#101
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Aksiyonu ve romantik ilişkileri başarılı bir şekilde her daim anlatabilmiş güzel yazar Linda.
Ama favorim hala Gölge Kadın'dır.
Güzel kitaplardı.
Ama sanki karakterlerin ve yaşadıkları olaylar değişiyor gibi.
Çünkü her daim yardıma muhtaç bir kadın ve onu koruyan bir polis.
Klasikleşmeye başladı.
Ama bugün başka bir kitabına daha başlamayı düşünüyorum o ayrı.
-Bu arada 100. mesajdı.-



#102
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Linda'nın okuduğum 13. romanı.
Yani bu demek oluyor ki, yukarıda mesaj ile bu mesaj arasında 4 kitabını daha okudum.
Ama sadece bu kitabından bahsedeceğim.
Konusu farklıydı.
Hatta bana biraz Hereos dizisini anımsattı.
Sweeney, tanıdığı insanların cinayetlerini resmediyordu, bunu rüya-uyanıklık arası bir arada da çiziyordu. Olayları daha çok olduktan sonra çiziyor. Hereos böyle değildi tabii. Orada daha olmadan çok önce çiziyordu adam.
Her neyse, güzel bir kitaptı.
En azından diğerlerine nazaran daha farklı bir konusu vardı.

- -

Ve üç tane kitap aldım kendime.
Halbuki üçünün de pdf'si vardı.
Ama onları hissederek okumayı çok istedim.
Özellikle malum bir yazarı, okumayı yıllardır ertelediğim malum yazarı.
Gördükçe başka kitaplarını da alacağım.


#103
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Linda ile 19 kitap bitti.
Son bir adet kitabı kaldı onu da bir süre okumayı düşünmüyorum.
Hem elimin altında bir tane kalmış olsun hem de pdf halini beğenmedim pek.
Neyse Linda ile geçirdiğim bütün bu olay örgülerinin hepsinden ayrı ayrı keyif aldım.
Bazıları birbirine benzer olsa da farklı kurgulara sahip kitapları da vardı.
Güzeldi, başarılı bir yazar.
Daha nice kitaplarını da okurum inşallah.


#104
Fotoğraf koymayacağım.
Eskiden çok severdim ama kötü görünüyorlar hala.

-Okuduklarım-

Julia London - Düşlediğimiz Yerde
Monica Mccarty - Kır Zincirlerini
Maya Bank - Sıcak
Amanda Forester - İskoçyalı'nın Aşkı
Mary Wine - İskoç Ateşi
Sophie Jordan - Skandal Aşıklar

(Peki ya şeye ne demeli, İskoç sevdam?? Niye hiç bitmiyor? Neden sonunda bitip beni de tüketmiyor? Neden en ufak bir kıvılcımla yeniden yeniden alevleniyor?)
Son mesajdan bu yana okuduğum kitaplardı.
Ve son olarak;

Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Bir çok yazarın kendine has bir anlatımı ve kendine has bir tarzı var.
Sarah'ın tarzı da bu işte.
Geçmişteki hikayelerin gün yüzüne çıkmasına bayılıyor. Tıpkı benim gibi.
Geçmiş hikayeleri çok seviyor. Ve hatta bazen bu geçmişleri tekerrür ettiriyor.
Bayılıyorum bu kadına.
Yine geçmişten gelen bir hikayeyi çözümledik.
Ve ben yine ağladım.
Halbuki sonunu anlamıştım. Ruby çok zeki bir kadınmış, ben de olsam aynısını yapardım.
Harika bir kitaptı.
Bu arada 2018 yılının 68. kitabını bitirmiş bulunmaktayım.


#105
Şu sıralar kafama göre bir yazar seçip okuyorum.
Ve sonra yazarı çok sevdiğimi görüyorum başka kitapları var mı diye arayışlara giriyorum.
Bakıyorum bir sürü kitapları var, lakin hiçbiri çevrilmemiş oluyor.
Epsilon'cum, n'olur bir el at Allah aşkına.
Yazar bitti bende artık kalmadı yahu, en azından bildiğim yazarların başka kitaplarını okuyabileyim.
Lütfen.

