Felsefi Düşünelim Ya Da Düşünmeyelim Ya Da Felsefeyi İrdeleyelim-1 . Bölüm
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 27-11-2018, 18:36 #1

mehmetaluc

Bizden Biri

Felsefi Düşünelim Ya Da Düşünmeyelim Ya Da Felsefeyi İrdeleyelim-1 . Bölüm



Felsefi Düşünelim Ya Da Düşünmeyelim Ya Da Felsefeyi İrdeleyelim-1 . Bölüm

Öyküdeki karakterler hayal ürünüdür ya da değildir, hiçbir canlıya zarar vermeyiz lakin orada canlı olmayanlara, sömürenlere belki zararlar verilmiştir bundan kime ne, baştan söyleyeyim. Kötülerin olduğu kadar iyilerde çoktur. Kötülük varsa onu yok eden iyilik sahibi insanlarda muhakkak vardır.

Pisagor

MÖ 570 - MÖ 495 yılları arasında yaşamış olan İyonyalı filozof. Matematikçi ve Pisagorculuk olarak bilinen akımın kurucusudur.

En iyi bilinen önermesi, kendi adıyla anılan Pisagor önermesidir. "Sayıların babası" olarak bilinir. Pisagor ve öğrencileri, her şeyin matematikle ilgili olduğuna, sayıların nihaî gerçek olduğuna, matematik aracılığıyla her şeyin tahmin edilebileceğine ve ölçülebileceğine inanmışlardır.

İtalya’nın Kroton şehrinde, üç yüz kadar genci bir araya toplayarak bir okul kurmuş ve burada çalışmalarını sürdürmüştür. isagor’un bu okulu, yaptığı yenilik ve buluşları hazmedemeyen siyasi çevreler ve din yobazlarının galeyana getirdiği halk tarafından ateşe verilmiştir. Bilim alanına yaptığı katkıları saymakla bitiremeyeceğimiz Pisagor ve öğrencileri ne yazık ki alevler arasında yanarak ölmüştür. Zaten hakkında yazılı kaynak olmayan, bilgilerin yalnızca anlatılanlarla elde edildiği bu bilim insanının çalışmalarının çoğu da yangında kül olup gitmiştir.

Giordano Bruno

İtalyan filozof, rahip, gökbilimci ve okültist. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir ve şair yönüyle de edebiyata en yakın duranıdır. Ona doğacı coşkunluğun düşünürü de denilebilir. Aristotelesçi kapalı evren görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer alan İtalyan filozof, Kopernik'in tezini savundu. Evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu söyledi. Aykırı görüşler beslediği için 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi'nin Engizisyon mahkemesinde yargılanıp sapkın ilan edildi ve Roma'da diri diri yakılarak idam edildi.

İŞTE GERÇEK FİLOZOF Ebu Hanife

İslam dininin dört fıkıh mezhebinden birisi olan Hanefi mezhebinin kurucusu ve Sünni fıkhının en büyük üstadı sayılan İslam fıkıh ve hadis bilgini. Asıl adı "Nu’man İbn-i Sâbit" olup sevenlerince ismi "İmâm-ı ’zam" unvanıyla birlikte anılır.Ebû Hanîfe, bütün zorlamalara rağmen Emevî ve Abbâsî saltanat sahiplerine boyun eğmemiş, yönetim anlayışını onaylamadığı Abbasi Devleti'nin ikinci halifesi Ebû Câfer "el-Mansûr", Ebu Hanîfe'yi Bağdat'ta hapsettirip işkence ettirmiş ve zehirleterek öldürtmüştür. Mezhebi, İslam dünyasının büyük bir kısmına yayıldı. Selçuklu sultanı Melikşah’ın vezirlerinden Ebu Sa’d-i Harezmî, Ebu Hanîfe'nin kabri üzerine bir türbe ve çevresine bir medrese yaptırdı.

STOACI CHRYSİPPUS: kendi korkunç şakalarından birine gülerken öldü.
Daimon batı dillerine demon (şeytan, cin anlamında) olarak geçen Eski Yunanca bir sözcük.
Sokrates kendi içinde böyle bir sesin olduğunu ve kendisine rehberlik ettiğini belirtiyordu.

Platon'un kendisi için "Delirmiş Sokrates" dediği Diyojen, tiyatrolara gidip halkın ortasında kakasını yapıyor; sinirlendiği kişilerin de üstüne çişini yapmaya çalışıyordu...
Jean Jacques Rousseau "toplum sözleşmesi" kavramıyla bugün dahi tartışılan son derece önemli bir filozof.
Bunun dışında "Emile ya da Çocuk Eğitimi Üzerine" diye bir kitap yazmış ve eğitim felsefesi ile ilgili görüşlerini ortaya koymuştu.
Fakat bir sorun vardı, filozof kendi 5 çocuğunu doğar doğmaz terk etmiş, hiçbirine bakmamıştı.
Voltaire bu durumu sert biçimde eleştirdi ve Rousseau'nun ikiyüzlü olduğunu söyledi...

