"KARMAŞIK NOTLAR.
Kayıt ol Yardım Ajanda Skorlu Flash Oyunlar Tatlı Portal Konuları Okundu Kabul Et
Cevapla
Seçenekler
Alt 28-11-2016, 20:28 #1

`Minά.

Asel ..

"KARMAŞIK NOTLAR.

Birinci Jeolojik Zaman (Paleozoik)

"KARMAŞIK NOTLAR.



Bu devirde, ülkemizin bulunduğu yerde büyük bir tortulaşma alanı (jeo-senklinal) olan Tetis (Tethys) Denizi yer almakta idi. Bu birikim alanındaki tortular yan basınçların etkisiyle yer yer kıvrılarak yükselmiş ve başkalaşıma (metamor-fizma) uğrayarak sertleşmiştir. Bu sert kütlelere masif adı verilir.

Bunların başlıcaları;

1. Trakya'da Yıldız dağları,
2. Batı Anadolu'da Saruhan-Menteşe,
3. İç Anado­lu'da Kırşehir,
4. Doğu Anadolu'da Bitlis,
5. Orta Toroslar da Anamur-Alanya arasında oluşmuştur.

Birinci Jeolojik Zamanda oluşan arazilerin en önemli özelliği, sert ve otur­muş tabakalardan oluşmalarıdır. Bu nedenle depreme karşı daha dayanıklıdır. Ülkemizde Zonguldak çevresinde organik bir tortul kaya olan taş kömürü de bu devirde oluşmuştur.
İkinci Jeolojik Zaman (Mezozoik)
Birinci Jeolojik Zamanda meydana gelen kıvrımlı yüzeyler aşınarak pe­neplen hâline gelmiştir. Peneplenler, zamanla deniz yükselmesiyle sular altında kalarak yeni tortulanma alanları oluşturmuştur.

Bu zamanda Anadolu'nun kuzey ve güneyinde yer alan Tetis jeosenklinalinde yoğun tortulaşma olayları ger­çekleşmiştir. Kuzey Anadolu ve Toros dağ kuşakları bu zamandan kalma jeolojik arazilerin yaygın ol­duğu alanlardır
Üçüncü Jeolojik Zaman (Tersiyer)
Tersiyer başlarında ülkemiz kurak ve sıcak iklimin etkisi altında kalmış ve Kuzeydoğu Anadolu'daki kapalı havzalarda buharlaşma sonucu jipsli tortular oluşmuştur. Bu dönemde Anadolunun buyuk bir bolumu kara hâline gelmiştir.
Alp orojenezinin şiddetlendiği bu devrin ortalarında Kuzey Ana­dolu Dağlarıile Toros dağlarıoluşmuştur.
Nemli ve sıcak iklim şartlarının yaşandığı bu dönemde gür ormanlar yetişmiştir. Bu bitki örtüsü ve diğer organik maddelerin, göl ortamlarında birikmesi sonucu zamanla linyit ve petrol yatakla­rı meydana gelmiştir.
Üçüncü Jeolojik Zamanın sonlarında, ülkemizde tuz ve bor yatakları oluşmuştur.
Şiddetli bir aşınım sonunda bu devirde oluşan dağlar hafif dal­galı düzlükler hâline gelmiştir.
Anadolu'nun iç kısımlarında ve Ege denizinin bu­lunduğu yerde tatlı su gölleri, Karadeniz'in uzandığı yerde ise az tuzlu, sığ, geniş bir iç deniz bulunuyordu.
Bu zamanın sonlarına doğru Doğu ve iç Anadolu böl­gelerinde çeşitli volkanik faaliyetler yaşanmıştır.
Üçüncü Jeolojik Zamanın sonlarına doğru ülkemizin üzerinde bulunduğu arazi, yeniden yan basınçlara uğramıştır. Arap Yarımadası'nın kuzeye doğru kay­ması ile Doğu Anadolu'nun bulunduğu alan sıkışmış, bunun sonucunda da taba­kalar kalınlaşıp yükselmiştir. Batı Anadolu'nun da güneybatıya doğru kayarak ge­nişlemesi sonucunda kırıklar oluşmuştur. Bu kırık hatlarının en önemlileri; Kuzey ve Doğu Anadolu ile Batı Anadolu'daki fay hatlarıdır. Bu durum Türkiye'nin etkin bir deprem kuşağında yer almasına neden olmuştur.



Bütün bu hareketler sonucunda:
1. Anadolu bütünüyle yükselmiş,
2. Derin ve uzun kırık hatları (faylar) oluşmuş,
3. Yer yer kubbeleşmeler meydana gelmiş,
4. Akdeniz ve Karadeniz çanakları derinleşmiş

Dördüncü Jeolojik Zaman (Kuaterner)



