Sponsorlu Bağlantılar:
  Sylvia Plath’tan 10 Şiir
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Lahana Çorbası Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 20-04-2017, 15:41 #1

efsunkar

I6I020I6• SSY

Sylvia Plath’tan 10 Şiir

Çocuk Bakıcıları


Çocuklar Adası’na kürek çektiğimizden beri, on yıl geçmiş.
Marblehead sularını yalazlandırmıştı öğle saatlerinde güneş.
O yaz, gözlerimizi saklamak için güneş gözlükleri takmıştık.
Hep ağlıyorduk, boş odalarımızda biz, küçük sahte tavırlı bacılar,
İki büyük, beyaz, güzel evde, Swampscott’ta. Ve kaymak teniyle
Ve Yardley makyajlarıyla İngiltere’den nişanlısı geldiğinde,
Bebekle aynı odada çok kısa bir yatakta uyumak zorundaydım,
Ve süveterin çizgileri çorabının çizgileriyle uyumlu değilse
Yedi yaşındaki çocuk çıkmıyordu dışarı.

Veya zenginlikti bu! – on bir oda
Ve suya doğru inen cilalı maun merdivenli bir yat
Ve altı değişik renk şekerle pastaları süsleyen bir kamarot.
Fakat yemek yapmasını bilmiyordum, ve bebekler bunaltıyordu beni.
Geceleri, garezle yazıyordum günlüğüme, parmaklarım kırmızı
İnce süsleri ve şişkin yenleri ütülerken oluşmuş üçgen yanık izleriyle.
Atletik hanım ve doktor kocası deniz gezilerine giderlerken
Ellen adındaki emanet hizmetçi kızı “koruma amacıyla” bırakmışlardı.
Ve küçük bir Dalmaçyalı.

Evinde, ana binada, durumun daha iyiydi. Bir gül bahçen vardı
Ve bir misafir kulübesi ve örnek bir eczahane. Ve bir ahçın
Ve bir hizmetçi kız vardı, ve biliyordun viski dolabı anahtarının yerini.
Anımsıyorum “Ja-Da”yı çaldığını pembe pike bir elbisenin içinde,
Oyun odası piyanosunda, “büyük insanlar” oradayken, Ve hizmetçi kız
Sigara içiyordu ve yeşil abajurlu bir lamba altında bilardo oynuyordu.
Ahçı şaşı bakıyordu ve uyuyamıyordu, oldukça kaygılıydı.
Geçici işinde, İrlanda’da, yığın yığın kurabiyeleri yakmıştı
İşine son verilene kadar.

Ah ne oldu bize, bacım! O boş günümüzde ikimiz de almak için ağlaştık,
Ve kaldırdık şekerlenmiş bir jambonu ve yetişkinlerin buzdolabından
Bir ananası. Ve kiraladık eski yeşil bir kayığı. Ben kürek çekiyordum,
“Engereklerin Üremesi”nden, okuyordun yüksek sesle sen,
Kayığın arka tarafında bacak bacak üstüne atmışken.
Sonra yola koyulduk adaya doğru. Terkedilmişti –
Gıcırtılı verandaların ve sessiz bina içlerinin bir galerisi,
Durdurulmuş ve müthiş, kahkaha atan birinin fotoğrafı gibi,
Fakat on yıl ölmüş gitmiş.

O atılgan martılar sanki her şeyin sahibi gibi dalış yapıyorlardı.
Suda yüzen çubuklardan topladık martıları savmak için,
Sonra aşağı indik dik sahil şelfinden ve suya girdik.
Tekme savurduk ve konuştuk. Yoğun tuz bizi su üstünde tuttu.
Hâlâ su üstünde durduğumuzu görürüm: yapışık – iki mantar bebek.
Hangi anahtar deliğinden sıvıştık, hangi kapı kapanmıştı?
Çimenlerin gölgeleri bir saatin elleri gibi dolanıp durur,
Ve karşı karşıya bakan kıtalarımızda el sallayıp çağırırız birbirimizi.
Her şey olmuş bitmiş.

