#321
Her vedanın ardından kendince haklıdır herkes...
Kendine yediremediğin şeyler olduğu sürece giden de olsan kalan da kaybetmişsin demektir. Aşk bir savaşsa, savaşmışsak birbirimizle kıyasıya ve kırmışsak kalbimizi nefret ve hırsla; ikimiz de malubiyetin doruklarındayız demektir sevgilim... Birbirimizden kurtulduğumuzu düşünmemiz boşuna.
Biliyorum, bu ikimizi de hiç yakışmayan bir sondu...
Sevemeyecek kadar korkak olduğundan gidecek kadar cesurdun.
Hepsi bu...

Ezgin KILIÇ




#322
Lütfen;
Beni fazla hırpalamadan taşı yüreğinde,
Kırılabilirim…

Üzülebilirim…
Ve hatta üzüntüden kahrolup ölebilirim bile.
...
Dudaklarından çıkmayan bütün sözcükler gürültü kirliliği…
Gözlerin olmadan aydınlanmıyor bu dünya,
Hangi günahın faturasını ödetiyorsun bana?
Umudumu kesip,
Mahkum edecek kadar karanlığa…

Seni özledim…
Sorma sakın ne kadar.
Bu tarifi olmayan bir boşluk,
Yaratılmadı henüz böyle büyük bir sonsuzluk…

Güneş hep sıcaktı,
Kar soğuk,
Yağmur ıslak…
Hiç birini değiştiremezdi haddinden çok sevgi.
Senin beni sevmeyeceğin,
Benim seni sevmekten vazgeçmeyeceğim gibi.
Sevmek yetersizdi,
Sevmeyenin sevgisini beklemekse anlamsız ve ahmaklık…
Bencillik belki…
Sevmek bazen, kabuksuz bir yarayı taşımak misali;
Acılı,
Kanlı,
Ve asla iyileşmeyeceğini bile bile,
Yarasından öperek acının geçmesini beklemek gibi…

Şu lanet hayatta senden daha güzel bir bahanem olsaydı eğer;
Senin için yaşamayı bırakıp,
Onun için ölebilirdim…

Kahretsin…
Benim tek ve en güzel nedenim,
Sensin…

Böylesine oturup kalan sadece sensin içime.
Sadece,
Sen/sin içime…

Ezgin KILIÇ










#323
Üzgünüm…
Kızma sakın kaçar gibi birkaç satırın ardına sığınışıma, ve ne olur...

sitem ediyorum da sanma.
Kırılma bana.
Küçücük omuzlarıma birkaç beden ağır geldi; küçük kaldı yüreğim, sığdıramadım yokluğunu.
Yoruldum yalnızca…




#324
Ayrılıkla savaşmadığımı düşünme ne olur!
Direndim.
Karşı koydum ayak bileklerime dolanan gitmelere.
Her gece göğsüme çöken tavana inat nefes alıp verdim sana.
Şizofreni bir sevdaydı zaten seni uzun uzak sevişim,
Duvarlardaki hayalinle sevişmem,
Ve karanlık odada saat tik takını senin ayak sesin zannedip sevinişim..
Uyanışlarım,
Ve kırılan hayallerim…
Sensizliğin eksilttiği sen dahil ne varsa işte benden giden.
Her birine gücümün yettiğince direndim.
Çok sevdim seni, affet!
Olmayışından çok aklıma yenildim…



#325
Kim bilir yine bahar gelir topraklarımıza, yapraklarımız rüzgarla sevişirken yeşeririz belki yeniden.
Kim bilir…
Belki de geç kalınmış bir vedadır bizimki.
Her konuşmaya üzülerek başlamamız bundan değil midir sevgili? Cümlelerimizin yüklemsiz kalması çaresizliğimizden değil mi?
Gözlerimiz sözlerimizden çok susuyor artık.
Uyanırken hangi uykuda unuttuk biriktirdiğimiz düşleri.
Aşka pusarken ayrılığa teslim olduk!
Sustuk, sustuk, sustuk…
Biz en çok susmaktan yorulduk…



