Yönümüz
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 20-07-2014, 22:04 #21

Greenstreetholigans

Deneyimli



İnsanlık, Anti-Semitizm, Siyasi Kazanç: Filistin

Yeniden alevlenen İsrail-Filistin savaşı en çok ülkemizde yaşanıyor herhalde. Çünkü dün akşam Trt'nin Facebook sayfasına baktım ve son 3 gündeki haberlerinin %80-90 arası İsrail-Filistin üzerine. Kendi ülkesine bîhaber bir resmi haber kurumumuz var. Aynı Trt, RTÜK'ten değil ama YSK'den uyarı cezası aldı. Sebep: RTE'nin 1 saat 48 dakikalık mitinginin tamamını yayınlarken Ekmeleddin'ine 2 dakika, Demirtaş'a 8 dakika ayırmış.(1)

Ülke olarak İsrail-Filistin meselesiyle çok ilgiliyiz. Peki bu ilgimiz insanlıktan ötürü mü yoksa da anti-semitizmden mi kaynaklı diye düşünecek olursam şöyle bir yol üzerinde ilerliyorum:
Bir yanda Suriye ile Filistin, diğer yanda Irak ve Türkistan.
Maalesef ülkemizi yönetenin gösterdiği yol sadece Suriye ve Filistin üzerine olunca burada insanlık devre dışı kalıyor. Anti-semitizm yani Yahudi düşmanlığı üzerinden siyasi çıkar oluşturma gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Aslında anti-semitizme karşı duran bir liderimiz(2) de varken bu söylemler niye diye düşününce ortaya halkın duygularını siyasi çıkarlar için sömürmek gibi bir noktaya ulaşıyorum.

Halkın Yahudi düşmanlığı zirve yapmışken bunu kullanmak, hele de seçim öncesi kullanmak, müthiş bir puan getirir. Benzeri şeyi birkaç sene önce mitinglerde Suriye üzerinde de yaşadık.

Eğer amaç insanlık olsa RTE, Sakarya mitinginde kalabalığa dua etmelerini seslenirken sadece Suriye ve Filistin'de kalmazdı. Irak ve Türkistan'ı da katardı ama yapmadı.

İsrail'e soykırım yapıyor diye seslenip de hükümetin içinden benzeri şeylerin İsrail karşıtı olarak da söylenmesi insanlık açısından düşündürücü. Şamil Tayyar'ın tivitterden attığı mesaj:
Soyunuz kurusun. Hitleriniz eksik olmasın.
Tekrar düşündürüyor, iktidarın tüm tepkilerinde amaç insanlık mı?

Başbakanın söylemlerine bakıyorum. İsrail ile ilişkilerimiz normal seviyede olamaz diyor. İsrail'i soykırımla suçluyor. İsrail dünyada barışı tehdit eden bir ülkedir diyor. Bunların hepsini iyi bir niyetle mi, insanlık için mi söylüyor diye düşünüyorum. Cevabımı 2 numarada paylaştığım videoda alıyorum veya dün mecliste konuşan M.İnce'nin sorularında(3) alıyorum ve amaç kesinlikle insanlık değil. Hükümet tarafında amaç siyasi kazançtan başka bir şey değil.

Mitinglerde İsrail için ağzına geleni söyleyip de icraatlarında tam bir İsrail uşağı olmak hangi insanlığa sığar? Siyasi kazanç için her yol mübah demek ki.

Bugün iktidar partisinin genel başkan yardımcısı olan iki şahsın geçmişte yaptığı konuşmalarda(4) iktidarın İsrail uşağı olduğunu ve bugün mitinglerde söyledikleri her şeyin siyasi kazanç amacı güttüğünü bir kez daha ortaya koyuyor.

France 24 Televizyonu'na bir açıklama yapan Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, Filistin lideri Mahmud Abbas'ın kendilerinden, Hamas'ı ateşkese ikna etmeleri için Fransa ve Türkiye nezdinde lobi yapmalarını istediğini söylüyor. Hamas'ı ateşkesten uzak tutan iki ülke Türkiye ve Katar. Hamas'ı ateşkesten uzak tutarak amacımız insanlık mıydı? Aynı şeyi(5) Mısır da dillendirince Hamas'ın arkasında durarak ne kadar da insancıl olduğumuzu gösteriyoruz. Bana göre dökülen kanın vebali Hamas ve arkasındakilerdedir. İsrail'in ateşkes teklifini reddetmemeliydi Hamas. O andan itibaren dökülen kanların vebali Hamas'a ve insancıl(!) hükümetimize aittir.