-Arada 14 kitap var-
2018'in 83'ü kitabı.
Ve bugüne kadar (en azından kayıt tutabildiğim) okumuş olduğum 100. tarihi romantik kitap.

Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Kitap güzeldi.
Farklı bir konuya sahipti.
Bir süredir İskoçya dolaylarında geziyordum, bu kitapla beraber üç-beş kitap ile daha İngiltere'nin balo salonlarında gezmenin havamı değiştirdiğini söyleyebilirim.

Bir süre e-kitaba ara veriyorum artık.
Ve daha önce almış olduğum ve okunması yarım kalmış kitabıma döneceğim.
Gerçek kitabıma.



#106
Ev-vet!
Yıllardır beklediğim an geldi çattı.
Kendisinin e-book'ları vardı tabletimde fakat hep bekletmek istedim çünkü özellikle bu yazarın kitaplarının sayfalarının elime değmesini istiyordum.
Kendisi ile kısa bir süre önce başka bir yazarın kitabı ile tanışmıştım. Oturup bir çay içtiğimden de kesinlikle bahsetmiş olmalıyım. Yine aynı duygularla geldim.
Bakınız;

Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Öncelikle kitabından bahsedeyim, daha sonra filmine değinirim.
Bugüne kadar okuduğum bir çok historical tarzda yazan bir çok yazarın, Jane Austen'dan esinlendiğini okumuştum. Halbuki onların kendi kitaplarını okuduğumda bununla ilgili bir alaka göremedim. Aslında düşününce evet yer yer esinlenilen çok şey var, ama en ayırt edici olan şey anlatım tarzları sanırım.
Jane, bir karakterin etrafında kalmıyor. Aslında hepsi 3. kişi ile yazıyorlar ama her zaman belli bir karakterin gözünden gördükleri ve hissettikleri şekilde anlatılır. Jane ise kitaptaki bir çok karakterin üzerinden geçiyormuş gibi geliyor. Anlatım tarzı çok farklı. Başta kafam karışıyor gibi olsa da ilerleyen zamanda alıştım.
Hatta beklenmedik bir sürede bile bitirdim. Daha uzun sürer diye düşünmüştüm.
Betimlemesi canlıydı, yani orada oluşumu hissedebiliyordum. Ama karakterleri anlamaya çalışırken biraz zorlandım. (bu filmde de olmuştu) Özellikle Bay Darcy, zaten bu adamı kim anlayabilmiş ki ... Sanırım en çok da onun gözünden göremedik yaşanılanları.
Dediğim gibi diğer anlatım türüne o kadar alışkınım ki. Bana farklı geldi epey. Bu yüzden de karakterlerin duygularını tam anlamıyla hissedemedim bile.
Bir de kitapta bir şeyleri atlamanız mümkün bile olmuyor. Olaylar çok çabuk gelişiyor. İki paragraf arası, iki-üç hafta hatta birkaç ay geçmiş bile olabiliyor. Diğer kitaplarda bu pek mümkün değil elbette yine.
Yine de insanların kitabı defalarca okumasına da pek anlam veremiyorum.
Yine de büyük konuşmamalıyım, belki ikinci okuyuşumda farklı şeyler uyandırabilir kim bilir.

-

Bendeki kapak fotoğrafı bu fotoğraf değil.
Filmdeki kişilerin olduğu bir fotoğraf var. Ama ben bu kapağı daha çok beğendim.

-

Filme gelecek olur isek, Keira'yı severim ama kitabı okuduktan sonra, -aslında okumadan önce de aynı şeyleri hissediyordum- kendisini bu role pek yakıştıramadım. Zaten filmde de pek hoşlanmamıştım. Aptal aptal hareketleri vardı, bazen ağzını açık unutup salak saçma bakışlar atıyordu millete.
Ama gelin görün ki filmi iki kere izledim. Yakın bir zamanda bir kere daha izleyeceğim.
Kitapla karşılaştırmalar yapacağım.
Bir de şu var ki, kitabı okurken bunu anlayabiliyorsunuz ama filmi izlerken hiç anlayamamıştım. Bir sahne bir şey olurken diğer sahne bambaşka yerde bambaşka bir şeyle uğraşılıyordu. Meğersem zaman atlıyormuş arada epeyce. Filmde bu sahneler bana hep mantıksız geliyordu.
Bence çok çok daha iyi çekilebilirmiş.
Hüsran.



