Ali Munzur - İbrahim Sadri

#1
ALİ MUNZUR

Açıldı ömrümün haritası
Bir omzu düşük ağır delikanlı
Ey Ali Munzur ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
Ey Ali Munzur ey dağların kartalı

Benim ömrümde bir kırlangıç ağıdı vardır bildiğim
Benim ömrümde tel örgüler kuşluk ayazında
Kör karanlık yağlı kurşun
Birde yanık türküsü anamın
Her biri bir başka seherinde güz dönümümün
Vurup gitmiştir sessizce oğulları
Şu gurbet denen şu belalı buğ yılanı şu bilinmez sefere

Benim ömrümde bir ırmak vardır
Durup önünde taş yüzdürdüğümüz ak köpüklerinde
Sesine sesimizi kattığımız
Ve anamızın patiskadan biçtiği uzun donlarımızla
Bir turna balığına gençliğimizi sattığımız
Aylandığımız
adamdan sayılıp delikanlı halaylarına karıştığımız
Yıldızların altında dam bacalarında aşık attığımız

Benim ömrümde yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
yağmurların sevdalısı ve parlayan yusuftutan kuşları
Benim ömrümde mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
İçime işleyen ah sen!
Ondokuz yaşımın
Ve ırmağımın
Ve toprağımın hakkına birde sen! ..
Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böyle bu kadar! ..
Ya da sevemedim
Ey Ali Munzur ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası

Bu da bir gurbettir yıkar adamı içine
Bu da bir rivayettir on iki yıl bilmem kaç bin gece
Bir türkü sesinde..
Dumanlı dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var?
Seher vakti bu yerlerde kimler ağlamış?
Çimenler üstünde gözyaşları var..
Benim ömrümde..

Şimdi vur vur içine onca talanı
Onca sevdayı vur vur Ali Munzur
Bu sol yandaki hicran yarası öyle çok ki..
Benim ömrümde çiçeğin bozamadığı
Karanlığın düşemediği yüzüm
Bana mahsus kor ayazda üşüdüğüm
Hercanın yeşili Cemilin üzüm gözlü güzeli
Ve hüzün yaprağını dökende dut ağacın
Kalbime bir gül dikeni fikrime sevda batanda.
Kemahın istasyonuna doğu expresi demir atanda
Murat suyu Fırata karışır üç gün üç gece kan akanda
Ben belki bin gece sayanda gurbet akşamlarında yıldızları
Emanetime iyi bakasın köylü kızı
O elinde tuttuğun kanayan şey Ali Munzurun kalbinin yarası

Benim ömrümde yarı çıplak popil delikanlısı ortalığın
Yağmurların sevdalısı
Ve parlayan yusuftutan kuşları
Benim ömrümde mor menekşe
Yediveren gülleri ve böğürtlen
Birde sen!
İçime işleyen ah sen!
Ondokuz yaşımın ve ırmağımın ve toprağımın hakkına
Birde sen!
Bulutlarıma kına yaktığım sebebin
Namerd olayım sevmedim hiç kimseyi böyle bu kadar
Ya da sevemedim.
Ey Ali Munzur ey dağların kartalı
Sağ yanım bıçak yarası sol yanım hicran
Ve emanet kalmıştır bir köylü kızında kalbimin yarası
Açıldı ömrümün haritası...

İbrahim SADRİ

İlginizi Çekebilir


    Fransızca Şiirler - Türkçe Tercümeli

    #2
    J'ai Maintenant Rompu Fil

    J'ai maintenant rompu fil
    Au jour le jour j'ajoute
    Douleur sur douleur
    Je vais attendre pour demain.

    J'ai maintenant rompu fil
    Ce que je vais avoir des situations
    Ma tête a heurté des rochers
    J'ai toujours blâme sort

    J'ai maintenant rompu fil
    Un bel amour
    C'est une belle nostalgie
    Zut, je suis lumières.

    J'ai maintenant rompu fil
    Tuts main dans mes mains
    Nuit et jour, enveloppement
    La solitude de mes bras.


    KIRIK ŞİMDİ TELLERİM

    Kırık şimdi tellerim
    Günü güne eklerim
    Keder keder üstüne
    Ben yarını beklerim.

    Kırık şimdi tellerim
    Ne olacak hallerim
    Başım taşlara vurup
    Hep kaderi suçlarım

    Kırık şimdi tellerim
    Bir güzeli severim
    O güzelin hasretinden
    Kahrolurum, yanarım.

    Kırık şimdi tellerim
    Elini tutsa ellerim
    Gece gündüz sarıyor
    Yalnızlığı kollarım.


    #3
    Maintenant Avec Les Mains Tremblantes

    Nuit fraîche et calme
    J'étais seul et sans
    Souffrir, mais ne s'arrête pas
    La vie était inhabitable.

    Les jours heureux que nous sommes ensemble
    Je me souviens maintenant un à la fois
    La couleur de ses yeux, les lèvres humides
    Admirez débordant d'amour.

    Je ne voudrais pas sourire fait du manque de
    Bonheur pouvait lire dans ses yeux
    Il était très gai, qui était si doux
    Enthousiaste état ??où maintenant, où êtes-vous?

    Je désirais ardemment pour le moment, d'aimer, d'être aimé
    Bien qu'il soit possible que vous ne seriez pas si je
    Avec la douleur, la tristesse ne serait pas seul avec
    Les bénévoles seraient gémissement misérable.

    Maintenant avec les mains tremblantes, en larmes
    Je m'attends à ce qu'un jour il va venir pour vous.


    ŞU TİTREYEN ELLERLE

    Gece soğuk ve sessiz
    Ben yalnız ve sensiz
    Çile çekmekle bitmez
    Hayat yaşanmaz oldu.

    Birlikte olduğumuz o mesut günleri
    Şimdi birer birer hatırlıyorum
    Gözlerinin rengini, ıslak dudaklarını
    Sevgim ile dolup taşan bakışlarını.

    Tebessüm eksik olmazdı yüzünden
    Mutluluk okunurdu gözlerinden
    O kadar çok neşeliydin, o kadar çok tatlıydın
    Neşeli halin nerede şimdi, sen neredesin?

