#41
Sevme beni.
Beni seversen ben de seni severim. Ben severim üzülürüz ikimizde.
Beni değiştirmeye çalışma artık. Ben buyum gördün. Yaşadın beni. Tüm zorluklarımı çektin.
Sevme artık. Seni sevebilecek birilerini bul. Üzme onu onun da seni üzmesine izin verme.
Benim kadar sevenini arama ama. Bulamazsın olmayacak hiç.
Seni kimse beni kadar sevemeyecek.
Ama ben de sevmeyeceğim artık üzgünüm. Seni seversem üzülürsün. Artık üzülme.
Aptal olma sevme beni .



#42
Yanılmış şeyler silsilesi.

"Bundan sonrası "kurşun"...

Yazdıkça kalınlaşıyor Ucu ihanetin... Köreldikçe sivriltiyorum ucunu Sokuyorum sevdanın gözüne gözüne...

Kimsenin ölmeyeceğini bilsem

---Bir damla mürekkepte-- boğardım sevdayı..."


#43
Yanılmış şeyler silsilesi.

"Kulağımda ki ses yormadan ve durmadan söylüyor;
“Gücün var mı sahiden; derin sularda inci tanesi aramaya?”
Cevap veriyorum;

“Evet, O varsa gücümde var…”"


#44
Yanılmış şeyler silsilesi.

"Fırtınaya sarılırken gölgemi kundakladım hain bakışlarla,
Göğsümdeki yangın enkazına yüreklendim.


Dürülürken kalbin defteri çiz siyah mürekkeple ruhumun üstünü..
Hayatın başkaldırışına inat ben aşkın bedelini ölümle ödedim.
Şimdi hangi hayat öldürebilir ki içimizi ¿

/...Ey aşk! Esirge ve bağışla…/"



#45
“Attila İlhan için kendine başka başka kadınların ağzından mektuplar yazıp, yolladığı söyleniyordu.
Ben de her gece saat 2’de (Bunun icin evden 11de cikmam gerekiyor) sevdiğim kadının kapısına gidip paspasının altına mektuplar koyuyorum. Benim olduğumu biliyor tabii ki. Bazen telefonda konustuğumuz bile oluyor. Sevgilisinin soylediği şeylerden dert yanıyor biraz. Sen bana boyle bi şey der miydin diye soruyor mesela. Bir de beni seviyor. Sadece beni gorunce kalbi çarpıyormus. O işte.

Her gece 2’de paspasının altına mektup koyup eğer bir hediyem varsa da boyuna göre, gizleyebileceğim bir yer buluyorum, koyuyorum ve bir mesaj atıyorum; paspasın altına bak, sevgiyle ve daima, senin. Diye.

Gitmeden önce de uyuduğunu bildiğim halde (topraklı ve sahile doğru yuvarlanma riskim olsa da) yerden odasina bakıp vaktinde benim hediye ettiğim perdelerin arkasından, sanki uyurken beni görebilecekmiş gibi izliyorum onu ve el sallayıp ayrılıyorum. Şimdi de ıslanmama rağmen bunu yaptığım için öyle mutluyum ki, yürüyecegim 1 saati aşkın yol gözümde hiç bir şey değil. Islanmak da. Sadece hasta olmayayım ki her gece bunu devam ettirebileyim diye düşünüyorum. Sabah saat 7.30’a kadar açık bir çorbacıda oturuyorum ve o geldiğinde birlikte minibüse biniyoruz. Hep soruyor; omzunda uyuyabilir miyim diye. Gözlerimi hafifçe kapıyor, tabii diyorum. Dünyanin en guvenli yeri burası, uyu…

Koluma giriyor, parmak uçlarıyla ellerimi okşuyor ve uyuyakalıyor. Sonra ben ondan bir durak önce iniyorum vedalaşıp, o da bir durak sonra. Çünkü sevgilisi görürse sıkıntı yaşar ve üzülür…

Bazen korkuyorum, sevgilisi görür de bir daha asla görüşmeyeceksin yoksa beni yok say derse, onu seçer diye…

Yağmur iyice arttı ve ben bir otobüs durağına sığındım yazabilmek için bunu…

Hoşçakalın.”