#107
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.


Ben mahvoldum!
Kelimenin tam anlamıyla mahvoldum!
Çok sinirliyim!
Çok kırgınım!
Çok ağlamaklıyım!
Ağladım da!
Erkekler!!!
Stefan'a daha da çok sinirliyim. En sonunda adamın duygularına dair daha çok şey öğrenmek isterdim. Ama muhtemelen öğreneceğim şeyler beni mutlu etmeyecekti, bilinmeyen kadını da!
Lanet olsun sana bay yazar!
Lanet olsun senin hayatına!
Lanet olsun aldığın nefese!
Nefret ediyorum senden!

---

Olağanüstü bir gece'den sonra Stefan beni bu kitabı ile şaşırttı.
Güzel olduğunu sayısız kez yorumlardan okudum ama bu kadarını beklemiyordum.
Veronika vakası yaşıyor olabilirim.

---

Bilinmeyen kadın, kız, çocuk ...

---

Muhtemelen gidip biraz daha ağlayacağım. Biraz daha düşüncelere dalacağım.
Bir süre sonra ikinci kez okuyacağım, gözden kaçırdığım yerler var mı diye bakacağım.
Ve sonra yine ağlayacağım.


#108
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Uzuuun bir aradan sonra, Judith okumak güzeldi.
Eski bir zamanda geçiyordu ama çok da eski değildi.
Yani balolar ya da at arabaları yoktu
Yine güzel bir kurguya sahipti ve çok beğendim.
Klasik Judith taktikleri de vardı, onu yeniden hatırlamak güzel.


#109
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Kitabın kapağını ve adını çok severek başladım.
Çook büyük umutlarım vardı.
Okumaya başladığımda da sevdiğimi fark ettim her şey güzeldi.
Daha sonra ise kitap hiç yok yere sırf uzun olabilmesi adına gereksiz aksiyon sahneleri ile dolup taştı. Yani sanırsın bütün mafyalar, kötü adamlar bunların peşinde. Hay!
Azıcık gerçekçi olun ya.
Her neyse kitap hala bitmiş değil yarım da bırakmayacağım, lakin beni tatmin etmedi maalesef.


#110
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Yılın kaçıncı kitabı bilmiyorum ama son kitap ile bu kitap arasında 38 kitap okumuşum. Yazmadım uzunca bir süre, çünkü fotoğraflar hala sinirimi bozuyor, düzelmediler.

Amma velakin Serenad'a değinmek gerek.




Çok güzeldi.
Ben uzun bir süre önce başlayıp yarım bırakmıştım.
Aslında edinmem gereken bir kitapmış ama malum pdf ile okuyordum. Ve pdf'si pek de güzel olmadığı için yarım bırakmıştım.
Elo isteği üzerine yeniden devam ettim ve zaten en can alıcı yerinde falan bırakmışım okumayı çünkü başlar başlamaz kitap akıp gitti.
Hiç varlığından haberimin olmadığı olayları öğrendim. Ve daha da çok şey öğrenmek istiyorum. Struma'ya gerçekten çok üzüldüm. Çekilmiş bir fotoğrafını gördüm de insan kaynıyordu o güvertede, ne biliyim çok tuhaf ya.
Keşke hiçbir ayrımın olmadığı zamanlarda yaşayabilsek, keşke kurtulabilsek bu hırslardan, nefretten...
Kitabın içinde birçok sevdiğim cümleler oldu. Özellikle devlet ile ilgili. Not almaya üşendiğim için şu an kaybettim. Ama ileride kitabını satın almak istiyorum ve bir de o şekilde yeniden okumak.
Kendime artık aylık okumam gereken kitapları belirliyorum. Ve artık bir tane de tarih kitapları koyacağım, daha çok şey öğrenmek gerek. Çoo.ok.



#111
Vay canına.
Çok uzun zaman oldu yazmayalı.
Ben tabii epey bir kitap okudum. Epeeeey.

Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Mehmet Rauf - Böğürtlen ile geldim.
Tamam kabul okumamın en büyük nedeni kitabın adında saklı.
Böğürtlenler, ahududular benim alanım. Benim işim.
Merak ettim.
Ama okuduğuma sevindim.
Böğürtlenin kendisi güzel iken, anlamının da bir o kadar güzel olabileceğini hiç düşünmemiştim.
Başrol adamımız ki, adını hatırlamıyorum çok ilginç bir ismi vardı. Bir kadına aşık olur.
Ama başta aşık olduğuna kendi de farkında değildir.
Neyse kitap zaten çok kısa, mesut da oluyorlar.
Ama kadın çok garip gelmişti bana. Çok ruhsuz ve soğuk. Aşırı şüpheci.
Şöyle de bir şey varki, o zamanın insanı da gerçekten çok farklı.
O yaşanan duyguların samimiyeti.
Kim bilir belki de anormal olan bizizdir.
Bir kaç tane de alıntı yapalım;

" Yani ömrüm boş bir bekleyiş içinde havadan sudan istekler peşinde geçip gidiyor. "

" Aşk; zaman, yer, koşul ve kişi kaydından bağımsız bir serseridir. "


#112
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Öncelikle kitabım bitmedi hala devam ediyorum ama anlatmak da istiyorum.
Hep söylüyorum bazı kitapları okumanın belli bir zamanı vardır ve bu herkesten herkese göre değişebilir.
Bu kitabı bir dönem takip ettiğim birçok blogger'dan görmeye başlamıştım. Herkes çok övüyordu ve haliyle ben de çok merak ediyordum. Bakınıyordum internete de ama henüz pdf'si düşmemişti.
Geçtiğimiz günlerde gördüm ve hemen indirip okumaya başladım.
Başlangıç olarak çok iyiydi.
Birkaç gün sonra kötü bir gün geçirmiştim. Aslında kötü olan gün değil de benim düşüncelerimdi. Dağılmıştım resmen, çaresizdim.
Ağladım da biraz. Sonra aldım ve bu kitabı okudum, bir bölümünü.
Tam da okuduğum bölümde bir tedaviden bahsediyordu.
Logoterapi.
Bu şey, insanların yaşama amaçlarını, sevinçlerini kaybedip intihara sürüklenen insanların tedavi yöntemi imiş.
" Yaşama amacını kaybetmek "
Kendi ikigai'nizi bulun. Amacınızı, kaynağınızı ona ne derseniz artık ...
O kadar iyi geldi ki. İşte tam o an da bütün bunları okumak o kadar iyi geldi ki ...
Bir kez daha görmüş oldum kitapların mucizevi zamanlamalarını.
Harikaydı.
Okumaya devam !


#113
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Leyla'nın evi az önce bitti.
Ve son cümle beni benden aldı.
Leyla'nın Evi Leyla'ya.
Ben çok sevdim çok güzeldi. Her zaman söylerim geçmişe yolculuklar, daha önce kimsenin bilmediği hikayeleri dinlemek, görmek beni her zaman etkiliyor.
Bu da öyle bir hikaye idi.


#114
2018 yılı okunan kitap sayısı 209.
Tamam çok edebi değeri yüksek kitaplar değildi daha çok eğlenmek adına ve kendi hayatımın sıkıcılığından kurtulmak adına okuduğum kitaplardı.
Pişman değilim.


#115
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

2019'un ilk kitabı.
Son iki aydır falan neredeyse hiç kitap okumadım. En son Leyla'nın Evi'ni okumuştum. Ki o da zaten iki ay gibi bir sürede bitmişti.