Bu dönemde ülkemiz hemen hemen bugünkü görünümünü kazanmıştır. Kuaterner'de meydana gelen önemli olaylar şunlardır:
1. Sık sık iklim değişmelerinin görülmesi,
2. Deniz seviyesinde meydana gelen değişmeler,
3. Ege denizinin oluşması, Akdeniz ve Karadeniz sularının birleşmesi,
4. Önemli volkanik faaliyetlerin meydana gelmesidir.
Kuaterner'de Kuzey Anadolu ve Toros dağlarındaki yükselmeler devam et­miştir. Fay kuşakları boyunca çökme ve yükselmeler meydana gelmiştir.
Yeryer göllerle kaplı olan Ege denizinin bulunduğu alan (Egeit kara parçası), bloklar hâlinde çökmüştür.
Ege denizi ve boğazlar oluşarak Akdeniz, Karadeniz ile birleşmiştir.
Kuaternerde; başlangıçta etkili olan sıcak ve nemli iklim, yüksek enlemler­deki buzulları eritmiştir. Bu erimeye bağlı olarak Türkiye'yi çevreleyen denizlerin seviyeleri yükselmiştir. Sonraki dönemde ise soğuk ve kurak iklim şartları (buzul çağı) etkili olmuştur. Batı Anadolu'da 2200 m, Doğu Anadolu'da ise 2500 m'den yüksek alanlar buzullaşmaya uğramıştır.
Bu dönemde, Süphan, Nemrut, Erciyes.Tendürek, Hasan Dağı ve Karacadağ gibi volkanik dağlar oluşmuştur.
Zamanda Anadolu'da yer yer görülen yükselmeler so­nucunda akarsular yataklarına gömülerek derin vadiler ve sekiler (taraçalar) oluşturmuştur.
Kıyılarda da birçok delta ve kıyı ovaları meydana gelmiştir. Böy­lece iç ve dış kuvvetlerin etkisiyle Türkiye'nin bugünkü yer şekilleri ile jeolojik ya­pısı ortaya çıkmıştır
İçinde yaşadığımız jeolojik devirde, ülkemizde meydana gelen toptan yük­selme ve alçalmaların etkisiyle oluşan depremler devam etmektedir. Ancak oroje­nik ve volkanik faaliyetlere bağlı iç kuvvetlerin hareketliliği görülmemektedir. Dış kuvvetler ise aşındırma ve biriktirme faaliyetlerini günümüzde de sürdürmektedir.
Bu kuvvetler, yer kabuğunun şekillenmesinde devamlılığı sağlar. Ülkemiz­de dış kuvvetler ve oluşturdukları şekillerde şu ana özellikler görülür:
a) İklim şartlarına bağlı olarak yer şekillerini biçimlendiren en önemli dış kuvvet, akarsulardır.
b) 36° - 42° kuzey paralelleri arasında yer alan ülkemizde çöl iklimi görülmez. Bunun sonucunda da rüzgârların meydana getirdiği yer şekillerine az rastlanır.
c) Dağların yüksek kısımları hariç, ülkemizde buzullara ve buzulların mey­dana getirdiği yer şekillerine rastlanmaz. Bunun nedeni enlem ve deniz etkisidir.
d) Kaya tuzu, jips, kalker gibi kayaçların Akdeniz Bölgesi'nde yaygın olma­sı, karstik şekillerin meydana gelmesinde etkili olmuştur.
e) Kıyılarımızın biçimlenmesinde, birinci derecede kıyı gerisindeki yer şe­killeri etkilidir.
f) Kıyıların şekillenmesinde akarsuların, dalgaların ve akıntıların etkisiyle; delta ovaları, kıyı oku, kıyı seti, lagün gölleri, tombolo gibi yer şekilleri meydana gelmiştir.
g) Denizlerimizin doğrudan doğruya okyanuslarla bağlantılı olmaması, gelgit genliğinin az olmasına ve haliçli kıyıların oluşmamasına yol açmıştır.

Ülkemizde jeolojik devirler sonucunda yer şekillerinin gösterdiği ana özellikler şunlardır:



  • Türkiye, Alp-Himalaya kıvrım kuşağı üzerinde yer alan oldukça engebeli ve yüksek bir araziye sahiptir. Ortalama yükseltisi 1132 m'dir. Topraklarımı­zın %55'i 1000 m'nin üzerinde yükseltiye sahiptir. Bu durum iklim, bit­ki örtüsü, nüfus dağılışı, tarım ve ekonomik faaliyetler üzerinde etkilidir.
  • Ülkemizde yüksek dağ sıralarının akarsular tarafından yarılması engebe­yi artırır.
  • Yurdumuzda yüzey şekilleri kısa mesafelerde değişir. Bu durum, iklimin çeşitlenmesine neden olarak yerleşme ve ekonomik yaşam üzerinde etkili olur.
  • Ülkemizde eğimin fazla olması akarsuların akış hızları ve enerji potansi­yellerinin yüksek olmasına neden olur.
5. Ortalama yükseltinin fazla olduğu ülkemizde yüksek plato ve ovalar ge­niş yer kaplar. Bu durumun nedeni, uzun bir aşınım döneminden sonra ülkemizin Dördüncü Jeolojik Zamanda toptan yükselmiş olmasıdır.
6. Türkiye'de yükselti batıdan doğuya doğru artar. Bu durum; ülkemizin ba­tısı ve doğusu arasında doğal, beşerî ve ekonomik bakımdan önemli farklılıkla­rın oluşmasını sağlar.
7. Ülkemizde dağ sıraları batı-doğu doğrultusunda uzanmaktadır. Bu durum kara ve demir yolu ulaşımının batı-doğu doğrultusunda gelişmesine neden ol­muştur.
8. Yurdumuzda; kuzeyde Kuzey Anadolu, güneyde Toros dağları kıyıya pa­ralel uzandıkları için denizin ılımanlaştırıcı etkisi iç kesimlere kadar sokulamaz.
9. Toroslar ve Kuzey Anadolu dağları doğuda birbirlerine yaklaşarak Doğu Anadolu Bölgesi'nin, Türkiye'nin en yüksek bölgesi olmasına neden olmuştur.
10. Ege Bölgesi'nde dağlar kıyıya dik olarak uzanır. Dağ sıraları arasında ba­tı-doğu doğrultusunda uzanan çöküntü ovaları yer alır. Bu durum, denizin ılıman­laştırıcı etkilerinin iç kesimlere kadar sokulmasına, buradaki limanların hinterlan­dının geniş olmasına, iç kesimlerle kıyı kesimleri arasında ulaşımın kolaylıkla sağlanmasına neden olmuştur.
11. Marmara Bölgesi, ülkemizin ortalama yükseltisi en az olan bölgesidir. Bu­rada ovalar geniş yer kaplar. Yer şekillen doğal bir engel oluşturmaz.
12. İç Anadolu Bölgesi'nin etrafı dağlarla kuşatılmıştır. Bu özellik, bölgede karasallığın etkisini artırmıştır. Ayrıca Tuz Gölü ve çevresinin kapalı havza olma­sına neden olmuştur.
  • Ülkemiz, genç ve hareketli bir tektonik kuşak üzerinde yer alır.



Benzer Konular
  • Karmaşık ilişkiler...
    ANTALYA’da 44 yaşındaki Celal Alkış’ın geçen...

  • karmaşık...
    bugün geçmişi deştim biraz.... herşeye çok şaşırdım... birazda özlem var tabi...kafam çok karışık... geçmişiml...

  • Karmaşık...
    “Aşk; yıllar geçiyor ve ben aşkı unutuyorum artık… Aşk deyip yalancı hoşlanmaların peşinden koşup ...

