Eleştirel Gözle İnternet
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 03-04-2013, 14:21 #1

Fatih

ÖZEL ÜYE

Eleştirel Gözle İnternet



Eleştirel Gözle İnternet
Son 15 yıldan bu yana internet, hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Sunduğu imkânlar hakkında çok şey yazılıp çizildi; ancak tartışılmaz faydalarının yanında, zaman geçtikçe birçok zararları da ortaya çıktı.

Gittikçe daha küçük yaşlarda çocukların hayatına giren internetin olumsuz tesirleri tamamıyla anlaşılmış değil. Dolayısıyla interneti sakin kafayla en baştan ele alıp, üzerinde düşünmek gerekir. İnsanları tesiri altına alan internet nedir? Ne işe yarar? Hangi yaştan itibaren nasıl kullanmak icap eder? Çocuk ve yetişkinler açısından faydaları ve zararları nelerdir? Bu sorulara tatmin edici cevaplar bulana kadar, internete daha dikkatle ve hassas yaklaşılmasının gerekçelerini şöyle sıralayabiliriz:

Bilgisayar ve internetten muzdarip çok sayıda ailenin olması,
Çocuklarda öğrenme problemlerine yol açması,
Aile içi kavgalara ve boşanmalara kadar varan neticeler doğurması,
Aile içi iletişim kazalarına yol açması,
Aile fertlerinin birbirlerine daha az zaman ayırmalarına sebep olması,
Bağımlılık yapması,
Ölçüsüz kullanıldığında vakit kaybına yol açması,
Zihni gereksiz bilgiyle doldurması,
Talebelerin ders çalışma sürelerini olumsuz etkilemesi,
Sözel iletişimi menfi yönde etkilemesi,
Sanal psikolojik tacize imkân sağlaması.

Koruyucu tedbirler alınmadığı takdirde interneti sinsi bir virüse benzetebiliriz; hem de çocukları psikolojik, sosyal, zihnî ve biyolojik yönden menfi olarak etkileme potansiyeline sahip bir virüse... İnsanın zaaflarına hitap eden cazibeli tarafları yanında, onu kolaylıkla avlayabilecek yapısı üzerinde ayrıca durulabilir. Şeytanın, gençleri ağına düşürmek için cirit attığı bir âlemde, sosyal paylaşım ağları, görünürdeki bazı faydalarının yanında, daha çok çocuk ve gençleri zararlı mecralara yöneltebilmektedir.

İnterneti, hastalığa derman olabilecek bir ilâca da benzetebiliriz. Öyle bir ilâç ki, faydası yanında birçok yan tesiri de görülmektedir. Tesirin niteliği, kullananların bünyesine ve yaşadıkları şartlara göre değişebilmektedir.

Çevremize kulak verdiğimizde, internet kaynaklı dramatik ve vahim birçok hâdise duyarız. Öyleyse suç sadece internette midir, yoksa bilgiye ulaşma ve iletişim adına muazzam imkânlar sunan o nimeti suiistimal edenlerde veya yan tesirleri için gerekli tedbirleri almayanlarda mıdır?

Aynen ilâçlarda olduğu gibi, ihtiyaç hâlinde kullananlarda bile, yan tesirleri görüldüğüne göre, ya hiç ihtiyaç yokken internet kullanılmasını nasıl değerlendirmeliyiz? Bu durum, insanın hasta olmadığı hâlde, kortizon alması kadar tehlikeli olmaz mı? Esas problem ise internetin kendisinden ziyade, insanın zevk ve haz duygularına hitap eden, bağımlılığa yol açıp, ailenin ve çocukların bekasını tehdit eden bir potansiyele sahip olmasıdır. Dolayısıyla sakin kafayla internet üzerine tekrar düşünmek, bilgi edinmek, danışmak ve kontrollü kullanmak kaçınılmazdır. Zîrâ herhangi bir ilâcı rastgele içemeyeceğimiz gibi, interneti ve paylaşım sitelerini gelişigüzel kullanmak da akıl kârı değildir. Bilhassa çocuklarımıza o imkânı sağlamadan önce, eğitimcilere veya konuya vâkıf güvenilir insanlara mutlaka danışarak, internetten şuurlu şekilde istifade etmek gerekir. Aksi hâlde bile bile çocuklarımızın sanal dünyanın haz mahkûmları hâline gelmelerine göz yummuş oluruz.

Siber (sanal) taciz
İnternetin yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan mühim tehlikelerden biri de siber-psikolojik tacizdir. Yani internet ortamında kişilere psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermedir. Almanya’da orta öğretim öğrencilerinde yapılan bir araştırmada öğrencilerin yüzde 25’inin siber-psikolojik tacize maruz kaldığı ortaya konulmuştur. Modern iletişim araçlarının yardımıyla sanal dünyada insanların şuurlu şekilde taciz, rencide ve tehdit edilmesi, sürekli artmaktadır. Bilhassa 11-12 yaşlarından itibaren çeşitli tacizlere maruz kalan çocukları, intihara kadar sürükleyen bu tehlikeden mutlaka korumak gerekmektedir.

Tacize maruz kalan çocuk ve gençler, "siber tacizciyi" engelleme, cevap vermeme, başkalarına duyurmama gibi tavırlar sergileyebilirler. İnternetin elinden alınacağı korkusuyla, yaşadıklarını ailesiyle paylaşmamak ise, daha büyük problemlere yol açabilir.

Sanal âlem bir yaşama mekânı mıdır?
Üzerinde düşünülmesi gereken temel sorulardan biri de şudur: Eğer internet bir yaşama mekânı ise, çocuk ve gençler hayatlarının ne kadarını hangi sebeple/maksatla orada geçirmelidir?

Son yıllarda internet, en ücra okullara kadar yaygınlaştırıldı. İlköğretim okullarına kadar yoğun şekilde teşvik edildi. Gelinen noktada, gerek intihaller, gerekse internet tabanlı ödevler tartışılmaya başlandı. Devlet güvenli internet hizmetini sunmaya başladı. Bu gelişmeleri İstanbul’daki bir ilköğretim okulu müdürü şöyle değerlendiriyordu: "Çantasız ve kitapsız(!) bir eğitim hedefliyoruz."

Aynı haberde bir öğrenci velisinin sözleri daha ibret vericiydi: "Anaokuluna giden altı yaşında bir oğlum var. Bu uygulama ile bilgisayar kullanımı pozitif yöne çevrildi. Öğrencilerin bilgisayar kullanımı kısıtlanamıyor, özellikle anasınıfına giden bir çocuk için bilgisayarla geçirilen vakit çok önemli, daha ileri yaşlardaki çocuklarda, bir otokontrol sistemi kendiliğinden oluşabiliyor; ancak bu yaştaki bir çocuk, kendini kontrol edemiyor. Okulun geliştirdiği bu program sayesinde, bu çocuklar hem keyifli vakit geçiriyor hem de ders çalışıyor." Bilgisayar firmasının girişimini ticarî açıdan makul görmek mümkün iken, okul müdürünün ‘kitapsız eğitim’ hedefi üzerinde biraz düşünmekte fayda var. Batı’da sanal âlemin sunduğu imkânların menfi neticeleri, ilmî araştırmalarla ortaya konurken, internet kullanım becerileri kazandırmayı hedefleyen dersler yaygınlaştırılırken ve çocukların/gençlerin gerçek hayatta kitapla barışık hâle gelmesi adına alternatif aktiviteler teşvik edilirken, Türkiye’de "kitapsız eğitim" projelerinin gözden geçirilmesine ihtiyaç var. Zîrâ tamamen başarı endeksli, insanı sadece okul başarısından ibaret gören sağlıksız bir düşünceyle karşı karşıyayız.

Kitabı, kitap kültürünü ortadan kaldırmak vahim ve tehlikeli bir girişimdir. Çünkü o zaman, okullara ve öğretmenlere olan ihtiyaç da sorgulanır hâle gelecektir. Buna göre herkes, akıllı tahtadan kaydettiği bilgileri evinde, otobüste, çarşıda, pazarda, kafede, tablet bilgisayarından çalışabilir ve öğrenebilir. Her şeyi sanal ortama çektiğimizde, insanın biyolojik, psikolojik, zihnî, ruhî ve sosyal yönlerinin bundan etkilenmemesi mümkün değil. Bu durumun, onu sadece bilgisayarla iş yapan mekanik bir varlık hâline getireceği unutulmamalıdır.

Elbette bilgisayar ve internet, muazzam kolaylıklar sunan, âdeta hayatımızın ayrılmaz bir parçası hâline gelen büyük bir nimettir. Öğretimde, bilgiye ulaşmada, iletişimde vazgeçilmezlik tahtına çoktan oturdu bile. Fakat insan zihninin ürünü olan sanal âlemin, çeşitli tuzaklarla dolu olduğunu da asla unutmamalıyız. İnternet, iyiliklerinin yanında, kötülüklerin de cirit attığı, her köşesinde gençleri kolaylıkla ağına düşürebilecek değişik sinsi oyunların kurulduğu değişik bir dünyadır. Ve çocuk/genç, tek başına o âlemlere girmekte ve belli bir süre orada yaşamaktadır. Eğer güvenlik filtresi yoksa, çocuk burada nefsine hoş gelebilecek ve haz alabileceği imkanlara sahip olmaktadır. Hâliyle buradan haz ve zevk almaya başlayan çocuk/genç, eğer kendini kontrol edemezse, bir internet bağımlısı hâline gelir.

Günümüzde sadece bilgisayarla değil, cep telefonlarıyla da sanal âleme girmenin kapıları ardına kadar açıktır. Her ne kadar bilgisayar filtreleri uygulayarak, zararlarını minimuma indirmeye çalışsak da, insan iradesinin zayıflığı karşısında bu tedbirler bazen çok işe yaramamaktadır. Öyleyse çocukların gerçek hayattaki sosyal faaliyetlerini imkân dâhilinde artırarak, onları sanal âlemden uzak tutmak, internetle irtibatını geciktirmek durumundayız ki, zaman içinde çeşitli yönleriyle bir şuur oluşturduktan, belli kullanım becerileri kazandırdıktan, çerçevesini en iyi şekilde ayarladıktan sonra sanal ağlarla irtibat kurmalarının önünü açalım.

Çocuklar, bilgisayar ve internet kültürüyle erken yaşlarda tanışırlarsa, daha başarılı olurlar düşüncesi, tartışmalı bir yaklaşımdır. Modern dünyanın bize sunduğu internet, belli faydaları olsa da neticeleri itibarıyla çocukların ahlâk anlayışını, mahremiyet algısını, karakter yapısını ve kişiliğini olumsuz yönde etkileyebilecek potansiyele sahiptir. Sanal dünya ile münasebetlerin ince elenip sık dokunmasında büyük fayda vardır. Aksi hâlde çevremizde kuru mâlûmata sahip, ama şuursuz; başarılı, ama yoz; sanal dünyada çok kişiyle irtibatlı, ama gerçek hayatta sosyal münasebetleri oldukça zayıf gençlerin sayısında inanılmaz artışlar yaşanabilir.

Sanal dünyanın olumsuz ve zararlı yönlerinden kurtulmak, ciddi bir şuur ve hassasiyet gerektirir. Çocuklara/gençlere bu âleme girmeden veya girme aşamasında ister evde ister okullarda belli bir eğitimin verilmesi gerekmektedir. İnternet hususunda vurdumduymaz bir tavır sergilemek, bizi yavaş yavaş kötü neticeleriyle karşı karşıya getirir. İnternet, gençlerin duygu ve düşünce dünyasındaki tahribatını sinsice yapar. Koruyucu tedbirler alınsa bile, bu tahribatın farkına çok geç varabiliriz. Başta anne-babalar, meselenin ciddiyeti ölçüsünde daha sorumlu davranmalılar ve böylesine fayda ve zararı içinde barındıran sanal dünyanın menfî tesirlerinden çocuklarını korumada azamî titizlik göstermelidirler. Bilhassa hakiki imanın insanı günahlardan uzak tutmadaki muazzam müspet tesirini asla unutmamak gerekir.



Benzer Konular

Görüntüleme:693, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:49 .