>>>

Neyse, kitaba sevgili cağnım arkadaşım Elo'nun tavsiyesi üzerine başladım.
Aslında okumam çok daha uzun sürer sanıyordum ama kitapta belli bir yere gelince gerçekten de akıp gitti. Bir de hep söylediğim gibi pdf'si berbattı. Buna rağmen iyi okudum bence.

>>>
Genel konu olarak kitap; Azad adında adi bir herifin yaptığı insan kaçakçılığını anlatıyor ama hikaye oğlu Gazâ etrafında dönüyor. Gazâ çok zeki bir çocuk okuyup büyük adam olabilecek bir kapasiteye sahipken sevgili babası sayesinde o da insan kaçakçılığı işinde buluyor kendini. Ve bu konu etrafında da olaylar gelişiyor.
-
Kitabın başında iken bazı bölümlerde farklı bekleyişler içine giriyorsunuz, sonunda kesin böyle olacak gibilerinden birtakım tahminlerde bulunuyorsunuz ama nafile bir kısmı düşündüğüm gibi bitmişken bir kısmı öyle değil gibi oldu. Beklemediğim birçok olay yaşandı.
Böyle kitabın konusunu arattığınızda genelde insan kaçaklığını anlatıyor gibi izlenim veriyor ama bence her şeyden fazlasıyla vardı.
İnsan kaçakçılığı, devlet kavramını eleştirme(ki en sevdiğim kısımdı), kadınların toplumdaki rolü-bir obje gibi davranılması-söz hakkı yok-bir hiç, erkeğin toplumdaki yeri-yönetim şekilleri-düşünme tarzları, ve erkeklerin de kendi içlerinde verdikleri güç savaşları, bol bol ölüm, savaş, savaşlardan kaçmakla uğraşan zavallı insanlar, gözü kan bürümüş-linç etmeye meraklı insanlar ... Yani gerçekten psikolojisi biraz dahi bozuk insanların kesinlikle okumaması gerek bence.
Benim birçok yerde gerçekten midem bulandı kusmak istedim. Özellikle o malum yer (-neden bahsettiğimi biliyorsun bence Elo-)

>>>
Dediğim gibi en favori bölümümden bahsetmek istiyorum;
Gazâ'dan gerçekten muhteşem bir bilim insanı olur.
Yaptığı deney insan psikoloji üzerinde bıraktığı etkiden dolayı bence çok kötü bir şey.
Ama ben bu tarz deneyleri de çok seviyorum.
Ama daha çok tabii sosyallik ya da toplum gibi kavramlar üzerinden değil yani bir sosyolog gibi değilde bir biyokimyager gibi deneyleri seviyorum. ÖZellikle bu deneyi yaptığı sırada aklıma sık sık Fringe geldi. Şöyle der Walter Reis; "Sanki birileri deneyler yapıyor ve bütün dünya onların laboratuvarı". Gerçekten de öyle. Gazâ orada kendi dünyasını oluşturdu ve bir deney yaptı. Ve orada devlet kavramını çok güzel eleştirdi bayılmıştım. Keşke insanların da izni alınmış olsaydı diyeceğim ama ... pek mümkün değildi.
Gazâ'ya çoğu zaman acayip sinir oldum, bazen de onun için çok üzüldüm.
Bilmiyorum çok farklı bir konuya sahip bir kitaptı, beni etkiledi epey.
Filmi de var. İzleyebilir miyim emin değilim. Belki daha sonra.
Bütün o kafamda canlandırdığım şeyleri görmek nasıl olacak merak ediyorum.


#116
Buradan yetkililere yeniden sesleniyorum.
Yahu şu yüklenen fotoğraflara gayri bir el atılsın Allah rızası için.
Minnoş minnoş yüklüyorum şunları DANA gibi çıkıyorlar hala.




Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.


Dizinin yayınlandığı ilk akşam, öğreniyorum ki dizi kitap. Üstüne üstlük wattpad hikayelerinden kitaba geçmiş. Yana yakıla spoi arıyorum, kitapların pdflerini arıyorum ... Yok. Hiçbir şey yok.
Ve belli ki benim gibi arayan çokmuş ki, benim canım kitap sitelerimden biri yükledi. Ben de başladım okumaya tabii.
Var mı spoi isteyen?

- - -
Açıkçası beni hiç tatmin etmedi kitap. Hiç beklediğim gibi değildi. Sonra dedim ki wattpad işte ne umuyorsun ki. Kitap bomboş. Birçok yerinde zaten bir ay sonra, iki gün sonra, üç ay sonra, beş gün sonra.... Atlıyoruz devamlı.
Olay, aksiyon niteliğinde hiçbir şey yok.
Tutunacak bir dalı yok yani hiçbir şekilde.
Kesinlikle beğenmedim.
Dizinin senaristleri biraz daha heyecan katıyor gibiler sanki. Bakalım şimdilik iyi. Ama malumunuz Türk dizileri bunlar üç beş bölüm sonra onun da heyecanı bitecek eminim.


#117
Alıntı:
Amour.´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Herkesin ne olursa olsun hayatta kalmak için savaşını verdiği bir dünyada, ölmeye karar verenleri anlamak kolay mı?"

Şu sıralardaki ruh halimi anlatan bir kitap buldum.
Okumak istedim. Okudum da. Okudukça okuyasım geldi. Bu kadar çok okurken de kitabım hızlı bitmeye başladı.
İşte bitmesini istemediğim o tatlı anlarda biraz dinlendim ve kitabımı sindirmek istedim. Bol bol düşündüm, içinde kayboldum resmen. Aynı bahsettikleri gibi 'kendi cennetimi buldum'. Şimdiye kadar okuduğum tüm kitapların içinde bambaşka bir liste oluşturdu bu kitap ben de. Paulo, bu kadar geç karşılaştığımız için üzgünüm.


Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor.

Veronika, baş kahramanımız. Çok tatlı ve gencecik bir kadın. İntihar etmek istiyor. Ediyor da, bir sürü ilaç alıyor. İlacın etkisini beklerken de kendi içinde bir iç savaş vermeye başlıyor. Eline aldığı bir dergide, yaşadığı memleketin nerede olduğunu soran bir yazarın makalesini okuyor. "Slovenya nerededir?" Tam o an bir mektup yazıp kimse Slovenya'nın nerede olduğunu bilmediği için ölmek istediğini yazıyor. Çok komik. Kendi de gülüyor epey. Ve sonra bilincini kaybediyor. Ve bir akıl hastanesinde uyanıyor.

"Nasıl olduğunuzu öğrenmek ister misiniz?"
Veronika, "Nasıl olduğumu zaten biliyorum," dedi.
"Ve gövdemde sizin gördüğünüz değişikliklerle hiç ilgisi yok olanların. Olan her şey ruhumda oluyor."


Mari, akıl hastanesinin bir diğer üyesi. Panik atak hastalığı nedeni ile hastaneye kendi isteği üzerine gelmiş, evliliği bu uğurda bitmiş bir kadın. Mari, kendi bu hastalığını anlatırken ben de kendimden bir şeyler gördüm aslında. Ailem bilmiyor ama sanırım bende de panik atak olduğuna inanıyorum. Bazen sebepsiz yere kalbim çok hızlı atmaya başlar. Hatta öyle ki, sesini bile duyarım. O atımla birlikte göğsüm devamlı gidip gelmeye başlar. Elim ayağım boşalır. Kulaklarım uğuldamaya başlar. Ve sanki biri karnımın üstüne koca bir kaya koymuş gibi bir ağırlık hissederim. Sanırım panik atağım. Şu sıralar pek olmuyor. Hatta bazen gelmesini engellediğim bile olur. Neden bilmem, geldiğini hissettiğim o an da nefesimi tutarım ve hiçbir şey düşünmemeye çalışırım. Ve eğer gelmişse geçmesini beklemek tam bir işkencedir. Kafamı bir yere dayayıp nefes egzersizleri yapmaya çalışırım. Kalbim o kadar hızlı atar ki, sakinleşip kalbimin aslında atmadığını düşünürüm. Ve çok işe yarar. Bence çok kötü bir durum. Mari'yi yürekten anlayabiliyorum. Ama o daha kötü bir şekilde yaşıyor bunları hep.

"Burayı kesin olarak terk etmeye karar versem bile hukuk mesleğine geri dönecek değilim. Kendilerini normal ve önemli sayan, aslında hayattaki tek işlevleri herkesin işini zorlaştırmak olan delilerle vakit harcamayacağım artık. Şehir tiyatrosunun kapısında meyve satarım daha iyi. Hukukun yararsız çılgınlığına yeterince katkıda bulundum." - Mari.

Zedka, depresyon yüzünden hastaneye yatmış bir başka kadın. Eğer depresyon dedikleri bu kadar kötü bir şeyse asla buna yakalanmak istemem.

Ve Eduardo, bir şizofren hastası. Şizofreni bence başlı başına bir bulmaca. Birçok çeşidi var. Eduardo'nun ki de ender rastlanılanlarından birisi. Ama en başından beri farklı olduğunu biliyordum onun.

Ve Dr. İgor, kendisini sevmiyorum. Ve yaptığı hiç hoş ve etik değil. Sırf deney ve bilim adına olsa bile. Bence bu dünyadaki en tehlikeli meslek sahibi olan insanlar bu tarz doktorlar. Psikiyatristler, psikologlar ...


Kitabın anlatımına gelirsem, çok akıcıydı.
Hani ben diyalog tarzı konuşmalardan oluşan kitaplara çok alışkınım. Sadece duyguların anlatıldığı kitapları bazen sıkıcı bulabiliyordum. Aslında hepsi tamamen yazarın anlatımına bağlı. Burada da uzun diyaloglar yoktu. Bol bol duygu ve düşüncelerimize değindik. Anlatık, anlaşılmak istendik, belki biraz anlaşıldık.
Kısacası harika bir kitaptı.
Bambaşka dünyalara gidip geldim sanki.
Kitabı anlata anlata bitiremem sanırım.


Ne acıdır ki Allah, Yehova, Tanrı –ona ne ad verdiğiniz önemli değil- günümüzde yaşamıyordu, çünkü yaşıyor olsaydı bizler hala cennette olurduk; o ise, ön kararlar, son kararlar, Yargıtay, danıştay, içtihat, müdafaa, temyiz, tashih karar derken, gırtlağına kadar hukukla boğuşuyor olurdu Adem ile Havva’yı Cennet’ten kovuşunu haklı göstermek için. Ne de olsa yasalarda yazılı olmayan keyfi bir kuralı çiğnemişlerdi onlar: İyi ile Kötü’yü ayırt eden Bilgi Ağacı’nın meyvesini yemeyeceksin.
Peki bu meyvenin tadılması istenmiyordu da neden söz konusu ağacı Cennet’in duvarları dışında bırakacağına tam ortasına dikmişti? Mari, bir avukat olarak o çifti savunacak olsa hiç kuşkusuz Tanrı’yı idari ihmal ile suçlardı; çünkü ağacı yanlış yere diktiği yetmiyormuş gibi, çevresine uygun levhaları ve bariyerleri koymamış, en ilkel güvenlik önlemleri bile almamış, böylece herkesi tehlikeyle karşı karşıya bırakmıştı.
Ve ben de Kral ve Kraliçe gibi miyim ya da halktan biri miyim bilmiyorum.
Ama itiraf etmek gerekirse kuyudaki sudan bende içmek isterdim.
Kim bilir böylelikle bir akvaryuma konabilirdim ve işsizlikten de kurtulmuş olabilirdim.
Ne güzel derlemişim ya
Gittim ben kitabını aldım ya!
Şu aralar yeniden okuyorum kendilerini.


#118
Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.

Bir kitabı okumaya karar verdiğimde genelde konusuna ve kapak fotoğraflarına çok dikkat ederek seçerim.
Ve eğer önceden bilmediğim bir kitap olsaydı bu kitaba dönüp bir daha bakmazdım bile.
Bence çok da güzel olmayan bir kapak dizaynına sahip.

