Bir ‘güzel’ kıvılcım yeter
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 10-04-2012, 13:15 #1

Aѕα

`

Bir ‘güzel’ kıvılcım yeter



İSTANBUL - 40’lı yaşlarındaki François’nın sıradan ‘gözüken’ bir yaşamı vardır; karısı ve kızıyla yaşamaktadır, kerestecilik yapar, orta sınıfın bildik maddi sorunlarıyla uğraşır. Evliliği rutine binmiştir ve sıkıcıdır. Görünmeyen kısmında ise bastırdığı eşcinselliğini gizli sek* partilerinde yaşamaya çalışır. Kendisi gibi ‘aile babası’ olan (ya da olduğunu tahmin ettiğimiz) ve bu arzularını saklayan adamlarla buluşur, sonra kaldığı yerden hayatına devam eder. Ancak, François genç Christian’ı gördüğü an hayatına eskisi gibi devam edemez. Vurulmuştur Christian’a bir kere!
‘Güzellik’ (Skoonheid) bir aile babasının bastırılmış duygularını açığa çıkaran ‘güzelliğin’ peşinden gitmiyor, bilakis kamera hep François’yı izliyor. Kamera onun normal hayatı ve duyuları arasında gidip geliyor. François, yılladır bastırdığı arzularına bu kez dayanamıyor. Gizli sek* partilerinden çok daha fazlasını ifade ediyor onun için Christian. Hatta Christian’ın yakınlarının çocuğu olması bile onun için fark etmiyor. Gözü bir şey görmez hale geliyor François’nın.
François’nın gençliğinde eşcinselliğin tabu olduğunu anlıyoruz elbette. Hikaye Cape Town’da geçse bile bunun evrensel bir sorun olduğunu, Cape Town üzerinden bir düşünme pratiği geliştirmeden de François’nın muhafazakar/baskıcı bir çevrede bu duygularını diplere gömdüğünü biliyoruz. Kafede yalnız oturduğu ve karşısındaki eşcinsel çifte baktığı sahnede François’nın yüzü çok şey anlatıyor zaten. Filmin bu dingin sahnesinde, (kötücülleşen) François uzun uzadıya sevgililere, öpüşmelerine bakar. Bir kafede normal bir şekilde öpüşen iki erkeğe! Güçlü bir sahnedir ve kendi gençliğini hatırladığını, bir iç çektiğini, ‘benim zamanımda da böyle olsaydı’ gibi düşüncelere daldığını yorumlamak zor değil. Çünkü, öyle bir bastırılmışlık ve iki yüzlülük var ki; gizli sek* partilerinde bile ‘biz ibne değiliz’ cümlesini kurabiliyorlar. İhtiyaçlarını gideriyorlar ve sonra evlerine, ‘normal’, mutlu mesut hayatlarına devam ediyorlar. Cinsel arzularını doyuruyorlar bir kere, işin ‘duygu’ kısmı altlarda kalmaya devam ediyor. Ama François için değil!



Christian onu fazlasıyla kışkırtır, onun güzelliğine ilk defa aşık olmuşçasına bakarken aşkının peşinden gitmeye karar vermiştir bir kere. Ancak, aşk tek taraflı olunca Frnaçois’nın arzuları da başka bir şeye dönüşüyor. Bastırılmış duyguları ilk kez bu kadar güçlü bir şekilde dışarıya çıkmayı beklerken karşılık bulamayınca ‘sahip olma’ şeklinde tezahür ediyor. İkiyüzlülüğün ve ahlakçı anlayışın sakat bıraktığı arzular yıllar sonra bir başkasını daha sakat bırakıyor.
François’nın dönüşümü ‘Güzellik’in kanımca en zayıf tarafı. Başkarakterin filmin kopma noktasında kötücül bir karaktere dönüşmesi sağlam bir zemine oturmuyor. ‘O gece deli gibi içiyor’ kozu bile bizi ikna etmiyor. Filmi asıl meselesi bağlamında düşündüğümüzde de bu ‘dönüşüm’ün dışarıda kaldığını söyleyebiliriz. Yine de normal’in altındakileri deşifre eden hikaye, seyirciyi François’nın zihnine sokmayı başarıyor.
‘Güzellik’ bastırılan, saklanan koca bir ömürden bedene ve duygulara odaklanıyor. François’yı o noktaya getiren ‘ahlak’la ilgili önemli sorular sorarken seyirciye bu ikiyüzlü dünyanın çatışmalarını gösteriyor. ‘Normal’ denilen, kurallarla dolu hayatın küçük bir kıvılcımla bile sarsılabileceğini de… Son olarak da Deon Lotz’un performansına değinmeli. Kameranın sadece başkarakteri izlediği filmde François rolündeki Lotz’un oyunculuğu filmin çözümlenmesinde etkili olacak kadar iyi dersek hiç de abartmış olmayız…

Skoonheid
Yönetmen: Oliver Hermanus
Senaryo: Oliver Hermanus & Didier Costet
Oyuncular: Dean Lotz, Charlie Keegan, Michelle Scott



Benzer Konular

Görüntüleme:201, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:57 .