#326
Ey geçmişimi uğruna heba ettiğim, geleceğimi ziyan eden sen!
Seni öylesine sevdim, öylesine kimsenin dokunamayacağı derinlerime yücelttim ki hep bu yüzden kaybettim. Bu yüzden sana olan bütün şefkatim, sevgim.
Bu yüzden yoksun yanımda,
Bu yüzden unutmayacağım seni asla.
Yaşarken tutunamadım ellerinle hayata, aynı uykuya göz kapatamadım seninle, aynı sabaha uyanamadım.
Sevgiyle ellerinde olmadı elim bu dünyada, tutamadım.
Yeniden dirildiğimizde kinle, nefretle iki yakandan tutacağım.
Hakkım helal değil sana…




#327
Şimdi başını kaldır ve cevap ver bana.
Bir uçurumun kenarındaysam, düşmemişsem ve hala tutunmaya çalışıyorsam hayata,
Hayallerim kırılmışsa,
Umudum kalmamışsa,
Yıllar öncesinden isim koymuşsak doğmamış bir çocuğa,
Ve sen onu aldırmışsan düşlerimizin rahminden,
Giden sen isen ve öldüren sen,
Şayet evlenmişsen,
Söylesene nasıl, hangi şefkatle okşayacak doğmuş bir çocuğun saçlarını ellerin,
İçimdeki çocuk boynu bükük, “sen” özlemiyle yaşamaya çalışırken?





#328
Üzgünüm dedi, sevemeyeceğini söyledi benim onu sevdiğim gibi. Ağır tecrübeleri olmuş, kalbinde hala iyileşmemiş yaraları varmış ve kırık…
Ağladı bir de, “üzgünüm” diye yineledi.
Omzunu ovaladım, yüzüne gülümsedim. Her şeye rağmen mutlu olma...sını ve hep yanında olduğumu söyledim; o ağladı, ben baktım, baktım…
Vedalaştık, yolumuz tersti birbirimize, her şeyde olduğu gibi.
Sırtımı döndüm, uygun adım ağladım.
Ben ondan da üzgündüm…

Ezgin KILIÇ


İşte tamda bu.








#329
Çok geç kaldık değil mi?
...

Yaralarımız sarılamaz artık, yaralarımız derin ve kabuğunu kırmıyor yaralarımıza gömdüğümüz sevgi.
Terk etmek ya da edilmek hiç sorun değil, kabullenmek ve unutmak asıl mesele.
Bir yerden sonra kabullenmekte kolaylaşıyor kendi içinde kendinle verdiğin savaşın malubiyetini.
Ama unutmak…
Unutmak koca bir yalan, şarkıların ezberlettiği…
Unutulmuyor can özüm, ruhum…
İmkanı yok, ölene dek hatırlaya hatırlaya günde birkaç ölmeye mecburuz…




#330
Yokum artık, yok!
Ve yoksun hala hükmettiğin bu bedenin başkentinde. Yüreğim ıssız, yüreğim yalnız ve karanlık.
Yüreğim, saçma sapan bir ayrılığın burukluğunu yaşıyor hala, ve sen, her hatırlayışta yeniden gebe kalıyor başka bir yalnızlığa.
Yüreğim kırgın, üzgün, mutsuz…
Yüreğin; açık yaralarıma bir tutam tuz,
Burada mevsimler üşütmüyor insanı, hastalıklar hep yalan.
Benim hastalığım yokluğundan; sensizlik üşütüyor böyle, yüreğim bir avuç buz…





#331
Bir gecikmişliğin mektubudur bu sana.
Bir geç kalınmışlığın kalıntıları…
Senden sonra içime batan ne kaldıysa yüreğime hediye,
Hepsi bitmiş bir aşkın kalın tığları…
Batıyor canıma,
Canım cehenneme…
...

Sen…
Yüksek dağların eteklerine kurulmuş o köhne barınak!
Kaç göçebe aşka çatı oldu eteklerin,
Kaç tenden ter yağmurlu geceye sığınak?