🏹🔥 (Spoiler bu)

Tam olarak beklediğim gibi kitapta konusu geçen birçok olay diziye yansıtılmamıştı.Dizinin konu bütünlüğünü yakalamak için de kitabı okumuş olmak daha iyi oldu. Bence atlanmış ama önemli olan bir çok bölüm vardı. Ama aklımdaki bir soru işareti hala cevap bulabilmiş değil. Şimdi söylersem büyük spoi olur o yüzden seriyi okumaya devam edeceğim, umarım aydınlanırım.

Diana Bishop hakkında bir teorim var. Eğer doğru zamansa, kimbilir belki de gerçektir.
Neyse.

Dizinin de bu kadar gecikmiş olmasının nedeni sanırım başrol hatundan ötürü.
1.sezondan sonra hamile kalmış.
Zaten bir sürü çocuğun var.
Neyse, çekimleri falan yapılmış ama bekliyoruz bakalım.

Kitap güzeldi.
Bu tarz konuları seven herkese tavsiye ederim.
Dizide görseller çok güzel ama hızlı olmak adına birçok konuyu geçiştiriyorlar, o yüzden hep bir yarım yamalaklık bir his oluyor. Umarım 2. sezon daha güzel olur.


#119
Cadı serim bitti.
Bir haftayı geçti resmen çok sıkılmıştım.
Öncelikle kalan iki kitabı da ilk kitap gibi oldukça uzundu.
Ama okudukça fark ediyorsun ki aslında gereksiz yere uzatılmış olay örgülerine yer verilmişti. Bir yerden sonra sıkıcı olmaya başlamıştı.
O yüzden dizisi her anlamda daha güzel olacak sanırım.


Ve en önemlisi kitapların şarjı bitmiyor.
Bir yandan cadıları e-book şeklinde okurken bir yandan da elimde sayfaları olan başka bir kitap okuyordum.
Kitabın mektuplardan oluştuğunu biliyordum ama olay örgüsüne dair ya da sonunun nasıl biteceği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Yatmak üzereydim ve çok az sayfam kalmıştı, bari bitirip öyle uyuyayım dedim ve kitabı o şekilde bitirdim.
Bitirdiğimde ise içime kocaman bir öküz oturmuştu.
Sonrasında bir arkadaşımdan öğrendiğime göre zamanında yasaklı bir kitap olarak geçiyormuş.
Beni çok üzdü, hissediyordum ama beklemediğim bir sondu.
Werther'i çok sevmiştim. Saftı biraz, duygularını çok yoğun yaşıyordu ama ona çok alışmıştım.

Kahrolsun Lotte.
Nişanlı bir kadınsın, başka bir adamın etrafında gezinmesine izin veriyor ona hoş görünüyorsun. Yetmiyor. Evleniyorsun. Ve hala o adamın etrafında olmasına göz yumuyor, ona umut veriyor ve kırılan kalbini umursamıyorsun.
Çok var bu Lotte'lerden çok ...


Sevdiğim birkaç cümle;

🧡 "Tanıdığım bu insanlar, benim hassas yüreğimi iğnelemek için, özellikle karşıma çıkmış gibi değil miydiler?"

🧡 "Oysa düşündüklerimizle ve boş çabalarla uğraşmayı sürdüreceğimize, düşe kalka rüzgara direnip yürümekle, diğerlerinin yelkenle, küreklerle ilerlemesinden daha fazla yol alabiliriz."

🧡"Dedim ya, aramızda kalsın; aslında niyetim bu değil, yalnızca Lotte'nin yakınında olmaktır! İşte, hepsi bu! Biçare gönlümün bu çokbilmişliklerine gülüyor ve böylece her arzusunu yerine getiriyorum."

🧡"Sahip olduğum birçok şey var ama Lotte için hissettiklerim sahip olduğum her şeyi yok ediyor. Sahip olduğum her şey o olmadığında benim için bir hiç haline geliyor."




Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 

Forum

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Sitemiz bir paylaşım sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir.
Herhangi bir konuda (şikayet, eleştiri, öneri, vb.) bizimle iletişime geçmek için tıklayın.
-

2005-2020 Tatliaskim.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:14 .