çoğu zaman ve kendimi aynaya bakmadan izleyemem, daha delirmedim. Ama delirmek üzereyim, gelmek üzeresin, sigara bitmek üzere ve görüşmek üzereyiz... Aslında bu şekilde eli kulağında olanlar, sadece bebeklerdir. Kandırmamam gerek kendimi, bebek değilim ve uykum da yok aşkım.

-Marjinal değil, bildiğin arabesk ağlıyorum.

Arkadaş süsü veriyor hayat bunca yıl yaşadığımız şeylerin üzerine, çok çirkin oluyoruz. Bunun farkında değilsin, değiliz, değiller. Aradan aylar geçmesine rağmen birbirimize 'nasılsın' diye soramayacak kadar aciziz aşkım. Aramızda buzlar yok, aramızda duvar yok, aramızda hiç bir şey yok. Ve hataları söyleyemediğimiz için üstümüze geliyor aramızda olmayan şeyler, bunun farkında değilsin, değiliz, değiller. Ama ben biliyorum ki; her şeyin farkına varmak isteyeceğimiz bir zaman gelecek, o an bulunduğumuz yerleri terk edip, terk ettiğimiz ucube ancak bizim için saray olan yerlere geri döneceğiz. Biz aşkım, geri dönüşüm kutusunda bekleyen çöpler gibiyiz. Ben farkındayım ve sen, o'nunla bunun farkında değilsin, değilsiniz, değiller. Ama o an geldiğinde, farkına vardığında her şeyin. Yani deliller değilleri gösterirken; olumsuzum olmaya yelten. Olur mu?

-Bilmem, bilir misin?

Canımın sıkkın olduğunu bilmiyorsun, alkole değil sana ihtiyacım olduğunu bilmiyorsun, fotoğraflarımızı buruşturup ikimizi birlikte yaşlı olarak hayal ettiğimi bilmiyorsun, umursamaz tavrımın altında aslında kıskançlık yattığını bilmiyorsun, kızgınlığımın ve kırgınlığımın bir tek özre bağlı olduğunu bilmiyor, bilmiyor, bilmiyorsun... Bilmediklerini sana bu yazıyla bildirdiğim için özür dilerim. Beni umursama...

Her şey var, hiç bir şey yok aşkım. Soranlara böyle cevap vermek en güzeli bu günlerde, insanlar espri yaptığımı sanıyor. Oysaki her şey sensin ve her şey olmadığı için dünyanın hiç bir şey olduğunu anlamayacak kadar aptal insanlar...

-Bilmiyor, bilmiyor, bilmiyorsun...

Beni özlemene ihtiyacım var.
Beni sevmene ihtiyacım var.
Sigaram bitiyor,
Biliyorum.
Gelmek üzeresin.
Delirmek üzereyim.

-Görüşmek

-üzere

-aşkım...

-23486029346

Ümit Rençber // 02,05




Cαmгyп. ve üⓣⓞⓟⓘⓚ Bunu beğendi.

Alt 26-11-2011, 16:56 #7

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bir düş düştü elimden yere,un ufak oldu. Onlar erdi muradına, biz kerevet bulamadık. Aşkımız iki gözlüklünün öpüşme çabasıydı.Gözlükleri çıkarmak hiç aklımıza gelmedi...

Yılmaz Erdoğan





tutku ve нαℓ-i нαziи Bunu beğendi.

Alt 26-11-2011, 16:57 #8

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için der üç silahşörler. Bense henüz altı yaşındayken top oynamaya çalıştığım çocuk kalabalığının suratına haykırdım yaşam mottomu. Hala da her zaman, her yerde, herkese aynı şeyi söylüyorum. Hepiniz birsiniz ben tekim..

Ali Lidar.





Ŀusηikα.~ Bunu beğendi.

Alt 26-11-2011, 17:01 #9

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Gelsene dedi bana, kalsana dedi bana, sevsene dedi bana.
Gittim, kaldım, sevdim, öldüm.

Nazım Hikmet.






Alt 26-11-2011, 20:17 #10

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Ne çok karanlık sıkışmış içimize.Her ışıkta geçmişten kalan kekik kokulu bir anı,gelecege uzanan altın tüylü kuş kanatları var...

Işıklarda inecek var!


Tarık Tufan




нαℓ-i нαziи Bunu beğendi.

Alt 27-11-2011, 10:52 #11

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar




Müziğin sesini kulak zarımı parçalayacak kadar açtığımda aklıma yine sen geliyorsun..
Kalbimi parçalayıp aşk'a sağırlaştırdığın gibi...