Yüzünün en katı katmanı şimdi gülüşün,
Gülme,
Utanıyorum kendimden…
Korkuyorum,
Ve korkmalısın yapabileceğim şeylerden.
Aklına bile gelmeyen şeylerden mesulsün, bilemezsin.
En çokta, benden…

Bir narçiçeği açıyor avuçlarımda, kırmızı…
Avuçlarım yangın yeri,
Kor alev, kırmızı…
Çoktan adını bile unuttum,
Aldıracağım hayallerimden o doğmamış kızımızı!
Acıyor avuçlarım.
Ve açılıyor sonra,
Allah’ım affet…

Bedeninin en yumuşak yerinden öpmek isterdim seni,
Eğer,
Bu kadar derine saklamasaydın kalbini…

Geçmişe verebileceğim bir cevabım yok, üzgünüm.
Üzgün değilsin…
Değilsin, çünkü senin en büyük cevabın benim!
“Sevdi” diyeceksin,
“Hem de çok sevdi,
Bu yüzden gittim…”

Allah’ım;
Beni öldür!
Failim meçhul olacak bu gidişle…

Ben yoklama kağıtlarına kendi adımı,
Üzerinde uyuduğum sıralara senin adını yazıyordum.
İkimizin adının yan yana olduğu tek yer,
Aynı otobüse aldığımız o çift kişilik tek biletti…
Sen gelmezdin,
“yok” diye geçerdi adın aşkta.
Ben göğsümü gösterip işaret parmağımla,
“burada” derdim…


Acıydı,
Tahammülsüz…
Katlanacak gücüm yoktu, üzgündüm ve güçsüz.
Tam da burada,
Sağ omuzum bir karış solunda kopuyordu kıyamet sansürsüz.
Bir darağacı aklımda,
Karıncalar gezinirken alnımda.
Yalnızlık volta atarken,
Çıplakken sen sıcak bir banyodan sonra anadan doğma,
Sobeyken sağım solum aşka,
Saklanamıyorken körebe…
Çürümez denmiyordu…

Sen bana karışıyordun,
Ben de sana…
Öptükçe cinsiyetlerimizi değiştirir gibi inliyordu dudaklarımız.
Ben, “kadınım” diyordum,
Sen, “erkeğim”…

Hala melekler kadar temiz ve güzelsin, aldım intikamını kendimden.
Sen kanadın diye,
Ben de kestim o gece bileklerimi…

Ezgin KILIÇ










#332
Gittin…
Yanaştığı iskeleden kalkan tek vapur, istasyondan ayrılan son tren gibi…
Teni terk eden ruh gibi gittin…
Herkes gibi,
Okşadığı gözü terk eden yaş gibi gittin…
Sen gittin,
...
Ben mezarındaki ölü kadar soğukkanlıyım, bekliyorum hala…
Biliyorum dönmeyeceksin; ama olsun, bekleyeceğim…





#333
Yalnızca onun mutlu olması yetiyorsa sana, saçlarında dolaşan parmaklar sana ait değilse, öptüğün dudaklar şimdi başka dişlerde kanıyorsa ve onun biriyle mutlu olduğunu görmek gülümsetiyorsa hala yüzünü;
Kandırma kendini, o sevgili değildi…
Çünkü sevgili olmak;
Onun mutluluk nedeni senin yerini alan biriyse şayet, bunu hazmedememektir.
Kabullenememektir işte senin dokunduğun yüzü başka avuçların sevmesini, sana bakan gözlerin başkasının koynunda kapanmasını kaldıramamaktır sevgili olmak.
Gitmemişse bile,
Sanki gidecekmiş gibi korkmaktır,
Acımak,
Yarasız kanamaktır sevmek…




#334
Dürüst olalım, ne olur.
Senden daha iyilerine layık olduğum falan koca bir palavraydı. Benimse bu güçlü tavrım, umursamazlığım ve gülümseyen yüzüm hepsi yalan…
Ne sen dünyanın en iyilerine layık olan birini bırakacak kadar aptalsın, ne de ben hüznümle seni döndürmeye çalışacak kadar aciz…
Hepsi geçecek, biraz uyumalıyız sadece…
Mutlu düşler…

Ezgin KILIÇ



#335
KαLαвαLıĸLαşαи YαLиızLıĸ .

Üzülme ve üzme güzel yanlarını..
Yıkılma, dik kal.
İyiki Rabbimin inşirahı var..
Unutma zorluk varsa,
önünde ve ardında kolaylık var.. "


#336
Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme.
Zira bu işin baharı var..