Anonim


#46


Herkes gibi sende gidemezsin, bırakamazsın beni.


#47
B pozitif kan bankasıydım sana.
Seninse sıfırdı(0) kan grubun,
Tek farkımız buydu işte ;
“Sadece” sen herkese veriyordun.

Ezgin Kılıç / Kalbimin Kiracısı


#48
Nasıl dönülmez bir ayrılığa kapattın gözlerini
Uyan !
Cehennemi kıskandırası ateşler yaktın göğsüne
Yan !
Benden değil artık aynada gördüğünden
Utan !
Sen ne enkazlardan kurtuldun yüreğim
Dayan!

Ezgin KILIÇ



#49
Bir duble rakı koy bana ben saçlarınla oynayayım
Meze falan istemem sadece konuş benimle
Ne anlatırsan anlat yeter ki eksilmesin
Kulaklarımdan sesin bak her şeyim buna bağlı
Ne hükmü var mesafenin, iste sen ben hallederim
İste sen masallardaki ejderhaları bile döverim
Bir kendime yetmez gücüm başka her şeye yeter
Sen iste gerekirse kendimden de vazgeçerim
İnsanlar ne tuhaf hepsinde ayrı kaygı
Umrunda değiliz kimsenin allah aşkına gör artık
Bir sen varsın işte bir ben bir de senin gülüşün
Gülüşün diyorum gülüm, bak tam burda ağlıyorum
Valla bak ağlıyorum senin haberin bile yok
Kimselerin haberi yok diyorum ya hepsi tuhaf
Tuhaf yer bura bu dünya bilmem ki nasıl anlatsam
Ah bilmiyorum gülüm ben hiçbir şey bilmiyorum
Tek seni seviyorum ben başka bir şey bilmiyorum..

Ali Lidar.


#50
Mütevazı hakikatlerin peşindeydim o gece. Bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmek istemiyordum. Ufak ama kritik bir görev bekliyordum. Ajan olmak isteyen bir çocuk gibi. Bütün gün soğukta gezmiştim, duygularım donsun diye. Küçük dersler almak istiyordum. Tepeden bakmayan insanların vereceği mütevazı dersler. Çevir aç kapağı kim icat etmiştir? Hawaii’de yaşayan etobur tırtıllar nasıl beslenirler? Bla bla bla.

Yaşadıklarıma bir hikâyeymiş gibi bakmak istiyordum ayrıca. Kendi yaşamıma bir hikâye gibi bakarsam geriye dönüp düzeltme şansım olacaktı sanki.

Sonra o gelmişti biraz mahcup ve çok güzel. Yanıma oturup susmuştu. Öfke olarak sessizlikler görmüştüm. Anlayış ifadesi olarak sessizlikler. Kabulleniş olarak sessizlikler. Pişmanlık olarak sessizlikler. Hayranlık olarak sessizlikler. Ama onun sessizliğini çözememiştim.

“Bütün gün yaşadıklarımı bir ajan raporu gibi yazdım,” demişti ilk olarak. Sonra da bir kâğıt uzatmıştı. Kâğıtta şöyle yazıyordu: “24 tane sigara içti. 6 şişe bira. Radyo dinledi. 8 sefer iç çekti. Gizlice ağladı, 12 miligram.”

Sabaha kadar konuşmuştuk orada. Çok zarif sorunları vardı. Bilekliğinin kapatma yeri sıkışmıştı. “Bazen konuşurken birbirimize dokunuyormuşuz gibi hissediyorum,” demişti bir ara. “Sanki konuşmuyoruz da sarılıyoruz

Sonra bir daha görüşmedik. Birbirimize o tarz sorular sormamıştık çünkü. Bambaşka bir kafaydı o. Herkes birbirini götürmeye çalışırken çalan şarkıları dinleyen sadece bizdik.

