Kangren...
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 12-12-2013, 00:54 #1

WelaT

Foruma Isınan Üye

Kangren...



Bir toplumun acı veren yarası kendi içerisindeki hataların verdiği yıkımdan başka birşey değildir. Tıpkı insan vücudunda ki bir uvzun umulmaz bir şekilde acılar vermesi gibidir. Ya o acı veren uvzu kesip atacaksın yada o sancıyı bastırmak için 10 mg lik ağrı kesici kullanıp biraz hafiflemesini sağlayacacağız. Her iki yoldan birini seçmek zorundayız. maalesef doktora gidip sorunu kökten halletmektense biz daha çok üçüncü yol olan kocakarı ilaçlarına dayanıp sorunlarımıza çözüm bulmaya çalışıyoruz. Çünkü bu yol daha kolayımıza gelmektedir.

Dünyanın genel yapısına baktığımız da yine aynı durumla karşılaşıyoruz. Her ne kadar acı veriyor olsada biz yine bildiğimiz yoldan dönmüyoruz maalesef. Sorun ne kadar önemli olursa olsun sancı hafiflediği müddetçe kendi bildiğimizde şaşmıyor ve burnumuzun dikine gitmeye devam ediyoruz. Bu daha iyi bir çözüm yolu olduğu için değil tam aksine daha kötü bir duruma düşüreceğini bile bile yinede bu yolu deneriz. Şöyle bir kıssa ile tam anlaşılacak şekilde açıklayacak olursak; yoksul bir çiftçinin yıkık dökük bir evi varmış her tarafından taşlar ve kerpiçler dökülüyor ama o her defasında yıkılan yeri biraz çamur sıvıyarak kapatırmış delikleri. Gün gelip zaman geçmiş bir sabah evi tamamen yıkılmaz mı ah vah ederken eve doğru yönelmiş ve “Evim canım evim yıkılacak zamanmı şimdi kış kıyamet nereye giderim bu yoksul başımı nereye koyarım. Keşke yıkılmadan önce bana haber verseydin en azından bir çare düşünürdüm.” bunu diyen adam gaybdan bir ses duyar “Bre adam ben seni her seferinde uyarmadım mı ? sana yıkılıyorum diye her seferinde haber yolladım mı ama sen ne yaptın her seferinde biraz çamurla söküklerimi sıvadın. Suçlu benmiyim şimdi?” işte biz insanlar, çoğumuz olaylara bu şekilde yaklaşıyoruz ve bu şekilde yaklaştığımız için başımıza gelen her derdi bu şekilde sıvamaya çalışıyoruz sonrası Allah kerim diyoruz ama o sorun yine başımıza geldiğinde dert yakınmaya çalışırız ve hemen bir suçlu bulup kendimizi aklamaya çalışırız sanki bütün suçu başkası işlemiş gibi. Daha kolayımıza geliyor ya ondan biz sütten çıkmış ak kaşıkız. Her yerde sorunlar genelde aynıdır bu devlet,bölge veya toplumun hangi kesimi olduğu farketmeksizin sorunlar sürekli halı altına süpürülür hafiften üstü kapatılır ve bir süre sonra unutulur gider. Fakat bu hatalar belirli bir süre sonra tekrar hortlamaya başladığında ise insanlar veya yetkililer birbirlerini suçlamaya başlar ve bir dizi tutuklama başlar neredeyse devlet büyüklerinin yarısı hapishanelere doluşur. Komik ama acı bir durumla karşı karşıya kalıyoruz . peki ceremesi kime kalıyor elbette yine sivil halk bunun ceremesini çeker ve en az 50-60 yıl unutulmayan acılar baş gösterir. Yani kısacası kısır bir döngünün tam ortasında kalıyoruz. En iyisi sorunu kökten halletmektir. Bu kısır döngü sistem devlet , bölge veya topluma özgü bir şey değildir aldanıp da ben yapmıyorum ben rahatım demeyin sakın. Asıl suçlular biziz çünkü eğer her sorunun çözümünü devletten beklersek vay halimize. Biraz düşündüğümüzde devlet kim peki bu soruyu sormak lazım değilmi devletin asıl sahipleri bizler değilmiyiz biz olmasak devlet nasıl var olacak. Zaman geliy vay efendim devlet bunu neden böyle yaptı diye isyan ediyoruz. Vay efendim devlet şunu şöyle yapsaydı herkes rahat ederdi diye söyleniriz. Çok biliyorsan sen geç devletin başına o zaman kardeşim. Devlet baba deyip duruyoruz. Devlet baba nereye kadar yetişsin. Bunu düşünmek lazım ve her sorunu devlete yüklememek gerekiyor , elbette devletin de alacağı önlemler olmalıdır. Her birey herhangi bir sorunla karşılaştığı zaman bunu gerekli yerlere bildirirse sizce herhangi bir sorun kalırmı elbette kalmaz. En basitinden bir trafik kuralı ihlalini bile bildirmek bir hayat kurtarabilir. Hatalı bir an onlarca cana malolabilmektedir. Hangimiz kural ihlali yapan birini uyardık veya trafik polisine bildirdik zannetmiyorum ki hiçbirimiz bunu yaptık veyahut kendimiz trafik kurallarına ne kadar uyuyoruz. Garip değil mi başkasından beklediğimiz kadarını önce biz yaptığımızda o zaman bizim de şikayet etme hakkımız olurdu değilmi. Hemen kapının diğer tarafında bulunan komşundan biraz yüksek müzik sesi veya gürültü duyduğumuzda ya kapıyı çalıyoruz yada basıyoruz küfrü çok hoş bişey mi bu yaptığımız. Hayır değil elbette çok çirkin birşey. Hadi burdan da son soruyu soralım peki biz müziğin sesini açmıyormuyuz komşumuzu rahatsız etmiyormuyuz veya hiç evde gürültü olmuyormu? Bizim ne kadar haklarımız varsa karşımızda ki kişinin de en az bizim kadar hakkı olduğunu unutmayın bence. Şimdi bu adam delimi ne diyeceksiniz çok iğrenç diyeceksiniz. Hepimizin yolculuk yapmışlığı vardır elbet yol üstünde bulunan dinlenme tesislerinin lavabolarında şöyle bir yazı yazar (Genelinde vardır ) “Görmek istediğin gibi bırak.” Çünkü afedersiniz ihtiyacını giderirken etrafını pisleten insanlarda vardır. Çok anlamlı bir sözdür ve bu sözü her okuduğumda yanlış gördüğüm bazı taraflarımı düzeltirim. Hepimiz insanız elbette hatalarımız yanlışlarımız olacaktır fakat bu yanlışları kendimiz görüp düzeltmezsek kimse düzeltemez ya birgün karakolluk olup orda düzeltirler yada karanlık bir sokakta bir serseri musalla taşına giden yolda yardımcı olur bize. Şöyle derler hani “seninde façanı alırlar aşağı elbette.”

Devamı gelecek yeni yazı dizisi

00/00/00 Tarihsizdir....

Alıntı:
"welat"



Benzer Konular

Görüntüleme:505, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:02 .