İktidarı bir kenara bırakıp halka baktığımda da aynı tabloyu görüyorum. İktidar için sömürülmeye açık bir tabloyu görüyorum: Yahudi düşmanlığı
Ölen İsrailliden sonra sevinmek ve Filistinli ölü için İsraile lanet okumak.
Amaç kesinlikle insanlık değil, kesinlikle!

İnsanlar Irak ve Türkistan'da da ölüyor, insanlıkla beraber.
İnsanlar İsrail'de de ölüyor, insanlıkla beraber.
Ama meydanlardan çıkan tek şey:
Yaşasın İsrail düşmanlığı, yaşasın siyasi çıkar!


1: TRT'ye YSK'dan Erdoğan cezası!- Sözcü Gazetesi
2: Davos'un Arka Planı - YouTube
3: http://sozcu.com.tr/2014/gundem/muharrem-inceden-cok-konusulacak-israil-konusmasi-560123/
4: http://sozcu.com.tr/2014/gundem/kurtulmus-ve-soyludan-erdogana-agir-sozler-560138/
5: https://www.tatliaskim.com/guncel-haberler/639729-gazzede-ateskes-olmamasinin-sorumlusu-turkiye-katar-hamas.html





Alt 22-08-2014, 20:10 #22

Greenstreetholigans

Deneyimli


Serzeniş: İçini Boşaltıyorlar Türkiye Cumhuriyeti'nin

İktidarlarla itibar görenler, cepleri dolanlar; menfaatleri için her türlü köpekliği yaparlar. Bu tip insanlar, her zaman köpek olarak kalırlar. İş sektörü, medya, emniyet, sanatçılar vs. toplumun her kesimine genellenebilecek bir genişlikte bu insanlar.

Mesela: Geçen sene "Simit sat, onurlu yaşa." diye bağırılan kahraman(!) polislerimizin bugünkü halleri. Köpektiler, köpek olarak kalacaklar.

İktidarın köpekleri, itibarlarını ve ceplerini korumak için mevcut iktidarların devamı için ellerinden gelen her türlü gücü - para, medya, yolsuzluk, hırsızlık... - iktidarın yoluna sererler. Kazanmak için her yol mübahtır. Yeter ki "kazan - kazan" formülü işlesin.

Başarının itibar görmediği ülkemizde cahillikle övünenler bakan oluyor, başbakan oluyor, cumhurbaşkanı oluyor.

Biz bu nesillere eğitimi, ahlakı, iyiyi değil de çalmayı, yalanı, yalakalığı öğretirsek "4+4+4" ile amaçlanan dindar(!) nesil yolunda ilerliyor olacaktır.

Cumhuriyet bizden fikri hür, vicdanı hür nesiller ister. Eğitim Bir - Sen gibi kölelik, yalakalık peşinde koşan sendikalar eğitime hiçbir şey katamaz. Boşalan müdür kadrolarına kendi adamlarını yerleştirirler sadece.

İçi boşaltılmış bir din inancında olanların, içini boşalttığı eğitim sistemi demeyeceğim. İçini boşaltıyorlar ülkenin, her şeyiyle boşaltıyorlar, maddi - manevi...





Alt 22-08-2014, 20:21 #23

Greenstreetholigans

Deneyimli


Devrin Mukayesi: Yollar

TCDD'nin sitesinden de yapılan resmi açıklamalara göre Adalet Ve Kalkınma Partisi hükümeti, elindeki tüm imkanları kullanmasına rağmen demir yolu yapımı olarak Cumhuriyet devrindeki ortalamayı yakalayamadı. İnönü'nün başbakanlığında en büyük başarısı olarak görülen demir yollarının yapımında ülkenin ekonomik olarak büyük bir yokluk içinde olduğunu belirtmek zorundayım.