  • karmaşık söylemler...
    Bir yandan çok kararsızım, diger yandan pek değil. Katlanamadığım birşey varsa o da hoşgörüsüzlük. Bu düny...

  • Herşey karmaşık.....
    Kabuk değiştirirken soğumasın yer...


Görüntüleme:1290, Cevaplar:18

Alt 06-12-2016, 18:19 #2

`Minά.

Asel ..

Sıcak İklimler:
1-EKVATORAL İKLİM :Ekvator çevresinde etkilidir. Her mevsim, her zaman yağış alır. Sıcaklık fazla ve nemlidir.
2-YAZI YAĞIŞLI TROPİKAL (SAVAN) İKLİMİ: 10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür. Güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer. 2000 derece üzeri yıllık yağış vardır.
3-MUSON İKLİMİ:Güney Güneydoğu ve Doğu Asya’da etkilidir. Yaz mevsiminde yağış, kış ayında ise kuraklık etkilidir.
4-ÇÖL İKLİMİ:150 mm nin altında yağış miktarı olan bölgelerde çöl iklimleri görülür. Sıcak ve Sıcak olarak ikiye ayrılır.

B. ILIMAN İKLİMLER:
1. Akdeniz İklimi: Akdenize kıyısı olan ülkelerde görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.
2. Okyanusal İklim: 30° - 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülen iklim türüdür. Sıcak su akıntıları sayesinde her mevsim yağış bırakır.
3. Karasal İklim: 30° - 65° enlemleri arasında, karaların deniz etkisi olmayan kısımlarında ve kıtaların doğu kıyılarında görülen iklim türüdür.
4. Step İklimi (Yarıkurak İklim):Geçiş iklimi özelliği taşır.

SOĞUK İKLİMLER
1.Tundra İklimi: Kutup altı iklimdir. En sıcak ay 10 dereceyi geçmez. Toprak yılın tamamına yakınında donmuş haldedir. Çözüldüğünde bataklık halini alır.
2. Kutup İklimiSürekli olarak kar ve buzlarla kaplı olan bölgelere denir.


A- SICAK İKLİMLER
1- EKVATORAL İKLİM
Görüldüğü yerler: 10 kuzey ve güney enlemleri arsında etkilidir. Özellikle Amazon ve Kongo Havzaları ile Malezya Filipinler ve Papua Yeni Gine’de etkilidir.

Özellikleri:
* Yıllık sıcaklık ortalaması 25 °C’nin üstündedir.
* Yıllık ve günlük sıcaklık farkı en az olan iklimdir (1-2 °C civarında). Sebepleri : Güneş ışınlarının bütün yıl dike yakın açıyla düşmesi ve nemliliğin fazla olmasıdır.
* Her mevsim düzenli yağış alır. Fakat en fazla yağış güneş ışınlarının Ekvatora dik geldiği tarihlerde görülür. Buharlaşma arttığı için.
* Yağışlar oluşum bakımından Konveksiyon yağışlarına örnektir.
* Yıllık yağış miktarı 2000 mm ‘nin üstündedir.
* Bitki örtüsü bütün yıl yeşil kalan sık ve uzun boylu yağmur ormanlarıdır.
* Yağışların fazla olması ve yüksek sıcaklık kimyasal çözülmeyi artırmıştır.
* Topraklar fazla yıkandığı için verimi düşüktür ve kırmızı renkli Laterit topraklarıdır.

2- YAZI YAĞIŞLI TROPİKAL (SAVAN) İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Ekvatoral iklim ile çöl iklimi arasında görülür (10-20° kuzey ve güney enlemleri arasında görülür)

Özellikleri:
* Bu iklim bölgesinde güneş ışınları yılda iki kez dik açıyla düşer.
* Güneş ışınlarının dik geldiği yaz dönemi yağışlı kışlar kuraktır.
* Sıcaklık ortalaması bütün yıl 20 °C nin üstündedir.
* Yıllık yağış miktarı 1000-1200 mm arasındadır.
* Bitki örtüsü savandır. Savanlar uzun süre yeşil kalan gür ve uzun boylu ot topluluklarıdır. Savan bitki örtüsü içinde yer altı sularının yüzeye çıktığı yerlerde ve akarsu boylarında ormanlar görülür.

3- MUSON İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Muson rüzgarlarının etkili olduğu Güney Güneydoğu ve Doğu Asya’da etkilidir.
Özellikleri:

* Muson rüzgarlarından dolayı bu iklimde yaz mevsimi yağışlı kışlar kuraktır. Bu yönüyle savan iklimi ile benzerlik gösterir.
* Sıcaklık ortalaması bütün yıl 10 °C nin üstündedir. Yıllık sıcaklık farkı Savan iklimine göre fazladır.
* Yıllık yağış miktarı 1000-1500 mm civarındadır. Ancak kıyı kesimlerde bu yağış miktarı çok daha fazla olabilmektedir. Örnek Hindistan’ın kuzey doğusunda yer alan Çerapunçi 12000 mm yağış almaktadır (Dünyanın en fazla yağış alan yeridir).
* Bitki örtüsü kışın yaprağını döken geniş yapraklı muson ormanlarıdır. Muson ormanlarının tipik ağacı teak ağacıdır.

4- ÇÖL İKLİMLERİ
Yağış miktarlarının 150 mm nin altında olan bölgelerde çöl iklimleri görülür.
Çöl iklimleri görüldüğü yere göre;

a- Sıcak Çöller ( Tropikal)
* Dönenceler çevresinde görülür. Oluşmasında dünyanın günlük hareketinden kaynaklanan dinamik yüksek basınç etkilidir.
* Görüldüğü yerler: Afrika’nın kuzeyi (Büyük sahra) Arabistan yarım adası Basra körfezi çevresi Hindistan’ın kuzeybatısı (Tar çölü) Avustralya’nın iç kısımları ve batısı Afrika’nın güney batısındaki Namib ve Kalahari çölleri G. Amerika’daki Patagonya Atakama Peru çölleri ve K . Amerika’daki Meksika çölleridir.