Tugcelik Bunu beğendi.

Alt 28-11-2011, 17:28 #12

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bal ve kan.

Sevmiyordun, sevsen anlardım.Bekledim, keşke beklediğim sana değseydi.Belki de en büyük hatam yazılarının hepsini üstüme alınmamdı.Biliyorum salağım.Hatta gerizekalıyım.
Seviyordum, sevdiğimi anlamadın.Beni seçmedin, keşke seçseydin sana değerdim.Belki de en büyük hatam her gece seni düşünerek uykuya dalmamdı.Biliyorum beni farkedemeyecek kadar salaksın.Hatta gerizekalısın.
Sana şiirler yazdım.Ama benim yazdıklarımı sen onu düşünerek okudun.Ya da hiç okumaya gerek duymadın.Hayallerimi söndürdün.Bende hayallerimden gemi yapıp denize attım.Benim hayallerimin sönmesine inat sen onunla ilgili yeni hayaller kurdun.
Düşündüm seni.Düşündün onu. Biliyorum seni sevecek kadar salaktım.Hatta gerizekalıydım.






Alt 28-11-2011, 17:31 #13

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Seni sev.
Seni özlüy.
Ben,
Aslında,
Sana bir sürü şey söylemek istiyorum ama,
Unutuyorum..
Ve
Kesik kesik anlatıyorum,
Kusura bakma,
Adın,
Ağzımda,
Bıçakken böyle..

Gökhan İnesi






Alt 28-11-2011, 17:43 #14

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bal ve kan.

her seferinde aynı şey, hep başa dönüyoruz, en başına
sonda intihar filmleri, ayrılık senaryoları,
başka insanlar, yeni arayışlar,
Allah bozmasın dilekleri, mutluluk temennileri,
geçmiş olsun, tebrikler,
başınız sağ olsun, dostlar kahrolsun...

başa dönüyorum,evet her şeyin başına
silah dayayıp, yaklaşırsanız belki bir delilik yapacağım diye bağıracağım,
ne yapıyorsun saçmalama diye yankı yapmadan yaklaşın
lütfen, korkmayın,
saçmalamıyorum asıl siz saçmalamayın,
her şeyin düzeleceğine ve geri döneceğine inanmak yerine,
tetiği çektikten sonra ölmeyeceğime
ve iyileşeceğime inanıyorum...

artık
her şey biterken, aşk veda rütbesini takıyor yüreğime
gözlerim doluyor, her hangi bir sokakta,
beni yağmurdan bir kalabalık alkışlıyor ve konuşmaya başlıyorum,
sonra konuşmamaya...

tedavi seanslarımı,
sinema seansları gibi hissettiren bütün uyuşturucu maddelere teşekkür ediyorum....

muhteşem bir sahnedeyim, fonda dalida - el cordobes,
ölüyorum,
sevgililer sevişenler meşgul beni umursamıyor...

bu yara,
senin emanet bıraktığın bu yara,

belki şimdi bir süreyya sineması,
ileride bir gün,
kapandığı için hepimiz üzüleceğiz...

gökhan inesi






Alt 28-11-2011, 17:48 #15

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


sevmedik hiç kimseyi sen de bunun farkındasın,
sen benden önce ben senden sonra...


G.İNESİ





Alt 28-11-2011, 17:52 #16

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bunlar da geçecek şüphesiz, seni unutmama kaç yüzyıl kaldı ki..

Küçük İskender






Alt 30-11-2011, 15:31 #17

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


anlatmak istediklerim sustuklarımdaydı
söylediklerim,sizin anlamak istediklerinizdi..

cenkaskeroğlu





Alt 30-11-2011, 15:32 #18

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatamazsın.
Önce içine atarsın, sonra da susarsın.

Murathan Mungan






Alt 03-12-2011, 12:23 #19

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


Şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum, şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum, yenmiş yemekleri yeniden yiyorum, sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum. Şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum, şimdi açlığımda yeniden acıkıyorum, şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum. Şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umursamazlıkla dolaşıyorum. Tartışmaları biliyorum, duyguları, korkuları, sözcükleri..

Her dili anlıyorum, anlıyor ama kavrayamıyorum.

Tezer Özlü




üⓣⓞⓟⓘⓚ Bunu beğendi.

Alt 03-12-2011, 16:02 #20

Ethereal.

yorgunum ve ağrılar


"... ama sen başkaydın Milena. Hasta bir adamı sevecek kadar hastaydın!"

Franz Kafka / Milena'ya Mektuplar






Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:36 .