İlk başta tam olarak hissedemediğimiz kırılma anları var. Zamanla harap edici duygulara dönüşüyorlar. Yaralanmanın sıcaklığıyla ilk anda hissedilmeyen kurşunlar gibi. Böyle durumlarda “biraz zaman” her şeyi daha da beter ediyor. Bizi yere seren büyük sorunlar olmuyor hiçbir zaman. Bizi yere seren evdeki şekerin bitmesi oluyor, kaybolmuş bir kitap oluyor, kesilen elektrik oluyor. İkimiz de yere serilmiştik o gece. Öyle bir kafaydı işte.

Şimdi tepelerden aşağı bakıyorum. Kara yılanlar gibi kıvrılıp giden asfalt yollara. Kayaların arasında, balkondan sarkan çocuklar gibi boşluğa uzanan ağaçlara. Sanki köklerinden kurtulup havaya karışmak istiyorlar.

Bazen yine oturuyorum aynı yerde. O geceki tadı yok tabii. Kelimelerin gelip benimle konuşmasını bekliyorum. Onlar da gelmiyorlar. Bazen bir iki fısıltı duyuyorum, o kadar.

“Aslında o kadar da önemli biri olmadığımızı anladığımızda neden üzülüyoruz ki?” diye sormuştu o gece. “Bunun temel bir aydınlanma anı olması gerekmez mi? Hepimizi önemli insanlar olduğumuza inandırdılar. Sonra da çekip gittiler.”

Sonra da gitmişti. Evet. Önemsiz insanlar olduğumuzu hatırlamaya yeniden ihtiyacımız var.
- Emrah Serbes.


#51
“Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında,
cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden…
Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde,
bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor.
O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız,
ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? -
anlatsam mı, anlatmasam mı?- kararsızlığımız, -bu sevgi beni acıtır mı?- kuşkularımız…
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır.
Tek yapmamız gereken; sevginin bize vadettiklerine güvenmeyi sürdürmek,
ama kime ikinci defa güveneceğimizi de iyi seçmek.”

Gabriel Garcia Marquez - Yüzyıllık Yalnızlık


#52
Yanılmış şeyler silsilesi.

-di li geçmiş zaman.


#53
“Eski sevgiliye dönmek, ev tişortüyle dışarıya çıkmak gibi.
Rahat, bildik ama özel değil.
Hep bir huzursuzluk keşke giymeseydim hissi.”

Pucca


#54
İçimizde bin tane (p)iç sancıyla dolanip duruyoruz
işte dünya denilen tımarhanede


» irem kurt


#55
“Canım sıkılınca bir sigara yakıyorum.
İçince öksürüyorum, öksürünce tükürüyorum, tükürünce damağım kuruyor, hemen şarap içiyorum,
fakat bütün bunların bende bir alışkanlık yapmasından korkuyorum.
Bu düşünce bende efkar yapıyor, hemen bir sigara yakıyorum,
her efkarlandığımda sigara yakmanın bende bir alışkanlık olmasından korkuyorum.
Ben canım sıkılınca sigara içiyorum ve yıllardır çok acayip sıkılıyor canım.”


#56

Kimseyi suçlama.
Suçlanacak biri varsa o da sensin.
Sonuçta o sana küçük bir umut verdi, sen ise ona her şeyini verdin.


#57
Sonra sen kendi yolunu çizdin.
Benim ilkokulda resmim zayıftı, pek bir şey çizemedim.

Ah Muhsin Ünlü.


#58
“Unutma ki; Birlikte olduğun insanın geçmişini kurcalamak,
onunla kurmayı düşündüğün geleceği yok etmekten başka bir şeye yaramaz.”


#59
Yanılmış şeyler silsilesi.


#60
Yanılmış şeyler silsilesi.

Bugüne kadar okuduğum en güzel şeylerden birisin sen.*




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:59 .