    Hasret kaldım anılara, sevmeye, sevilmeye
    Mümkün olsa seninle olsam böyle olmazdım
    Acılarla, kederlerle beraber yalnız kalmazdım
    Gönül inleyerek perişan olur.

    Şu titreyen ellerle, yaşlı gözlerle
    Geleceksin diye bir gün seni beklerim.


    #4
    Vous Trouverez Peut-être

    Année après de nombreuses années de hansen
    Les espoirs d'un coeur
    Si vous avez perdu votre belle
    Si la valeur pour vous
    Ne pas avoir peur d'appeler
    Vous trouverez peut-être.

    Un jour, la langue vient de tomber
    De jour en jour, même effondré
    Sentir bruits respiratoires
    Les entendre avec amour
    Ouvrir l'écoute,
    Peut-être que vous pouvez entendre.

    Maisons actuelles des terres
    Jardins fleuris
    Motherless, nuit orphelin
    Les enfants couchés dans la rue
    Voir
    Vous voyez, peut-être.

    La combustion de la vie passée
    Pour regarder vers le passé
    Fatigué de pleurer
    Si vous fatigué de traiter avec le destin
    Un temps pour chercher
    Peut-être vous faire rire.



    BULURSUN BELKİ

    Yıllansan da geçse yıllar
    Kalbini bir umut bağlar
    Kaybettiğin güzel ise
    Senin için değerliyse
    Aramaktan korkma
    Bulursun belki.

    Bir gün gelse düşsen dile
    Günden güne çöksen bile
    Nefesi kokan sesleri
    Duy onları sevgi ile
    Aç kulağını dinle,
    Duyarsın belki.

    Şu toprak evleri
    Çiçeksiz bahçeleri
    Anasız, babasız geceleri
    Sokakta yatan çocukları
    Seyret
    Görürsün belki.

    Geçen ömre yanmaktan
    Maziye dönüp bakmaktan
    Yorulup ağlamaktan
    Kaderle uğraşmaktan bıksan
    Bir defa olsun
    Gülersin belki.


    #5
    Amour était dans une des extrémités de jour

    Un poignard dans mon cœur
    J'ai erré
    J'ai pensé à une apocalypse
    Je rêverie.

    Rues sombres
    Moi maintenant privé
    La solitude dans mes bras
    Je impuissants et sans vous.

    Feuilles jaunies
    Appauvri en verre
    Éteint à l'espoir
    Sans moi et je n'étais pas le destin

    La séparation a été affamé
    Regret a été consacrée
    Fleur de la passion a disparu
    Je Loveless et mal aimés.

    Il a fallu des années
    Routes intervint
    Cet amour se termine en un jour
    J'étais malheureux et agité.


    BİR GÜN BİTERMİŞ AŞKLAR

    Yüreğimde bir hançer
    Dolaşıp duruyorum
    Düşüncemde bir mahşer
    Hayaller kuruyorum.

    Karanlık sokaklarda
    Yoksun artık yanımda
    Yalnızlık kollarımda
    Ben sensiz ve çaresiz.

    Sararmış yapraklarda
    Boşalmış kadehlerde
    Tükenmiş umutlarda
    Ben bensiz ve kadersiz.

    Ayrılık hasret kaldı
    Ayırdı pişman oldu
    Sevda çiçeği soldu
    Ben aşksız ve sevgisiz.

    Aldı götürdü yıllar
    Araya girdi yollar
    Bir gün bitermiş aşklar
    Ben mutsuz ve huzursuz.


    Serdar Yıldırım


    #6
    Petıt ENFANT

    Avec des perles dans ses yeux et douleur à son coeur
    Le petit enfant est être perdu pleurant dans l'obscurité
    Vous le mightn' t avez une maison ou des parents
    Vous le mightn' t ont quiconque, vous pourriez avoir été dédaignés
    Celui qui se produise et se produise
    Le temps et les jours passeront
    Un jour pourrait venir et vous pourriez être petit enfant consolé.

    Avec des perles dans ses yeux et douleur à son coeur
    Le petit enfant est être perdu pleurant dans l'obscurité
    Vous aviez fait se perdre de divers ennuis vous inciter
    Les étrangers avaient pris le peu d'argent que vous méritez
    Celui qui se produise et se produise
    Le temps et les jours passeront
    Un jour pourrait venir et vous pourriez être petit enfant consolé.

    Écrit par : Serdar Yıldırım

    KÜÇÜK ÇOCUK

    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
    Belki evin yokmuş senin, anan-baban yokmuş senin
    Kimselerin yokmuş senin, belki seni hor görmüşler
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.

    Gözlerinde inci, yüreğinde sancı
    Karanlıkta kaybolmuş ağlıyor küçük çocuk
    Türlü türlü derdin varmış, dertler seni senden çalmış
    Hakkın olan üç kuruşu o yabancı eller almış
    Ne olursa olsun, olsun, ne olursa olsun
    Zaman akıp gidecek, günler gelip geçecek
    Belki bir gün gelecek teselliyi bulacaksın küçük çocuk.


    #7
    DU VIEIL LARMES DE S HOMME'

    Il était une fois j'avais observé un jeu quelque part
    Il y avait un vieil homme courbé dans ce jeu
    Vêtements loqueteux de port
    Avoir le regard sans signification dans ses yeux
    Étant trop vieux, n'ayant aucune énergie laissée, et étant abandonnée
    Seul gauche, après avoir vécu rien

    Ses larmes ni ne s'étaient arrêtées ni avaient fini
    Il a eu tellement l'ennui qu'eu pas jamais fini
    La respiration était son bénéfice, vivant était son seulement ambition Après avoir joué la plus grande tragédie dans le monde
    Sur l'étape de la vie sans rideaux
    Il étiez-vous morts, avez-vous un indice ?

