İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 16-06-2010, 12:41 #30521

DAMLA22

NevsehirLi



Kalbini açarsın birgün sonuna kadar.
Zannedersinki koşarak girecek içine. Ama o dönüp bakmaz bile.
Bir süre düşünürsün yanlış nerede diye. Fakat yanlış olan bir şey yoktur sana göre. Tek yanlış onu tüm kalbinde sevmendir kimselerin sevemeyeceği kadar.

Sonra tarifi imkansız düşünceler musallat olur beynine. Adını koyamazsın bir türlü

intikam mı?

Ayrılık mı?


Beklemek mi?....

En zor olanı da beklemektir.. Beklemekten b
aşka bir şey gelmez elinden. Beklersin kalbin sonuna kadar açık ve umutsuz olarak.

Fakat yaşam bekletmez insanı çevren bekletmez insanı. Önünde bir sürü yol vardır. Ve birisini seçmen gerekmektedir.

Seçersin kendine göre bir yol. Ya da seçtirirler.

Yollar o kadar uzundurki insan bir müddet sonra unutmaya başlar acılarını unutmaya başlar açık kalan kalbini. Tek düşüncesi o uzun yolda diğer insanlarla beraber yürümesi gerektiğidir.

Bir gün yürüdüğün yolda ummadığın birisiyle karşılaşırsın.
Adını koyamazsın o anki duygularının
ağlama isteğimi?

h e y e c a n mı?


m u t l u l u k mu?


ç a r e s i z l i k mi?...

Hafifçe gülümsersin karşındakine.

Halini hatırını sorarsın önce. Sonra eşi ve çocukları ile tanışırsın.

Kendinden eşinden işinden bahsederken bakamazsın gözlerine. Tek istediğin oradan bir an önce uzaklaşmaktır. İyi dilek ve selamlarla vedalaşılır..

Tekrar yola koyulursunuz nereye gittiğinizi bilmeden...



Ve aklınıza açık kalan kalbinizin kapısı gelir.

Yıllarca esen rüzgarlar düşen yıldırımlar yakan güneş yormuştur onu.. Kapanma vakti geldi diye düşünürsünüz. Ve kapatmak istersiniz kalbinizin kapısını. Fakat yıllarca açık kalmasından dolayı küf tutmuştur kolayca kapanmaz. Ama artık kapanması gerekmektedir. Son bir kuvvetle omuzlarsınız büyük bir gürültüyle yavaş yavaş kapanmaya başlar.


Fakat tam olarak kapatamazsınız bir türlü.
Küçük bir aralık kalır...







Alt 16-06-2010, 15:58 #30522

DAMLA22

NevsehirLi


Biraz değiştim... Her şey kadar herkes kadar sen kadar...
Değiştim...
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni Ben benimle savaşıyorum Seninle değil!

Sonucu kılıcı kuşannından belli olan bir savaşın Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim...
Sorun değil!



Elbet alışırım!
Biraz alıştım!
Her şey kadar herkes kadar sen kadar
Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma...
Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum...
Bir yanım bırak diyor bir yanım-ma
Kesin değil!


Henüz tanıştım Her şey kadar herkes kadar sen kadar...
Tanıdığımı sandığım bana daha da yakınım artık!
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda... Ve aynalara ağlarken gördüklerim kendi tarafımda...
Bir yanım memnun oldum diyor bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil!


Bir hayli kırıldım
Her şey kadar herkes kadar sen kadar Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime! Gözlerimden tut da ciğerime kadar kırgınım! Aslında ne sana ne olanlara... Kendime kırgınım... Maziye hiç değil an’a kırgınım! Anlatamadığım anlayamadığım masalların bana yaptıklarına Dinlediğim şarklarda bana seni anlatan şarkcılara Beni anlamadığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşlarına Bir hayli kırgınım... Beni ben kırdım oysa...
İyi değil!


Galiba yoruldum Her şey kadar herkes kadar sen kadar Kendime kalbimi kanıtlamaktan! Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum ...





Alt 16-06-2010, 16:54 #30523

DAMLA22

NevsehirLi


kalbimin hiç tanımadığı duyguları
daha yeni yeni hissetmeye başladığı dönemlerdi
çevremde arkadaşlarım çoktu
ama bir gariplik vardı bende
mutlu değildim
sanki aradığım b
aşka birşeydi
her akşam eve gelir odama çekilir ağlardım
noluyordu bana anlayamıyordum
birgün yine arkadaşlarla beraberdim
beraberdim derken nasıl bir beraberlik
onlar bir araya toplanıp gülüp eğlenirlerken
bense bir kenara çekilmiş
her zamanki gibi içimdeki fırtınaları dinliyordum
artık arkadaşlarımda alışmıştı bu durumuma
yanıma gelip oturduğunu hiç farketmemişim
daldığım düşüncelerin derinliklerindeyken
bir SELAM sesini duyana kadar
selam dedim bende
neden yalnız oturuyosun dedi
bilmiyorum dedim
kimse seni anlamıyor
hatta kendin bile kendini anlamıyorsun değilmi dedi
evet dedim,sen nerden biliyorsunki
bende bu yüzden yanına geldim zaten dedi
bende aynı durumdayım
seni arkadaşlarından ayrı derin düşüncelere dalmış görünce
işte benim gibi biri daha dedim diyince
yüzüne baktım ve gözgöze geldik
o anda kalbim durdu sanki
donup kalmıştım
ne zaman ayrıldık eve nasıl geldim bilmiyorum
o gün sürekli onu düşündüm
sanki aradığım şey buydu hissedebiliyordum bunu
o günden sonra hergün buluşmaya başladık
evleri iki mahalle kadar uzaktaydı
bizim mahallede akrabaları varmış
ilk tanıştığımız gün onlara gelmişler
böylece aylar geçti
artık ailelerimizde biliyordu
ya ben onlara gidiyordum yada o bize geliyordu
yani her günümüzü birlikte geçiriyorduk
zaman geçtikçe anlayamadığımız garip duyguların farkına vardık
birşeyler vardı
birbirimizi çok seviyorduk
görmeden yapamıyorduk
ama arkadaşlık değildi bu
diğer arkadaşlarımızıda seviyorduk
bu çok farklı bişeydi
kimseyede soramıyorduk
nasıl soralımki
biz bile bilmiyorduk ne olduğunu
bu çok yoğun duyguların etkisiyle
bazen mutluluktan bulutlara çıkıyor
bazende o küçücük kalplerimize sığdıramadığımız
ve bir türlü anlayamadığımız hisler dünyasında
sebepsiz yere ağlıyor
gözyaşlarımızı birbirimize hediye ediyorduk
belki size saçma gelecek ama
birbirimizi ilk gördüğümüz günü anlatmıştım
ondan sonraki ilk buluşmamızda
biraz konuştuktan sonra bir ara gözgöze gelmiştik
ve daha ne olduğunu anlamadan
ikimizde sebepsiz yere birden ağlamaya başlamıştık
hemde ne ağlama
sanki hiç bitmeyecek gibiydi göz yaşlarımız
işte o günden sonra
bir daha biribirimizin yüzüne uzun süre bakamadık
hatta çoğu zaman sırtlarımız birbirimize dönük otururduk
bi gören olsa bize gülerdi heralde
elimizde değildiki bakamıyorduk işte
ama ne olursa olsun çok mutluyduk
artık ne güneşin doğuşunun
ne çiçeklerin kokusunun
nede kuşların
aşkşarkı sözlerilarının farkındaydık
biz birbirimizde kaybolmuştuk
taki o akşam bizim evin zili uzun uzun çalana kadar
kapıyı annem açtı
gelen onun teyzesinin kızıydı
hem ağlıyor,hemde annem'e birşeyler söylüyordu
annemde hemen babamla konuşup
banada sen evden ayrılma
biz hemen geliyoruz diyerek aceleyle çıktılar
bende arkalarından çıktım
hava kararmıştı
beni görmesinler diye onları uzaktan takip ettim
biraz gittikten sonra bizim evin ilerisinde market vardı
orada bi kalabalık gördüm
kalabalığın olduğu yere gidiyorlardı
biraz daha yaklaşınca babam koşmaya başladı
yerde yatan biri vardı
bende biraz daha yaklaştım
babam yerde yatan kişiyi kucağına almıştı
birkaç adım daha yaklaştım
o anda kalbime binlerce ok birden saplandı sanki
yerde yatan benim meleğimdi
oda beni gördü
eliyle bana gelme diye işaret yaptı
bana birşeyler söylemeye çalışırken
ağzından kan boşaldığını gördüm
yanına gittim
o güzel başını babamın kucağından kendi kucağıma aldım
hafifçe gülümsedi
onun kanına bulanmış gömleğimi göstererek
bak dedi napmışsın yeni gömleğine
iki hafta önce doğum günümde o almıştı
ve birden başını kazanın olduğu tarafa çevirip
tüh yaa dedi
bende baktım ama karanlıkta birşey göremedim
ne demek istediğini anlamamıştım
başını tekrar çevirdiğimde ölmüştü
ondan sonrasını hatırlamıyorum
gözümü evde açtım
beni doktora götürmüşler sakinleştirici filan yapmışlar
uzun süre baygın halde yatmışım
kendime gelir gelmez ağlamaya başladım
kimse müdahale etmedi
doktor ağlarsa müdahale etmeyin demiş
tekrar kendimden geçene kadar ağlamışım
ondan sonraki günlerde gözyaşım hiç dinmedi
aradan iki ay filan geçmişti
birgün anneme onlara gitmek istediğimi söyledim
annem önce kabul etmedi
ama yalvarmalarıma dayanamayıp bi şartla kabul etti
gideriz ama orada ağlayıp annesini üzmeyeceğine söz verirsen dedi
bende söz verdim ve gittik
bir süre oturduk
ben kendimi zor tutuyordum ağlamamak için
bak oğlum dedi annesi
birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi hepimiz biliyoruz
ne kadar üzüldüğünüde biliyorum
ama senden bir ricam var
kızım son nefesini senin kucağında vermiş
bana son anlarını anlatmanı istiyorum dedi
şaşırdım,nasıl anlatabilirdimki
anneme baktım,boynunu büktü
bende onu üzmeyecek şekilde anlattım
ama karanlıkta benim göremediğim bir yere bakıp
tüh yaa dediğini anlamadığımı söyleyince
annesi bana sarılıp öyle bi ağlamaya başladıki
bende zaten zor tutuyordum kendimi
ikimizde uzun süre ağladık
biraz sakinleştikten sonra
artık bu dünyada yaşamam için
hiç bir sebebin kalmadığına karar vermeme sebep olan şeyi anlattı
ogün annesi evlerinde benim çok sevdiğim bir yemeği yapmış
anne demiş bu yemeği ayhan çok sever
bizim yiyeceğimiz kadarını ver ben ayhan'lara gidip
onunla beraber yiyeceğim demiş
anneside yalnız göndermemek için
yakınlarında oturan teyzesinin kızıyla bize göndermiş
yolda gelirlerken teyzesinin kızı
sen biraz bekle bende marketten içecek birşeyler alayım demiş
kaldırımda beklerken bir araba vurup kaçmış
bizim eve yakın oldukları için
teyzesinin kızı hemen bize haber vermeye gelmiş
işte o akşam
karanlığa bakıpta tüh yaa demesinin sebebide
bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzüldüğü içinmiş
son anlarını yaşayan birisinin
canından daha çok
bana getirdiği yemeklerin dökülmüş olmasına üzülecek kadar
seven bir kalp daha varmıdır şu lanet dünyada
b
aşkasını sevebilirmiyim artık
aşık olabilirmiyim b
aşkasına
tahammül edebilirmiyim artık
saçma sapan şeylerin adını
aşk koymalarına
bizim yaşadıklarımız
bilemesekte gerçek
aşk
bunu şimdi biliyorum
ama o bilmiyor
birgün birbirimize bir söz vermiştik
hangimiz önce ölürsek
diğerimizi cennetin kapısında bekleyecekti
şimdi bende
bilmeden yaşadığımız
o tarif edilmez duygunun gerçek
aşk olduğunu
o
aşkı sonsuza kadar yaşayacağımız
cennetin kapısında beni bekleyen meleğime anlatmak için
gelmesi için hergün yalvarıp dua ettiğim
beni ona kavuşturacak kişiyi bekliyorum
AZRAİLİ

O ÖLDÜKTEN SONRA
bu gün hafta sonu
aşkımla buluşacağız
en güzel elbiselerimi giymeliyim
hangi gömleği giysem acaba
yanakları gibi kırmızı olanımı
yoksa gözleri gibi kapkara olanımı
yada kazanın olduğu gün
kanıyla üzerine çiçekler yaptığı gömleğimi
ne kazası ne kanı yaa nerden çıktı şimdi offf
ben en iyisi son buluşmamızda
başını omuzuma koyduğu o kokan gömleği giyeyim
evet evet bu daha iyi
anne ben çıkıyorum
onamı
tabiki anne ya
her hafta sonu kiminle buluşurum ben
iyide neden ağlıyosunki
şimdi gidip annesindende izin almalıyım
günaydın
müsade ederseniz kızınızla gezeceğiz biraz
tabi oğlum
ona iyi bak olurmu
bak buda ağlıyor
noluyor bunlara anlamıyorum
koşar adımlarla gidiyorum
aşkıma
bu yolda ne kadar uzun
her zamanki gibi bekçi amca karşılıyor beni
hoşgeldin oğlum,oda seni bekliyordu
biliyorum amca biliyorum
günaydın
aşkım ben geldim
bak hala yatıyor
hemde bembeyaz gelinliğiyle
yanaklarına küçük bir öpücük kondurup uyandırıyorum onu
her zamanki gibi toprak kokuyor meleğim
uzatıyor kollarını yattığı yerden
tutuyorum ellerinden
tüy kadar hafif
ne kadarda güzel meleğim benim
hoşçakal bekçi amca
bak koskoca adamda ağlıyor
iyi eğlenin olurmu diyor kirli sakallarından süzülen yaşları silerek
onun en sevdiği yerleri geziyoruz elele
allahım onunla olunca o kadar mutluyumki
bir ara yine gözgöze geliyoruz
bakmamalıydık
yine ağlayacağız
ne kadar ağladığımızı akşam ezanını duyunca anlıyorum
bu günde bitti işte
gitmeliyiz
bekçi amca kızar sonra
hoşgeldiniz
iyi eğlendinizmi bari
neler yaptınız bakalım
biz yine ağladık bekçi amca
her zamanki gibi ha
evet,herzamanki gibi
yavaşça yerine yatırıyorum bitanemi
birgün diyorum
birgün bende
bembeyaz damatlıklarımı giyip geleceğim yanına
keskin bir tırpandan çıkacak kıvılcım aydınlatacak
sana gelen yolumu
kapkara gözlerini açarak yalvarırcasına
çabuk gel olurmu diyor
yakında meleğim çok yakında
iyi geceler öpücüğüm olmadan uyuyamazki bi tanem
yanaklarına bi öpücük konduruyorum
yine o toprak kokusu
geldim anne
hoşgeldin oğlum
ÖLDÜR BENİ ANNE BENDE TOPRAK KOKMAK İSTİYORUM





Alt 16-06-2010, 17:06 #30524

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:13 #30525

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:14 #30526

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.




İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:14 #30527

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:15 #30528

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

NE MUTLU TÜRK;ÜM DİYENE





Alt 16-06-2010, 17:16 #30529

DAMLA22

NevsehirLi


Lider dediĩn
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.
Dinlemeyi bilmelidir.





Alt 16-06-2010, 17:16 #30530

DAMLA22

NevsehirLi


Benim BabamBu adam benim babam, sekiz köt kasketiyle, omuzunda sekosuyla hey! Cebinde yok parası,Bafra'dır cigarası,yüreĩndedir yarası, altı çocuk büyütmüŬ bir iŃ?i maań?yla, bu adam benim babam hey! AĬama benim babam, aĬama naçar babam, kara gün geçer babam hey! Bir kapıyı kapayan, gene açar babam, aĬama benim babam hey! AĬama mazlum babam, aĬama naçar babam, kara gün geçer babam hey! Bir kapıyı kapayan, gene açar babam, Allah büyük babam hey! Bu adam benim babam, derdi daĬardan büyük, çaresiz (biçare), beli bükük hey! Bir gün olsun gülmemiŬ rahat nedir bilmemiŬ gözyań?nı silmemiŬ bir lokma ekmek için, kimseye eĩlmemiŬ bu adam benim babam hey! Benim babam mert adamdı, mangal gibi yüreĩ, yufka gibi kalbi vardı. Hayatım boyunca o'na özendim, fedakardı, bir dikili aġcı olmadı belki ama kendisi onuruyla yašyan koskoca bir çınardı. ótümdeki kol kanat, sırtımı yasladıĄ?m daĠgibiydi, ben babamın oĬuyum, tepeden tırnaġ Anadolu'yum. .. Fatih Kısaparmak





Alt 16-06-2010, 17:17 #30531

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:18 #30532

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:18 #30533

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.





Alt 16-06-2010, 17:20 #30534

DAMLA22

NevsehirLi


Seni Sevmek Yürek İster ! Seni Sevmek Namus Demektir ATAM!



Sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Özgürlüğü ve bağımsızlığı sevmek…

Bunları karakter, yani ruh, öz, omurga olarak kabul edenleri sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek… Fikri hür, ilmi hür, irfanı hür olanları sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Yoksul, yürekli, namuslu,yalansız, riyasız, pazarlıksız…Tertemiz alnından vurulup düşen hem de daha , bir tek kurşun atmadan, o istedi diye Allah deyip şehitlik için ileri atılan dedelerimiz, Eğinli dedem, Ali Çavuş gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek …

Kopan bacağını tüfeğinin dipçiğinin kayışıyla bağlayıp savaşarak ölen Ezineli Yahya Çavuş gibi sevmek… Çanakkale'de 19. Tümen 'in her bir neferi gibi sevmek…

Sevmek… Ölmeyi emreden birini, Mustafa Kemal'i sevmek… Ölenleri dün olduğu gibi bugün de anlamak:
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.
"Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız bizim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar mahrum kalmasına sebep olacağını hepinize hatırlatırım."

Sevmek …Mustafa Kemal'i sevmek… Dün olduğu gibi bugün de bir adım geri gitmeyenleri ,gitmeyecekleri sevmek…

Mustafa Kemal'i Sevmek… Ölümden kaçarken durup onu dinleyip ölüme koşmak…

Sabah saatlerinde Mustafa Kemal 57.Alay'ı bir batarya ile Koca Çimen Tepe istikametinde harekete geçirdi. Kendisi de durumu izlemek için Conk Bayırı'na çıktığında Arı Burnu tarafından erlerin çekilmekte olduğunu gördü. Seslendi:

"Niçin kaçıyorsunuz?"

"Efendim düşman" dediler

"Nerede?"

"İşte, diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.

Düşmanın bir avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve ileri doğru yürüyordu. Askerlere,

"Düşmandan kaçılmaz" dedi.

"Cephanemiz kalmadı" dediler.

"Cephaneniz yoksa, süngünüz var," dedi. "Ve bağırarak süngü taktırdı. Yere yatırdı... Ölmeyi emretti…Öldüler…

O anlatıyor:

"Yalnız size 'Bomba Sırtı olayını' anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 metre, yani ölüm kesin... Birinci siperdekiler hiç biri kurtulamamacasına hepsi düşüyor; ikincidekiler onların yerine giriyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir soğukkanlılık ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, 3 dakika kadar sonra öleceğini biliyor, en ufak bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok! Okuma bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şahadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur."…'

Mustafa Kemal'i sevmek… Ölesiye sevmek… Dün değil bugün gibi sevmek… Bugün de ölmeyi bilmek..

İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Ölen çocuklarının ardından Avusturalyalı annelerin acısını dindiren,onlara :
"Bu memlekette kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın toprağındasınız huzur içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen analar, gözyaşlarınızı siliniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler, onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır."


Diyebilen Mustafa Kemal'i sevmek.

"Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu
Paşalar: "Üç", dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı" …

Atladı…Bir ayağı İzmir' de bir ayağı Ankara'da dimdik durdu… Sevmek.. Mustafa Kemal'i Nazım gibi sevmek…



Cumhuriyetini emanet ettiği gençler gibi sevmek… 23 Nisan çocukları gibi sevmek. Dünyanın en aydınlık yüzü Türk kadınları gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Kütahya'da Kurtuluş savaşının ortasında, 2 yıldır görmediği oğlunun sekiz ay önce hastalıktan öldüğünü duyup el defterine, " oğlum İzzet sekiz ay önce ölmüş." diye not düşüp savaşa devam eden, İsmet Paşa kadar sevmek…

Osmanlı Genelkurmay Başkanı ve Mareşali iken rütbelerini sıyırıp, onunla Anadolu'ya geçip yeniden kavgaya tutuşacak Fevzi Çakmak Paşa kadar sevmek.

Mustafa Kemal'i sevmek… Erzurum'da bir yalnız adama, silahlarını teslim etmemiş tek Osmanlı ordusu olan 9 kolorduyu kendisiyle birlikte teslim edecek kadar çok inanıp, emrine girip, cenk edip, barışta karşı durup, ciltlerce kitap yazacak Kazım Karabekir Paşa kadar sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…Yağan yağmur altında,ayaklar çıplak yürürken hastalıktan,açlıktan ateşler içinde yanan bebesinin üzerindeki örtüyü alıp, cephane yüklü kağnının üzerine örten analar kadar sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Kadın olup aşık olduğun adamdan, evladından, anandan, babandan daha çok sevmek Mustafa Kemal'i…

Anlamak o kadınları, onları anlamak için kendilerini kurtarmaya gelen askerleri " Kemal'in askerleri" diye selamlamalarını anlamak, Afyon'da, Antep 'de, Maraş 'da, Eskişehir'de yani Anadolu'da, düşman işgali altında tecavüze uğrayıp, ölmemek…O acılar içinde sağ kalmak…Herkesin sattığı, terk ettiği, arkadan vurduğu ,hançerlediği bir halkı elinden tutup kaldırmak. Yokluğunu yokluklarına, gözyaşlarını gözyaşlarına, azmini, azimlerine ekleyip onlara haydi diyebileni sevmek… Yaşama azminin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak… Namusun adının Mustafa Kemal olmasını, onurun, erdemin adının Mustafa Kemal olmasını anlamak… Bu toprağın kadını, erkeği, evladı olmak…

Mustafa Kemal'i sevmek, tecavüze uğrayan o Anadolu kadınları gibi sevmek, tecavüzden kurtarılan o Anadolu kadınları analarımız, bacılarımız, kardeşlerimiz gibi sevmek… Dinimizi, milletimizi, devletimizi kurtaranları, Kemal'in askerlerini sevmek… Acıyı bilenler, unutmayanlar,unutmayacaklar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i namus bilmek…

Sevmek… İzmir'de ki o sevda anıtı gibi dimdik durmak…İzmir'e ilk giren Kemal'in askerlerinin Yunan askerleri tarafından şehit edilmesi üzerine o anıta Mustafa Kemal'in Türkiye'nin macerasını anlattığı Nutuk 'da kavgasının parolası ve işareti olarak yazdığı "Vatan ve Namus" diye yazan İzmirliler gibi sevmek ...

Mustafa Kemal'i sevmek… Vatan ve Namus gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i Vatan ve Namus bilmek… Fikri hür vicdanı hür irfanı hür gençler gibi sevmek… Bağımsızlığı ve özgürlüğü sever gibi sevmek…Gelişmiş büyük Türkiye'yi sevmek…

Cumhuriyet'i…Devrimciliği… Milliyetçiliği…Halkçılığı…Laikliği…Devletçiliği sever gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Anti emperyalizmi sever gibi, sömürgeciliğe karşı duranları sever gibi… Türkiye'nin çınarlarını çiçeklerini bozkırını bataklıklarını denizlerini havasını kuşunu kurdunu sever gibi ….

Dünyanın aç ve yoksul çocuklarını sever gibi, çocuklarımızı sever gibi, insanları, doğayı sever gibi, dünyayı, iyiyi,doğruyu,güzeli sever gibi sevmek…

Ulusalcılar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Kursağından haram lokma geçmemiş çocuklar gibi sevmek…

Hazreti Ömer'i bile kıskandıracak o büyük ahlakı sevmek… Yaratıp kazanıp anasının ak sütü gibi helal mallarının hepsini, ölünce milletine bağışlayanı sever gibi sevmek…

O'nun kalpaklı fotoğrafı ellerinde ,oğullarının al bayrağa sarılı naaşlarının önünde "Devlet millet sağ olsun" diyen şehit anaları gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Elmalılı hoca Mustafa Yazır gibi , Tuncelili Diab Ağa gibi sevmek…

Kurtuluş savaşında tebdili kıyafet gezen Galip Hoca gibi sevmek…Sonra barışta Celal Bayar olup kavgalardan geçip, ölmeden önce " Atatürk seni sevmek ibadettir" diyerek sevmek…

İzmir'de Yunan'a ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin'in ruhunu şad edip, beş yıl sonra düşmanı kovup namusu ve şerefi yerden kaldırıp; İzmir'de , büyük kısmı hain iğfasına uymuş, İstanbul gazetecilerini toplayıp:

" Türkiye basını, milletin hakiki sada ve iradesinin belirtisi olan Cumhuriyet'in etrafında çelikten bir kale vücuda getirecektir. Bir fikir kalesi, zihniyet kalesi. Basın mensuplarından bunu talep, Cumhuriyetin hakkıdır…" diyen Mustafa Kemal'i, doğumunun 125. yılında vefa ve minnet duygularıyla ilk günkü gibi sevmek…

O'na karşı görevini yerine getirememenin utancıyla manda yürekleri çatlayıp ölemeyenler, intihar bile edemeyen dönekler,korkaklar, alçaklar, hainler, satılmışlar gibi değil…

Mustafa Kemal'i Türk halkı gibi sevmek, Türk milleti gibi sevmek, Türkiye gibi sevmek, namuslu gazeteciler, yazarlar, yayıncılar gibi… Abartısız, yalansız, sade, duru, basit… Kanaltürk gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek… Onun bildiği gibi, "memleketimizin halini, ihtiyacını milletimizin elemlerini ve emellerini" bilmek…

Mustafa Kemal'i sevmek…

Sevdasını Vatan…

Sevdasını Namus…

Sevdasını Bayrak…

Sevdasını Türkiye bilenler gibi sevmek…

Esaret altında yaşamaktansa…

Bu yoksul ve bitap milleti ayağa kaldıramamaktansa…

Onun kazanımlarını koruyamamaktansa…

Türkiye'yi muassır medeniyete, çağdaş; bilimde teknolojide, eğitimde, sağlıkta, adalette, emekte gelişmiş, çalışanın kazanacağı,eşit,kardeş, özgür insanların yaşadığı ülkelerin düzeyine ulaştıramamaktansa…

Türkiye'yi tam bağımsızlık ilkesiyle yönetememektense…

Türkiye'yi bilimden, aydınlıktan koparıp şeriata, karanlığa, irticaya, şeyhlere, tarikatlara teslim etmektense…

Dağlarda çoban ateşleri yakacaklar gibi sevmek…

Mustafa Kemal'i sevmek "Vatan ve Namus" demek…

Başka da hiçbir şey demek değil…

Düşmanlarına, döneklere, eski ve yeni mandacılara, takiyecilere, yalancılara, bin bir suratlı para kölelerine, mezarının önünde ağlayıp eğilip, sana ve devrimlerine kalleşlik edenlere inat…

Seni her zamankinden daha çok seviyoruz…






Alt 16-06-2010, 17:21 #30535

DAMLA22

NevsehirLi


EY HOCA, BİR FATİHA DA ATATÜRK'E OKU!

Elinden düşmüyorsa Kuranı kerim
Allah Allah diye inlerse camilerim
Ay yıldızla süslenirse göklerim
Bunu mümkün kılan Atatürk'ün ruhuna Fatiha

Müslüman mı kalırdın sen Atatürk olmasa
Yedi düvel geldi üstüne seni boğmaya
Nefesin mi kalacaktı senin yaşamaya
Hayatını kurtarana Atatürk'e bir Fatiha

Bayram namazın kabul olsun
Duaların hep yerini bulsun
Aman abdestin tamam olsun
Bayramı yaşatan Atatürk'e bir Fatiha

Ayırım yapma birlik tut herkesi
Sen nasıl bileceksin içimi
Atatürk de ayırmadı vatanı senli benli
Bizi birlik yapan Atatürk'e bir Fatiha

Atatürk'ün ismini niye veremedin bir camiye
Allah kurtarıcılara ne diyor iyi oku hoca
Atatürk'e göre bir ayet yok mu ki Kuran da
Seni kafire muhtaç etmeyen Atatürk'e Fatiha

Atatürk'ün ki Müslüman kılıcı değil miydi
Atatürk'e sahip çıkmıyorsun ermeni miydi
Kafir bile Atatürk'ün huzurunda eğildi
Kafire dur diyen Atatürk'e bir Fatiha

Tüm kandillerde dolar camilerimiz
Okunur dualarımız ilahilerimiz
On kasımda olmaz mı mevlidimiz
Ruhu şad olan Atatürk'e bir Fatiha

Günde beş vakitte dilindedir Allah
Kuranı kerimi hatim etmişsin maşallah
Atatürk'e de bir Fatiha okursun inşallah
Sana maaş veren Atatürk'e bir Fatiha

Cemaate anlat Atatürk'ü ey hoca
Neler yapmış Müslüman için cihana
Allah Allah diye saldırdı düşmana
Müslüman evladı Atatürk'e bir Fatiha

Cennetin kapısı açık mıdır Atatürk'e ey hoca
Katledilmekten kurtarmışsa bunca halkı
Anadolu da savunmuşsa Müslüman'ı
Atatürk'e askerlerine gazilerine bir Fatiha

Türküm Atatürkçüyüm hem de Müslüman'ım
Böyledir benim değişmez inancım
Bu söylediklerimi iyi dinle sende hoca
Türk ulusunu ayakta tutan Atatürk'e bir Fatiha

Atatürk'ü bir Müslüman görmüyorsan
Bizi kurtardığına da inanmıyorsan
Vicdanının sesini dinlemiyorsan
Okuma yarım inancınla Atatürk'e Fatiha

Dedene sor Atatürk'ü.. nasıldı kimdi
Senin dedende Atatürk'e inandı güvendi
Dedende sağ olsaydı sana neler derdi
Yetmiş milyondan Atatürk'e okunur Fatiha

Yatağında gece rahat yatıyorsan
Allah'ına her gün dua ediyorsan
Atatürk'ün ülkesinden rızık alıyorsan
Müslüman'ım diye geziyorsan Atatürk'e Fatiha

Atatürk'ün ihtiyacımı var sandın senin duana
Atatürk de hesabını verdi çoktan Allaha
İçinden gelmiyorsa kendini sakın zorlama
Zorla okunmaz ulu önder Atatürk'e Fatiha

Yinede helalleşelim gel senle hoca
Kul hakkıyla çıkmayayım Allah katına
Atatürk'ün hakkı sende yok mu acaba
Vicdanından oku bir Atatürk'e Fatiha


Yazan: YILMAZ GÜLÜMSER
TOKAT / ZİLE





Alt 16-06-2010, 17:22 #30536

DAMLA22

NevsehirLi


DÜNYA TÜRKLERİNDİR BEYLER

ASYA DAN GELDİK ANADOLU DA KALDIK
UZUN YILLAR DÜNYAYI TİTRETTİK
BİR MEKTUP İLE ÜLKE FEHTETİK
DÜNYA BİLİR TÜKRÜ BEYLER

KOSKOCA ÇINAR YIKILIR MI
YIKILSA DA KÖKLERİ KURUR MU
OSMAN LI ÖLDÜDE TORUNLARI YOK MU
DÜNYA BİZİM DİR BEYLER

NE BATISI NE DOĞUSU
İLİM BİZDEN YAYILDI CİHANA
UNUTURMU EVLADINI BİR ANA
ORTA ASYA ANAVATAN BİZE BEYLER

ŞANLI DIR TARİH HER TÜRK İÇİN
TATARI AZERİ ÖZBEK TÜM ASYA İÇİN
BİRLEŞİN DÜNYAYA YENİ BİR KEFEN BİÇİN
KEFEN BİÇECEK GÜÇ VAR BİZDE BEYLER

BATI NIN DOĞU NUN VARSA TEKNOLOJİSİ PARASI
SEVRVET FANİ İMAN EBEDİDİR BEYLER
VARMI ONLARDA CENK EDECEK YÜREK
İMAN GEREK CENKTE BİLİN BEYLER

ALLAHIN LÜTFU DÜR BİZE VATAN UĞRUNA ÖLMEK
ÖLÜPTE MEZAR ÜSTENDE YİĞİTLER BÜYÜTMEK
NİYETİMİZ ZALİMLİK DEĞİL ELBET
TÜRKÜ TÜRK E BİRLEŞTİRMEK TİR BEYLER

ÇOK SAVAŞ GÖRDÜ KORMAZ BU TÜRK SOYU
SAVAŞ DEDİĞİN NEDİR Kİ TÜRK ÜN BİR OYUNU
BÜKÜLMEZ BİLEK İRİ CÜSSE İSTEMEZ
İMANLI BİR BİR KÜÇÜK YÜREK YETER BEYLER

SELAM DUR EY KOCA CİHAN TÜRK LER GELİYOR
ESEN YELLER KOCA DAĞLAR DESTUR ÇEKİYOR
GÖRMEZ MİSİN DAMARIN DAKİ KAN ŞAHLANIYOR
BİLELİM GÜCÜMÜZÜ YÜRÜYELİM BEYLER

HER TÜRK ASKER DOĞAR ASKER YAŞAR
KOS KOCA CİHAN TARİHİMİZE ŞAŞAR
YAPTIĞIMIZ YİĞİTLİKLER BOYUMUZU AŞAR
TÜRK DARA GELEMEZ SULAR GİBİ COŞAR BEYLER

ESERİ DİR KAÇ BİN YILLIK TARİH ECDAD IMIN
TİTRER ÜRPERİRİM HER ŞANLI TARİHİMİ ANDIĞIMDA
VATAN UĞRUNA BİR DEĞERİ YOKTUR CANIMIN
DEMİRDEN DAĞLAR BOYUN EĞMİŞ ECDAD IMA BEYLER

ALLAH TAN BAŞKA VARMI YERYÜZÜN DEN SİLECEK TÜRKÜ
NE KORKU BİLİR BİR TÜRK NEDE DÜŞÜNÜR ÖLÜMÜ
EZAN IM ALBAYRAĞIM GÖKLERİMİN EN BÜYÜK ÖRTÜSÜ
TARİHE TARİH YAZMAK ZORDUR BEYLER

ALLAH’IMLA İMANIMLA KAN IMLA ÇIKARIM CENK MEYDANINA
İMAN DOLU YÜREĞİMLE BESLERİM DÜŞMANA GÜCÜMÜ
TARİH YAZMAK TÜRK ÜN İŞİ ALIRIM DÜŞMANDAN ÖCÜMÜ
TÜRK OĞLU TÜRKÜM DÜNYADA ALACAĞIM KALMAZ BEYLER

ALLAH ALLAH NİDALARIYLA BAŞLAR HER CENGİMİZ
HER CENKTE SIRTIMIZI BİZ ALLAH’A VERİRİZ
İMANIMIZ İÇİMİZDE SAFSA GALİP GELİRİZ
ALLAH TÜRK DOSTU DUR TÜRK Ü KORUR BEYLER

TÜM CİHAN DA BİLİNSİN Kİ SUSARIZ AMA UNUTMA YIZ
ELBET BİZDE BİRGÜN NEFRETE KARŞI KUSARIZ
YİĞİT ANADOLU EVLADIYIZ CENKE YALIN AYAK KOŞARIZ
TÜRK TEN KORKMAYANIN AKLINA ŞAŞARIZ BEYLER

BİR GÜN GELECEK YİĞİTLER CENK EDECEK
GELMİŞİN GEÇMİŞİN HESABI CENKTE GÖRÜLECEK
GÖRECEKSİN Kİ KOCA CİHAN YİNE TÜRKLERE BOYUN EĞECEK
YETİMİN ŞEHİDİN MAZLUMUN DİYETİ ALINACAK BEYLER

UYUYAN KOCA DEV UYANDI UYANDIDA ŞAHLANIYOR
MEHTARANLAR MEYDANDALAR YİNE CENK HAVSI ÇALİYOR
EMSALİ GÖRÜLMEMİŞ BİR GÜÇLE TÜRK DÜŞMANA SALDIRIYOR
TÜRK OĞLU TÜRK YİNE YENİDEN CİHAN HARİTASINI ÇİZİYOR BEYLER

YAZAN : YİLMAZ GÜLÜMSER
Tokat Zile





Alt 16-06-2010, 17:24 #30537

DAMLA22

NevsehirLi


İşte O An Atatürk



İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x405.
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Yıl: 1928... Türkiye Cumhuriyeti henüz 5 yaşında... Dünyaya meydan okuyan lider... Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni saygın bir devlet olarak kabul ettirmesinin haklı gururunu yaşıyor o anda... Çünkü bu masadakiler O'nun ve Türkiye'nin gücü karşısında saygı duymaktan başka birşey yapamayan dünya liderleri... Bu masada... Yani Atatürk'ün masasında o anda tam 32 kral ve 62 cumhurbaşkanı var...


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x408.
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Düşmana diz çöktüren lider... ''Milletin Efendisidir dediği'' köylülerle birlikte memleket meselelerini konuşuyor... Onlardan biri gibi... Onların yanıbaşında... Bir taşın üstünde dikkatle dinliyor onları... Ve bir milleti uyandıran lider, o milletle birlikte yürüyor atiye...



İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x406.
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.



1930'un Kasımında çekilmiş bu o an... Sivas'ta bir genç bir sorununu paylaşıyor Ata'sıyla... Bir dilekçe yazmış ''O bizim liderimiz... Bir çözüm bulur'' diyerek hemen yanına koşmuş... Ve işte o lider... Milletin... Halkın lideri... Çok önemsiyor bu genci... Dilekçesini inceliyor ve yakından ilgileniyor...


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x402.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.


O sadece bir asker... Bir devlet adamı değildi... O her anlamda bir öğretmendi... Matematik... Geometri... Tarih bilgisiyle yeni nesli Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yetiştirdi... İzmir Atatürk Lisesi'nde bir Şubat 1931'de öğrencilerle matematik dersindeydi... Kendine güvenen... Kendinden emin duruşuyla tam bir başöğretmendi...




İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x512.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

1929'un 15 Eylül günüydü... Mustafa Kemal ve arkadaşları Yalova'daydı... Atatürk yolda gördüğü 9 yaşlarındaki bir çocuğa yolu sordu... İşte o çocuk Sığırtmaç Mustafa'ydı... Birgün sonra Mustafa'yı tekrar buldu ve himayesine aldı... Okuttu... Her iki Mustafa takım elbiseleriyle 15 haziran 1930'da sohbet ederken böyle yansıdı o an'a.

İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x409.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.



Manevi çocuklarından biri de Afet İnan'dı Atatürk'ün... Ekim 1925*********te izmir*********e geldiği günlerde bir ilkokulda karşılaşmıştı Afet Hanım'la... Afet İnan'ın isteği, öğrenimini sürdürmek ve yabancı dil öğrenmekti... Atatürk de O'nu İsviçre'ye gönderdi... Bu fotoğraf da 27 Ağustos 1934'te İzmir Vapuru'nda çekilmiş... Modern... Çağdaş Türkiye'nin lideri Afet Hanım'la dans ederken...


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x404.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Her zaman çağdaş... Her zaman şık ve karizmatikti... Ama o hep bizden biriydi... Samimiydi... Cumhuriyet'in 10'uncu yılı kutlamaları için sunulan sayfalar dolusu sloğanı okumuş ve birinin altını çizmişti... ''Bunu beğendim'' demişti. . O slogan şöyleydi: ''Atatürk, içimizden biri... ''İşte içimizden biri Atatürk o anda Kızılcahamam'da yere bağdaş kurmuş dinleniyordu...

İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x404.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Cumhuriyeti kuran... Devrimleri yapan ve Türk halkının yönünü çağdaş dünyaya çeviren Atatürk sık sık yurt gezileri yapardı... İşte o gezilerden birinde çekilmiş bu o an... Türk kadınına hak ettiği çağdaş değerini kazandıran Atatürk'ün çevresi yine o çağdaş türk kadınlarıyla çevrelenmiş...

İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.Bu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 628x500.İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.



Ölümünden önceki yıllardı... Hastaydı... Ama durup dinlenmeden çalışmaya devam ediyordu... Türkiye Cumhuriyeti'nin geldiği yeri yeterli bulmuyor... Çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkarmak istiyordu... Yorgundu... Ama biliyordu... Bu işte yorulmak yoktu... Zira O'nun yolundan devam edecek bir nesil düşlüyordu... Siyah-beyaz bir ülkeyi... Karanlıklar içindeki bir ulusu işte böyle renkli





Alt 16-06-2010, 17:25 #30538

DAMLA22

NevsehirLi


Türkiye Atatürk'tür



Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor :
Başkumandan, düşmandan kurtardığı İzmir’de geçireceği ilk geceyi yaşıyordu.

Mustafa Kemal Paşa İzmir'de ilk gecesini çalışarak geçirdi. Zengin bir sofra hazırlandığı halde ufak tefekle karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar çalıştı.

Ertesi sabah erkenden uyandık. Hafif bir kahvaltıdan sonra vilayet konağına gittik.
Vali, İngiliz konsolosu ile konuşuyordu.

Biz gelince vali ayağa kalktı ve konsolos ile Mustafa Kemal Paşa’yı tanıştırdı. Konsolos iyi Türkçe biliyordu.

Pasa valiye sordu:
"Konu nedir ?"

Vali anlattı:
"Sayın konsolos, İngiliz tebası vatandaşlarla Rum ve ermeni azınlığın güven altında olup olmadığından endişeleniyorlar. Ben kendilerine herkesin güven altında olduğunu bildirdim".

Mustafa Kemal Pasa konsolosun Türkçe bildiğini biliyordu, buna rağmen kendisine valiyi muhatap aldı:
"Ee, peki daha ne istiyormuş ?"

Bu soruya konsolos Türkçe cevap verdi:
"Tebamız için hükümetinizden yazılı teminat istiyorum !"

Pasa:
-"Ne yani, Yunanlılar vaktinde siz tebanızı daha emniyette mi görüyordunuz ?"

Konsolos kasılarak:
-"Evet" dedi, "Yunanlılar buradayken tebamızı daha emniyette görüyorduk."
-"Öyleyse buyurun, tebanızla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim !"

Konsolos sinirlenerek sesini yükseltti:
-"Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz ?"

Pasa:
-"Siz kiminle neyi konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Millet Meclisinin başkanı ve Türk orduları başkomutanıyım. Savaş açmaya da barış yapmaya da tam yetkiliyim. Peki siz kimsiniz ?! Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüselim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz dışarıya, efendim !.. "

Konsolos, Mustafa Kemal Paşa’nın son sözleri üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden kapıdan çıktı gitti.

Mustafa Kemal Paşa, adamın arkasından valiye döndü:
-"Bunlara yüz vermeyin vali bey! Bir donanma önünde pısacak, bir blöf karşısında yelkenleri suya indirecek bir devletçik sanıyorlar bizi! Küstahlık derecesine bakın, bana 'savaş mı açıyorsunuz?' diye soruyor. Barut kokan bir odada adamın sorduğu şeye bak !.. Savaş halinde değiliz sanki !"
Birkaç saat sonra, İngiliz donanması komutanı hükümet konağının kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa’nın odasına yöneldi. Nazik fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref kendisine ne istediğini sordu.
-"Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum!.."
Birlikte odaya girdiler, kapı kapandı.

Amiral:
-"Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız, sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale’deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız kanıtlandı böylece. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum." diyerek övgüler yağdırmaya başladı.

Paşa, bıkkın bir ifadeyle:
-"Bunları geçin amiral. Çok işimiz var. Asıl konuya gelin" dedi..

Amiral bu tavır karşısında bocalayarak konuya girdi:
-"İzmir’de tebamız ve sizin azınlıklarınız Ermeniler, Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güvende midirler ?"
-"Hiç kuşkunuz olmasın amiral. Tebanız ve azınlıklar hükümetimizin koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini gevende sayabilirler"
-"Peki suç işleyenler ?"
-"Suç işleyenler sayın amiral, muhtemelen sizin ülkenizde de olduğu gibi, adaletin huzuruna çıkar. Suçlu olanlar, cezalarını çekerler."
-"Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumlar şımarıklık yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedirler. Ermenilerin biliyorsunuz büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemli bir bölümü hayatlarını kaybetti. Bu ruh haliyle Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler.. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır, bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kişiler halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!..."

Son cümleye kadar amirali sakince dinleyen Mustafa Kemal Paşa,"dünyanın koparacağı gürültü" ile tehdit edilince amiralin sözünü kesti:
-"Üstünlük pozunuzu derhal bir kenara koyunuz amiral! Milletleri tehdit etmekten de vazgeçiniz. İngiltere ve müttefiklerinin kıyamet koparıp koparmayacağını düşünmem bile! Bunlar memleketin dâhili işleridir ve de sizin bu işlere karışmanıza müsaade etmem.. Majestelerinin devleti bizim azınlıklarla uğraşmaktan vazgeçsin. Kim ki bize saygı beslemez, bizden de saygı beklemeye hakkı olmaz"

Amiralin yüzü bembeyaz oldu:
-"İngiliz hükümetinin tabasını her yerde koruma hakkı devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz..."

Paşa:
-"Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen cesetlerini herhalde görmüş olmalısınız. Ordumuz asayişi sağlamıştır. İzmir limanını donanmanıza kapatıyorum. İsterseniz, tabanızı gemilerinize doldurabilirsiniz. Donanmanızın en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum !"

Sert sözler karşısında amiral ne yapacağını şaşırdı:
-"İngiltere’ye savaş mi açıyorsunuz ?"

Paşa:
-"Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr antlaşmasının halen yürürlükte olduğunu mu sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırtıp attık bile. Karşımda serbestçe oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat nezaketimizi kötüye kullanmanıza müsaade edemem. Şu anda hukuken "barış antlaşması yapmamış" iki devletiz. Savaş hukuku halen yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size tekrar ve son defa ihtar ediyorum !..."
Bir balmumu heykeline döndü amiral....

Sert adımlarla girdiği Mustafa Kemal Paşa’nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçüldü ve sonunda kekeleyerek:
"- Affedersiniz!" dedi, yerlere kadar eğilerek geri geri kapıya gidip dışarı çıktı.

Olay kısa süre içinde şehirde duyuldu...
İngiliz ve Fransızlar kendi uyruklarını gemilere bindirmeye başladılar.
Birkaç saat sonra
da sessizce çekilip gittiler....

Türkiye Atatürk'tür, Atatürk Türkiye’dir





Alt 16-06-2010, 17:25 #30539

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

KEMAL`İM

Ülkemdeki insanları hayretle izledim
Şöyle etrafıma baktım, şaştım, tanıyamadım
Kara sakal, yeşil cübbe, başta sarık, alışamadım
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Bana öğretilen din; gönüldedir, haldedir
İnsan ayırmamalı, her yaratılan kardeştir
Şimdi bu ben'lik neden, acep bilmem ne iştir
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Dört kitabı bir tutmayan İslam olamaz
Kul hakkıyla yola çıkan menzile varamaz
Cahil hoca emri ile hedef vurulmaz
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yüce Tanrım akıl vermiş, fikir vermiş, yön vermiş
Al yüce kitabını oku diye göz vermiş
Kara cahil bu günlerde diken gibi boy vermiş
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Yeşil bayrak açmışlar kurtardığın vatanda
Küfrettiler adına toplanıp meydanlarda
Ölmeye hazırız biz bu vatan toprağında
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni
XXX
Övmek yerine bir gün anlasaydık biz seni
Bin Kemal doğardı, aratmazdık hiç seni
Yarın haykıracak elbet şu gençliğin gür sesi
Gel Kemal`im gel ülken arıyor seni

İbrahim SEVİNDİK




Messi_1987 Bunu beğendi.

Sebep: Üye isteği.

Alt 16-06-2010, 17:52 #30540

DAMLA22

NevsehirLi


Türküm Diyorsun da ...?



Türküm diyorsun: Türkçe kullanmaya özen gösteriyor musun?

Türküm diyorsun: Ne için yabancı markalara düşkünsün?

Türküm diyorsun: Ne için açtığın mağazaya Türkçe isim
vermiyorsun?

Türküm diyorsun: Ne için bu yabancı hayranlığı?

Türküm diyorsun: Türk malı kullanmaya özen gösteriyor musun?

Türküm diyorsun: Kendi halkına vatandaşına, yabancıdan daha çok değer veriyor musun?

Türküm diyorsun: Kendi tarihini okuyor biliyor musun?



Türküm diyorsun: Ne için Türkleri küçük düşürücü, yazı, fıkra ve resimlere gülüyorsun?

Türküm diyorsun: Ne için Türklerden adam çıkmaz diyenleri susturmuyorsun?

Türküm diyorsun: Ne için vatanını işgal edenleri unutuyor ve onları müttefik kabul ediyorsun?

Türküm diyorsun: Ne için gerçek bir Türk gibi çalışıp üretmiyorsun?

Türküm diyorsun: Ne için çalıp çırpanlar için "Bal tutan parmağını yalar" sözüne prim veriyorsun.

Türküm diyorsun: Ne için yolsuzluk ve hırsızlıkları görmezlikten geliyorsun ?

Türküm diyorsun: TÜRKLÜĞÜ HAK ETTİĞİNİ DÜŞÜNÜYOR MUSUN?





Cevapla

Etiket
damla22


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:42 .