Köprü

#1
Arkadaşlar köprü dizisinde ethem elmas ı kaçırarak örgütten kurtardı sizce ethem tek başına ne yapacak dizinin seyri nasıl olacak yorumları merakla bekliyorum

İlginizi Çekebilir
  • ÇİT Mİ KÖPRÜ MÜ?...
    Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yaşayan iki erkek kardeş vardı. Günlerden bir gün bu iki karde...

  • Yuvαrlαnαn Köprü...

  • köPrü...
    Ayşe Kulin’in aynı adlı kitabından senaryolaştırılan bu hikaye, birkaç yıl önce bir trafik kazasında hay...

  • köprü :))))...
    Üçüncü Boğaz Köprüsü'nü Japon, Amerikan ve Türkler'den oluşan bir konsorsiyum almış. Tam açılışın yapılacağı s...

  • köprü:))...
    Temel boğazda tekneyle turist gezdiriyor.. Birgun bir Amerika lıyı alıyor başlıyorlar gezmeye.. Turist Dolmaba...



#2
ben bu diziyiizlemıyom ama yazmak istedim yinedeee


#3
paylaşım için saol ..


#4
KÖPRÜ

diziler/kopru-dizisi/images/banner.jpg" border="0" alt="Köprü" title="Köprü" />


Konusu :
Ayşe Kulin’in aynı adlı kitabından senaryolaştırılan bu hikaye, birkaç yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybeden Vali Recep Yazıcoğlu’nun hayatından yola çıkılarak kaleme alınmıştır.Hikayemiz, idealist bir valinin (FİKRET YAZICI), merkeziyetçi-bürokratik yapının doğal sonucu olarak ‘soğuttuğu’, birbirinden uzaklaştırdığı, hatta kimi zaman kopardığı devlet-halk ilişkisindeki kısır döngüyü kırma çabası üzerine odaklanır. Bu çabanın görünürdeki somut hedefi ise, yaklaşık otuz yıldır, yukarıda sayılan sebeplerden ötürü bir türlü yapılamayan bir KÖPRÜ’dür. İktidarlar gelip geçer, o yöreden seçilen milletvekilleri, her defasında birbir umutla Ankara’ya gönderilir, içlerinden bakanlar, başbakanlar çıkar. Sayısız, raporlar, projeler hazırlanır, ama köprü ne hikmetse bir türlü yapılamaz.
Bu arada hastalar hastaneye yetişemez, çocuklar okuluna gidemez, bazıları Karasu’nun hışmına uğrayıp sulara kapılır, gencecik anneler, karınlarında çocuklarıyla ölür.. isyan feryatları ayyuka yükselir… ve karşılık olarak köprünün ‘zarureti’ üzerine bir rapor daha tutulur.
Vali Fikret Yazıcı, şehre atandıktan kısa bir süre köprü sorununa el atar. Yaşadığı birkaç trajik olay, özellikle Başbağlar katliamı.. nehrin karşı yakasında terör örgütü insanları acımasızca öldürürken, köprüsüzlük yüzünden devletin, o insanların yardımına koşamayışı, zaten inatçı bir yapıya sahip olan Vali için köprüyü, nerdeyse bir ölüm-kalım meselesi haline getirir. Şu cümle beynine ve ruhuna mıh gibi çakılmıştır: “GİDEMEDİĞİN YER SENİN DEĞİLDİR!” aynı sınırlar içinde yer almak, eğer ‘gidemiyorsan’ hiçbir şey ifade etmez!

Vali, köprü için çıktığı uzun ve çileli yolculuk, sayısız engelle doludur. Başta merkezi devlet ve onu temsil eden kurumların durağan yapısı. Fikret Yazıcı, buna karşı halkın kendi gücüne başvurur. Bölge insanlarını örgütler, nerdeyse ‘imece’ sayılabilecek yöntemlerle işe koyulur ama ‘bürokratik çark’, kendi bir şey yapamadığı gibi, yapılanları da engellemek üzere devreye girmekte gecikmez. Kaldı ki Fikret Yazıcı, sıra dışı uygulamalarıyla öteden beri ‘mimli’ biridir ve belli çevreler onun başarısızlığını zaten dört gözle beklemektedir. Onun da ötesinde, köprünün yapım süreci içinde, birlikte yola çıktığı insanlarla da zaman zaman derin görüş ayrılıkları yaşayacaktır. Bütün bu çabalarında ona yakından destek veren iki kişi vardır. İlki, attığı her adımda yanında olan, onunla aynı idealleri paylaşan, ömrünün en uzun yol arkadaşı, karısı MELEK… İkinci ise, hikayeye daha sonra dahil olan ve köprüyü akıl almaz metotlarla var edip, nehrin üzerine yerleştiren.. bir başka sıra dışı insan: Mühendis Tekin…
Tekin, vali gibi büyük idealleri olan biri değildir. Dahası, o güne kadar sadece kendisi için yaşamıştır. Köprülere aşıktır sadece.. bir de karısına. Ancak gün gelir, karısı kendisini başka bir erkek için terk eder. Tekin’in hayatla arasındaki bütün köprüler yıkılır! Öylesine ki, hayatına son vermeyi bile düşünür. Derken o sırada Vali çıkar karşısına. Sert bir karşılaşmadır. Bu karşılaşmadan birkaç gün sonra Tekin, kendisi Elazığ’da bulur. Bir süre sonra da şehirdeki bir lisenin müdiresi Leyla ile tanışır. Leyla’da büyük şehirlerin birinden, gerisinde hazin bir gönül hikayesi bırakarak gelmiş, kalbinin kapıları ‘epeydir’ dünyaya kapalı bir kadındır.
Kim bilir, belki de Tekin’in yapımına başlayacağı Karasu nehri üzerindeki bu mütevazı köprü.. hem onların tek tek hayatla barışmalarını sağlayacak bir vasıtadır, hem de pek çok insanın birbiriyle ve hayatla yeniden kuracakları bir ilişkinin başlangıcı…