RTE'nin uyanıklık yaparak Cumhuriyet devrinde şu kadar kara yolu yaptılar, ben şu kadarını yaptım demesi büyük bir kıyaslama hatasıdır. Devirleri bilmemektir. Burada şunu da anlatacağım: RTE bunu parti toplantısında anlatırken Cumhuriyet devrindeki haritayı milletvekileri alkışlıyor. RTE durun ne alkışlıyorsunuz modunda tabii. Sonra kendini alkışlatıyor. Böylelerinin şakşaklarıyla övünmek de büyüklük olmaz diyerek konuya devam edeyim.

Cumhuriyet devrindeki Dünya'nın genel yapısında aslolan şey demir yollarıydı. Büyük bir başarıyla gerçekleştirildi. O dönemde saatte 200km gidecek otomobiller yok, daha doğrusu herkeste otomobil de yok. Günümüzde ise herkeste otomobil var neredeyse, son teknolojide üretilen otomobiller de var. Günümüzde gerekli olan şey kara yollarıdır demek ki. Bunu da yapmak övünülecek bir şey değil. Yine de övünsün. Ama neyle övünüyor ki? Yolları yaptım ben diyor hep. Ee, neyle yaptın diye sorsak kem küm edecek.

Bakanı açıkladı ve anında sansürlediler: O yolların hepsi deprem vergileriyle yapıldı.

Büyük yokluklar içinde, Osmanlı'dan kalan borçların ekonominin gider hanesinin neredeyse yarısını işgal ettiği bir bütçede, elinde doğru düzgün mühendisi olmayan, doğru düzgün araçları olmayan İnönü'nün başarısının yanında bunlar bir hiçtir, hiç!





Alt 12-10-2014, 12:06 #24

Greenstreetholigans

Deneyimli


Gitgide Artan Endişe

Orta Doğu'nun lanetlenmiş kaderi, her zaman kanla beslenmesi sanırım. Coğrafyaya bakıyorum, bomba patlamayan ülke yok gibi bir şey. Her yer terörist kaynıyor, birileri birilerini öldürüyor. İşin kötü yanı ise; kim, kimden yana, kime hizmet ediyor anlaması zor oldu artık. Bu bataklığa girmemeliydik.
Ülkesini düşünen her birey bu durumdan doğal olarak endişelenir çünkü ülkenin durumu da hiç normal değil artık. İç işlerimiz karışık. Yakılmayan yıkılmayan kamu binamız, saldırılmayan milli değerimiz kalmamışken yıllardır dillendirilen sağduyu çağrıları yetersiz kalıyor artık. Çünkü hükümet (Devlet demiyorum), bir çözüm süreci uğruna her şeyi görmezden gelecek acizlikte davranıyor.
Hükümetin kendi içindeki pasifliğini dış politikada göremiyorum. Esad'a saldırmak için her yolu deneyecekler gibi. Dış İşleri Bakanı, Esad'a karşı ÖSO desteklenmeli dedi bugün. T.C. bir terörist grubu destekleyecek. Bir de sandıktan %80lerde oy alan Esad'ı diktatör ilan ediyorlar. Her zaman sandığı ağızlarından düşürmezler ama sandık da işlerine göre.
Batı da bataklığa battı Suriye ile beraber. Irak'ı kana buladılar. Suriye'nin arkasında Çin ve Rusya sağlam durunca Suriye politikaları battı. Artık ÖSO, özgürlük savaşçısı değil onlara göre. İngiltere, ÖSO'yu terörist grup ilan etti mesela.
Dış politikamız bu kadar bilinmeyenin ve kısa sürede değişen politikaların bulunduğu bir ortamda maalesef bataklığa saplanmış vaziyette. "Yeni Türkiye" ise içerisinde bölücülerle cemaatlerin cirit atarak ülkeyi yaktıkları bir hâl almaya başladı. Korkum şu ki, ülke geçmiştekilerden daha büyük bir şekilde karışacak. Ve bugün, sağduyu diyenlerin hepsi o gün, insanları durduramayacaklar çünkü insanlar içlerinde doluyorlar artık. Bunu görmek zor değil.
Siyasilerin şaka gibi açıklamaları bir yana, halkı salak yerine koyma çabaları da sinirlerimi zıplatıyor. Demirtaş çıkıyor: Sokaktakileri teşekkür ediyor ama biz yakın yıkın dememiştik diyor. Bir de yakın yıkın deseydiniz bari. Gerçi örtülü olarak dediler ama sonradan kıvırıyor. Salağız ya!
Davutoğlu çıkıyor: Kılıçdaroğlu akıl vermesin, aklına ihtiyacımız yok sussun diyor. Çözüm sürecinden taviz vermemeyi demokrasi marifeti sayarken, muhalefete böyle demesini kukla başbakan olmasına yoruyorum.
Içişleri Bakanı çıkıyor: Olayları ilk önce cumhurbaşkanına anlatıyor. Başbakana değiil.
T.C. hiç bu denli tehlikeye girmemiştir bence. Orta Doğuyla beraber ilerliyoruz. BOP eş başkanı ve sözde dünya liderimizin büyük marifeti bu sanırım. Diyarbakır'a yönelik büyük planları vardı onun. Dünya lideri peygamber padişahımızı da takan yok zaten. BM'de boş salona konuştu. Bakmayın televizyonlara, televizyonlar size dolu salonu gösterir, çünkü emir böyle. Liderler toplantısında Obama'ya sırtı dönük oturmuş, Obama ile aynı masada da değil. Trip atıyor herhalde ama Obama'nın umrunda değil. Ben olsam ben de takmam RTE'yi. Sıradan bir belediye işçisinin aklından ve varlığından bir beklenti olmamalı.
Orta Doğu'yu yazamadım yine. Kafam almıyor çünkü. Karşıdakiler terörist gruplar, sağı belli değil solu belli değil. Arkalarında kim var belli değil. Arkalarında duranların da ne kadar süre arkalarında duracakları belli değil. Kısaca: KAOS
Bu kaosa girmememiz güzel. Aslında girerdik de girecek sebebimiz Esad'a bağlıymış. Kaosa, yeni kaoslar katmak için bir fırsat kolluyor hükümetimiz. Saddam öldü, Irak karıştı. Kaddafi öldü, Libya karıştı. Esad, seçimden de çıkan bir liderken Suriye'yi niye karıştıralım?
T.C. dış ve iç politikasının iyiye gitmediğini görmek zor değil. Yapılan yollar kurtarmıyor artık politikayı. Her şey "yol demek" değil. Burada da sorumlu hissetmeli insan kendini. Asıl sorumluların, sorumluluklarını yerine getirmediği bir ülke olduk maalesef. Ama 60'ların gençleri ABD askerlerini denize dökerken görevlerini yerine getirdiler. Bağımsız Türkiye dediler. Bağımsız, bir, bütün halinde bir ülke için (Burada Atatürk'ün Bursa Nutku okunuyor) her vatandaş kendini biraz sorumlu hissetmeli. Öncelikle de gençler tabii, "Gençliğe Hitabe" kime söylendi.