Özellikleri:
* Mutlak ve bağıl nem çok düşüktür. Bu sebeple günlük sıcaklık farkı en fazla olan iklimdir.
* Belirli bir yağış mevsimi yoktur.bazı yıllar hiç yağış olmayabilir.
* Mekanik çözülmenin en fazla olduğu iklimdir.
* Yıllık sıcaklık farkı günlük sıcaklık farkı kadar yüksek değildir. Çünkü güneş ışınları bu alanlara yıl boyunca dike yakın açıyla düşmektedir.
* Bitki örtüsü yok denecek kadar azdır. Cılız ot ve çalılıklarla kaktüs iklimin doğal bitki örtüsünü oluştururlar.
* Çöllerde yer altı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu veya çıktığı yerler olan vahalar canlı yaşamı için elverişli yerleri oluşturur.

b- Karasal Çöller
* Ilıman kuşak kara içlerinde etrafı dağlarla çevrili çukur alanlarda görülür. Buralarda çöl özellikleri görülme sebebi yağış azlığıdır.
* Görüldüğü yerler: Kızılkum (Özbekistan) Karakum (Türkmenistan) Gobi (Moğolistan) Taklamakan (Çin) Arizona (A.B.D) çölleridir.

c- Soğuk Çöller
* Kutuplarda görülür.
* Çöl denmesinin sebebi yağış azlığıdır. Yağış azlığının da sebebi sıcaklığın düşük olmasıdır. Sıcaklık düşük olduğu için buharlaşma ile atmosfere karışan nem azdır. Dolayısıyla yağış da az olmaktadır. Zemin buzlarla kaplı olduğu için bitki örtüsü yoktur.


B- ORTA KUŞAK İKLİMLERİ
5- AKDENİZ İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ( Libya Mısır ve Lübnan hariç. Buralarda görülmeme sebebi yer şekillerinin engebesiz olmasıdır.) Avustralya’nın güneybatısı G. Afrika Cumhuriyetinde Kap bölgesi Şili’nin orta kesimleri ve Kuzey Amerika’da Kaliforniya çevresinde etkilidir.

Özellikleri:
* Yazlar sıcak ve kurak kışlar ılık ve yağışlıdır.
* Yaz sıcaklığı güneş ışınlarının düşme açısına kuraklık ise alçalıcı hava hareketlerine bağlıdır.
* En sıcak ay ortalaması 28-30°C en soğuk ay ortalaması 8-10 °C dir. Yıllık ortalama 18°C dir.
* Kar yağışı ve don olayı çok ender görülür.
* En fazla yağış kışın en az yağış yazın düşer.
* Kışın görülen yağışlar Cephesel kökenlidir. Cephesel yağışlar en fazla bu ikimde görülür.
* Yıllık yağış miktarı yükseltiye göre değişir. Ortalama 600-1000 mm arasındadır.
* Bitki örtüsü maki dediğimiz bodur bitki topluluğudur. Maki; mersin defne kocayemiş zeytin zakkum keçiboynuzu vb bitkilerden oluşur.
* Akdeniz iklimi yurdumuzda Akdeniz Ege G. Marmara ve G.D. Anadolu Bölgesinin batısında görülür. Ancak Akdeniz Bölgesinden uzaklaştıkça enlem yükselti ve karasallığın etkisiyle bozulmaya uğrar.

6- ILIMAN OKYANUS İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Batı Rüzgarları sebebiyle Ilıman Kuşak karalarının batısında görülür (Batı ve K.Batı Avrupa Amerika’nın batısı). Yurdumuzda ise Karadeniz kıyılarında etkilidir.

Özellikleri:
* Yazlar serin kışlar ılıktır.
* Her mevsim yağışlıdır.
* En sıcak ay ortalaması 24-25 °C en soğuk ay ortalaması 5-6 °C dir. Yıllık ortalama 13-15 °C dir.
* Günlük ve yıllık sıcaklık farkı azdır. Nemlilik fazla olduğu için.
* Yıllık yağış miktarı 1500 mm civarındadır. Yükseltisi fazla olan yerlerde bu miktar artmaktadır.
* En fazla yağış Sonbaharda en az yağış ilkbaharda görülür.
* Yağış oluşumu yamaç yağışı şeklindedir.
* Bitki örtüsü ormandır.
7- ORTA KUŞAK KARASAL İKLİM
Görüldüğü yerler: Deniz etkisinden uzak kara içlerinde ve ılıman kuşak karalarının doğu kıyılarında (soğuk su akıntısından dolayı) görülür. Yurdumuzda ise Doğu Anadolu Bölgesinde Erzurum –Kars Bölümünde görülür.

Özellikleri:
* Kış erken gelir çok soğuk olur. Kar ortalama 80-90 gün toprak üstünde kalır.
* Yaz da erken gelir ve çok sıcak olur. Karlar hızla erir.
* En sıcak ay ortalaması 20 °C civarındadır. Bazen sıcaklık 30 °C ye kadar çıkabilmektedir.
* En soğuk ay ortalaması –10 °C civarındadır. Bazı günler –40 °C ye kadar sıcaklığın düştüğü de gözlenebilmektedir.
* Yıllık sıcaklık ortalaması 3-5 °C dir.
* Yıllık sıcaklık farkı 40-50 °C ye kadar ulaşabilmektedir.
* En fazla yağış ilkbahar ve yaz dönemlerinde düşmektedir. Karasallık arttıkça yağışlar yaz mevsimine kaymaktadır. Ör. Erzurum –Kars bölümünde olduğu gibi.
* En az yağış kışın düşmektedir ve kar şeklindedir.
* Yıllık yağış ortalaması 500-600 mm civarındadır.

8- STEP İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Sıcak ve ılıman kuşak kara içlerinde görülür. Yurdumuzda İç Anadolu Bölgesinde ve Ergene Bölümünde görülen karasal iklim buna örnektir.

Özellikleri:
* Yazlar sıcak ve kurak kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer.
* En sıcak ay ortalaması 20-25 °C dir. En soğuk ay ortalaması da 0- (-2) °C dir.
* En fazla yağış ilkbaharda en az yağış yazın düşer.
* İlkbaharda görülen yağışlar genelde konveksiyon (Kırkikindi) yağışı şeklindedir.
* Yıllık yağış miktarı 250-350 mm civarındadır.
* Bitki örtüsü ilkbahar yağışlarıyla yeşeren yaz başlarında kuruyan küçük boylu ot topluluğudur. Buna step (bozkır) bitki örtüsü denir. Bozkır bitki örtüsü içinde geven deve dikeni gelincik çoban yastığı gibi bitkiler yer almaktadır.