Köprü, aynen kahramanı gibi halka mal oldu...

Yapımcılığını Koliba Film’in üstlendiği, Sadullah Şentürk’ün yönettiği, Ayşe Kulin’in Köprü adlı romanından Ozan Yurdakul’un senaryolaştırdığı Köprü dizisi, her geçen gün daha çok ilgi odağı oluyor… Türkiye’de milyonlarca kişiyi her hafta Pazartesi akşamları Star TV ekranlarında buluşturan dizinin müdavimleri her geçen gün çığ gibi artıyor…

Köprü dizisinde, Vali Faruk Yazıcı karakterini son derece başarılı bir şekilde canlandıran Erdal Beşikçioğlu, Köprü dizisinin meslek yaşamının dönüm noktasını oluşturacak büyük bir proje olduğunu söyledi. Yazıcıoğlu’na fizik olarak benzetilen Beşikçioğlu, “Yazıcıoğlu ile benzer bir çok yanımız var. Adeta ruh ikizi gibiyiz…” dedi.

Dizi başladıktan sonra izleyenlerin kendisini “Süper Vali” olarak çağırdıklarını ve gittiği yerlerde sevgi gösterilerinde bulunduklarını belirten Erdal Beşikçioğlu, şunları söyledi: “Recep Yazıcıoğlu, fikirleri, ideolojisiyle hemfikir olduğum bir kişilik. İkimiz de Karadenizliyiz. Ben Ünyeli’yim. Karadeniz insanının dışa vurumu biraz agresif ama kendi içinde iyi niyet taşıyan bir durum oluşturuyor. Yazıcıoğlu ile benzer taraflarımız bir hayli fazla… O, devletin üst kademesinde, ben Devlet Tiyatroları’ndayım. Baktığınız zaman o devleti eleştiriyordu. Ben bu proje gelmeden bir ay önce Devlet Tiyatroları’ndan istifa etmiştim. İstifam kabul edilmedi. Yapılan haksızlıkları, işleyişin gidişine karşı bir birey olarak bizim de tepkilerimiz oluyor. Recep Yazıcıoğlu, kişiliğiyle, devlet adamlığıyla her yönüyle çok beğendiğim bir kimlikti.”

Kendisini, merhum Recep Yazıcıoğlu’na benzetenlerin de çok olduğunu vurgulayan Beşikçioğlu, “Biraz tip olarak andırdığım doğru. Ama fiziğimden çok onun iç dünyası, yoğunlaşması, devlet işleyişi, fikirleri, ideolojisi özellikle kimliği üzerinde durmak istiyorum. Eğer bunları bir parça becerebilirsem fiziki görünümün hiçbir önemi yok diye düşünüyorum” diye konuştu.

30 yıl boyunca çeşitli nedenlerden dolayı bir türlü inşa edilemeyen , bölgedeki bir çok kişinin canını, malını yitirmesine neden olan Köprü’nün anlatıldığı dizide oynarken en çok “çaresizlik” duygusunu hissettiğini ve bütün sahnelerde müthiş bir duygu yoğunluğu yaşadığını kaydeden Erdal Beşikçioğlu, Ayşe Kulin’in bir kadın duyarlığında son derece etkileyici bir üslupla muhteşem bir hikaye yazdığını söyledi.