Alt 12-10-2014, 12:06 #25

Greenstreetholigans

Deneyimli


Gitgide Artan Endişe

Orta Doğu'nun lanetlenmiş kaderi, her zaman kanla beslenmesi sanırım. Coğrafyaya bakıyorum, bomba patlamayan ülke yok gibi bir şey. Her yer terörist kaynıyor, birileri birilerini öldürüyor. İşin kötü yanı ise; kim, kimden yana, kime hizmet ediyor anlaması zor oldu artık. Bu bataklığa girmemeliydik.

Ülkesini düşünen her birey bu durumdan doğal olarak endişelenir çünkü ülkenin durumu da hiç normal değil artık. İç işlerimiz karışık. Yakılmayan yıkılmayan kamu binamız, saldırılmayan milli değerimiz kalmamışken yıllardır dillendirilen sağduyu çağrıları yetersiz kalıyor artık. Çünkü hükümet (Devlet demiyorum), bir çözüm süreci uğruna her şeyi görmezden gelecek acizlikte davranıyor.

Hükümetin kendi içindeki pasifliğini dış politikada göremiyorum. Esad'a saldırmak için her yolu deneyecekler gibi. Dış İşleri Bakanı, Esad'a karşı ÖSO desteklenmeli dedi bugün. T.C. bir terörist grubu destekleyecek. Bir de sandıktan %80lerde oy alan Esad'ı diktatör ilan ediyorlar. Her zaman sandığı ağızlarından düşürmezler ama sandık da işlerine göre.

Batı da bataklığa battı Suriye ile beraber. Irak'ı kana buladılar. Suriye'nin arkasında Çin ve Rusya sağlam durunca Suriye politikaları battı. Artık ÖSO, özgürlük savaşçısı değil onlara göre. İngiltere, ÖSO'yu terörist grup ilan etti mesela.