9-TUNDRA İKLİMİ
Görüldüğü yerler: Sibirya İskandinavya Yarımadasının kuzeyinde Kanada’nın kuzeyinde Grönland adasının kıyı kesimlerinde görülür.

Özellikleri:
* En sıcak ay ortalaması 10 °C yi geçmez. Kışın sıcaklık –30 -40 °C’lara kadar iner.
* Toprak yılın büyük bir kesiminde donmuş haldedir. Sadece yazın sıcaklığın artması ile toprağın üst kısmındaki buzlar erir ve bataklıklar oluşur.
* Yıllık yağış miktarı 200-250 mm civarındadır.
* Bitki örtüsü yosun ot ve cılız çalılıklardan oluşan Tundra bitki örtüsüdür.






Alt 08-12-2016, 16:49 #3

`Minά.

Asel ..

"KARMAŞIK NOTLAR.




Alt 08-12-2016, 16:50 #4

`Minά.

Asel ..

"KARMAŞIK NOTLAR.




Alt 12-01-2017, 22:18 #5

`Minά.

Asel ..

Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum. (Çanakkale Savaşında)
Geldikleri gibi giderler. (Mondros sonrası 1918’de İstanbul’a gelen İngiliz zırhlılarını görünce yaveri Cevat Abbas’a dönerek bu sözü söylemiştir.)
Ya istiklal ya ölüm! (Sivas Kongresi konuşması)
Artık Anadolu İstanbul’a değil, İstanbul Anadolu’ya tabi olacaktır. (Amasya Genelgesinden sonra)
Ordular! Hedefiniz Akdeniz’dir, ileri! (Başkomutanlık savaşı)
Siz orada yalnız düşmanı değil bu milletin makus talihini de yendiniz. (2.İnönü zaferi sonrası İsmet İnönü’ye yazdığı telgraf)
Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır. (İzmir Suikastı sonrası, 1926)
Bu bir din olayı değil dil olayıdır. (Bursa olayı diye tabir edilen ezanın Türkçe okunmasına karşı çıkan olaylar sonucu yaptığı yorum)
Hattı müdafa yoktır sathı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır. (Sakarya Savaşı)
Ölü doğmuş bir antlaşmadır. (Sevr barışı)
“Cehaletle savaş düşmanla savaştan daha az önemli değildir.”(1. Maarif Kongresi)
Atatürk’ün şahsi meselem (bazı kaynaklarda namus meselem) dediği olay (Hatay sorunu)












Alt 12-01-2017, 22:22 #6

`Minά.

Asel ..

SAKARYA MUHAREBESi Sona Erdikten Sonra Gelişen Olaylar

"KARMAŞIK NOTLAR.5000 şehit, 18000 yaralı, 14000 kayıp ve 1000’e yakın esirle birlikte Türk ordusunun toplam zayiatı, 39 binler civarındadır. Savaş esnasında hayatını kaybedenlerin çoğu subay olduğu için bu savaşa Subay Muharebesi de denmiştir. Yunan ordusu Türk halkına ciddi zararlar vererek geri çekilmiştir. Binlerce Türk ailesi evsiz kaldı. Mustafa Kemal’e Gazi unvanı bu savaştan sonra verilmiştir. Bu savaş Türk Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olmuştur. Sakarya Meydan Muharebesi’nin sonuçları şu şekildedir:
  • Tüm ülkede savaş ruhu tekrar kazanılmış, yeni TBMM’ye tepkili olan çoğu kişi desteklemeye başlamıştır.
  • Uluslararası ortamda ülkelerin Türklere bakış açısında ciddi değişiklikler olmuş ve çoğu artık kurulan yeni Türkiye’yi dikkate almaya başlamıştır. Özellikle İngiltere, bu değişimin farkına varmış ve Yunan ordusuna olan desteğini geri çekmiştir.
  • Değişen bakış açıcıyla beraber iki ülkeyle de farklı antlaşmalar imzalanmıştır. Sovyetler Birliği ile Kars Antlaşması, Fransa ile Ankara Antlaşmaları imzalanarak; Türkler kendini güvene almıştır.
  • Bu savaş büyük Kurtuluş Savaşı’nın son savunma savaşı olmuştur. Bundan sonraki savaşlar taarruz adı altında olacaktır.
  • TBMM, kendisini Anadolu’da kabul ettirmiş ve daha fazla destekçi kazanmıştır.
  • TBMM’nin kurulma ve büyüme konusundaki en önemli olay Sakarya Meydan Muharebesi olmuştur.
  • Sakarya Meydan Muharebesi, Türk ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Yunan ordusu Türk topraklarından püskürtülmüş ve savaşı kazanamayacakları düşüncesini kabullenmişlerdir.




Alt 12-01-2017, 22:28 #7

`Minά.

Asel ..

1. İnönü Savaşının Nedenleri
Bursa’yı alan Yunanlıların Eskişehir’i almak istemeleri
Sevr Antlaşması’nı kabul ettirmek istemeleri
Yunanlıların Ankara’yı alarak TBMM’yi dağıtıp, Milli Mücadeleye son vermek istemeleri
Çerkez Ethem İsyanı’ndan yararlanmak istemeleri
1. İnönü Savaşının Sonuçları
Albay İsmet İnönü Yunanlıları durdurarak savaşı kazandı.
Kuvayimilliye kaldırılarak düzenli orduya geçildi.
Türk milletinin TBMM’ye ve düzenli orduya olan güveni arttı.
Sevr’in zorla kabul ettirilemeyeceği anlaşıldı.
İtilaf Devletleri, TBMM’yi Londra Konferansına davet etti.
-------------------------------------------------------------------------------
2. İnönü Savaşının Nedenleri
Sevr Antlaşması’nı uygulatmak
Londra konferansı’nın bir sonuca ulaşmamış olması üzerine Yunanlılar Ankara’yı ele geçirerek Milli Mücadele’yi bitirmek istemeleri
İngiltere’nin teşviki
Yunanlıların 1. İnönü yenilgisinin intikamını almak ve prestijlerini kurtarmak istemeleri
2. İnönü Savaşının Sonuçları
İsmet İnönü komutasındaki Türk ordusu Yunanlıları yendi. Bunun üzerine Yunanlılar geri çekildi.
İtalya, Anadolu’yu boşaltma kararı aldı.
Fransa ateşkes antlaşması için görüşmelere başladı.
rk Milletinin Milli Mücadeleyi kazanma ümidi güçlendi.
-------------------------------------------------------------------------




Alt 12-01-2017, 22:37 #8

`Minά.