Muhammed İkbal


#337
Bazen arasında bir çekim olmayan yıldızlar kadar yalnız hissedersin
kendini ve her an bir yerlere çarpıp parçalanmaya elverişli…
Yalnız olduğunu sandığın zamanlarda o hep aklındadır çünkü.
Ve anlarsın ki,
Aklında olan şeylerin yanında olmamasıdır yalnızlık…
İşte tam da böyleyim…
Yokluğunu hissediyorum…
...

Ellerine uzanamayan parmak uçlarımı ısırıyorum. Kanıyor tırnak
aralarım, canım yanıyor… Et tırnaktan ayrılmıyor can özüm, kanıyor
da yine ayrılmıyor. Yoksa ben miyim yalnızca kanayan, ağlayan,
kırılan? Bir tırnak kadar katı ve kemikleşti mi yüreğin? Sahiden hiç
mi özlemedin ya da bir an olsun aklına bile mi gelmedim?
Sensizim sevgilim… Sensiz ve umutsuzum…
Adı yaşamaksa bu esaretin, ben ihtiyaçtan nefes alıyorum…



#338
Tadını hiç bilmediğim bir çift dudağın arasında sıkışmış bir kelimeye
bağlı ömrüm “gel”.
Ayrılığa davet olmaz aşkta, bırakacaksan eğer tutma elimi. Yeterince
cehennemim ben, haddinden fazla lav akıtıyorum gözlerimden,
gözyaşlarım yanağımı yakıyor, yüreğim yangın yeri… Acım acıtmıyorsa
canını, kırılmışlığım batmıyorsa göğsüne; git ulan aklımdan,
uykularımda işin ne?
Anla ki bana haram bir aşkı çıkarmaya çalışıyorum gırtlağımdan,
boğazıma oturma! Üzgünüm, mutsuzum, kahrolmuşum sana ne?
Gel diyen dilim kal olsun, git Allah aşkına…
Kapısı örümcek ağıyla kapalı bir ibadethanenin yalnızlığı benimki,
sen inanma…



#339
Aynı yolda yürümüyoruz artık seninle, aynı hayali başka öznelerle yaşıyoruz.
Ve biz başka şehrin sabahında, her sabah yanı başımızda belki de hiç tanımadığımız bir bedene sarılarak uyanıyoruz.
İrkiliyoruz sonra, sarılarak üşümenin tadı yakıyor canımızı.
Ama unutma, alışmaya da mecburuz.
Öldüm demeyle ölemiyoruz yaralandıkça; her şeye rağmen yaşıyoruz,
aldığımız bütün yaralarımızla...



#340
KαLαвαLıĸLαşαи YαLиızLıĸ .

Şimdi artık ne anılar var ve ne de göz yaşları.

Şimdi artık anılar da yok göz yaşları da.
Demek ki sen hiç yoktun ve hiç de var olmadın.

Ben hikayemde bu kısmı görmemiştim. ben hikayenin bu kısmını daha evvel seyretmemiştim. bu bölüm bana ne kadar yabancı. anılar da yok göz yaşları da. hiç yaşanmamış anıları yaratarak arkasından sürüklenen de ben değilim. oysa fazla değil, bir kaç saniye evveline; gözlerini gözlerime dikerek öyle boş, öyle umarsız, öyle yabancı ve öyle acımasız bakmazdan evvel sen, yeter artık, demezden evvel sen, zannediyordum ki her şey yerli yerinde. bu kısmı daha evvel görmemiştim. demek ki sen yoksun. demek ki sen hiç var olmadın. bunu neden şimdi farkediyorum? tersinden mi yakalıyorum bütün tekamülatı? bu defa mesele kendi varlığını filan değil, senin varlığın. tamamını vehmettiğim senin varlığın. demek ki sen yoksun. hatta hatta, evet, sen galiba hiç var olmadın. ne garip ve anlamak ne kadar zor.

Oysa bir kaç saniye evveline kadar zannediyordum ki, bütün o karanlık ve rutubetli koridorların sonunda sen varsın.




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:30 .