Görünmez Olanı Görmek-3-
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 20-03-2014, 18:41 #1

mehmetaluc

Bizden Biri

Görünmez Olanı Görmek-3-



Görünmez Olanı Görmek-3-
Hala konuşmuyorduk etraf da hiç ses yoktu. Böyle bir ortamda ne söylenirdi ki bilmiyordum oda bilmiyordu ki oda konuşmadan saatlerce oturduk birazdan battaniyenin vermiş olduğu sıcaklıkla gözlerime hüzünle baktı; gözlerinde bir an kayboldum yalnızlık terk edilmişlik kokan nefesini, yüzümde hissederek hafice gülümsedim oda gülümsedi.

Dışarıda yağmur hala cama; yalızlığını ve yalnızlığımızın son bulacağını haykırıcasına hızlı, hızlı yağıyor camı kıracakmışçasına haykırarak; işte bitti yıkılmışlığınız, yalnızlık kokan odan, hüzünden sararmış gözlerin artık bir daha hüzün kaplamayacak, terk edilişliğini her an Her saniye gördüğün o ellerin artık sıcak bir ele kavuşacaksın der gibiydi.

Bana baktı ben bir anda hıçkırıklara boğularak başımı öne eğdim bir anda o sımsıcak ellerini saçımda hissettim
Odam bir anda ışık anaforuna boğuldu gözlerim kıstım biraz sessizce başım okşamasını hasretle muhtaç olan kalbimde hissedip Mutluluk hazı dolu gözlerimle elini avucuma aldım gözümde hafifçe akan soğuk gözyaşlarımdan ürküler ek elini elimden çekerek gözlerimde akan yaşları sildi.

O an kendimden geçtim aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, uyandığımda başucumda; sevgi pınarları fışkıran gözleri, yanaklarında açan leylaklar, ellerindeki o sımsıcak akan merhamet ile uyandım irkildim bir an hafızamı kontrol ettim hatırlayınca yalnızlıktan benim gibi beli bükülmüş kanepeden doğruldum o ay parçası yüzünü seyrettim bir an.
32 yaşlarında saçları hafiften kumral yanlarına salmış, ışıl ışıl parıldayan kahverengi gözlü bir kadındı. Ben bayıldıktan sonra; terk edilmişlik den kurumuş banyomda duş alarak ve belki bir yıldır kapısını açmadığım dolap da beni terk ederek giden sevgilimin atmaya bir türlü kıyamadığım geceliği ile karşımda duruyordu ve bana, gülümsüyordu.

Etrafımı hayret içinde açılmış gözlerimle odama çevirdim, odamda aylardır esen yalnızlık rüzgârı, içeriye sinmiş olan terk edilmişlik den eser yoktu. Ilık esen mutluluk anaforu esiyordu. Sert rüzgârlar karanlık geceleri severmiş, aynen benim onu sevdiğim gibi. Aşk iksiri içmek böyle bir şey midir? Bu aşk mı? Sevgimi? Eğer aşk iksiri ise yan etkisi var mıdır? Varsa yandım, bittim, karanlıklar denizinde boğuldum bir an bu düşünce beynime bir ok gibi saplandı.

Sirkelendim unutmak için tekrar ona baktım hani derler ya" Gülü Güzelken Sevmelisin Solduğunda Ne Sevgisi Kalır nede Kokusu Kalır". Hayır, solsa bilene ben hep seveceğim, umutla, bıkmadan... Hayatımın hiçbir devresinde tatmadığım ve tadamayacağım bu manzara, güzellik, yaşam belki her insana nasip olmayan bu güzel kadını nasıl sevmekten vaz geçebilirim? Nasıl vaz geçilebilir ki? Böyle bir düşünce aklımdan nasıl geçebilir böyle bu kelime, lügat yok oldu uçtu hayatımdan çıktı. Hayat denen şu zorlu bazen güzelliklerle bazen bıçak sırtında geçen kısacık ömürde insan bu mutluluğu kaç defa yakalayabilir ki?