Asel ..

Yıldırım Orduları Grubu nedir?
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti`nin Filistin-Suriye-Irak cephelerini savunmak için kurduğu ordu grubu. Bu ordular grubuna `Yıldırım` adı verilmesinin sebebi, Bağdat üzerine yapılacak teşebbüsün gizli kalmasını sağlamaktı.





Alt 12-01-2017, 22:40 #9

`Minά.

Asel ..

ATOLLER.
1 Atoller (mercan adaları) ve Resifler Atol, hayatlarını sıcak denizlerde devam ettiren ve mercan ismi verilen deniz hayvanları iskeletlerinin artıklarının yığılması sonucu meydana gelen birikim şekilleridir. Kıyıya yakın set şeklindeki kaya zincirlerine de resif ismi verilmektedir. Atol ve Resifler, sıcaklığı 18 derecenin üstünde olan denizlerde görülmektedir. Bu derecenin altındaki denizlerde bu şekillere rastlanmaz. Bu sıcaklık derecesinde bulunan denizler 35. kuzey, 32. güney paralelleri arasında yer almaktadır
2 Okyanusya da, Avustralya nın güneydoğu ve kuzeybatı kıyılarında, Hind Okyanusunda, Afrika ve Amerika kıtalarının doğu kıyı kısımlarında, Endonezya Adaları ile Kızıldeniz de Akdeniz kıyılarının bâzı yerlerinde de mercan resiflerine rastlanmaktadır. Resifler çok az büyürler. Büyüme oranları yılda birkaç milimetre ile üç cm arasında değişmektedir. Mercanların denizlerde meydana getirdikleri birikim şekilleri üç kısımdır: Atoller Bunlar deniz ortasında dâireler şeklinde, bâzen deniz ortasında büyük yığınlar hâlinde görülür. Çaplarının 60 km ye ulaştığı görülür. Set resifleri Kıyıdan metre kadar açıklarda kıyıya paralel olarak uzanırlar. Avustralya nın kuzeydoğu kıyı açıklarında bulunan ve 2400 km uzunluğunda olan büyük set diye isimlendirilen resif çok tipiktir. Kıyı ve kenar resifleri Mercanların, hemen karaların kenarlarında kıyı şeridine yerleşmesiyle meydana gelir. Mercan adası ya da Atol, su yüzüne kadar çıkan yuvarlak mercan iskeletinin istifinden oluşan adacıklardır Çoğunlukla volkanik bir taban üstünde milyonlarca mercan polipinin kalkerli iskeletinden oluşmuştur. Ortasında lagün adı verilen bir göl bulunur Mercan polipleri ancak duru, ılık ve kirletilmemiş sularda yaşayabildikleri için, dolayısıyla mercan adalarına (atol) yalnızca ekvatorun iki yanındaki 30" Kuzey enlemi ile 30" Güney enlemi arasında kalan alanda özellikle de Hint Okyanusu ile Büyük Okyanus'ta rastlanır.
3 Mercan adası, okyanusların açığında, bazen kıyıdan binlerce kilometre ötede bulunan bir tür mercan kayalığı ya da resifidir Bütün mercan kayalıkları gibi mercan adaları da, milyonlarca yıl boyunca deniz yatağında üst üste yığılarak biriken milyonlarca mercan iskeletinden oluşur Aralarındaki tek fark, mercan adalarının açık denizlerde, mercan resiflerinin ise kıyıya yakın olmasıdır Özellikle Büyük Okyanus ile Hint Okyanusu'nda rastlanan bu oluşumların en yaygın biçimi, ortasında sığ bir lagünün (denizkulağının) yer aldığı halka ya da at nalı biçimindeki mercan adalarıdır Atol denen halka biçimi mercanadaların oluşumu başlıca üç evreden geçer Çöken bir volkanik adanın eteklerinde zamanla kıyı resifleri oluşur Ada çöktükçe, mercan kolonileri ışığa yakın olabilmek için yükselmeye başlar Sonunda ada sulara gömülür ve geride bir mercan halkası kalır Bu mercan halkasının bazı bölümleri suyun altında, bazı bölümleri üstünde kaldığından, görünümü, kanallarla birbirinden ayrılmış bir adalar zincirini andırır Dar olan bu kanallardan geçmek tehlikelidir; ama bir kere geçildiğinde, atolün ortasındaki lagün okyanusun güçlü fırtınalarına karşı oldukça güvenli bir liman sağlar
4 Atollerin çoğu, kıyıdan uzaklığına ve okyanus fırtınalarının tehlikelerine karşın, yüzyıllarca Polinezyalılar, Mikronezyalılar ve Maldivliler gibi deniz halklarını barındırmıştır Kıtalarla bağlantısı olmayan bu yalıtılmış ortamlar aynı zamanda ender görülen yabanıl hayvanların ve kuş kolonilerinin yeryüzündeki son barınaklarıdır Ne var ki, bu uzaklık, bir zamanlar nükleer denemeler için en uygun yer olarak gene atollerin seçilmesine neden olmuştur Büyük Okyanus'un ortasındaki Kwajalein ile Christmas adaları dünyanın en büyük atolleridir ve ABD'nin stratejik askeri üslerini barındırır
5 Büyük Set Resifi Avustralya nın doğu sahillerinde bulunan Lady Elliot tan Cape York a kadar uzanır.bu sığ kıyı suları bölgesi hem biyolojik,hem jeolojik hem de sunduğu manzaralar açısından zengin türlere ev sahipliği etmesi ile dünyanın önemli doğal harikalarından biri olmuştur.dünya mirası ve deniz parkı olarak anılmaya başlanması güzel ama kırılgan alan açısından hayati bir öneme sahiptir. Büyük Set Resifi nin (Great Barrier Reef) bugünkü görüntüsünü borçlu olduğu,deniz hayvanları yanı sıra öncelikle mercan polipleridir.bu küçük,ilkel canlılar geniş koloniler halinde yaşarlar.mercan aslında kireçtaşı bir iskelete ve yumuşak bir beden sahip olan ve resifin ana yapı malzemesini üreten bir organizmadır.canlı bir resif binlerce yıllık yaşamın ve ölümün bir ürünüdür.ana kütlesi poliplerin önceki kuşakların boş iskeletleridir.