3 Ocak 1889 tarihinde Friedrich Nietzsche odasından çıktı ve bir at sürücüsünün atına kamçı vurduğunu gördü. Atın üstüne büyük bir heyecanla koştu, kollarını atın boynuna doladı ve ağlamaya başladı. Tam bir sinir krizi geçiriyordu. Yere düştü ve kendini kaybetti. İnsanlar bu manzara karşısında şaşkına dönmüştü. O tarihten itibaren mental olarak tamamen çöktü ve bütün zihinsel yeteneklerini kaybetti.


Bu kadar bilgiden sonra isterseniz başlayalım ne dersiniz?

Soru sormanın sonucu doğru olanı aramak olsaydı felsefe kavramı, insanın düşüncesi değil, sonsuz bir anlatımıyla sonsuzluğa bizi taşıyan Kur’an’ı kerim olmalıydı açılan kapısı, maalesef insanların yoz düşünceleri batılı dinden haberi olmayanlar kapısını açtı. Felsefe ile ilgili olan bu düşüncelerim bence tartışmasız bir gerçek. Bugün benim senin söylediğin ölünce unutulacak, unutulacak olan Felsefi olarak doğru arayanı bulan olsaydı, yani Kur’an’a göre hareket etmiş olsaydı, ne sömürenler ne savaş çıkana zalimler bu âlemde olmayacaktı. İnsanla ve insan yaşamıyla ilgili problemlere karşı oldukça ilgili ve duyarlı olan Kur’an’ı kerimi, hep en son ölümden sonra ölüler için inen bir kitap olarak düşünülmüş ve kapıları sonsuza kadar açan, nur kapısı olduğu hiç düşünülmemiş. Yaşam karşısında problemlerle karşılaşmaktan, zorluğu ne olursa olsun yıkmaktan öldürmekten korkmayanların birliği sonucunda, dünya yaşanılmaz bir dünya olmuştur.

Çünkü sen ben şu anda biz diye bir kavram yok olsaydı dünyada savaşlar olmazdı, varlık, bilgi ve değer gibi kavramlarla zihninin içinde sürekli bir mücadele içinde olan hiç değiliz, salla gitsin ucu kime değerse değsin. Bunlarla ilgili akıl yürütme, yorum yapma yetilerine sadece sanki biz sahibiyiz, bu biz demin dediğim bizle alakası yok. Üstelik insanlar bu yetileri kazanmak, yaşamlarında neyin önemli olduğuna dair araştırmaları değerlendirmeleri yapabilmek için insanın düşüncesine ihtiyaç duymuş Âlemlere Rahmet peygamberin sünnetini hep es geçmiştir, sen kendini ve düşüncelerini çok iyi tanıdığın, hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmeyip merak ettiğin, yaşadığın her şeyi kendi eleştiri süzgecinden geçirmediğin için bunların getirilerinden faydalandım derken, sorunlara karşı bütüncül ve kuşatıcı yanıtlar bulamıyorsun. Felsefe yapmak, felsefi düşünmeyi ve hissetmeyi gerektirirken neye kime göre düşünmek? Biz tüm sınırları çoktan aşmış nur Kur’an’ın koyduğu sınırları yıkan hala batılı dinden habersiz düşünürlerin, felsefini almış hala sorulara cevap bulmak için yaşıyorsun!

Sen ben aslında öğrenmeye açık biriyiz rehber önümüzde ona bakmadan sanki Nur Kur’an felsefe olunca orada biraz duruyor ve -ne gerek var-diye düşünmemizi sağlıyor sanki! Oysa Felsefe doğruları bulmaksa nur Kur’an’ın misyonu zaten bu. Sanki Nur Kur’an bize –Hâşâ- Bence bu kadar düşünmeye gerek yok, sen beni bırak ben hayatın tadını çıkarmayı, fazla düşünmeden içinde bulunduğum anı yaşamaya –Hâşâ- diyor ve bunu da sanki dediğini duyar gibiyiz, yok öyle bir çağrı ve misyonu. Aslında çok haklısın, en ünlü filozoflar bile bir süre sonra, bu kadar ayrıntıya inmekten, cevaplar bulmaya çalışmaktan yorgun düşmüş hatta akıl sağlıklarından olmuştur e niye yöntem yol yanlış, rehber yok, insanın dayandığı rehberi yanlış olursa sorulara cevap bulamaz arar yorulur akıl sağlığından olur, yalan mı? E malum her şeyin aşırısı boşu gereksizi zararlı. Ancak hayatın tadını çıkarırken bunu doğru Rehberin olunca bu doğrularla yaptığını bir düşün, kimseye ait olmayan, dayatılmayan, düşünceler ile yaşamını sürdürsen yani seç beğen kendin karar ver, zararı sana doğrusu sana yararlı. Bu Nur Kur’an’ın çizdiği sınırlarını senin çizdiğin değil ve sen izin vermedikçe kimsenin göremeyeceği, sana ait bir dünyada değil, herkesin görmesi duyması için çabalayarak insanları mutlu ederek mutlu olacağın bir dünya düşün, haydi durma böylesi bir hayat daha güzel olmaz mı?