    Écrit par : Serdar Yıldırım

    YAŞLI ADAMIN GÖZYAŞLARI

    Yıllar önce bir yerlerde bir oyun seyretmiştim
    Bu oyunda iki büklüm yaşlı bir adam vardı
    Yırtık pırtık elbise vardı üstünde
    Anlamsız bakışlar vardı gözünde
    Yaşı geçmiş, işi bitmiş, terkedilmiş
    Yalnız kalmış, yaşamamış ihtiyarın

    Yaşlı adamın gözyaşları durup dinmek bilmezdi
    Dertler ne kadar fazla bitip tükenmek bilmezdi
    Nefes almak kazancıydı, yaşamak tek amacıydı
    Perdesi olmayan bu hayat sahnesinde
    Dünyanın en acıklı oyununu oynadı
    Göçtü gitti aramızdan, haberin var mı?


    #8
    POURQUOI ÉTANT AMOUREUX SANS ÊTRE A AIMÉ ?

    Si les yeux voient, le coeur aime et est amoureux
    La passion pour rencontrer le feu de lumières
    La réalité et le rêve deviennent mélangée dans l'un l'autre
    Un moment vient et a arqué des sourcils sont froncés les sourcils.

    Il a eu a aimé beaucoup de le beau sans être a aimé
    Il sait qu'il n'y a aucun remède pour cet ennui
    L'amoureux soutient également l'ennui
    Pourquoi étant amoureux sans être a aimé ?

    Jours complètement d'espoir et d'espérance
    Passé avec le bonheur et peine
    Nous avions essayé dur mais trop dur
    Mais n'a pas pu répondre à l'énigme appelée l'amour.

    Écrit par : Serdar Yıldırım

    AŞIK OLUP SEVİLMEMEK NEDENDİR?

    Göz görse, gönül sever, aşık olur
    Kavuşmak tutkusu bir ateş yakar
    Hayal, gerçek birbirine karışır
    Bir an gelir hilal kaşlar çatılır.

    Çok güzeller sevmiş, seveni olmaz
    Bilir ki, bu derde çare bulunmaz
    Seven aşık dert yükünü çeker de
    Aşık olup sevilmemek nedendir?

    Umutlar, ümitlerle dolu günler
    Sevinçler, kederlerle geçti günler
    Çok ama pek çok uğraştık yine de
    Aşk denen bilmeceyi çözemedik.

    Yazan: Serdar Yıldırım


    #9
    LES ANNÉES ONT PASSÉ DEPUIS SPLITING VERS LE HAUT

    Les années ont passé depuis le fractionnement, qui sait où vous êtes ?
    Je pourrais faire n'importe quoi vous voir et entendre votre voix
    Vos yeux noirs comme jais, vos cheveux onduleux sont inoubliables
    Ne jamais penser que vous avez été oubliés, vous êtes toujours sur mon esprit sans être oublié

    Votre mémoire était restée quelque part profondément à mon coeur
    Les années accablantes vous avaient tiré loin de moi
    Aucun n'a indiqué « je t'aime » excepté toi
    Aucun n'a su notre amour excepté nous
    Je seul suis laissé et notre amour est devenu une chanson
    J'avais pensé à toi avec cette chanson.

    Écrit par : Serdar Yıldırım

    AYRILALI YILLAR OLDU

    Ayrılalı yıllar oldu, şimdi sen kimbilir nerelerdesin?
    Seni görebilmek için, sesini duyabilmek için neler vermezdim
    Simsiyah gözlerini, dalga dalga saçlarını unutmak mümkün değil
    Unutuldum sanma, her zaman aklımdasın unutulmuş değilsin.

    Kalbimin bir köşesinde hatıran kalmış
    O zalim yıllar seni benden çekip almış
    Bana senden başkası seviyorum demedi
    Aşkımızı bizden başka kimse bilmedi
    Sensiz kaldım aşkımız bir şarkı oldu
    Yıllardır ben bu şarkıyla seni anarım.

    Yazan: Serdar Yıldırım


    #10
    LE KANGOUROU SANS SON ENFANT

    Un kangourou n'avait pas pu avoir un bébé
    Il avait adopté un lapin et l'avait mis dans son sac
    Le kangourou avait été heureux et ainsi a eu le lapin
    Mais les autres avaient été fâchés ainsi.

    Ils avaient fait un plan pour se débarasser du lapin
    Ils avaient enlevé le lapin tout en dormant
    Le kangourou avait vu son sac vide quand elle s'était réveillée
    Elle avait été choquée et désolée.

    Et avait fait un arrangement avec le serpent toxique
    Dans le sac avaient été le serpent et le kangourou parmi les autres
    Avoir peur du serpent les autres avait donné le dos de lapin
    Et ils avaient dit ce qui était un plan dans un plan.

    Écrit par : Serdar Yıldırım

    YAVRUSU OLMAYAN KANGURU

    Kangurunun birinin yavrusu olmazmış
    Bir tavşanı evlat edinip torbasına koymuş
    Kanguru memnun, tavşan mutlu
    Ama diğer kangurular kızgınmışlar.

    Tavşandan kurtulmak için, bir plan yapmışlar
    Onlar uykudayken tavşanı kaçırmışlar
    Kanguru uyanınca bakmış torbası boş
    Şaşırmış kalmış buna olmuş içi bir hoş.

    Kanguru zehirli yılanla anlaşma yapmış
    Torbada yılan, kanguru kangurular arasında
    Yılandan korkan kangurular tavşanı geri vermişler
    Plan plan içinde böyle olur demişler.

    Yazan: Serdar Yıldırım


    #11
    GÜZELLİK
    Charles Baudelaire

    Ben güzelim, Ey olümlüler! taşa oyulmuş bir rüyâ kadar,
    Ve herbirinin sırasıyla kendini üstünde zedelemiş olduğu göğsüm
    Şairlerde bir aşk esinlemek için yapıldı
    Özdek kadar kımıltısız ve ölümsüz.

    Gökyüzünde bir tahtta, gizemli bir sfenks,
    Kuğuların aklığına kardan bir yürek eklerim;
    Çizgilerin yerini değiştiren hareketten nefret ederim,
    Ve hiçbirzaman ne ağlar ne de gülerim.