Alt 12-01-2017, 22:41 #10

`Minά.

Asel ..

"KARMAŞIK NOTLAR.




Alt 12-01-2017, 22:47 #11

`Minά.

Asel ..

Menemen Olayı ya da Kubilay Olayı, 23 Aralık1930 günü gerçekleşen, İzmir'in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay'ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki'nin şeriat isteyen bir grup tarafından öldürülmesiyle başlayan olaylar zinciri. Cumhuriyet tarihinin en önemli olaylarından biridir.[kaynak belirtilmeli] Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş, General Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Divanı Harp'te failler idam dahil çeşitli cezalara çarptırılmıştır.

Mustafa Fehmi Kubilay, 1930 yılında Menemen'de yedek subay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı. 23 Aralık1930 sabahı Menemen'de cereyan eden hadiseler genel anlatıma göre şu seyri izlemiştir:
Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirilen, Manisa tarafından gelen çember sakallı, sarıklı ve cüppeli dördü silahlı 6 kişi, 23 Aralık 1930'da sabah namazından sonra camiden aldıkları Yeşil Sancağı yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya çalışırlar. Elebaşılar arasında, GiritliDerviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini "Mehdi" olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi.[1]
Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söylediler[2]. Camideki yeşil bayrağı alıp uzun bir sopaya taktılar ve Menemen şehir meydanında kazdıkları bir çukura diktiler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve "Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir." diyerek bir isyan hareketi başlatmak isterler. Bayrağın altından ahaliden bazı kişileri (bir fabrikada çalışan Hayimoğlu Jozef de dahil) geçirdiler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası halkı korkuttu.[



Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre; alay komutanı, yedeksubay Kubilay'ı olay yerine gönderdi.
Kubilay bu hareketi bastırmak için bir manga askerle olay yerine geldi. Askerlerin yanından ayrılarak tek başına onların arasına girip teslim olmalarını istedi. Onlardan biri ateş ederek Kubilay’ı yaraladı. Karşıdan bunu gören askerler ateş açtılar. Fakat tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır. Derviş Mehmet "bana kurşun işlemiyor” diyerek halkı kandırmaya çalıştı.
Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşi sıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay'ın başını kesti.
Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve Kubilay'ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.
Bu aşamada askeri birlik yetişir. Komutan "Teslim olun!" diye bağırır. Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş eder. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları ölürken, bazıları kaçar. Daha sonra hepsi birden yakalanır.



Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin 1925'deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu önemli olaylardan biridir.
Devlet sert tepki gösterdi. 27 Aralık1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı. Kaynakların ifadesine göre, Mustafa Kemal Paşa, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acısını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti. Ertesi gün de, "Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun", dedi. 28 Aralık1930'da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, "Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise" olduğunu belirtti.





Kubilay devrim uğruna, vatan sevgisi ve bütünlüğü yolunda yalnız başına, kuvvet hesabı yapmayan bir idealist vatanseverlik örneğidir. Kubilay, millet yolunda canını her an fedaya hazır olan geleneksel Türk yaradılışının müstesna abidesidir.
İsmet İnönü



"KARMAŞIK NOTLAR.




Alt 12-01-2017, 22:51 #12

`Minά.

Asel ..

Düzmece Mustafa İsyanı, 1402 yılında OsmanlılarınTimur'a yenilmesiyle Timur, Yıldırım Bayezid'in oğullarından biri olan Mustafa'yı yanında esir olarak Semerkand'a götürdü. Timur öldükten sonra, Mustafa Anadolu'ya geri dönerken, Bizans'a esir olarak verildi. 1421 yılında I. Mehmet öldükten sonra, Bizanslılar Mustafa'yı serbest bıraktı. Mustafa hemen Edirne'ye hareket etti. II. Murat, halkın Mustafa yanında isyana katılmaması için Mustafa'nın "Düzmece" olduğunu, yani ona benzeyen başka biri olduğunu söyledi. Ama Mustafa, Ankara Savaşı'nda aldığı yaraları gösterince Edirne'de, halk onun yanında yer aldı. Sonra da Mustafa Edirne'yi işgal etti. Burada sultanlığını ilan etti.
Mustafa bundan sonra Bursa'ya hareket etti. Amacı 2. Murat'ı öldürmekti. Ama 2. Murat'ın orduları, Bursa'da Mustafa'nın ordularını yendi. Mustafa yakalanamayarak kaçtı. 1422 yılında
Eflak'a gitmeye çalışırken yakalandı. Sonra da idam edildi.


Buçuktepe İsyanı, II. Murat'ın (1421-1451) küçük yaştaki oğlu Mehmet'i (Fatih) tahta geçirmesine karşı çıkan Yeniçerilerin çıkardığı bir isyandır. II. Murat'ın tahta tekrar oturup buçuk oranında yeniçerilerin maaşına zam yapmasıyla son bulmuştur. Ayrıca bu isyan Osmanlı tarihinde çıkan ilk Yeniçeri (İstanbul) isyanıdır.
O günden sonra Edirne'de isyanın gerçekleştiği tepenin ismi "Buçuktepe"; vakanın ismi ise "Buçuktepe İsyanı" olarak adlandırılmıştır.
Konuyla ilgili detaylı bilgi, Şevket Pamuk'un "Osmanlı ve Diğer Kentlerde Beşyüz Yıllık Fiyatlar ve Ücretler, 1469-1998" isimli yapıtı ile bu kitaptan özetlediği bilgileri okuyucularına sunan Prof. Emre Kongar'ın "Tarihimizle Yüzleşmek" isimli yapıtından edinilebilir.









mehmetaluc Bunu beğendi.

Alt 12-01-2017, 23:26 #13

`Minά.

Asel ..