Hayat Kur’an’la bizi neyi öğretir? Hep denedin hep yenildin, olsun. Yine dene yine yenil, daha iyi yenil, bu defa daha hızlı güçlü kalkacaksın, yenilmek kenara çekilmek değildir ki? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen, nur Kur’an seni merhameti ile sarar hazırlar bakarsın ki hazırsın, çünkü seni anlatır, seni Âlemleri yaratan elbette ki seni en iyi bilir. Havaya atılan bir taş düşünebilseydi kendi isteğiyle yere düştüğünü sanırdı, diye kalkıp felsefe yapmak abesle iştigal olacaktı. Felsefeyi de batılı o düşünceden imandan yoksunlar bu soru gibi cevabı anında olan cevapları yokmuş gibi aradı durdu. Taş CANSIZ maddedir insan değil düşünemez, onun için havaya atılmak düşmek önemli değildir ki, Allah c.c.onu havaya atılsın diye sırf yaratmamıştır ki, bir eve duvar temel, zalime düşmana karşı atılan bir silah olsun diye kulları için yaratmıştır, isterseniz bunu şöyle öykü tadında yazayım.

-Sayın Felsefe ile uğraşan Felsefeci dostlarım, Felsefeciler olarak tıkandık kaldık yalnız bu aramızda kalsın. Yıllardır bir adım atamadık, prim yaparak şöyle şato villa alamadık, prestijimiz de sıfırlanıyor. Şimdi ben diyorum ki bu bana aittir bilen her yerde söylensin.

Sessizliği, şaşkınlık heyecan biranda sardı. Bir Felsefeci ayağa fırlayarak.

-Sayın Felseför, biliyorsunuz bizlerde birer profesörüz, hemen açıklayın ne olur bunu, açlıktan midelerimiz karnımıza yapıştı, çocuklar evde pirzola yemeyince insanlıklarından çıktı lütfen hemen açıklayınız.

-Sayın meslektaşım sizi anlıyorum ve açıklıyorum bundan sonra ki yüzyılda, ekmeğimiz kazancımız tabi beni de yüze on görecekseniz, açıklıyorum.

Hep bir ağızdan evet sözü çıkınca.

-Havaya atılan bir taş düşünebilseydi kendi isteğiyle yere düştüğünü mü sanır, yoksa birisinin kendisini attığını mı, yoksa yer çekiminden dolayı mı yoksa öylesine mi?

-Sayın Felseför, yerçekimi kanunu var bulundu “evraka evraka “ diğer bir daldaki meslektaşımız diyerek buldu.

- Ne fark eder ki onu da irdeleyerek biraz zaman kazanabiliriz.

Bir diğer felsefeci

-Sakın o kazanırız zaman derken, kazanımız kaynamasın insanları boş yere işgal, iştigal ederek.

-Sayın meslektaşım, işgalsiz bir günümüz mü var bir burada konuşurken Afrika, yarın Suriye Filistin ya işgal ya iştigal edilecek ne ile şirin görünüp, sırtında bıçaklanarak asırlar sonra, şimdi soruyu anlamayanınız var mı? Her ne kadar felsefecide olsak anlamayanımız çok oluyor buda bizi mutlu kılıyor.

-Peki, ilk başta ne diyeceğiz?

-Yarın sarayda kralın huzurunda soruyu soracağız, kral soruyu öğrenmek için uğraşacak bulamayacak bu görevi bize verecek, sarayda ailelerimizle birkaç yıl derin derin düşünceler içinde yaşarken, bedavadan karnımızı doyururken kasalarımızı da dolduracağız, siyasi dehalarımızla.
-Peki, siz hiç cevabı aradınız, buldunuz mu?

-Yani sizde ömürlüksünüz, cevabını bulsam bu işin sırrı biter yok olur aç kalırız.

Mehmet Aluç



Benzer Konular

Görüntüleme:123, Cevaplar:0

İlginizi Çekebilir >