    Muhtemelen en onurlu heykellerden üstlenmiş olduğum
    Görkemli pozlarımın önünde şairler,
    Çetin kalem çalışmalarıyla ömür tüketecekler;

    Çünkü benim, o boyun eğmiş aşıkları büyülemek için,
    Bütün şeyleri daha güzel gösteren lekesiz aynalarım var:
    Gözlerim, benim büyük, ölümsüz parlaklıktaki geniş gözlerim!

    Çeviren: Vehbi Taşar

    BEAUTY
    By Charles Baudelaire

    I am fair, O mortals! like a dream carved in stone,
    And my breast where each one in turn has bruised himself
    Is made to inspire in the poet a love
    As eternal and silent as matter.
    On a throne in the sky, a mysterious sphinx,
    I join a heart of snow to the whiteness of swans;
    I hate movement for it displaces lines,
    And never do I weep and never do I laugh.
    Poets, before my grandiose poses,
    Which I seem to assume from the proudest statues,
    Will consume their lives in austere study;
    For I have, to enchant those submissive lovers,
    Pure mirrors that make all things more beautiful:
    My eyes, my large, wide eyes of eternal brightness!

    —William Aggeler, The Flowers of Evil (Fresno, CA: Academy Library Guild, 1954)


    #12
    NEŞELİ CESET

    Charles Baudelaire (1821-1867) bu şiiri 1861 yılında yazmıştır

    Zengin, ağır bir toprakta sümüklü böceklerle istila edilmiş,
    Kazmak isterim mezarımı, geniş ve derin,
    Orada yaşlı kemiklerimi gerebilirim acelesiz
    Ve kayıtsız uyuyabilirim dalgada bir köpek balığı gibi.

    İçimde bir kin var vasiyetler ve türbeler için;
    Dünyaya yalvarmaktansa bir damla gözyaşı için,
    Kargaları davet etmek isterim daha yaşarken
    İğrenç leşimden kan çekmeleri için.

    Ey solucanlar! Ne gözleri ne de kulakları olan siyah arkadaşlar,
    Görün ölmüş bir adamı, sevinçle ve serbestçe, sizlere yaklaşan;
    Ahlâksız filosoflar, çürümeye başlayışın çocukları,

    Benim kalıntılarımın arasından pişmanlık duymadan geçin,
    Ve anlatın bana yapılacak başka işkence kaldı mı hâlâ
    Bu ihtiyar ruhsuz beden için, ölüler arasında ölü!


    Çeviren: Vehbi Taşar

    LE MORT JOYEUX

    by Charles Baudelaire
    1821-1867, written in 1861

    Dans une terre grasse et pleine d'escargots
    Je veux creuser moi-même une fosse profonde,
    Où je puisse à loisir étaler mes vieux os
    Et dormir dans l'oubli comme un requin dans l'onde.

    Je hais les testaments et je hais les tombeaux;
    Plutôt que d'implorer une larme du monde,
    Vivant, j'aimerais mieux inviter les corbeaux
    À saigner tous les bouts de ma carcasse immonde.

    Ô vers! noirs compagnons sans oreille et sans yeux,
    Voyez venir à vous un mort libre et joyeux;
    Philosophes viveurs, fils de la pourriture,

    À travers ma ruine allez donc sans remords,
    Et dites-moi s'il est encor quelque torture
    Pour ce vieux corps sans âme et mort parmi les morts!


    #13
    FAUNA’NIN BAŞI
    Arthur Rimbaud

    Yaprakların arasında, altın benekli yeşil tabut,
    Çiçek açan belirsiz yapraklarda
    Hârika çiçeklerle uyuduğu yerlerde öpücüğün,
    Canlı ve tantanalı duvar halısında baştan sona patlayarak.

    Şaşırmış bir keçi tanrı iki gözünü gösterir
    Ve beyaz dişleriyle mor çiçekleri ısırır
    Yıllanmış bir şarap gibi lekeli ve kanla kaplı
    Ağzı birden dalların altında kahkahayla gülmeye başlar.

    Ve kaçtığı zaman – bir sincap gibi –
    Kahkahası hâla her yaprakta titreşir
    Ve görebilirsiniz, bir şakrak kuşunun ürküttüğü
    Ormanın Altın Öpücüğünü, kendini tekrar biraraya koyarken.

    Çeviren: Vehbi Taşar

    HEAD OF FAUNA

    By Arthur Rimbaud

    Among the foliage, green casket flecked with gold,
    In the uncertain foliage that blossoms
    With gorgeous flowers where sleeps the kiss,
    Vivid and bursting through the sumptuous tapestry,

    A startled faun shows his two eyes
    And bites the crimson flowers with his white teeth.
    Stained and ensanguined like mellow wine
    His mouth bursts out in laughter beneath the branches.

    And when he has fled - like a squirrel -
    His laughter still vibrates on every leaf
    And you can see, startled by a bullfinch
    The Golden Kiss of the Wood, gathering itself together again.

    Translated by Oliver Bernard : Arthur Rimbaud, Collected Poems (1962)


    #14
    BOŞA GİDEN DİLEKÇE
    Stéphane Mallarmé (1842-1898)

    Prenses! Bir Hebenin alın yazısını kıskanaraktan,
    Bu bardak üzerinde gözüken dudaklarının öpücüğünde,
    Tükettim hevesimi, fakat mütevazi mahallim yalnızca bir manastırdır
    Ve Sevr porselenlerinin üstünde bile çıplak ortaya çıkmam.

    Ben senin yanakları sakallı kucak köpeğin olmadığımdan,
    Ağızda eriyen pastilin, rujun, ya da yapmacık oyunların,
    Ve bana ilgisiz gözlerle baktığını bildiğim için
    İlahî kuaförleri kuyumcular olan sarışın!

    Tayin et beni …pek çok ağaççileğinden gülüşlerin
    Yumuşak huylu kuzu sürüleri gibi bir araya getirilen sen,
    Bütün verdiğin sözleri kemirerek ve sayıklarmış gibi meleyerek,
    Tayin et beni… öyle ki Aşk, kanatlar yerine bir yelpaze kullanarak,
    Beni bir flütü parmaklarken ve bu kuzu ağılını yatıştırırken boyayabilsin,
    Prenses, beni gülüşlerinin çobanı tayin et.