İşte yakaladın sessiz ol onunla yaşa. Yaşa, yaşa. Ne mutluluk. Bu mutluluk beni sarhoş mu etti böylesine yazıyorum veya düşünüyorum. Karşımda gözlerinde sevgi fışkıran, o narin endamı, güzellikleri tüm çehresinde. Toplamış bakmaya doyamadığım o kadın bana bakıyor beni sevdiğini haykırıyor sessizce vakarlı bakışlarıyla. ALLAH IN lütfü olan bu kadın tevazu ile yanımdan geçti mutfağa geçerek dünden kalan o leziz yemekleri ısıtmak için; ısıtmasına gerek yok Onun yüreğinin güzelliğinden gelen samimiyet insanı ısıtan güzelliği ile sımsıcak oluyordu. Ona sarılmak için usulca ayağa kalktım anlamış olacak ki kolların açtı yaklaştım. Sımsıcak

Kollarına sarıldım, kolları ile beni sardı; birisine sarılmak insanda böylesine haz duygusu verebilir mi? Bu sorulara cevap veremiyordum galiba cevabı olmayan sorulardı. Başımı omzuna yaslayarak mutluluktan yerinden fırlayan kalbimi onun yumuşacık merhamet duygusu ile dolu göğsünde yavaş yavaşça, yaslayarak gözlerimi kapattım ve açtım bana bakıyordu, gülüyordu yanaklarında yas emen çiçekleri açmıştı baktım, baktım oda bana bakıyordu. A dostlar biliyorum çok soru sordum, belki size anlamsız gelen bu duygu anaforunda bu sorularım sizi bunaltmış olabilir Ama böyle onun karşısında böyleyim. Bu duyguları yaşıyorum. Belki de hayatıma giren bu tarifini anlamını bilmediğim

Açıklayamadığım bu kelimeler, lügatler cevabı olmayan sorular? Aman kendimi neden bu sorularla, kelimelerle boğuyorum ki? Bırak soruları, kelimeleri ona sarılmanın hazını bedeninde duy, hisset.
Sabah uyanırken usulca gözlerim açtım, bana bakıyordu gülümseyerek; yüzündeki ifade bir bebeğin saflığında ve kokusunda idi, O kokuyu içime çektim. O tatlı bakış karşısında gözlerimi hafimden kırparak

- Seni seviyorum

Dedim usulca, oda bana elini berrak akan pınarlarda bir avuç su alıp sunar gibi duru bir ses ile elini yan, yana birleştirerek

- Bende seni seviyorum.

Dedi! Avucunu dudağıma götürerek bana Sunduğu mutluluğu sevgiyi içercesine dudaklarıma götürdüm öptüm yudum yudum, damla damla... Ve bunu duyan kulaklarım bedenim ruhum uçtu. Hafiften döndü. Koptum. Kanatlandım! Ona sarıldım oda bana sarıldı.

Okumuş olduğum Yunus Emre'nin felsefesinde her şeyin özü olan anahtarı olan "aşk"ı yaşamanın mutluluğunu anlatacak başka söz bulamıyorum. Herkesin yaşaması umudu ile.

Yunus Emre'nin, İslamiyet'in öz değerinden, içinde yaşadığı bölgedeki kolonizatör Türk dervişlerinde aldığı kavramları kendi düşüncelerinde yoğurarak kendine özgü hümanist düşüncesi vardı. Batıdaki ve Yunus Emre'nin hümanist düşüncesi arasında fark; batıdaki hümanist düşünce; iyiliği ve kötülüğü ile bütün sınırsızlığı ile insanı hedef almışken beşer üstü varlıkları reddeden insanı hedef almıştır.

Yunus Emre'deki hümanist düşüncenin hedefi;"ilahi AŞK "ALLAH" merkezli insandır. Sonuç ne olursa olsun, hangi yaşam ve düşünce ne olursa olsun "ALLAH a götürmeli idi.(!) Yola çıkmak için tereddüt içinde kıvranıyordu. Oysa başlamak için yola çıkmak gerekirdi. Yola anlam katan, niçin, neden, kimin için çıkıldığıdır. Amacı, görev değer biçilir,"bülbülün gülün sevgisi ile kendini yitirmiş" sevgisi, olmasıdır. Varılan yer olması için yol olması gerekir ve varılan yere ulaşmak içinde bu var olan yerin birde yolcusu olmalı.

Yolcusu, olmayan yollar yol olmaz ki. Neden bu kadar çok düşünüyorum diye kendine kızdı, köpürdü ama cesareti yoktu. Cesaret neden bu kadar önemli olabilir diye hayıflandı. Başı


Korkunç derecede ağrıyordu; saatlerce bu yola çıkmak düşüncesi başında korkunç ağrıların olmasına neden olmuştu.
Oysa ne kadar kolay olacağını düşünerek sevinç den bütün gece uyuyamamıştı. Kalbi yerinden sökülürcesine aymış, tüm vücudu kazanacağı bu yoldaki başarının heyecanı ile tatlı ürpertiler içinde sıcak terler döktürmüş, anlaşılması şimdiye kadar mümkün olmayan mutluluğa gark etmişti.