Dış politikamız bu kadar bilinmeyenin ve kısa sürede değişen politikaların bulunduğu bir ortamda maalesef bataklığa saplanmış vaziyette. "Yeni Türkiye" ise içerisinde bölücülerle cemaatlerin cirit atarak ülkeyi yaktıkları bir hâl almaya başladı. Korkum şu ki, ülke geçmiştekilerden daha büyük bir şekilde karışacak. Ve bugün, sağduyu diyenlerin hepsi o gün, insanları durduramayacaklar çünkü insanlar içlerinde doluyorlar artık. Bunu görmek zor değil.

Siyasilerin şaka gibi açıklamaları bir yana, halkı salak yerine koyma çabaları da sinirlerimi zıplatıyor. Demirtaş çıkıyor: Sokaktakileri teşekkür ediyor ama biz yakın yıkın dememiştik diyor. Bir de yakın yıkın deseydiniz bari. Gerçi örtülü olarak dediler ama sonradan kıvırıyor. Salağız ya!
Davutoğlu çıkıyor: Kılıçdaroğlu akıl vermesin, aklına ihtiyacımız yok sussun diyor. Çözüm sürecinden taviz vermemeyi demokrasi marifeti sayarken, muhalefete böyle demesini kukla başbakan olmasına yoruyorum.
Içişleri Bakanı çıkıyor: Olayları ilk önce cumhurbaşkanına anlatıyor. Başbakana değiil.

T.C. hiç bu denli tehlikeye girmemiştir bence. Orta Doğuyla beraber ilerliyoruz. BOP eş başkanı ve sözde dünya liderimizin büyük marifeti bu sanırım. Diyarbakır'a yönelik büyük planları vardı onun. Dünya lideri peygamber padişahımızı da takan yok zaten. BM'de boş salona konuştu. Bakmayın televizyonlara, televizyonlar size dolu salonu gösterir, çünkü emir böyle. Liderler toplantısında Obama'ya sırtı dönük oturmuş, Obama ile aynı masada da değil. Trip atıyor herhalde ama Obama'nın umrunda değil. Ben olsam ben de takmam RTE'yi. Sıradan bir belediye işçisinin aklından ve varlığından bir beklenti olmamalı.

Orta Doğu'yu yazamadım yine. Kafam almıyor çünkü. Karşıdakiler terörist gruplar, sağı belli değil solu belli değil. Arkalarında kim var belli değil. Arkalarında duranların da ne kadar süre arkalarında duracakları belli değil. Kısaca: KAOS

Bu kaosa girmememiz güzel. Aslında girerdik de girecek sebebimiz Esad'a bağlıymış. Kaosa, yeni kaoslar katmak için bir fırsat kolluyor hükümetimiz. Saddam öldü, Irak karıştı. Kaddafi öldü, Libya karıştı. Esad, seçimden de çıkan bir liderken Suriye'yi niye karıştıralım?

T.C. dış ve iç politikasının iyiye gitmediğini görmek zor değil. Yapılan yollar kurtarmıyor artık politikayı. Her şey "yol demek" değil. Burada da sorumlu hissetmeli insan kendini. Asıl sorumluların, sorumluluklarını yerine getirmediği bir ülke olduk maalesef. Ama 60'ların gençleri ABD askerlerini denize dökerken görevlerini yerine getirdiler. Bağımsız Türkiye dediler. Bağımsız, bir, bütün halinde bir ülke için (Burada Atatürk'ün Bursa Nutku okunuyor) her vatandaş kendini biraz sorumlu hissetmeli. Öncelikle de gençler tabii, "Gençliğe Hitabe" kime söylendi.




dystopia. Bunu beğendi.

Alt 25-10-2014, 23:56 #26

Greenstreetholigans

Deneyimli


Başbakan, Zihniyetin Sıktı Artık

Başbakan 3 şehide rağmen çözüm sürecinde taviz vermeyeceğiz demiş. Milli değerlere yapılan onca saldırı, verilen onca şehit, Pkk'nin hala şehirlerden çıkartılmamış olmasının bilinmesine rağmen bu sözlerin söylenmesi vatan hainliğidir ve amacın asla barış olduğunu düşünmüyorum.

Başbakan, Pkk ile kol kola siyaset yaptıklarını bilincine kazımış olmalı ki Cumhuriyet Halk Partisi de darbecilerle kol kolaydı diyor. Bu Adalet Ve Kalkınma Partisi'lilerin darbe anlayışı da sadece 27 Mayıs. 1980 darbesini hiç anmazlar. Halbuki 1962'deki darbe(!), 1980 yılına kadar ANAYASA VE HÜRRİYET BAYRAMI olarak kutlandı. O dönemin anayasasında verilen haklar, 1980'den sonra alındı. 1980'den sonra ülkeyi, küçük bir dönem dışında Özal, Erbakan, Çiller ve Erdoğan yönetti. Ve bu yüzsüzler, bizden öncekiler bir şey yapmadı derken kendi ideolojilerinin aslında bir şey yapmadığını söylüyorlar.

Başbakanlık makamı şikayet veya sızlanma makamı değildir. Yıllardır söylenen iç ve dış güçler lafından sıkıldım. Bu ülke kurulurken içeride ve dışarıda onca tehlikeye rağmen kuruldu. Başbakan ve yalakaları bunu bilmeyip her şeyde Cumhuriyet Halk Partisi'nin suçlanması da zihniyetlerinin rezilliğidir. Ülkeyi Cumhuriyet Halk Partisi yönetmiyor ki Cumhuriyet Halk Partisi suçlanıyor. Aksine başbakan, Cumhuriyet Halk Partisi'nin fikrine ihtiyacım yok diye söyledi geçenlerde. Ama görüyorum ki, Adalet Ve Kalkınma Partisi'nin Cumhuriyet Halk Partisi kadar fikri, becerisi yok. Hükümet olmak, halkın karşısında ağlamak değildir. Halka birilerini suçlamak değildir. Yönetemiyorum ben bu ülkeyi demenin farklı dilidir bunlar.

27 Mayıs Hürriyet Bayramı'nın bilim adamları ve yargı görevlileri tarafından hazırlanan bir raporu da var. Şevket Süreyya Aydemir'in kitabındaki bu rapora bir gazete dayanağı da bulunca paylaşacağım. Menderes hükümetinden daha da kötü bir hükümet tarafından yönetiliyoruz. Ve o devirlerin gençliği yok artık. 1980 darbesiyle var edilen sosyal bilinçsizlik var ülkede.





Alt 18-11-2014, 21:48 #27

Greenstreetholigans

Deneyimli


Sabah uyandığımda daha temiz sokaklar, daha düzenli şehir, daha huzurlu bir ülke görebilsem keşke.

Sabah uyandığımda daha çalışkan öğrenciler, daha dürüst tüccarlar, daha vicdanlı yöneticiler, daha ahlaklı insanlar görebilsem keşke.

Sabah uyandığımda daha aydınlık gözler, daha güçlü beyinler, daha temiz kalpler görebilsem keşke.

Sabah ben uyanana kadar yeni suretler lazım bu çehrelere. Hepsi birer pislik abidesi.

Sabah ben uyanana kadar bu insanlar bir çöplüğe atılsa keşke. Bu güzel ülkeye dibine kadar pisliğe batmış insanlar değil, yeni insanlar lazım.





Alt 22-11-2014, 17:08 #28

Greenstreetholigans

Deneyimli


İyi Müslümansınız(!)

"Yeni Türkiye(!)"de İslam'ın yeni şartlarından birincisi şu:
Koruma ve basın ordusuyla camiye gitmek.
Eğer bunu yapıyorsan alnın yere değiyor ve Müslümansın demektir ve sana şunlar serbesttir:
Yalan söyleme
Yolsuzluk, hırsızlık yapma
Kul hakkı yeme
Vatandaşa hakaret ve dayak atma
Toplum huzurunda anneliği karalama
Baş örtüsünü istediğin çıkarda kullanma
Camileri ticari ve siyasi arenaya çevirme
Ölü ayrımcılığı yapma
Adaleti hiçe sayma
Hamd olsun. İyi Müslümansınız(!)

---------------------------------------------------------------------------------------------

Ahlâk Müslümanlığı

Japon hükümeti beklenen ekonomik büyümeyi sağlayamadığı için erken seçim kararı almış, istifa etmişler. Japonların büyük kısmı kitap gönderilen üç dine mensup değil.

Bir de bize bakıyorum: Koltuğuna yapışan yöneticiler sürüsü. Hepsi de her fırsatta Müslümanlığıyla övünür, dillendirir. Müslümanlığın özellikle güzel ahlak dini olduğunu düşünürsek Japonlar Müslüman, bizimkiler... Cahiliye devri bizimkiler.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Yozlaştıran Rant Düzeni

Adalet Ve Kalkınma Partisi hükümetinin doğaya verdiği zarar onlarca yerden net şekilde görülebilir. Kıyılar ranta kurban gitti. Ormanlar yakıldı, yerlerine oteller dikildi. Yeşile, suya zarar verildi. Dağlar tepeler maden arama uğruna kabak gibi açıldı. Ama yetmedi bu rantcılara. İshak Paşa Sarayı'nın son halini görenler tarihe verilen zararı da görecektir. Yanlış hatırlamıyorsam, Süleymaniye Camii'nin bahçesine kafe açtılar. Bunlar gözle görülen maddi zararları Müslüman geçinen hükümetimizin.

Manevi zararları ise komsulugu bitirme cabalari, anneye saygısızlık, dini siyasete alet etme, cahillikle övünme... Liste uzar gider.

Muhafazakarlık, dindarlık uğruna bunlara oy veren zihniyet acınılası değil yok edilesi cinsten.

---------------------------------------------------------------------------------------------

Kulübün Değeri

Vodafone ile sponsorluk bağımız gitgide kuvvetleniyor. Yapılan çalışmalar ve çalışmaların reklamlarından bunu gozlemliyorum. Ayrıca kulübümüzün ne kadar çok değere sahip olduğunu da anlıyorum. Son reklamda, asırlık çınarların altında Barbaros'tan stada yürüme de bir temaydı. Stadımıza giden yolumuz da değerimizdir ve ben o atmosferi özledim.
Passolig kalksa,
Stad bitse,
Bu özlem de biter.





Alt 27-05-2017, 15:26 #29

Greenstreetholigans

Deneyimli


Geçen cumalardan birinde konuşan kişi "okullardaki dersler" üzerine ve dil hususunda konuşunca ilgimi daha çok çekti. Belli ki Arapça ve Osmanlıca takıntısı olan biri. Arapça belki işleri olabilir ama bırakın Osmanlıca'yı da biz konuşalım. Zira öğrenmek isteyen çok olsaydı kurslar dolup taşardı. İşin komik yanı, bu zatlar Osmanlıca'yı kolay bir şey sanıyor. Hayır, "Oku" emriyle başlayan kutsal kitap Kuran'ı bile okumaya üşenen kitleler varken daha da zor olanını ders yapmıyorlar diye eleştirmek, kitlenin önünde ortaya atmak...Yazık.

Dil hususunda saçma sapan bir takıntımız var. Özümüz Arapmış gibi düşünen kitle maalesef çoğunlukta. Köktürkçe özümüz desek, hıı diye kalacaklar.

"Allah, Tanrı'yı öldürdü." diye bir yolda gidenler var. Bu konuya sebep olan ne bilmiyorum ama "Tanrı" sözcüğünü en çok yabancı filmlerde duyuyoruz. Belli ki çevirmen veya seslendiren kişiler dil hususunda hassas ki Türkçe olan Tanrı'yı kullanıyor. Tebrik ediyorum onları.
Tanrı, Türkçe;
Rab, İbranice (Yahudilerin dili);
Allah, Arapça;
Gott, Almanca;
God, İngilizce...
Her dilin inancını dile getirişi farklıdır ve Tanrı birdir.
Almanca ve İngilizce'deki uzak gelebilir ama Türkçe'ye niye düşmanlık?

İslam'da niyet esastır. Namaz da dinin temeli ise güzel bir örnek vereceğim.
Namaz kılarken niyet kısmı niye Türkçe? Niyetimiz Türkçe ise esas olanı yerine getirmekte hata yapıyoruz, namazımız esastan hatalı oluyor belki de. Bir diğer durum da namazda okuduğumuz duaların anlamlarını ne kadar biliyoruz? Ne dediğimizi, nasıl inandığımızı bilmeden ilerliyoruz. Belki de "sözde Müslümanlık" terimim burada anlam kazanıyor.