    Çeviren: Vehbi Taşar

    Not: Hebe tanrılara içki ikram eden gençlik ve bahar tanrıçasının ismidir.


    PLACET FUTILE
    by Stéphane Mallarmé (1842-1898)

    Princesse! à jalouser le destin d'une Hébé
    Qui point sur cette tasse au baiser de vos lèvres;
    J'use mes feux mais n'ai rang discret que d'abbé
    Et ne figurerai même nu sur le Sèvres.

    Comme je ne suis pas ton bichon embarbé
    Ni la pastille, ni jeux mièvres
    Et que sur moi je sens ton regard clos tombé
    Blonde dont les coiffeurs divins sont des orfèvres!

    Nommez-nous... toi de qui tant de ris framboisés
    Se joignent en troupeaux d'agneaux apprivoisés
    Chez tous broutant les voeux et bêlant aux délires,
    Nommez-nous... pour qu'Amour ailé d'un éventail
    M'y peigne flûte aux doigts endormant ce bercail,
    Princesse, nommez-nous berger de vos sourires.


    #15
    AŞK ÇEŞMESİ
    Charles Baudelaire (1821-1867)

    Bir çeşmenin kalp gibi çarpan hıçkırıkları— bu benim kanım gibi
    Akışını ölçer, öyle gözükür bazen.
    Yumuşak bir mırıldanış duyarım akarken;
    Yara nerde yatar hiç anlamadım.

    Bulvarlara sel geldi, sel basmış çayırlar gibi.
    Kıpkırmızı dereciklerle çaprazlanan arnavutkaldırımları
    Adalardır; yaratıklardır gelen ve dolumluk içen paylarını.
    Doğada hiçbirşey kalmaz şimdi kanlanmamış.

    Şarap bana rahatlık verecek diye ümît ederdim ,
    Uyutabilirdi sakinleştirip içini kemiren kafamı benim.
    Aptalın biriydim: duygular şarapla temizlenir.

    Aşka baktım eski hastalığımı iyileştirmek için.
    Aşk beni bir iğneler çalılığına yönlendirdi
    Suyunu içmek istiyordu orda, domuz kılı gibi ayağa kalkmış iğneler, her damarın.

    Çeviren: Vehbi Taşar

    Not: Bu şiirin en azından dört tane İngilizce çevirisini buldum. Ve hepsi birbirinden farklıydı. Örneğin bir tanesi son üç mısrayı şöyle çevirmişti:

    I have sought in love a forgetful sleep;
    But love is to me only a bed of needles
    Made to slake the thirst of those cruel prostitutes!

    Unutkan bir uykuda aşkı aradım;
    Fakat aşk benim için yalnızca bir iğneler yatağı
    O acımasız ******ların susuzluklarını gidermek için!

    Orijinalini ekliyorum. Eğer Fransızca bilenler varsa lütfen düzeltsinler.

    Saygılarımla,


    #16
    harabelerde bağırmak için şiir
    Louis Aragon

    Haydi tükürelim biz ikimiz haydi tükürelim
    Üzerine sevdiğimizin
    Üzerine ikimizin neyi sevdiğimizin
    Evet çünkü bu şiiri ikimizin
    Bir vals ezgisidir ve ben hayal ederim
    Bizim aramızda karanlık olan ve kıyaslanamaz geçtiğini nelerin
    Terkedilmiş aynaların karşılıklı konuşması gibi
    Biryerin bagaj isteme yerinde Folenyo’nun diyelim
    Ya da Ovörn’de Borbül’ün
    Bazı isimler uzak bir gök gümbürdemesiyle doldurulur
    Haydi tükürelim biz ikimiz üstüne küçük kiralık arabaların
    Gezip dolaştığı bu uçsuz bucaksız manzaraların
    Evet çünkü birşey kımıldamadan durmalı
    Bir şey
    Barıştıran bizleri evet haydi tükürelim
    biz ikimiz bir valsdir o
    Bir çeşit uygun hıçkırma
    Haydi tükürelim haydi küçük otomobillere tükürelim
    Haydi tükürelim bir emirdir bu
    Bir vals yapmaları için aynaların
    Karşılıklı bir konuşmaya geçersiz
    Dinle bu uçsuz bucaksız manzarasını rüzgârın
    Üstünde ağladığı bizim neyi sevdiğimizin
    Bir attır onların biri dirseğini yeryüzünün üstüne yaslamış
    Öteki bir ölü adam keteni silken ve diğeri
    Senin terkedilmiş bir köyde hatırladığım ayak izlerinin izi
    Omuzunda yanıp kavrulan bir dağın
    Omuzunu hatırlarım
    Hatırlarım dirseğini ketenini ayak izlerini
    Bir şehir hatırlarım orda at yoktu
    Yakıp kavurduğunu hatırlarım görünüşünün
    Terkedilmiş kalbim ölmüş bir Mazappa
    Dağın üstünde bir atın taşıdığı o gün olduğu gibi
    Sarhoşluk hız sınırını aştı benim koşuşumun içinden şehit olan meşelerin
    Geleceği haber vererek kanayan gündüz
    Işığı düşerken mavi kamyonların üzerine dilsiz
    O kadar çok şey hatırlarım
    O kadar çok akşamlar odalar yürümeler hiddetler
    O kadar çok işe yaramaz yerlerde duraklar
    Herşeye rağmen gizemin ruhu yukarı oralarda yükseldi
    Uzak bir tren deposunda kör bir çocuğun ağlaması gibi


    Çeviren: Vehbi Taşar

    Not: Louis Aragon’la Amerika’lı şair EE Cummings birbirlerini yakından tanırlarmış. Louis Aragon’un Sovyet şairi Mayakovsky’den etkilenerek yazdığı “Kızıl Cephe” isimli şiirini EE Cummings Fransızca’dan İngilizce’ye çevirmiştir. Fakat bunun bir kopyesini internetde bulamadım. Mazappa 17. yüzyılın Ukraynalı bir halk kahramanı. Çaykovski’nin onun hakkında bestelediği ünlü bir opera da var.

    Saygılarımla,
    Vehbi

    poem to shout in the ruins
    Louis Aragon

    Let's spit the two of us let's spit
    On what we loved
    On what we loved the two of us
    Yes because this poem the two of us
    Is a waltz tune and I imagine
    What is dark and incomparable passing between us
    Like a dialogue of mirrors abandoned
    In a baggage-claim somewhere say Foligno
    Or Bourboule in the Auvergne
    Certain names are charged with a distant thunder
    Yes let's spit the two of us on these immense landscapes
    Where little rented cars cruise by
    Yes because something must still
    Some thing
    Reconcile us yes let's spit
    The two of us it's a waltz
    A kind of convenient sob
    Let's spit let's spit tiny automobiles
    Let's spit that's an order
    A waltz of mirrors
    A dialogue in the void
    Listen to these immense landscapes where the wind
    Cries over what we loved
    One of them is a horse leaning its elbow on the earth
    The other a deadman shaking out linen the other
    The trail of your footprints I remember a deserted village
    On the shoulder of a scorched mountain
    I remember your shoulder
    I remember your elbow your linen your footprints
    I remember a town where there was no horse
    I remember your look which scorched
    My deserted heart a dead Mazeppa whom a horse
    Carries away like that day on the mountain
    Drunkenness sped my run through the martyred oaks
    Which bled prophetically while day
    Light fell mute over the blue trucks
    I remember so many things
    So many evenings rooms walks rages
    So many stops in worthless places
    Where in spite of everything the spirit of mystery rose up
    Like the cry of a blind child in a remote train depot


    #17
    GÖLGEDE SÖZCÜKLER
    Victor Hugo (1802-1885)

    O kadın dedi, “Yanlışım daha fazla birşey istemek için, doğrudur.
    Saatler böyle çok sessizce uzar.
    Sen ordasın. Gözlerimi hiçbirzaman ayırmam senden.
    Görürüm gözlerinde düşüncelerini gelip giderlerken.
    Sana bakmak bir sevinçtir daha bitirmemiş olduğum.
    Hiç şüphesiz hâla kendine göre bir büyüsü olsa gerek!
    Bakarım, çünkü biliyorum seni sinirlendiren her şeyi.
    Öyle ki hiçbirşey çalıp kapıyı gelmez eğer isteğin yoksa senin.
    Kendimi küçücük yaparım yanındaki köşemde.
    Sen büyük aslanımsın, ben küçük güvercinin.
    Dinlerim yapraklarını, huzur dolu hışırtısını ipek giysinin.
    Bazen kalemini toplarım düştüğü zaman.
    Hiç kuşkusuz benimsin. Kesinlikle görüyorum seni.
    Düşünce bir şaraptır üstünde düş görenlerin sarhoş olduğu.
    Biliyorum. Fakat bazen ben de arzu ederim düşlenmeyi
    Sen öyleyken, bütün gece kitaplarına gömülü,
    Başını kaldırmadan ya da bir söz söylemeden bana,
    Derin bir gölge yatar sevgi dolu kalbimin altında.
    Seni bütünüyle görmem için, gereklidir
    Azıcık bakmak bana, ara sıra, üzerinden sana düşen şeylerin.”

    Çeviren: Vehbi Taşar

    WORDS IN THE SHADOW
    by Victor Hugo (1802-1885)

    She said, "I am wrong to want something more, it's true.
    The hours go by very quietly just so.
    You are there. I never take my eyes off you.
    In your eyes I see your thoughts as they come and go.
    To watch you is a joy I have not yet gone through.
    No doubt it is still very charming of its kind!
    I watch, for I know everything that annoys you.
    So that nothing comes knocking when you're not inclined.
    I make myself so small in my corner near you.
    You are my great lion, I am your little dove.
    I listen to your leaves, the peaceful froufrou.
    Sometimes I pick up your pen when it falls off.
    Without a doubt I have you. Surely I see you.
    Thinking is a wine on which the dreamers are drunk.
    I know. But sometimes I'd like to be dreamed of too.
    When you are like that, in your books, all evening, sunk.
    No lifting your head or saying a word to me,
    There is a shadow deep down in my loving heart.
    For me to see you whole, it is necessary
    To look at me a little, sometimes, on your part."


    #18
    SANTÉ’DE
    Guillaume Apollinaire (1880-1918)

    I

    Hücreme girmeden
    Bedenimi çıplak soymam gerekti
    Bir ses duydum uğursuz diyen
    Aman Giyom ne yapıyorsun burda sen

    Lazarus yerin içine atar adımı
    Değil dışına emredildiği gibi
    Elveda Elveda Ey şarkı söyleyiş etrafında
    Yıllara ve kızlara öncülük ettiğim hayata


    II

    Ben burda kendim değilim artık
    Biliyorum
    Ben on beş numarasıyım on birinci
    Sıranın

    Günışığı süzülür aşağıya arasından
    Pencere camlarının
    Ve parlak palyaçolar tutuşur bu çizgilerin üstünde
    Lekelere benzeyen

    Gözlerimin altında dansederler benim
    Kulaklarım izlerken
    Birinin ayağını onun üstündeki ayak
    Boş ses veren


    III

    Bir ayı-çukurunda bir ayı gibiyim
    Her sabah döner avare gezerim
    Döner ve döner ve döner ve dönerim
    Gökyüzü bir demir mengene gibidir
    Bir ayı-çukurunda bir ayı gibiyim
    Her sabah döner avare gezerim

    Bitişik hücrenin çeşmesinde
    Akıtır suyu birisi
    Şangırdayan anahtarlar demetiyle
    gitsin ve gelsin bırakın Hapishaneci
    Bitişik hücrenin çeşmesinde
    Akıtır suyu birisi


    IV

    Ne kadar sıkıldım ben arasında çıplak duvarın ve duvarın
    Renkleri solan ve zayıflayan
    Kâğıt üstünde bir sinek son derece küçük olan
    Adımlarla koşan bu çizgilerin arasından

    Ne olacak bana Aman Allahım Bilen
    Vermiş Olan bana Benim acımı
    Benim kuru gözlerime ve uçuk benzime acı
    Gıcırdayan ve özgür olmayan sandalyeme acı

    Ve bu hapishanede çarpan bütün bu zavallı kalplere acı
    Ve Sev benim yanımda oturanı
    Herşeyin üstünde benim dengesiz sağduyuma acı
    Ve onu yenmekle tehdit eden bu umutsuzluğa acı


    V

    Ne kadar uzun alır bu saatler gitmek için
    Uzun bütün bir cenaze gibi

    Yas tuttuğun zamanının yasını tutacaksın bilirsin
    Yok olacak çok önce hepsi gibi
    Geçen zamanlar gibi
    Çok çabuk çok uzun süreler önce


    VI

    Şehrin seslerini işitirim
    Benim ötemde dönen dünyada
    Acıması olmayan bir gökyüzü görürüm
    Ve çıplak hapishane duvarları benim etrafımda

    Günışığı gözden kaybolur ve şimdi
    Bir lamba yanar hapishanenin içinde
    Biz yalnızız hepimiz burada benim hücremde
    Güzel ışık sağduyu Sevgili


    Not: Bundan 95 yıl önce (7 Eylül 1911 de) polis Guillaume Apollinaire’i (Giyom Apolineyr) Paris’te Santé hapishanesine attı. Suçlama Leonarda DaVinci’nin ünlü Mona Lisa resmini çalmış olmasıydı. Bir hafta hapiste kaldıktan sonra suçsuz bulunarak serbest bırakıldı.
    Çoçukluğumun geçtiği Ankara’da ben 13-14 yaşlarında iken mahalle komşumuz olan rahmetli Cahit Külebi’nin ruhu için çevirdim bu şiiri. Cahit Külebi Giyom’u çok severdi. Bu yüzden Türkçe şiirler bölümüne Giyom hakkında yazdığı şiiri de koydum. Kendi şiirleri de Giyom’un şiirleri gibi son derece kafiyelerle ve beklenmeyen dönüşlerle dolu idi. Allah rahmet eylesin. Benim Türkçe çevirim İngilizcesi kadar iyi olmadı ama gene de aslına sadıktır.

    Saygılarımla,

    Vehbi Taşar

    Lazarus: İncile göre İsanın öldükten dört gün sonra mezardan çıkarıp dirilttiği adamın ismidir.


    IN THE SANTÉ
    By Guillaume Apollinaire (1880-1918)

    I

    Before I got into my cell
    I had to strip my body bare
    I heard an ominous voice say Well
    Guillaume what are you doing here

    Lazarus steps into the ground
    Not out of it as he was bid
    Adieu Adieu O singing round
    Of years and girls the life I led


    II

    I'm no longer myself in here
    I know
    I'm number fifteen in the eleventh
    Row

    The sunlight filters downward through
    The panes
    And on these lines bright clowns alight
    Like stains

    They dance under my eyes while my
    Ears follow
    The feet of one whose feet above
    Sound hollow



    III

    In a bear-pit like a bear
    Every morning round I tramp
    Round and round and round and round
    The sky is like an iron clamp
    In a bear-pit like a bear
    Every morning round I tramp

    In the next cell at the sink
    Someone lets the water run
    With his bunch of keys that clink
    Let the goaler go and come
    In the next cell at the sink
    Someone lets the water run


    IV

    How bored I am between bare wall and wall
    Whose colour pales and pines
    A fly on the paper with extremely small
    Steps runs across these lines

    What will become of me O God Who know
    My pain Who gave it me
    Have pity on my dry eyes and my pallor
    My chair which creaks and is not free

    And all these poor hearts beating in this prison
    And Love beside me seated
    Pity above all my unstable reason
    And this despair which threatens to defeat it


    V

    How long these hours take to go
    As long as a whole funeral

    You'll mourn the time you mourned you know
    It will be gone too soon like all
    Time past
    too fast too long ago


    VI

    I hear the noises of the city
    In the turning world beyond me
    I see a sky which has no pity
    And bare prison walls around me

    The daylight disappears and now
    A lamp is lit within the prison
    We're all alone here in my cell
    Beautiful light Beloved reason


    #19
    SANTɒDE
    Guillaume Apollinaire (1880-1918)

    I

    Hücreme girmeden
    Bedenimi çıplak soymam gerekti
    Bir ses duydum uğursuz diyen
    Aman Giyom ne yapıyorsun burda sen

    Lazarus yerin içine atar adımı
    Değil dışına emredildiği gibi
    Elveda Elveda Ey şarkı söyleyiş etrafında
    Yıllara ve kızlara öncülük ettiğim hayata


    II

    Ben burda kendim değilim artık
    Biliyorum
    Ben on beş numarasıyım on birinci
    Sıranın

    Günışığı süzülür aşağıya arasından
    Pencere camlarının
    Ve parlak palyaçolar tutuşur bu çizgilerin üstünde
    Lekelere benzeyen

    Gözlerimin altında dansederler benim
    Kulaklarım izlerken
    Birinin ayağını onun üstündeki ayak
    Boş ses veren


    III

    Bir ayı-çukurunda bir ayı gibiyim
    Her sabah döner avare gezerim
    Döner ve döner ve döner ve dönerim
    Gökyüzü bir demir mengene gibidir
    Bir ayı-çukurunda bir ayı gibiyim
    Her sabah döner avare gezerim

    Bitişik hücrenin çeşmesinde
    Akıtır suyu birisi
    Şangırdayan anahtarlar demetiyle
    gitsin ve gelsin bırakın Hapishaneci
    Bitişik hücrenin çeşmesinde
    Akıtır suyu birisi


    IV

    Ne kadar sıkıldım ben arasında çıplak duvarın ve duvarın
    Renkleri solan ve zayıflayan
    Kâğıt üstünde bir sinek son derece küçük olan
    Adımlarla koşan bu çizgilerin arasından

    Ne olacak bana Aman Allahım Bilen
    Vermiş Olan bana Benim acımı
    Benim kuru gözlerime ve uçuk benzime acı
    Gıcırdayan ve özgür olmayan sandalyeme acı

    Ve bu hapishanede çarpan bütün bu zavallı kalplere acı
    Ve Sev benim yanımda oturanı
    Herşeyin üstünde benim dengesiz sağduyuma acı
    Ve onu yenmekle tehdit eden bu umutsuzluğa acı


    V

    Ne kadar uzun alır bu saatler gitmek için
    Uzun bütün bir cenaze gibi

    Yas tuttuğun zamanının yasını tutacaksın bilirsin
    Yok olacak çok önce hepsi gibi
    Geçen zamanlar gibi
    Çok çabuk çok uzun süreler önce


    VI

    Şehrin seslerini işitirim
    Benim ötemde dönen dünyada
    Acıması olmayan bir gökyüzü görürüm
    Ve çıplak hapishane duvarları benim etrafımda

    Günışığı gözden kaybolur ve şimdi
    Bir lamba yanar hapishanenin içinde
    Biz yalnızız hepimiz burada benim hücremde
    Güzel ışık sağduyu Sevgili


    Not: Bundan 95 yıl önce (7 Eylül 1911 de) polis Guillaume Apollinaire’i (Giyom Apolineyr) Paris’te Santé hapishanesine attı. Suçlama Leonarda DaVinci’nin ünlü Mona Lisa resmini çalmış olmasıydı. Bir hafta hapiste kaldıktan sonra suçsuz bulunarak serbest bırakıldı.
    Çoçukluğumun geçtiği Ankara’da ben 13-14 yaşlarında iken mahalle komşumuz olan rahmetli Cahit Külebi’nin ruhu için çevirdim bu şiiri. Cahit Külebi Giyom’u çok severdi. Bu yüzden Türkçe şiirler bölümüne Giyom hakkında yazdığı şiiri de koydum. Kendi şiirleri de Giyom’un şiirleri gibi son derece kafiyelerle ve beklenmeyen dönüşlerle dolu idi. Allah rahmet eylesin. Benim Türkçe çevirim İngilizcesi kadar iyi olmadı ama gene de aslına sadıktır.

    Saygılarımla,

    Vehbi Taşar

    Lazarus: İncile göre İsanın öldükten dört gün sonra mezardan çıkarıp dirilttiği adamın ismidir.


    IN THE SANTÉ
    By Guillaume Apollinaire (1880-1918)

    I

    Before I got into my cell
    I had to strip my body bare
    I heard an ominous voice say Well
    Guillaume what are you doing here

    Lazarus steps into the ground
    Not out of it as he was bid
    Adieu Adieu O singing round
    Of years and girls the life I led


    II

    I'm no longer myself in here
    I know
    I'm number fifteen in the eleventh
    Row

    The sunlight filters downward through
    The panes
    And on these lines bright clowns alight
    Like stains

    They dance under my eyes while my
    Ears follow
    The feet of one whose feet above
    Sound hollow



    III

    In a bear-pit like a bear
    Every morning round I tramp
    Round and round and round and round
    The sky is like an iron clamp
    In a bear-pit like a bear
    Every morning round I tramp

    In the next cell at the sink
    Someone lets the water run
    With his bunch of keys that clink
    Let the goaler go and come
    In the next cell at the sink
    Someone lets the water run


    IV

    How bored I am between bare wall and wall
    Whose colour pales and pines
    A fly on the paper with extremely small
    Steps runs across these lines

    What will become of me O God Who know
    My pain Who gave it me
    Have pity on my dry eyes and my pallor
    My chair which creaks and is not free

    And all these poor hearts beating in this prison
    And Love beside me seated
    Pity above all my unstable reason
    And this despair which threatens to defeat it


    V

    How long these hours take to go
    As long as a whole funeral

    You'll mourn the time you mourned you know
    It will be gone too soon like all
    Time past
    too fast too long ago


    VI

    I hear the noises of the city
    In the turning world beyond me
    I see a sky which has no pity
    And bare prison walls around me

    The daylight disappears and now
    A lamp is lit within the prison
    We're all alone here in my cell
    Beautiful light Beloved reason


    #20
    DOKUZUNCU GİZEMLİ ŞİİR

    Guillaume Apollinaire

    Taparım senin koyun postuna kusursuz bir üçgeni olan
    Tanrıçanın
    Ben ağaç kesicisiyim tek bakir ormanın
    Ey Eldorado’m
    Ben tek balığıyım senin cinsel duygular uyandıran okyanusunun
    Ey güzel denizkızım
    Ben tırmanıcısıyım senin karlı dağlarının
    Ey en beyaz Alp’im
    Ben göksel okçuyum güzel ağzında senin
    Ürper Ey sevgilim
    Ben sürükleyicisiyim senin geceyarısı havanın
    Ey güzel gemi öpüşlerimin kanalının üstündeki
    Ve beni işaretleriyle çağırıyorlar kollarının zambakları
    Ey yaz bahçem
    Göğsünün meyveleri olgunlaştırıyorlar benim için ballarını
    Ey tatlı-kokulu meyve bahçem
    Ven ben yukarı kaldırıyorum seni Ey Madlen Ey yerin üstündeki güzelim
    El feneri gibi bütün ışığın

    Çeviren: Vehbi Taşar


    THE NINTH SECRET POEM
    Guillaume Apollinaire

    I worship your fleece which is the perfect triangle
    Of the Goddess
    I am the lumberjack of the only virgin forest
    O my Eldorado
    I am the only fish in your voluptuous ocean
    You my lovely Siren
    I am the climber on your snowy mountains
    O my whitest Alp
    I am the heavenly archer at your beautiful mouth
    O my darling quiver
    I am the hauler of your midnight hair
    O lovely ship on the canal of my kisses
    And the lilies of your arms are beckoning me
    O my summer garden
    The fruits of your breast are ripening their honey for me
    O my sweet-smelling orchard
    And I am raising you O Madeleine O my beauty above the earth
    Like the torch of all light




    Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
     

    Forum

    Powered by vBulletin® Version 3.8.5
    Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
    Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
    Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
    -

    2005-2020 Tatliaskim.com

    Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:18 .