[1961]

Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Görüntüleme:142, Cevaplar:9

Alt 20-04-2017, 15:42 #2

efsunkar

I6I020I6• SSY

Alçıda

Asla kurtulamayacağım bundan! Şimdi benden iki tane var:
Bu yeni büsbütün beyaz kişi ve o eski sarı olanı,
Ve beyaz kişi kesinlikle daha üstün olandır.
Yiyeceğe gereksinim duymaz, gerçek azizelerden biridir.
Başlangıçta nefret etmiştim O’ndan, kişiliği yoktu –
Ölü bir beden gibi benimle yatmıştı yatakta
Ve korkuyordum, çünkü biçimi tıpkı benim gibiydi.
Sadece daha fazla beyaz ve kırılamaz ve şikayetsiz.
Bir hafta uyuyamamıştım, kendisi öyle sakindi ki.
Her şeyle suçladım kendisini, fakat cevap vermedi O.
Anlayamamıştım O’nun aptalca davranışını!
O’na vurduğumda sessiz durmuştu, gerçek bir barışsever misali.
Sonra farkına vardım ki istediği şey sevilmekti:
Canlanmaya başladı, ve O’nun faydalarını gördüm.
Bensiz var olamazdı, yani tabii ki bana minnettardı.
O’na bir ruh verdim, çiçeklendirdim O’nu
Çok değerli olmayan bir porselendeki gülün açması misali,
Ve bendim herkesin ilgisini çeken,
Başta sandığım gibi O’nun beyazlığı ve güzelliği değildi.
Biraz himaye ettim O’nu, ve yalayarak içti bunu –
Handiyse hemencecik bir köle zihniyeti taşıdığı söylenebilir.
Beni beklemesine bir itirazım yok, ve O çılgınca seviyordu bunu.
Sabahları erken kaldırırdı beni, yansıtarak güneşi
Şaşırtıcı derecedeki beyaz gövdesiyle, ve ben fark ediyordum
O’nun paklığını ve dinginliğini ve sabrını:
En iyi hemşireler gibi huyuna suyuna gidiyordu zayıflığımın,
Doğru dürüst iyileşsin diye, kemiklerimi yerinde tutarak.
Zamanla ilişkimiz daha bir gerginleşti.
Bana aldırmaz olmaya başladı ve soğuk görünüyordu.
İçten içe beni kınadığını hissettim,
Sanki alışkanlıklarım bir şekilde O’nunkileri gocunduruyordu.
Akışına bıraktı her şeyi ve giderek daha dalgın oldu.
Ve derim kaşınıyordu ve yumuşak parçalar halinde dökülüyordu
Bakımımı oldukça kötü yapmasıydı sadece bunun nedeni.
Sonra anladım sorunun ne olduğunu: ölümsüz olduğunu düşünüyordu.
Beni terk etmek istiyordu, daha üstün olduğunu düşünüyordu,
Ve kendisini bilgilendirmiyordum, ve kızgındı –
Günlerini heba ediyordu yarı bir cesedin üstünde!
Ve benim ölmüş olmamı umuyordu içten içe.
O vakit ağzımı ve gözlerimi örtebilirdi, beni tümüyle örtebilirdi,
Ve boyalı yüzümü taşıyabilirdi tıpkı bir mumya tabutunun
Taşıdığı gibi bir firavunun yüzünü, çamur ve sudan yapılmış olsa bile.
O’ndan kurtulabilecek bir konumda değildim.
Uzun bir zamandır beni desteklediğinden handiyse felç olmuştum –
Nasıl yüründüğünü ve oturulduğunu unutmuştum,
Yani O’nu herhangi bir şekilde kızdırmamak için dikkatliydim
Ya da zamanından önce O’ndan nasıl öç alacağımı göstermemeliydim.
O’nunla birlikte yaşamak tabutumla birlikte yaşamak gibiydi:
Gene de bağımlıydım O’na, bu durumdan pişmanlık duysam bile.
Birlikte mutlu bir çift olacağımızı düşünmüştüm başlangıçta –
Fakat sonuçta, bir çeşit evlilikti bizimkisi, böylesine yakın olmak.
Şimdi anlıyorum ya birimiz ya da öbürümüz olacak.
Biz azize olabilir O, ve ben çirkin ve kıllı olabilirim,
Fakat yakında anlayacak bunların önemli olmadığını.
Gücümü toparlıyorum; bir gün O’nsuz yapabileceğim,
Ve o vakit telef olacak O yoklukla, ve beni özlemeye başlayacak.

[1961]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:42 #3

efsunkar

I6I020I6• SSY

Aşk Mektubu

Kolay değil ifade etmek yaptığın değişikliği.
Eğer hayattaysam şimdi, o halde ölmüştüm,
Gerçi, bir taş gibi, ondan etkilenmeden,
Durmuştum alışkanlık olduğu üzere.
Bir parmak bile öteye çekmedin beni, hayır –
Ne de bıraktın benim küçük çıplak gözüm ilişsin diye
Göğe doğru yeniden, umutsuzca, kuşkusuz,
Kavrayarak maviliği, ya da yıldızları.
Bu değildi o. Uyudum, de ki: bir yılan
Gizlenmiş siyah kayaların arasında siyah bir kaya gibi
Kışın beyaz boşluğunda –
Komşularım gibi, mükemmelce biçimlenmiş
Milyonlarca yanakların benim bazalt yanaklarımı
Eritmek için her an konmasından
Hiç zevk almayarak. Gözyaşlarına dönüştüler,
Cansız mizaçlara ağlaşan meleklere,
Fakat ikna edemediler beni. Dondu o gözyaşları.
Her ölü kafada buzdan bir miğfer siperliği vardı.
Ve uyumayı sürdürdüm kıvrık bir parmak gibi.
İlk gördüğüm şey temiz havaydı
Ve şebnemde yükselen sarmaş dolaş damlalardı
Ruhlar misali şeffaf. Sık ve ifadesizce
Yatıyordu etrafta bir sürü taş.
Bilmiyordum onu neye kullanacağımı.
Parıldadım, fare adımlarıyla tırmandım, ve saçıldım
Dökmek için kendimi bir sıvı misali
Kuş ayakları ve bitki gövdeleri arasında.
Kandırılmamıştım. Biliyordum seni hemencecik.
Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak, ve kol, bir bacak.
Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh-vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.

[1960]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:43 #4

efsunkar

I6I020I6• SSY

Siyahlı Adam

Orada, o üç galibarda
Mendireğin dalgayı karşıladığı
Ve boz denizi yuttuğu yerin
Solunda, ve dalganın yumruğunu
Çözdüğü koyu kahverengi
Dikenli telli çıkıntısıyla,
İntizamlı domuz ahırlarıyla,
Tavuk barakalarıyla ve davar otlağıyla
Deer Island hapishanesinin
Sağında, pırıldatır hâlâ
Mart buzu kaya sularını,
Düşen her bir akıntıyla açığa çıkan
Yanık renkli kum uçurumlar yükselir
Büyük bir taş burun üstünde,
Ve sen, bu beyaz taşların
Karşısındasın, sıçrayarak yürür ölüm sana
Siyah palto, siyah ayakkabılar, ve siyah saçlarınla
Durduğun yere kadar,
Uzaktan bakılınca durağan bir girdaptır
Tepe, göz kamaştıran taşlardır, havadır,
Hepsi, hep birlikte.

(1959)
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:43 #5

efsunkar

I6I020I6• SSY

İsterim, İsterim

Ağzı açık, bebek tanrı
Sınırsızca kel, bebek kafalı olsa da,
Annesinin memesi için ağlar.
Yarılır ve çatlar kuru volkanlar,
Kum aşındırdı sütsüz dudağı.
Yabanarısını, kurdu ve köpekbalığını çalıştıran
Ve sümsük kuşunun gagasını tasarlayan
Babasının kanı için ağladı sonra.
Kuru gözlerle, o müzmin cet
Doğrulttu adamlarını deriden ve kemikten,
Taçta yaldızlı telden ok uçları,
Kanlı gül bedeninde dikenler.

(1958)
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:44 #6

efsunkar

I6I020I6• SSY

Şiirler, Patatesler

Belirleyerek susturur kelime; çekilmiş hat
Kovar daha donuk akranlarını ve başarır, ölüm saçarak,
Hayali hatların sadece usandırdığı
Müesseselerde. Patatesler gibi dirençli
Taşlar bilinçsiz, kelime ve hat dayanır
Bir inçlik yerde. Brüt değil ki onlar (her ne kadar
Daha sonra onları lezzetli bir yiyeceğe dönüştürmek
Sıklıkla düşünülse de, terazide tartılır) fakat durmaksızın
Aldatır beni onlar: ne daha fazla
Ne de başka şey, can sıkarlar hâlâ.
Şiirsizleşmişlerdir, resimsizleşmişlerdir, patates
Demetlerinin pürtüklü kahverengileri daha
Üstün bir sayfadadır; o dobra taş da.

(1958)
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:45 #7

efsunkar

I6I020I6• SSY

Gözdeki Zerre

Gün ışığı gibi masumca durup baktım
Atlardan bir tarlaya, boyunlar eğilmiş, yeleler rüzgârda,
Kuyruklar akmakta çınarların
Yeşil zeminine. Damların üzerinden
Kilisenin beyaz kulelerine çarpmakta güneş,
Tutarak atları, bulutları, yaprakları
Adamakıllı kök salmışlar, bir deryadaki kamışlar misali
Sola doğru yüzse bile hepsi.
O vakit kıymık uçup saplandı gözüme,
Batıp kararttı gözümü. Sıcak bir yağmurda
Biçimlerin eriyişini gördüm sonra:
Atlar eğilmişti değişken yeşile,
Çift hörgüçlü develer ya da ünikornlar gibi tuhaftılar,
Tek renkli bulanık kenarlarda otlamaktaydı,
Daha iyi bir zamandan kalma vahanın hayvanları.
Aşındırarak göz kapaklarımı, yanmaktadır küçük zerre:
Kendimin, atların ve filizlerin etrafında
Dönendiği o kırmızı cüruf.
Ne göz yaşları ne de göz banyolarının
Dindiren taşkını çıkarabilir bu parçayı:
Batıyor, ve bir haftayı buldu batıp durması:
Kabul ederim artık tenin kaşıntısını,
Kör olmaktır bunun sonu ve başı.
Düşlerim Ödipus olmayı.
Yataktan önceki, bıçaktan önceki,
Broş iğnesinden ve bu parantezlerde
Beni bağlayan merhemden önceki
Kendime geri dönmektir istediğim;
Atlar akıyor rüzgârda,
Bir mekân, bir zaman, çıkıp gitmiş akıldan.

[1959]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:45 #8

efsunkar

I6I020I6• SSY

Hardcastle Sarp Kayalıkları

Taş bir kentin siyahından ay mavisi dönemeçleri teyelleyerek,
Çaktı çelik sokakta ayakları
Yankıların bir patırtısını, çakmaktaşı misali,
Havanın çırasını tutuşturduğunu ve
O karanlık bodur kulübelerin
Bir duvarından öbürüne
Yankının havai fişeğini salladığını işitmişti kadın.
Fakat duvarlar tarlalara ve biteviye fokurdayan çimenlere
Yol verdiğinde, öldü yankılar kadının ardında.
Binmiş gidiyor dolunayın
Işığına, yeleleri rüzgârda,
Yorulmaz, bağlanmış, ayla çevrelenmiş bir deniz gibi
Kımıldar köklerinde. O yarık vadide kenarda köşede kalmış
Bir sis-hayaleti asılıp dursa da omuz hizasından
Öne doğru, bildik tanıdık bir hayalete
Dönüşmedi gene de,
Ne bir sözcük ne de bir isim söyledi
Kadının yürüdüğü o boş ruh haletine. Bir kere
Düşle şeneltilmiş köyü geçtiğinde, artık düşü barındırmadı
Kadının gözleri, ve uyku perisinin tozu
Kaybetti parıltısını ayak tabanlarının altında.
O uzun rüzgâr, yontup inceltti kadını
Bir çimdik alaza, üfledi elemli ıslığını
Kadının kulak sarmalına, ve balkabağından oyulmuş bir taç gibi
Vantuz çekti Babil’i kadının kafasına.
Kadının değersiz armağanlarına karşılık
Sunulmuştu kadına bütün bu gece, ve yüreğinin
Vuruşu bu tepelerin kamburlaşmış
Lakayt demiriydi, ve meraları komşuydu
Siyah taş üstüne konmuş siyah taşa. Ahırlar
Korumuştu kuluçkadaki yavruları ve enikleri
Kapalı kapılar ardında; çayırlığa çökmüş
Mandıra sürüleri sessizdi kaya parçaları misali;
Yünden yumaklarında taşa yaslanıp uyuklamıştı koyunlar,
Ve kuşlar, dalda uyuklamaktaydı, giyinmişlerdi
Granit yakaları, gölgeleri
Yaprak kisvesinde. Bütün bu manzara
Lenfin ve usarenin en erken hükmündeki
Gözlerle değişmemiş
Bir kadim dünya misali uzakta büsbütün belirdi,
Kadının küçük sıcaklığının alazını
Söndürmeye yeterliydi, fakat taşların
Ve taş tepelerin ağırlığı kadını parçalayıp
Bu taşsı ışıkta sırf kuvarsa ve kuma dönüştürmeden önce
Geri döndü kadın.

[1957]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:46 #9

efsunkar

I6I020I6• SSY

Grantchester Çayırlıkları’nın Suluboya Resmi

Orada, bahar kuzuları doldurur ağılı. Hava
Sessizdir, gümüşsüdür bir bardaktaki su gibi
Hiçbir şey büyük ya da uzak değildir.
O küçük sivrifare ciyaklar çimen kafalarının
Yabansılığında ve işitilir.
Başparmak büyüklüğündeki her bir kuş
Sık çalılıklardaki atik kanatlılara ve güzelim renklere uygun düşer.
Bulut dizisi ve baykuş oyuklu söğütler eğilirler
O uysal Granta’ya doğru, katmerleştirerek beyazlığını ve yeşilliğini,
Şeffaf suyun altındadır dünya
Ve sürer demir atmış dalgayı, bir yukarı bir aşağı.
Ve kayıkçı daldırır sırığını.
Evcil kuğu yavrularının yöneldiği
Byron gölünde ayrılır kamışlar.
Bir kreş tabağındaki manzaradır bu.
Benekli inekler çevirir çenelerini ve kısaltır
Kırmızı yoncayı ya da güneşle sırlanmış düğünçiçeğinin
Bir halesiyle sarmalanmış pancarı kemirir.
Yumuşak huylu çayırlıkları kuşatır
Sırakemerlerin yeşili
Kan böğürtlenli alıç saklar dikenlerini beyazla.
O matrak vejetaryen, su sıçanı
Testereler bir kamışı ve yüzer toparlak korusundan,
Siyah önlüklerindeki öğrenciler gezinir ya da otururken
Kenetlenmiş elleriyle, aşık olmanın hülyalı bir dalgınlığıyla –
Fakat böylesi yumuşak bir havada
Baykuşun kulesinden eğileceğinin
Ve sıçanın çığlık atacağının farkında değiller.

[1959]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Alt 20-04-2017, 15:47 #10

efsunkar

I6I020I6• SSY

Malikâne Bahçesi

Fıskiyeler kurumuş ve güller solmuştur.
Ölüm tütmektedir. Yaklaşır günün.
Küçük Buda’lar gibi semirir armutlar.
Mavi bir buğu kaplar gölü.
Balıkların çağı arasından kımıldarsın,
Domuzun mağrur asırları arasından –
Kafa, ayak parmağı ve parmak
Gölgeden çıkıp berraklaşır. Tarih
Besler bu kırılmış yivleri,
Bu kenger taçlarını,
Ve karga giyer giysilerini.
Miras kalır sana beyaz süpürgeotu, bir arının kanadı,
İki intihar, aile kurtları,
Boşluk saatleri. Bazı sert yıldızlar
Şimdiden sarılaştırır gökleri.
Örümcek kendi ipinde
Geçer gölü. Solucanlar
Terk eder mutat meskenlerini.
Toplanır küçük kuşlar, toplanır
Zor bir doğuma getirdikleri armağanlarıyla.

[1959]
Sylvia Plath
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy


Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler



Sylvia Plath’tan 10 Şiir Konusuna Benzer Konular

Sylvia Plath dalgınlığı


I. Geliyor, gidiyor. Her sabah onun yüzü alıyor karanlığın yerini İçimde genç bir kızı boğdu ve içimde genç bir kadın… Bir şiir buluruz; gidelim...

Sylvia Plath


Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır. Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı...

Günlükler / Sylvia Plath


“Sadece içimde susmak istemeyen bir ses olduğu için yazıyorum.” Sylvia Plath “Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve...

Sylvia Plath'a Mektuplar II


Sylvia Plath'a Mektuplar II ... sonra sustun bir gün kesildikçe sesin kan damlıyordu kaleminden yaşarken yazmak ölümü ne büyük sanattı...

Sylvia Plath'a Mektuplar I


Ne düşünüyorsun Sylvia? - ölümü söyledim sana, vazgeç kendini Lazarus sanmaktan hem artık İsa da yok her öldüğünde hayat veremez sana




Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:09 .