Köprü’nün yönetmeni Sadullah Şentürk’ün aynen bir sinema filmi çeker gibi son derece titiz, geceli gündüzlü çalışarak başarılı bir yapıma imza attığını kaydeden Beşikçioğlu, “ Ata Türkoğlu bu projede oynamamı istediğinde çok mutlu oldum. Zira, gerek öykü, senaryo, gerek tüm oyuncu kadrosu, gerekse canlandıracağım kimlik adeta bir kılıf gibi bana uyuyordu… Köprü projesinde yer aldığım için kendimi çok şanslı görüyorum” dedi…

“KÖPRÜ AYNEN KAHRAMANI GİBİ HALKA MAL OLDU…”
“KÖPRÜ, UYKUYA HAZIRLAYAN DEĞİL, UYKU KAÇIRAN BİR YAPIM”

Dizinin, Recep Yazıcıoğlu’nun duygusal kimliğini net bir şekilde sergilediğini, onun karakteristik özelliklerini detaylarıyla aktardığını vurgulayan Erdal Beşikçioğlu, şöyle konuştu: “Ayşe Kulin’in hissettikleri, gördükleri, ona Recep Yazıcıoğlu ve çevresindekilerin anlattıkları…. Dizide, bütün bunlar bir nakış gibi işleniyor… Kulin, gerçekten müthiş bir gözlemci… Ben de bir oyuncu olarak dizideki olayları aynen yeniden yaşar gibi canlandırmaya çalışıyorum…. Hele 2. bölümde yayınlanan Başpınar (Başbağlar) katliamında ölen insanların Vali tarafından kendi elleriyle mezarının kazılarak gömülmesi sahnesi beni çok etkiledi… Diğer tüm sahnelere baktığınızda da hepsinin hayatın içinde olduğunu görüyorsunuz. Günümüzdeki diğer dizilere baktığınızda ise ya birisi birisini seviyor, aşık, aksiyonu yakalamak için ya hasta oluyor, ya kaçırılıyor yani hep bir kısır döngü. Eğer bir iş yapıyorsanız, bir şey hakkında bilgi vermelisiniz. Öğretici tarafı olmalı ama didaktik bir durum değil, bundan bahsetmiyorum. Seyretmeye değer bir şey olmalı. Seyrettiğiniz zaman kitle üzerinde düşünmeye sevk etmeli. Oysa ki yapılan işlere baktığınız zaman hepsi neredeyse sadece zaman geçirmek için yapılan işler. O anı geçirelim, uyutalım, uykuya hazırlayalım işleri… Bence, böyle bir güçse eğer medya, bazen halkın uykusunu kaçırmalı… Köprü, izleyenleri düşünmeye sevk edecek, bazılarının uykusunu kaçıracak ama herkesi derinden etkileyecek bir proje…“

Köprü’nün daha ilk bölümlerden itibaren medyadaki bir çok yapımdan bir kaç adım öne çıktığını kaydeden Beşikçioğlu, dizinin izlenme oranlarından da öte, halka yansımasının çok önemli olduğunu, Köprü’nün aynen kahramanı gibi şimdiden halka mal olduğunu söyledi.

“TOPLUM BİLİNCİNİ SORGULAYAN BİR PROJE…”

Köprü dizisinin, toplum bilincini sorgulayan bir proje olduğunu kaydeden Erdal Beşikçioğlu, “Recep Yazıcıoğlu, bu defa yaşamadığı için bir yere sürülemeyecek. Zira o, hep bir şehirden diğerine sürülmüş bir devlet adamı. Fakat gittiği her yerde de karakterinden hiçbir şekilde ödün vermeden aynı şekilde devam etmiştir. Üstün bir kimlik olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. “ dedi.

“YAZICIOĞLU AİLESİ İLE TANIŞMAK İSTERİM…”

Recep Yazıcıoğlu’nun ailesiyle henüz yüz yüze tanışma fırsatı bulamadığını ancak çekimlerden fırsat bulur bulmaz onları ziyaret edeceğini söyleyen Erdal Beşikçioğlu, “Köprü dizisinin ilk bölüm yayını biter bitmez, Recep Yazıcıoğlu’nun kızı Rüveyda arayarak, tebrik etti ve 'diziyi izlerken sanki babamı görmüş, o yaşıyormuş gibi bir hisse kapıldım. Ailece çok duygulandık… Size çok teşekkür ediyorum' dedi. O an bütün yorgunluklarımı unuttum. Çok mutlu oldum. “ diye konuştu.

Önümüzdeki günlerde vizyona girecek Serdar Akar’ın yönettiği "Barda" ve Semir Aslanyürek’in "Eve Giden Yol" adlı filmlerinde başrol oynayan Beşikçioğlu,
“İki sinema filmi, ses getiren bir dizi, 2007 sizin yılınız mı olacak” şeklindeki bir soruya ise şu yanıtı verdi:

“Umarım bu işler benim oyunculuktan keyif almamı engellemez… Eşim, çocuğum ve köpeğimle evinde huzur arayan bir adamım… Önemli olan bence bu… Eşim Elvan Beşikçioğlu da Devlet Tiyatrosu sanatçısı. O da beş sene öncesine kadar, yani kızımız Derin doğana kadar sinemayla ilgileniyordu. Şimdi biraz geri çekildi. “




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:44 .