Malazgirt Meydan Muharebesi, 26 Ağustos 1071 tarihinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoruIV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Arslan'ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, "TürklereAnadolunun kapılarında kesin zafer sağlayan son savaş" olarak bilinir.
NEDENLERİ:
1)
Tuğrul Bey ve Alp Arslan’ın Anadolu’ya sürekli akınlar yaptırmaları ve bunu devlet politikası haline getirmeleri. 2) Selçukluların göçebe Oğuzları Anadolu’ya sevketme düşüncesi.
3) Romen Diyojen’in Türkleri Anadolu’dan çıkarmayı daha sonra da İslam ülkelerini ele geçirmeyi hedeflemesi. 4) Türklerin Anadolu’yu kendilerine yurt edinmek istemeleri. 5) Bizans’ın Pasinler Savaşı'nın intikamını almak istemesi. 6) Türkmen baskıları.

Malazgirt Zaferi'nin Önemi ve Sonuçları
1) Bizans İmparatoru Romen Diyojen komutasındaki ordu savaşı kaybetti.

2) Savaşta, Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Oğuzlar ve Peçeneklerin yardımları da belirleyici rol oynadı.
3) Anadolu’nun kapıları Türklere açıldı.
4) Türkler fazla bir direnişle karşılaşmadan Marmara kıyılarına kadar ilerlediler.
5) Bugünkü Türkiye’nin temelleri atıldı.
6) Anadolu’da gücü kaybolan Bizans, Balkanlara çekildi. 7) Abbasi ve İslam dünyası üzerindeki Bizans baskıları kayboldu.
8) Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ilk Türk beylikleri kuruldu.
Not: Alparslan, Anadolu’yu komutanlarına ikta olarak verdi. Bu olay, Anadolu’da beyliklerin kurulmasına neden oldu.
9) Bizansla Selçuklular arasında bir antlaşma yapıldı. Buna göre Bizans, Selçuklulara vergi ödeyecekti. Fakat Romen Diyojen tahttan indirilince bu antlaşma uygulanamadı. Not: Bizans ilk defa Büyük Selçuklulara vergi ödemeyi kabul etti.

------------------------------------------------------------------------------
Dandanakan Savaşı (1040):
Selçuklular ile Gazneliler arasında yapıldı. Sebepleri:
* Gazneliler’in Selçukluları Horasan’dan çıkarmak istemeleri. * Selçukluların kendilerine yurt arayışı içinde olmaları.

Sonuçları:
Gazneliler yenilgiye uğratıldı ve yıkılma sürecine girdi. Selçuklular büyük bir zafer kazandı. Horasan ve İran toprakları Selçukluların eline geçti. Büyük Selçuklu Devleti kuruldu (1040). Tuğrul Bey sultan ilan edildi. Devleti Çağrı Bey ile birlikte yönetti. Rey şehri alınarak başkent yapıldı. Selçukluların İslam dünyasındaki otoritesi arttı. * Abbasi halifesinin, Şii Büveyhoğullarının baskılarına karşı Selçuklulardan yardım istemesi üzerine Tuğrul Bey, Bağdat Seferine çıkarak 1055 Abbasileri Şii Büveyhoğullarının baskısından kurtardı. Böylece Türk-İslamdünyasının koruyuculuğu Selçukluların eline geçti. Bu olaydan sonra İslam Dünyasının dini lideri Abbasiler, siyasi lideri de Selçuklular oldu. * Bizans üzerine sefere çıkılarak Doğu Anadolu’da başarılı savaşlar yapıldı. Bir çok şehir alındı (Erzurum, Kemah, Malatya, Sivas).
-------------------------------------------------------------------------------------





mehmetaluc Bunu beğendi.

Alt 10-02-2017, 20:30 #14

`Minά.

Asel ..

Ekstansif Tarım ve İntansif Tarım Nedir?


İntansif Tarım (Modern tarım – İnce tarım – Yoğun tarım)

Modern tarım yöntemleri kullanılarak yapılan tarım faaliyetidir. Doğal koşullara bağımlılık oldukça düşüktür. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi uygulamalardan bilimsel yöntemlerle yararlanılır.
Bu nedenle verim çok yüksektir. Tarım alanlarının sınırlı olduğu ülkelerde mevcut alandan en yüksek verimi almaya dönük olarak daha fazla uygulanmaktadır.

Modern tarımda;

• İklim koşullarının tarımsal faaliyetler üzerindeki etkisi sınırlandırılmıştır.
• Sulama ile yetişebilen sebze ve endüstri bitkileri ekimi önem kazanır.
• Toprak her yıl ekilir. Nadasa bırakılmaz.
• Ürün veriminde dalgalanmalar olmaz.
• Ürün verimi yüksek olur.
• Gübre kullanımı artar.

Ekstansif (İlkel tarım - Kaba tarım – Yaygın tarım)

İlkel yöntemlerle yapılan tarım metodudur. Modern tarım yöntemlerinin uygulanmadığı, geleneksel yöntemlerle yapılan tarım metodudur. Sulama, gübreleme, ilaçlama ve kaliteli tohum gibi
uygulamalar yetersiz olduğundan verim düşüktür. Tarımsal üretim büyük oranda doğal koşullara, iklim
koşullarına bağımlıdır, buna bağlı olarak ekilen tarım alanlarının genişliği değişmediği halde, yağış
miktarındaki değişmelere bağlı olarak üretim miktarlarında yıllara göre büyük dalgalanmalar görülür.
İklim koşulları ile ürün verimi arasında paralellik vardır. Yağışın azaldığı yıllarda verim azalmaktadır. Yurdumuzda uygulanan tarım metodu genelde ekstansif tarım şeklindedir, bu nedenle tarımsal üretimimizde verim düşük, iklim koşullarına bağlı dalgalanmalar fazladır. Tahıl ekim alanları yaygındır.

Bunun temel nedenleri:

• İklim koşullarına kolayca uyum sağlayabilmesi.
• Yetiştirildiği yıl tüketilme zorunluluğunun olmaması.
• Tarımının nispeten kolay olması.



mehmetaluc Bunu beğendi.

Alt 20-04-2017, 16:55 #15

`Minά.

Asel ..

PSİKOLOJİNİN ALANI

A. PSİKOLOJİNİN KONUSU
Kavram olarak psikoloji psyhce ve logos kelimelerinden oluşmuştur. