İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 10-11-2010, 20:58 #31221

DAMLA22

NevsehirLi



Gitmek, gövdeyle değil, gönülledir.
Gittiğiniz yerde gönülsüz bir gövde bulacaksanız, varışınız da boşunadır.
O zaman, gittiğiniz yere ulaşamazsınız, sadece varmış olursunuz.

Varmış olmak vuslata ermiş olmak değildir.
Vuslat, gönüle varmaktır. Sevgi dolu bir gönüle ulaşmaktır.
Vuslat gönül işi olduğu için, varmak da gövdeyle olmaz, gönülle başarılır.

Bu sebeple, gönül varışlarının vasıtaya ve maddeye ihtiyacı olmaz.

Biri kuzeyde, diğeri güneyde iken de, bir ve beraber olabilirler.
Mesafeler, birliğe, buluşmaya, kavuşmaya asla engel olamaz.
Bir olan gönüllerin arasına kilometreler giremez;
en uzak gurbet bile ayıramaz onları, unutturamaz.

Asıl mesafe, asıl uzaklık, yanı başındakini unutturanıdır.

''Dizimin dibindeki, Yemen'de; Yemen'deki de dizimin dibindedir'' der Mevlânâ...

Göremediğin gönülden ırak olursun.

Giremediğin gönüle eremezsin.

Hiç olmazsa, yanı başınızdakilerin gönüllerinde misiniz?
Yanı başınızdakiler gönlünüzde mi?
Aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü paylaşanlar anlaşırlar.

Aynı evde yaşadığı halde, ayrı olanlar vardır.
Çünkü yakınlık manevî varlığımızla sağlanır. Gövdelerin yakınlığı ile
gerçek yakınlık yakalanamaz.

Kafa ve kalp uyuşması,insanı yakından daha yakın eder,hatta tekleştirir.
Böylesine bir ve beraber olmuşları, hiçbir şey ayıramaz.

Hiç bir mesafe aralarına giremez.

Gönül ne kahve ister, ne kahvehane
Gönül sohbet ister, kahve bahane...





Alt 10-11-2010, 20:59 #31222

DAMLA22

NevsehirLi


Ey sen ! Gel Neredeysen...
İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Yokluğunda düştüm bu notları
Yazdım bir kalemle,
Sildim bir kalemde.
Kaç defa hoyratça yırttım attım.
Kaç defa hoyratça yıprandım.
Med cezire tutuldum her düşümde
Kurtulmak ve sana varmak için.
Adın yazılı kağıttan bir gemi yaptım.
Ummanında başıboş bırakma beni
Sığındım gönül limanına, ey

Ey, yüzüne bakamadığım,
Ey, elini tutamadığım,
Ey, sözünü duyamadığım,
Ey, adını diyemediğim,
Ey, vâh ettiğim,
Eyvah ettiğimi duymuyor musun?

Ey bana uzak olan yar.
Ey bana tuzak olan yar.
Ey bana yasak olan yar.
Ey sanadır bu intizâr.

Baharın gelişi gibi gel.
Yağmurun inişi gibi gel.
Güneşin doğuşu gibi gel.
Gözümün nuru,
gönlümün sürurusun sen.
Sığındım gönül limanına gel.
Ey sen, gel neredeysen...





Alt 10-11-2010, 21:37 #31223

DAMLA22

NevsehirLi


"Sabahın sahibi var":
Bu sözü yeni duydum. Bin yıllık bir kasabada duydum. Kasabanın eski adı Banazı, yeni adı Konak. Yaşlı bir kadın söyledi. Bir yakınıyla nizalı bir arsa/arazi işini konuşurken, söz, kadının aleyhine uzayıp mahkemeden avukattan açılınca önce "bildiğin birinden geri kalma" diye meydan okuduysa da kâr etmedi: "dokuz yetimimin hakkını yedirtmem" deyişi fayda etmeyince dermansız dizleri üzerinde doğruldu ve kalkarken ses tonunu yumuşatarak "Sabahın sahibi var", dedi. Çok tuttum bu sözü. Öyle denk düştü ki, öyle denk düştü işte. Mümkünse ve bir sakıncası yoksa siz de bu sözü tutunuz.

Zihnimizi işgal eden binlerce lüzumsuz yargı cümlesinden birinin yerine bu sözü ikame etsek ne iyi olur. İşlerin sarpa sardığı, yüreğin daraldığı yerde "sabahın sahibi var" desek ne hoş, ne müthiş olur. Bu söz sözlerden bir söz değil; tutulacak tutunulacak bir söz. Bu müthiş sözün arkasında çok belli ki, derin bir öz var. Bu sözün içinde kimsenin ruhunu ayazda bırakmayacak ve kimseyi üşütmeyecek bir iklim var. Bu, ya da buna muadil bir söz bütün yorgunluğumuzu alabilir. Bu söz yemyeşil bir vadi açabilir önümüze. Bu söz sayesinde kuruyan otlar ve ağaçlar ve yapraklar bir anda yeşerebilir. Gecelerimize musallat olan kaygıları ve elemleri gecenin örtüsüne sarıp katlayabiliriz bu sözle. Sabahı beklemeden, umudu, özlemi kuşanabilir, sabaha, şafağa, gündoğumuna doğru yola revan olabiliriz.

Neye dikkat kesilirseniz dikkat kesildiğiniz şey sizi kavrıyor bu dünyada. Tesadüfe hiç yer yok. Öyle yok ki, öyle yok işte. Biraz kurgulamışım gibi gelebilir ama, inanınız değil. Bakın bundan iki gün önce ne oldu? Akşam saatiydi, güneş batmıştı ya da batmak üzereydi. İçimde izdiham oluşturan kim bilir kaç meseleyi aynı anda kendimle tartışırken Karanfil Sokağın köşesinde dilenci bir kadının şöyle seslendiğini duydum: "Akşamlar hayrına evlatlarım, akşamlar hayrına." Dilenci kısmının ne dediği öteden beri dikkatimi çeker. Dünyanın bütün dilencilerinin nasıl dilendiklerini, dilenirken ne dediklerini merak ederim. Çok dilenciye kulak vermişimdir ama, bir dilencinin "akşamlar hayrına" dediğini ise ilk kez duydum. Müthiş sarsıcı bir deyiş. Durdum ve dilenci kadının bütün sesini, bütün vurgularını zaptetmeye çalıştım. Unutmamak için de tekrarladım durdum:

"Akşamlar hayrına... Akşamlar hayrına..."

Sonra yürüdüm gittim.
Perşembeyi Cumaya bağlayan gecenin akşamı eve dönüyordum. Otobüsle durağa geldikten sonra dolmuşa bindim. Evet, dolmuş leb-a-leb dolmuştu. Ayaktaydık. Farkında değildim ama, dikkatim de ayaktaymış. Dolmuş, Kalaba'ya geldiğinde yaşlı bir amca: "münasip bir yerde inebilir miyim evladım", dedi. Şoför münasip bir yerde durdu ve

yaşlı adam inerken
"Cümleten hayırlı geceler, hayırlı cumalar", dedi: Cümleten hayırlı geceler ve hayırlı Cumalar.
Bir toplu taşım aracında dünyanın kaç ülkesinde, insanların kaçta kaçı birbirine böyle der. Bilemem.
Dünya bu sözler ve bu insanlar yüzü suyu hürmetine hâlâ yaşanmaya değer değil mi?

Hayret bir şey, değil mi. Hayret bir şey. Yoksa hayret edilecek bir şey yok mu burada? Şaşılacak bir şey var da hayret edilecek bir şey yok mu? Hayret edilecek bir şey var da şaşılacak bir şey mi yok? Asıl benim halim mi şaşılacak şey? İnsan burada durduğu halde yabancılaşabiliyor, ne tuhaf. Belki, hem şaşılacak, hem hayret edilecek bir şey var. Yanı başındaki insanlara bu kadar uzaktan bakıyor olmak şaşılacak şey. Bu ruhun, bu irfanın bunca saldırıya rağmen hâlâ yaşıyor olması hayret edilecek şey. Her üç cümleye de bir hafta içinde şahit olmuştum. Her üç sözü duyduğum insanların üçü de yaşlıydı. İkisi kadındı, biri erkekti. İnsan korkuyor. Bu idrak, bu irfan, bu iklim bu ülkeyi bırakır mı diye. İnşallah bırakmaz ama, işte ama... Yazık ki ait olduğumuz muhitlerde bu dil dolaşımda değil. Çok dışarıdan, çok ecnebi bir bakış mı bu? Üzerinde durmayı hak edecek cümleler mi bunlar?.. Her üç cümlenin zaman dâir olması mânîdâr değil mi?

Bilmiyorum, bu ahşap çerçevenin içinde fulü fotoğraf çok eski. Bu fotoğrafın alıcısı kalmamıştır biliyorum. Bu zarf da, bu mazruf da asar-ı atika biliyorum. Eski eserler yağmacılar dışında kimseyi ilgilendirmiyor. Peki, kızgınlığını, öfkesini, özlemlerini "sabahın sahibi var"a havale eden, "akşamlar hayrına" dilenen, tanıdık tanımadık herkese hayırlar dileyen anlayış nasıl bir hayat tasavvurudur? Bu, nasıl bir duygu ve düşünce iklimidir? Bir başka soru: Bu cümlelerin kurduğu bir hayat, bir ev, bir yurt nasıl sarsılır? Bu cümlelerle örülecek bina, şehir ve hayat mimarisi kaç şiddetindeki depreme dayanıklıdır? Bu irfanın, bu toprağın çocukları kaç şiddetinde depremler gördü? Depremlerde ne kadar insan enkaz altında kaldı, ne kadarı hayatta? Şiddetli geçimsizliklerin doğurduğu gerilimler kaç nesle mal oldu? Ve kaç kez, altı üstüne gelecek sarsıntılar yaşadı bu ülke? Şimdi "İyi günler", "OK", "Kendine iyi bak" diye vedalaşan ve "melali anlamayan nesiller"e dokunur mu bunlar?
alıntıdır..

Mustafa şahin





Alt 10-11-2010, 21:57 #31224

DAMLA22

NevsehirLi


TENSİZ SEVİŞMELERİ BİLİR MİSİN BİRTANEM

Emanet sevinçlerini sarıp sarmalayıp koyuldun yola... Sımsıkı sarıldığım umutları da sığdırdın kucağına...Yolun açık olsun dünüme mührünü, bugünüme hüznü, geleceğe gönlünü katan adam...

Kırık dökük sesini toparla artık. Göz yaşların yüreğime damlıyor. Dağlanıyorum acınla... Hep gülüşler asılıydı doyamadığım yüzünde. Lütfen izin ver, anılarıma saklayacağım, hatta baş köşesine oturtacağım bu günden kalan gülüşün olsun. Yakışmıyor sana hüzün...

Toparlan artık kış günlerimin kardeleni... Bizimki bile bile ladesti. Unuttun mu, ay ışığının denizleri yıkadığı gecelerde söyledik biz aşka şarkı sözlerilarımızı....Aldırmadı mı? Yapma birtanem, o bize aldırmasaydı şimdi elimizde ne kalacaktı. Bak sımsıkı sarıldığımız yaşanmışlığımız var. Eksik mi diyorsun, yarım diye mi söyleniyorsun? Belki de böyle olduğu için hep vazgeçilmez olacak aşk adına yaşadıklarımız... Hem belki kavuşmalar öldürürdü narin aşk güvercinini. Bırak özgürce kanatlansın, mavinin en koyu tonlarında pembe umutlarına kanat çırpsın... Sen yarımsın, ben yarımım, aşk yarım kalmış çok mu?

Tensiz sevişmeleri bilir misin birtanem? Yüreklerin sevişmesi tenden daha tutkuludur. Hatırla, dokunmadığımız bedenlerimizin yaktığı ateşleri... Hatırla o ateşlerle kavrulan gecelerimizi...O tensiz sevişmeler değil miydi şehvet giyinmiş aşka hazırlayan bizi? Korkma bensizlikten canımın yongası. Sensiz de sevişirim ben seninle... Gözlerinden içtiğim adı olmayan kelimeler kazılı benliğimde...Büyütürüm bir bebeği büyütür gibi özenle. Sevişirim sensiz, senli kelimelerim, senli gecelerimle...

Ah be hayatımın anlamı adam... Dilim dönmüyor yokluğuna dair hislerime... Kelimeler nasıl da yetersiz...Aradım taradım, tüm sözlüklere baktım. Sensizliği anlatan o keskin kelimeyi bulamamışlar aşkım. Onu hissedebilen bir tek benim. Ne yazık ki ben de o kelimeyi bulmakta işte böylesine yeteneksizim... Çaresizim harflerin ses vermediği duygulara karşı...

Sadece izdüşümlerini anlatabilirim sensizliğin. Sanki bir kerpetenle tırnaklarımı teker teker söküyorlar seni silebilmek adına geleceğimden. Ama onlar bilemezler ki geçmişime diktiğin yüzyıllık çınar ağaçlarını. Tıpkı o ağaçlar gibi büyüyeceksin geleceğimde... Varsın olmasın elin elimde, varsın değmesin gözün gözüme. Sen kazılısın bende...

Bir kendine geliş borçlu bu gün bana. Bilmem ki tek bir kadeh şarap içmeden yaşadığım bu sarhoşluktan ayılır mı bu kadın? Ki ben şişelerce şarabın sarhoş edemediği ne geceler eklemişim yaşanmışlık haneme. Kim yükledi bedenime içinde alkol olmayan sarhoşlukların serseriliğini... Naralar atmak istiyorum, “hey insanlar silkinin yüreğimin yarısı kopuyor benden, bana ne sizin saçma sapan sevinçlerinizden, bana ne sizi boş yere üzen kederlerden” diye haykırmak istiyorum. Çıkmıyor sesim, tıpkı kabuslardaki sessizlik gibi bir şey bu yaşadığım. Sessiz, sadece kendi duyduğum çığlıklar atıyorum...

Ama bak yine ıslak yüreğim. Haklısın erkeğim. Sana nasıl ağlama diyebilirim. Ben karşında birbiri ardına dizerken göz yaşlarımı, nasıl saklarsın sen umutsuzluklarını... Bilirim kıyamazsın. Kıyamadığımız nelerden vazgeçtik bu güne kadar bir düşünsene. Kaç vazgeçiş yükledik geçmişimize.

Ağla aşkımıza vedalar yazgılı adamım... Ağla. Ağla ki ben de kırayım zincirlerimi. Gün bugündür. Vedamıza hediye edelim göz yaşlarımızı. Denedim, olmadı. Güçlü kadın elbisesi bedenime uymadı. Ki ne zor zamanları atlatmıştım ben bu elbiseyle. Bu ayrılığa o bile dayanmadı... Yazgının çizgisine uzat adımlarını. Adamım, zaman ayrılık zamanı...





Alt 10-11-2010, 22:00 #31225

DAMLA22

NevsehirLi


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.

Dün gece rüyamda gördüm seni. Kıvamında bir öğlenin sarışınlığına teslim olmuşken her şey, dokunuşunla ellerine benzettiğin geniş yapraklı bir ağacın gölgesindeyiz. Üzerinde tatlı bir uyku hali, dudaklarında sonsuz tazelikte bir tebessüm tomurcuğu var. Elindeki yufkadan incitmeden kopardığın lokmayı uzun uzun çiğniyorsun. Uzak, çok uzak bir ufuk noktasına çivilediğin gözlerin sessiz, söz dinler nehirler gibi gözyaşlarını salıvermiş kaygısız. Yanı başındayım; ıslanan gül ormanı sakallarını siliyorum ellerimle ve hiçbir şey sormadan öylece ben de ağlıyorum. Yüzün, ellerin, gözlerin ne güzel… Sahi sen de anlatamadığın rüyalar görür müydün?

Bilsen, bahar ne haşarı bir mevsim. İğdeler kokularından çıldırdı; laleler, güller, sümbüller, papatyalar boy boy rengârenk bir şarkı sözleri gibi her yerde. Bağların, bahçelerin arsız bir kımıldanışla ayaklandı. Hayat kıvamlı, akışkan bir nesne gibi yavaş yavaş, kımıl kımıl nazenin bir eda ile sürekli yenilenerek, düzenli bir karmaşa halinde akıyor. Kahveler, okullar, tarlalar, evler, hayatın hazır olduğu her yer çın çın kahkahalarla yıkanıyor şimdi. Bahar mukaddes bir ferman gibi ey, tüm şetaretiyle sarayından dökülürken; bir senin kapındaki söğüdün boynu bükük. Her esintiyi nimet bilip kapı, pencere durmadan seni gözler. Aklı köşelerde, kalbi avuçlarında, bir gülü okşar gibi attığın adımları anar her doğan gün. Sahi ona da mı veda etmedin giderken?

Ketum bir fotoğraf gibi dilsiz dudaksız, içimi dağlayan hicran ağrısı bendeki bütün eşyanın yerini değiştiriyor. Esrik, hazin ve yarım bir nağme gibi her akşam altında kalıyorum hatırladıklarımın. Bir harman sonu, bir bağ hikâyesi, tatlı bir tembih yahut ruhumu eleyen bir su sesi ve daima çiçeklenen suretinle meydanlarıma kurulmuş aynalarda zamansız ve kuru bir selamı esirgeyerek gidişine bahaneler yontuyorsun. Ellerinde diri yaralar, gözlerinde telaşsız bir sağanak yalvarır gibi bana bakıyorsun. Faydasız türkülerle yaktığın ağıtları küle döndüren ayrılık aramıza giriyor. Bir veda nasıl başlar ve nasıl bitmez öğreniyorum. Sahi, sen onca vedanın ağırlığına nasıl katlandın?

Bu kez sensiz geldi bahar. Kim bilir kaç bahar selamlayacağız daha. O, bütün tantanasıyla kurulurken tahtına; sen, devrik bir sultan gibi sessiz, debdebesiz, her şeyi yerli yerinde bırakarak öylece çektin gittin. Bir rüya, bir söğüt, bir veda ve bir de bahar kaldı senden. Şimdi hepsine sarılıp kokunu aramanın vaktidir.

Sahi, sen çaresiz kalınca ne yapardın?





Alt 10-11-2010, 22:02 #31226

DAMLA22

NevsehirLi


Birlikte Mahvolmak İsteyeceğiniz Biri
Birlikte Mahvolmak İsteyeceğiniz Biri
Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.

Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar... İntihar gibi bir ilişki. "Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.

Bir meyve ağacı için fazla büyük bir ağaç o, her yıl biraz daha kalınlaşıp büyüyen dallarıyla bir çınarla yarışacak gibi gözüküyor.

Bütün iriliğine rağmen dünyanın en tatsız yemişlerini veriyor.

Olgunluktan yere dökülen armutları bile sert ve tatsız.

Kimse yemiyor.

Bahçede top oynayan küçük çocuklardan biri bile yorulup terlediğinde onun meyvelerinden yemeye yanaşmıyor.

İriyarı, tabanlarını yere vura vura yürüyen, kalın enseli, sıkıcı ihtiyarlara benziyor.

Ama kasım ayı geldiğinde...

Meyvesiz dallarındaki yapraklar sararıp kızıllaşmaya başlıyor...

En canlı, en diri, en yeşil olduğu zamanlardaki tatsızlığından intikam alır gibi inanılmaz bir görkemle, bütün ağaçlardan daha güzel, daha koyu ve daha etkileyici bir ölümle ölüyor.

Öyle ölüyor ki sanki doğuyor.

Yakut kızılı, safran sarısı, tül kahverengisi, arada ölümün güzelliğini daha da göstermek ister gibi canlı kalan üzüm yeşili yapraklar kümeler halinde iç içe geçiyorlar, rüzgár estiğinde dalgalanan renkleri müziği andırıyor, her bakan sanki kendi içinde boğuk bir sesin söylediği kederli bir şarkı sözleri sözleri duyuyor.

İnsanı çağıran bir şeyler var ölümünde.

O koca gövde inceliyor, zarif bir oynaklıkla aşüfteleşiyor.

Yapraklarına karışma isteği uyandırıyor.

Ölümündeki bu istek uyandıran çağrı, önünden geçen herkesi kendine baktıran güzellik bana çocukluğumda seyrettiğim o eski filmlerdeki Şanghay batakhanelerinin afyonkeş ******lerini hatırlatıyor; uzun ve karmaşık bir macerası olan, beyazlaşıp şeffaflaşmış yüzüyle bir yok oluşa giderken sihrine kapılmış erkekleri de beraberinde götürecek olan Rita Hayworth’ları.

Böylesine ölümcül bir güzellik, birlikte mahvolma arzusu uyandıran bir cazibe yaratıyor.

Birlikte mahvolmak...

Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.

Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar...

İntihar gibi bir ilişki.

"Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.

Bir örümcek türü var.

Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.

Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.

Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.

Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.

İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.

Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.

Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor.

Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor.

Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.

Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.

Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz.

Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.

Alıyorsunuz da...

Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.

Ama birlikte mahvolmayı seçeceği insanı bulanlar, başkalarının söylediklerine, yargılarına, alaylarına aldırmıyorlar bile.

Büyük bir ihtimalle kendilerini küçümseyenleri küçümsüyorlar.

Biliyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar.

Kendilerinin yaşamadığını, asla yaşanmayacak, yaşanmaması gereken gerçekdışı hayaller sanırlar.

Ve, o insanlar kendilerine hiç sormazlar:

- Ben, birlikte olmak karşılığında yok olmayı kabul edeceğim birine rastladım mı?

Kendilerine hiç sormazlar:

- Ben kiminle olmak için yavaş yavaş ölmeyi ve bu ölümden haz almayı kabul ederim?

Siz hiç böyle birine rastladınız mı?

Size, ölüme hiç aldırmadan, ölüm gibi bakan birini gördünüz mü?

Ve siz, ölümü önemsizleştiren bir haz yaşadınız mı?

Ölürken güzelleşen ağaçlar, sevişirken ölen örümcekler, bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta.

Hangisine imrenmeliyiz?

Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?

Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz?

Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?

Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz?

Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?

Şanghay batakhanelerinde, elinde uzun sigara çubuğu, afyonla buğulanmış gözleri ve kızıl saçlarıyla, dumanların arasından size doğru yürüyen bir Rita Hayworth düşünün...

Ya da, deli gözleriyle, size hiç tatmadığınız en çılgın, en sapkın, en olağanüstü zevkleri vaat ederek yaklaşan çılgın bir aristokratı, bir markiyi...

Geri çekilir miydiniz?

Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız?

Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?

Beraber mahvolacağınız birini bulmak...

Bu bir şans mı, şanssızlık mı?

Belki öyle birini aramayız, korkarız öyle bir arayışa girmekten ama ya karşımıza çıkarsa o, sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek...

Bir vakitler, bütün dünyayı sarsan bir Japon filmi seyretmiştim Paris’te, sinema/" target="_blank">sinemanın kapısında kuyruklar uzamıştı.

Sevişmekten en büyük hazzı alabilmek için uğraşan bir çifti anlatıyordu.

Sevişirken birbirlerine ölüm korkusunu da tattırıyorlardı, büyük bir bitişin kenarında en büyük hazzın saklı olduğuna inanmışlardı.

Seyredenler de, seyrederken inandılar.

Onun için akın akın gidip izlediler filmi.

Bilmedikleri bir duyguyu anlamaya, öğrenmeye koştular.

Gördüklerine şaşırdılar ama garip bir içgüdüyle bunun mümkün olabileceğini düşündüler.

Tabiat tuhaf sırlarla dolu.

Bazen kendi kendisiyle, yarattığı en büyük korkularla da alay edebiliyor.

Bir örümcek, sevişirken seviştiği dişinin kendisini yemesine razı oluyor.

O nasıl korkunç bir haz olmalı ki karşılığında hayatını veriyor.

Karşılığında hayatını verebileceğin kadar büyük bir haz...

Büyük bir istek...

Büyük bir tutku...

Böyle tutkuların peşinden giden insanlar gördüm, siz de görmüşsünüzdür.

Başkalarının acıdığı ama başkalarının düşüncelerine aldırmayacak kadar yaşadıklarıyla büyülenmiş insanlar.

Birlikte mahvolacağınız birine rastlamak ister miydiniz?

Böyle bir hazzı yaşamak...

Karşılığında kendinizi, varlığınızı, her şeyinizi yok etmek...

"Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim," diyen biri...

Bunu söyleyecek insanın karşısındakini etkileyecek bir cazibesi olabileceğine inanmak çok zor değil.

İster miydiniz böyle birinin karşınıza çıkmasını?

Bizim bahçedeki, ölümünü insanların hayranlıkla seyrettiği armut ağacı, ölüme yaklaştığı, yapraklarının ölümden bir gökkuşağı gibi renklenip parladığı günleri mi arzuyla bekliyor acaba yoksa tatsız meyveleriyle sıradan bir ağaç gibi yaşamayı mı arzu ediyor?

Nasıl bir ağaç olmak isterdiniz acaba?

Yakut kırmızısı yapraklarınızın akşam vakti safran sarısı parıltılarla tutuştuğunu görmek ister miydiniz?

Ancak yok oluşa yaklaştığında gerçekleşiyor bu.

Birlikte mahvolmaya razı olacağınız birine rastlamak ister miydiniz, hazla tutuşmak ve her korkuyu unutmak...

Bir tutkuyla mahvolmaya yürüdüğünüzde oluyor ancak bu...

Ama siz bunu ister miydiniz?

Alıntı
Ahmet Altan





Alt 11-11-2010, 08:16 #31227

MyDReaM's

Forumun Tiryakisi


Emeğine Sağlık..





Alt 11-11-2010, 09:08 #31228

DAMLA22

NevsehirLi


gozlerine saglik





Alt 11-11-2010, 11:28 #31229

MyDReaM's

Forumun Tiryakisi


paylaşım için TşkrLer..





Alt 11-11-2010, 12:34 #31230

DAMLA22

NevsehirLi


riica ederim





Alt 11-11-2010, 13:00 #31231

nico1907

Yasaklı Üye

eline sağlık Damla





Alt 11-11-2010, 15:36 #31232

DAMLA22

NevsehirLi


gozlerine saglik





Alt 11-11-2010, 18:59 #31233

cagatay66

Acemi Üye


emeğine sağlık





Alt 11-11-2010, 19:05 #31234

DAMLA22

NevsehirLi


okuyan gözlerinize saqlik





Alt 11-11-2010, 19:07 #31235

DAMLA22

NevsehirLi


Mümkünse de değilse de..Kal benimle..!


İçimde büyüyen aşkın satırlara döküldüğü an.


"kal benimle"


Sensizlik;
Bedenimin olmasa da,
Duygularımın ölümüne delalet.
Gözlerime yaşata bileceğin en büyük felaket.


Ben;

Uzanıp gidiyor ise düşüncelerim,
O vakitsiz dalışlarım, kanlı gözyaşlarım.
Daha hiç tutmadan ellerini,
Kopuyorsa parmaklarım.
Ve çatlıyor, kuruyorsa dudaklarım.
Yanıyor iken ruhum, yüreğim,
Terliyor iken ellerim,
Donuyorsa ayaklarım.
Mümkünse de, mümkünsüzse de,
Kal benimle.

İmkansızlığın imkanını yaşa bedenimde.

Sensizlik;
Bedenimin olmasa da,
Duygularımın ölümüne delalet.
Gözlerime yaşata bileceğin en büyük felaket..

Gecelerim;

Karanlıkta ki sigaramın ateşi.
Sana uzanan düşlerim,
Sabırsızlıkla kavrulan bekleyişlerim,
Bitmeyen iç çekişlerim.
Hüzünlenişlerim, göz şişlerim.
Dolunay ile dertleşip,
Yıldızlar üzerinde yürüyüşlerim.
Ansızın, ve en geç vakitte,
Gelişin ve yüreğime sığmayan gülüşlerin.
Mümkünse de, mümkünsüzse de,
Kal benimle.

İmkansızlığın imkanını yaşa bedenimde.

Sensizlik;
Bedenimin olmasa da,
Duygularımın ölümüne delalet.
Gözlerime yaşata bileceğin en büyük felaket..

Hayalin;

Hiç yaşanmamış, yaşamadıklarım,
Hiç duyulmamış, duymadıklarım.
Bir dünya belirir beynimde, benle ve senle.
Çıldırmış duygularım, sınırsız olgularım.
Yeni bir alemde, yalnız seninle can buluşlarım.
Avuçlarından içilen karlı sular,
Islatmaz, senin tenine değdikçe kavrulur dudaklarım.
İlhamım, sonsuzluğa ve sensizliğe uçuşlarım.
Kalemim, söz dinlemeyen yüreğimin sureti.
Mürekkebim, sol yanımdan akıttığım kanlarım, en acı gözyaşlarım.
Mümkünse de, mümkünsüzse de,
Kal benimle.

İmkansızlığın imkanını yaşa bedenimde.

Sensizlik;
Bedenimin olmasa da,
Duygularımın ölümüne delalet.
Gözlerime yaşata bileceğin en büyük felaket..

SEN;
Kollarına değil, ayakucuna düşüşlerim.
Gözlerim, gözyaşlarım, dualarım.
Hıçkırıklarım, sessiz çığlıklarım.
Tükendiğim noktasın, konuşamadığım, yazamadığım.
Al, bak, al burada yüreğim.
Seni anlatmaya yetmez gücüm, mürekkebim.
İzin vermiyor buna gözlerim.
Titreyen bedenim.
Mümkünse de, mümkünsüzse de,

N’olur..
N’olur..
Kal benimle.


İmkansızlığın imkanını yaşa bedenimde.

Sensizlik;
Bedenimin olmasa da,
Duygularımın ölümüne delalet.
Gözlerime yaşata bileceğin en büyük felaket..







Alt 11-11-2010, 19:07 #31236

DAMLA22

NevsehirLi


Gelmeyeceğini bile bile , inatla yinede Sana kurdum saatlerimi. Hepbir eksik yanım var seninle tamamlanmayı bekleyen. Ben seni bekledikçe geçmiyor zaman. Saatlerin tik takları gece ilerledikçe dahada artıyor.Hatta kulağımda hiç sevilmeyen şarkı sözleri sözlerilar gibi çınlayıp duruyor. Sana kurdum saatlerimi. Saatler ilerlemiyor.Biliyorum ordasın , duyuyorsun.Feryatlarımı figanlarımı. Biliyorsun kalbimde bitmeyecek sevgin var.Hep bu yanımı kullanıyorsun zaten. Sevdikçe arsız bir sarmaşık gibi dolanıyorsun tüm bedenime. Zehirli bir sarmaşık senin sevdan. İnadına kırıcı,inadına yok edici...
Sana kurdum saatlerimi ….Gelmeyeceğini bile bile


Gel gör ki ;Bir ben var benim içimde. Senin hiç tanımadığın.
Tanımak bile istemeyeceğin.Gururum var. her şeyi acımadan yok edecek kadar güçlü.
Benden dahada yok edici bir gururum var. İnan onun pençesinde hiç kıvranmak istemezsin. Senin benim kalbimi küçük gören erkekyüreğinin bile gücü yetmez ona. Onun yok ediciliğinde kaybolmak istemezsin.
Ben sende yeni doğmuş bir bebeğin kokusunu bulmuştum.Kokladıkça ciğerlerime kadar işleyen . Nefes almama sebep bildim bebek kokunu . Şimdi ise kaybolmuş. Bebek kokun. Şeytandan ödünç alınmış bir koku kaplamış tüm bedenini.

Çoktan bakirliğini kaybetmiş bedenin arınmalara muhtaç kalmış. Tüm varlığını harcamışsın , bilinmeyen ,tanınmayan bedenlerde. Üzgünüm affedemem seni. İhanetinin bedeli ödenmeli. Ne kadar uğraşsan çıkmaz üstünden ihanetin kokusu.

Sana kurdum saatlerimi ….Gelmeyeceğini bile bile. Bu sefer Aşk için kurmadım saatleri , gelişinde sana sarılıp da , ciğerlerime kadar çekmeyeceğim kokunu. Küçük oyunlar oynamayacağım seninle. Değil mi ki sen gittin ellere , değil mi ki ben diye...Hiç bilmediğin tenleri ısıttın gizlice. Değil mi ki adımı sayıklayıp da , uyandın tanımadığınyataklarda. İstemem artık!Kirlenmiş; Aşkımıza bakir kalamamış tenini.Git günahlarını affedecek kendin gibi birini bul. Nefretim
aşkımdan büyük bu gece. Ben sana kurdum saatlerimi . Ama cesaretini toplayıp da gelme yanıma...


Bende içime bir tohum ektim. Sen gittikten sonra. Akıttığım her birdamla gözyaşımla suladım o tohumu.
O tohum yeşerdi.
Güzel bir çiçek oldu, her dalında yeni bir ümit oldu , her çiçeği bir umut oldu tomurcuklandı.
Adını AŞK koydum.


Küllerimden doğdu , içimde yeşerttiğim bir tohumdu , şimdi ise çiçek oldu.
AŞK bu gece sana kurdum saatlerimi. Geleceğini bile bile. Arındı ruhum , gidenden kalanlardan.

AŞK..!! Sana kurdum saatlerimi .
Elbet Geleceksin..!!





Alt 11-11-2010, 19:39 #31237

DAMLA22

NevsehirLi


Bir avuç tutkudur o,
Elinde sımsıkı tutarsın(saklarsın).
Sana geldi sanırsın,
Senin oldu,
Yaşarsın…
Sonra özgür hissedip kendini
Açarsın avuçlarını, ellerini…
Bir kelebek misali,
Bir martının sessiz çığlığı gibi,
Uçar gider.
Birden bir hançerin buz gibi
Çelik yüzeyimi yaraladı,
Beni dersin.
Sonra!!!
Derinden gelen yüreğinin sesine,
Sende acıyla gülümsersin…
Ve sorar!
Avuçlarıma bakar,
Gözlerim.
Hata mıydın, avuçlarımdaki
Yüreğim…
Sen an'ı yakalarsın avuçlarında,
Avuçlarındakinin an'ı değilsindir, aslında.
Anladığında acı çeker,
Avuçlarımdaki yürek.
Bıraktığım da acıyansa bende ki yürek…
Suçlu o zaman kim aslında?
Gülümsedim
Yalnızca gülümsedim, karşımdakine.
Lakin gülümsemen, bin anlam dolu
Anlarsan sen gülümsememdeki
Anlamını, yakalarsan avuçlarıma düşmüş
Sevgi damlalarımı
Kendini şanslı say
Belki bir adım büyümüştür, yüreğin.
Kalmak ister, avuçlarımda
Yüreğimin,yüreği…

Alıntı......





Alt 11-11-2010, 19:58 #31238

DAMLA22

NevsehirLi


Sende gidersen...


Bir gün sende gidersen eğer,
Bırak gözlerin gözlerimde kalsın,
Her şeyi yıkıp sileceksen eğer,
Anıların bende kalsın,

Bir gün sende gidersen eğer,
Ellerini bırak, saçlarımda dolaşsın,
Anıları bir anda sileceksen eğer,
Duygularım bende kalsın,

Bir gün sende gidersen eğer,
Bırak bir tek resmin kalsın,
Onu da yırtıp atacaksan eğer,
Maziye bak, kalbimde tek sen varsın,

Bir gün sende gidersen eğer,
Kokunu bırak düşlerimde kalsın,
Duygularımı hiçe sayacaksan eğer,
Sevilmeyecek kadar yalanmışsın.





Alt 11-11-2010, 19:59 #31239

DAMLA22

NevsehirLi


SEN BENİM GİZEMLİ AŞKIMSIN

Bastırılmış duygularımın
Gizemli sultanı
Sen gönlümün başucunda taç olmuş
Ancak masallarda adı geçen
Sırlarımdaki perisin....

Bir İlkbahar akşamında
Uzun bir gecede
Uzun bir yolda
Yürüsek seninle el ele, kol kola
Söyleşsek seninle diz dize..

Ellerim ısınmıyor diye
Ne olur dem vurma bana
Benim ellerim sıcak ya
Ha benim ellerim, ha senin ellerin
Zaten kenetlenmiş sıkıca,
Bu da bize; yeter ve artar sevgili..

Sen ve beni yasak aşkımızdan dolayı
İkimiz suçlu ilan edip
Cümle aleme ibret olsun diye
Issız bir çöle atsalar
Ne çıkar bundan, ne çıkar güzelim
Çünkü yine de birlikteyiz…..

Deme bana bir tanem
Aramızda uçurumlar var diye
İnan ki onları da aşarız
Yeter ki sen sabret, bunları aşmak iste…....





Alt 12-11-2010, 11:40 #31240

DAMLA22

NevsehirLi


kimse kimseyi kücümseyecek kadar büyük degildir...





Cevapla

Etiket
damla22


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:52 .