Yola ne için çıkacağını unutmuş gibi, elini iki başın arasına aldı derin düşüncelerle hatırlamaya çalıştı beyni durmuştu sanki usulca oturduğu sandalye'de kalkarak yanan sobaya iki odun attı, pencereye doğru ilerledi. Ayakları sanki taş bağlanmışçasına ağırlaştı sendeleyerek kanepeye kendini zorla attı.

Anlamadan bir an, şaşkınlıkla etrafına baktı. Çıkmalı idi yola hem de vakit kaybetmeden ama nedense bu çok zor geliyordu. Dün bu yola çıkmak için karar veren sanki kendisi değildi. Ne kadar heyecan duymuştu. Buna karar veren ben değilsem kimdi o zaman. Saçmalıyorum diyerek masaya doğruldu, bir bardak suyu bardağa doldurdu bir nefes de yudumladı.

Yoldaki zorluklar mı, meşakkat mi, çilemi onu böylesine korkutan? Yol karanlık olabilirdi zifiri karanlık olsalda; ışığın karşısında yok olmaya mahkûmdu. Yağmur yağsa da gökten boşanırcasına, güneşi görmesi ile yok olmaya mahkûmdu.
Bu ruh hali ile odada dolaştı. Yorulup ayakları güçsüz kalıp yere yığılana kadar dolaştı ve yere yığıldı, çaresizce.

Fırtınalar kopuyordu bedeninde. Fırtınalar değil mi gemiye, yelkene hız ve yön veren korkusuzca deli dolu olsa da, varmak için limana. Yelkenler bu kadar arzulu iken rüzgârın gelmesine, gelince de sevgili gibi sarılıp yol almasına rağmen, neden üstüne ölü toprak örtülmüş gibi hareketsizdi. Gözlerindeki parlak ışık bir anada yok olmuştu...

Zor olanla karşılamamak değil miydi, zorluğu aşamanın bedeli? Bununla daha ne kadar baş edebilirdi? Vücudundaki hücreleri yok eden bu düşünce; yüzleşmek yoldakilerle ancak bu merhem olurdu.

Merhem olunan yolda dertlere, yaralara, sevgisizliğe, ikiyüzlülüğe... Işık olan yolda neden karanlık koyu, zifiri karanlık olarak algılıyorum hissi ile titredi. Alnında boncuk, boncuk terler damlarken; pencereye doğruldu tekrar. Pencere demir parmaklıkla çevrili idi. ürperdi.

Kim bu pencereye demir parmaklıkla çevirdi diye hayıflandı, kendisi çevirmişti; güvenli olsun diye. Ama şimdi tüm bedeni, zihnide demir parmaklıkla çevrilmiş gibiydi. Etrafına baktı demir parmaklığın anahtarını aramaya başladı, hafif'ten gülümser gibi Aradığını bulamayacağını anlamış olacak! Ki iki büklüm yere yığıldı.

Cesareti yoktu; cesaret Olmayınca aramanın, anahtarı bularak demir parmaklıklarda kurtulmanın ne önemi var dedi kendi kendine. Hayatı boyunca bu cesareti kazanmak için neden gayret göstermedim yoksa cesaret diyerek yalan olan ama gerçekmiş gibi algılanan cesaret peşinde mi koştum? Diye kendine sordu.

Zaman daralıyordu, vakit gelmişti sonun başlangıcı için, korkulan ama gerçek olanla yüzleşmenin vakti gelmişti, uzakta acı, acı tren düdüğünü çalıyordu, kalkmak koşmak gerekirdi yola çıkmak varmak için.

Doğruldu hazırlamış olduğu bavula son defa baktı hazırlıklı gitmek mümkün olmayacağı bu yola bavulu olmadan gitmeye karar verdi. Kapının koluna elini attı hafimden açtı ilk adımını gülümseyerek attı, yeni yürümeye başlamış çocuk
Mehmet Aluç
ARKASI YARIN VEYA DEVAMI VAR



Benzer Konular

Görüntüleme:408, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:00 .