#101
"Sarıl bana. Söz veriyorum, kimsenin sana dokunmasına izin vermeyeceğim.
Söz veriyorum, kendimi başka hiç bi yerde güvende hissetmeyeceğim.”



#102

Gitsen de ola ki bir gün, aklın kalacaksa geride bıraktıklarında
alman gereken yol somut değil soyut olmalı
içten içe gitmelisin
kendi içinde ilerlemelisin
ya da geriye doğru
geriye geriye gidip
vaktinde düğüm atarak sağlamlaştırdığın bağları gevşetip
sonra bakmalısın yoluna
o bağlar o kadar sıkıyken
sıkıysa
git!




#103


Sarma saran teyzeme, can eriğe, beyaz leblebiye!
Veysellere, aşıklara, asaflara, sahaflara.
Velilere, Orhanlara.
Gözleri dolduranlara!
İnce kıyıp salataya, ince uzun Galataya!
İki t'li Attila'ya tek s'li Süreya'ya.
kavun'a kebeba, Kordon boyuna!

Sefalar getirdiniz, sefa geldiniz dostlar.


#104
Benim adım Kinyas. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor... Ateşle oynarım. Yeterince benzin ve karşımda oturan adamın ceketinin iç cebindeki çakmakla dünyayı yakabilirim. Benim adım Neron. Geceleri çaldığım arabalarla gezerim. Tokyo'da doğdum. İki zenciye üç gram kokain karşılığında bileklerimi kestirdim. Sabah uyandığımda okyanus beni yıkadı. Benim adım Steve Mcqueen. Bütün bildiklerimi kusarak hayatta kalıyorum. David Bowie'yi rüyamda gördüm. Sabah bir gözüm yoktu. Benim adım Kaygusuz Abdal. Tanrıdan vazgeçtim. Ölmekten vazgeçtim. Çünkü ölürsem ve yukarda beni ödül ve ceza sisteminin bekçileri bekliyorsa çok büyük kavgalar etmem gerekecekti. Ölmek istemiyorum çünkü tanrıyı da öldürürüm diye korkuyorum. Ve böyle bir vefata benden başka kimse dayanamaz. Hayatımı diktiler. Oysa ben yırtmak için çok uğraşmıştım. Benim adım Deacn Moriarty. 140'ı geçince direksiyonun üstüne yattım. Beş bin film seyrettim. Her şeyin farkına vardım. Farkına varılacak bir şey kalmayınca sıradaki hayat gelsin dedim. Ne gelen var ne de giden sadece kinyas ve ben... Kendimi tanıyamadım. Zamanım olmadı. Binlerce dilim pizza yedim. Pepperonili ve siyah zeytinli. Benim adım Houdini, ayak basmadığım yer kalmadı. Kalan varsa onları da amuda kalkar geçerim! Şiir yazdım. Tam üç tane. Birini rendeleyip makarna sosuma kattım. Diğerini yakıp küllerini kum saatine koydum. Zaman kazandım böylece. Sonuncusunu ise şimdi yazdım. İşte geliyor:

Sözlerimin sonunu duymadığın zaman.
Cümlelerimin sonunu duymadığın zaman.
Değiştiriyorum son kelimelerimi.
Değiştiriyorum sonumu.


#105
Bir Türkü Barda tanıdım Mehmet’i ben. Onu tanıdığım Türkü Barın da sahibiymiş.
Bir hafta sonu öğretmen arkadaşların ısrarıyla eğlenmeye gitmiştik.
İçimizden birinin de samimi arkadaşıymış Mehmet.
Eskilerdenmiş, eski hızlı solculardan.
Gecenin ilerleyen saatlerinde öyle yanımıza geldi.
Tanışma faslından sonra masamıza oturdu.
İlk başta kaba saba ayının biri gibi geldi bana pek ilgilenmedim
onunla a
ma bütün gece gözlerini bana dikmiş bakışlarıyla yiyordu beni sanki.
Ve sonra göz göze gelince de bakışlarını kaçırıyordu benden.
Uzun bir saat sürdü böyle. Bazen inadına gözlerimi ona dikiyordum.
Bakışlarını benden kaçırmak için gösterdiği o tuhaf çabayı görmek için. Neyse o tuhaf oyun sürerken içkiler su gibi akıyordu.
Hepimiz dut gibi sarhoş olmuştuk. Böyle en çok da ben.
Önüme ne konsa içiyordum böyle ayakta duracak hâlim kalmamıştı.
İçtikçe sürekli çişim geliyordu.
Böyle tuvalete gitmek için masadan kalktığım anlarda
bir iki kere bunun üzerine düşer gibi oldum.
Kıpkırmızı olup beni tutmaya çalışarak düşmemi engelliyordu.
İçimden ayı bilerek üstüne düştüğümü sanıyor diyordum.
Ve doğruydum herhalde çünkü artık bakışları pervazsız bir hâle geldi.
Beni soymuyor bakışlarıyla yiyordu, düzüyordu sanki.
Neyse, ne kadar oturduk bilmiyorum. Artık iyice sarhoş olmuştum.
Böyle ayakta duracak halim kalmamıştı
ama ancak oturmayı becerebiliyordum. Böyle saat iyice ilerledi.
Bir türkü geldi aklıma. Sözlerini de melodisini de tam çıkaramıyorum,
mırıldanıp duruyorum türküyü. Neyse, bu saat iyice ilerledi müşteriler gitti.
Bizim grup iyice sarhoş oldu.
Böyle küçük kavgalar, kıskançlıklar çıktı ama bu hepsini ayırıp barıştırdı.
Kimse bize gidin de diyemiyor. Patron masada ya.
Neyse, ben hâla o türküyü mırıldanıp duruyorum.
Sonra bir an böyle sen ne mırıldanıyorsun dedi. Türkü dedim.
Sözlerini de melodisini de çıkaramıyorum. Biraz mırıldan dedi, mırıldandım. İçeriden garsonlardan birine seslendi. Garson bunun yanına koşarak geldi.
Çocuğun kulağına eğildi bir şeyler söyledi.
Koşarak gidip sahneden bağlamayı getirdi buna.
İçimden, ayı hâla hava atıyor diye geçirirken
benim o mırıldandığım türküyü çalmaya başladı.
Bak sen ayı bağlama da çalabiliyormuş dedim.
Neyse, ardından türküyü de söylemeye başladı.
O türküyü söylemeye başlar başlamaz onun sesini duyar duymaz
bir an da başka bir zamana geçtim. Böyle büyülendim.
Bütün gece hatırlamaya çalıştığım türküyü o kadar güzel söylüyordu ki.
Masadaki herkes ağlamaya başladı, ben dahil.
O kadar güzel türkü söyleyip o kadar güzel bağlama çalan bir adam
çok iyi biri diye düşündüm ve o an içimden bu adam benim olmalı dedim.
Ben de onun. Öyle de oldu. Biz o gece birlikte olduk. Ertesi gün çekti gitti.
Bir gecede aşık olmuştum ona. Kendimi kaptırmıştım.
Böyle yiyemiyor, içemiyor böyle kendimi derslere veremiyordum.
İstanbul sokaklarında ruh gibi dolaşıyordum.
Ama ortalarda yoktu, aramıyordu da.
Neyse bir gece böyle delirip onla tanıştığım Türkü Bara gittim.
Yoktu. Çalışanlara sordum ama bana nerede olduğunu söylemiyorlardı.
Böyle delirecek gibiydim. Bütün aklım onunla doluydu.
Kendimi unutmuştum. Böyle ailemi, işimi…
Nedensiz ağlama krizlerine giriyordum. Böyle işte otobüste, okulda.
Bir gün okuldan çıkmış eve gidiyorum böyle vazgeçtim.
Sokaklarda amaçsız dolaşmaya başladım.
Çünkü eve girdiğim zaman yalnızlıktan onu daha çok düşünüp daha kötü oluyordum.
Ne kadar dolaştım bilmiyorum.
Mağaza vitrinlerine, sinema afişlerine baka baka uzun bir zaman geçirdim.
En son uyuma vakti geldi diye eve döndüğümde onu kapıda beni bekler buldum.
Delirdim, vurdum ona. Öptüm, yeniden vurdum ona, yeniden öptüm. Ağladım, güldüm…
Onunla hayatımın en güzel bir haftasını geçirdim.
Ama bir hafta sonra yeniden gitti. Artık delirecek gibiydim.
Öküzler gibi bağıra bağıra ağladım. İçim çürüyordu.
Böyle organlarım büzüşüyordu.
Yok dedim bu böyle olmayacak, unutmam lazım bunu dedim.
Terapistlere gittim unutamadım. Başka erkeklerle flört ettim unutamadım.
Böyle her gece sarhoş oldum unutamadım. Unutamadım.
En son izimi kaybettirmek için işte geri döndüğünde beni bir daha bulamasın diye bu mahalleye taşındım.
Unuturum dedim, unutur gibi oldum ama yeniden çıktı karşıma.
Ben onu ne kadar çok sevdiğimi yeniden anladım. Ve o yeniden gitti.
Neden gidiyor bilmiyorum.
Onu tanıdığımı sanıyorum sonra hiç tanımadığıma karar veriyorum.
Bu sefer onu çözdüm diyorum
sonra bir bakıyorum ona ben hiç yaklaşamamışım bile. Bunu fark ediyorum.
Ve her gittiğinde deliriyorum. Ve bulamıyorum onu.
Ve merak ediyorum. Ve özlüyorum… Ama bu kez unutacağım onu.
Geldiğinde kapıyı açmayacağım ona. Ona kucağımı açmayacağım.
Onu yatağıma almayacağım. Dokunmayacağım ona.
Koklamayacağım, onu öpmeyeceğim. Ve unutacağım onu. Unutacağım.





#106
Herkesin;
Bir umudu vardır,
Bir savaşı,
Bir kaybedişi,
Bir acısı,
Bir yalnızlığı,
Bir hüznü…
Çünkü,
Herkesin bir gideni vardır.
İçinden bir türlü uğurlayamadığı.

- Fatih PALA.


#107
Hiç sevdiğiniz birinin bir daha dönmemek üzere çıkıp gidişini izlediniz mi? O sabah da herhangi bir sabah gibidir. Gene kahvaltısını atlamış, aç karnına sigara içmiştir. Sinirlidir, sabahları hep olduğu gibi. Atkısını evde unutmuştur. Sanki o gün daha mı tedirgindi, yoksa sonradan düşündüğünüzde, o sabahı binlerce kez belleğinizde kurguladığınızda size mi öyle gelmişti. Bilseydiniz…Gelişi güzel bir veda yerine onu bir kez daha kucaklardınız. Kucaklar, bırakmazdınız. Dünyanın tüm bağlarıyla bağlardınız onu, tüm bağları, vaatleri, yeminleriyle. Sırf o kapıdan çıkıp gitmesin diye dünyayı durduramanız gerekse durdururdunuz. Bilseydiniz.

- Aslı Erdoğan


#108
"Seni anlıyorum demek büyük bir yalandır. Kocaman bir yalan.
Kimse kimseyi anlayamaz ve tanıyamaz dünyada."

(Kinyas ve Kayra)


#109
Yanılmış şeyler silsilesi.


#110
Faşizm uygulanacaksa, ben daha amansız bir faşizm uygularım kendime.
Yeter ki özgürlüğüm alınmasın da ben armağan edeyim.

Tomris Uyar.



#111
Yanılmış şeyler silsilesi.


#112
Yanılmış şeyler silsilesi.


#113
Güz mü yanlış rengiyle?
Kışlar mı yaşam aralığı kadına?
Kutlandık ezgisi böyle uzak,
Yalnızlık, yalnızlık bitimsiz.
Gece: ipek dokusu çözüldüğünde
Ellerim: eksik cennetim benim.

* Nilgün Marmara.



#114
İçimi dökersem çok kalabalık olur buralar.


#115
Ben Kayra. yaşayan en karmaşık ruhum.
Ülkemin ulusal marşındaki gibi ''hangi bilim, hangi güç beni çözecekmiş şaşarım'' Ruhumdaki düğümler fazlasıyla sıkı, kimsenin onları çözecek kadar ince tırnakları yok! Bense çoktan vazgeçtim tırnaklarımı uzatmaktan. Kendimi bilmeyi bıraktım.
Yanıtı olmayan bir soru olarak geldim dünyaya. Ve sorusu olmayan bi yanıt gibi de gidiyorum.


#116
”Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire: ‘Buraya kadar!’ dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, ‘daha önce haber vermiştik’ derler. ‘Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. ‘Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik’.

-Oğuz Atay


#117
Bir taş at.
Bir taş daha at.
Bir şiir ateşle.
Bir yumruk yükselt.
Sesini yükselt.
Bir çocuk yetiştir.
Bir maske tak.
Duvara bir slogan yaz.
Şehitleri an.
Bir hayal kur.
Bir barikat kur.
Tarihine sahip çık.
Sokaklara sahip çık.
Bir slogan at.
Bir kurşun at.
Bir tohum ek.
Bir ateş yak.
Bir cam kır.
Terle.
Sahte belge düzenle.
Bir bildiri bastır.
Bir kanun kaçağını barındır.
Bir yara sar.
Bir dosta sevgi göster.
Silahını temizle.
Hakikati söyle.
Bir miting düzenle.
Arkanı kolla.
Gökyüzüne bak.
İz bırakma.
İşçilerden öğren.
Bir yoldaşa öğret.
Bir hücreyi ziyaret et.
Bir savaş esirini kurtar.
FBI’ın gizli dosyalarını çal.
Kendi kalbini çal.
Parolayı aklında tut.
Bir aynasızı silahsızlandır.
Bir füzeyi çalışmaz hale getir.
Bir fıkra anlat.
Bir plan yap.
Bir ümit ışığı gör.
İsmini değiştir.
Bir teoriyi deneme et.
Bir dogmaya meydan oku.
Korkunu kullan.
Bir damla gözyaşı akıt.
Haritayı incele.
Hainlerle hesaplaş.
Ağırlığını hakkıyla taşı.
Biraz daha ağırlık kazan.
Sevmek için mücadele et.
Sevdiğini bir daha söyle.
Sınırı Aş


#118
"Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var.
Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizinle olsun."

Tezer Özlü


#119
“En sevdiğim mevsime geldik;
yapraklar sararacak, gök gürültülü yağmurlar yağacak.
Sonbahar, hüzündür. Hüzün ise, ben demektir.”

Özdemir Asaf


#120
"Yanımda yürüyordun Milena, düşünsene, yanımda yürümüştün."

Franz Kafka - Milena’ya Mektuplar





Konuyu Toplam 3 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 3 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:33 .