İşin acı yanı da şu: Bu konulara kafa yorup okuyan araştıran az bir kitle var. Bunlar değil de başka kişiler dinleniyor. Bunu tecrübe etmekle övünemiyorum. Yaklaşık 20 yıllık bir eğitimim, oluşturduğum kitaplığım, tüm okuduklarım o an önemsiz kalıyormuş.

Bizler aydınlığın peşindeyiz, aydınlatıcı kişileriz.
"Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz."
diyerek başlayan öğretmen marşı var.
MEB'in simgesi ateş, aydınlık.
Karanlık, aydınlıktan korkar.
Ülke içinde gezileri esnasında çok yorulan Atatürk'le ilgili bir anektod var. Cahillikle savaşa dair:"Elimizde sihirli değnek yok ki." şeklinde bir cevabı vardı Atatürk'ün.

Elimizde sihirli değnek yok ama bilgi var ve bir gün
Aydınlık, karanlığı yok edecek bu ülkede.
İşte o zaman; eğitimler, kitaplıklar, okumalar anlam kazanacak.

------------------------------------------------------------------------------------

Çanakkale Savaşları ile ilgili en meşhur efsane şu olsa gerek:
Gökten inen beyaz elbiseliler...
Niye Çanakkale'de iniyorlar?
Koca bir coğrafyası olan, birçok cephede savaşan imanlı ve inançlı Osmanlı askerlerinin sadece Çanakkale'dekilerin mi kalbi temizmiş?
Çanakkale Savaşları ile ilgili bir resim de var:
Derenin aktığı bir yerde birikmiş kemikler.
Madem gökten inen beyaz elbiseliler varsa bu şehit kemikleri ne oluyor?
Niye Çanakkale?
Çanakkale'de Mustafa Kemal bu ulus için doğdu.

-------------------------------------------------------------------------------------

Gerçek ayakkabısını giyene kadar yalan dünyayı dolaşır demiş bilginin biri.
Bilim kolay değil, bilmek hiç kolay değil.
Bir de sosyal medya bilginlerimiz çıktı. Vasfı, eğitimi belli olmayan kişiler binlerce kişiyi yönlendirebiliyor. İçerikteki bilginin ne olduğunun önemi sorgulanmıyor bile. Galiba çağımızda bilginler kütüphanelerden değil de sosyal medya denilen yerden çıkacak. Böyle olsaydı İlber Ortaylı'nın sosyal medyada yatıp kalkması gerekirdi ama en son gördüğümde son çıkan kitaplarını imzalıyordu.

Okumak, bilmek ve öğretmek ne kadar zahmetli süreç. Sosyal medyadakiler kolayını bulduğu için tebrik ediyorum onları. Bizler bu üşengeçlikle, kolaycılıkla yerli uçağın koltuğunu yaptık diye övünebiliriz en fazla. Elin gavuru da uzaydaki taş parçalarını inceleyip maden arar.
Bilim kolay iş değil.
Her şeyi Allah bilir deyip geçmek kolay iş. Halbuki Allah, oku ve bil demiş. Aklını kullan da beni anla demiş.
Anladığımız şu:
Portakal gibi sıkarım seni Hollanda.
İslam medeniyetinin en ileri ülkesi olan ülke bu kafadaysa İslam niye geri kalmış ülkelerde diye çok da düşünmemek lazım. Elin gavuru yapıyor deyip geçmek lazım.

---------------------------------------------------------------------------------------

İnce şeyleri anlamadan, fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Zaman çok mu hızlandı, biz mi yavaş kaldık?
Geçen zaman keşke ömrümüzden olmasa...O zaman önemi olmazdı belki tüm inceliklerin. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz. Yaşayamıyoruz...




kleopatra. Bunu beğendi.

Alt 08-06-2017, 19:09 #30

kleopatra.

Forum Üstadı


Güzel yazı.lakin cogumuzun tanrı kelimesini kullanamayisimzn sebebi ;;;
Tanrı" kelimesi, sıfatları anlatan genel bir kelime olup; "Allah" ise kendisinden gayrı hiç bir şeyin mutlak vücudu olmayan Tek Zat`ın ismi olmasından ileri gelir.

lutfen bunu es gecmiyelim






Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:43 .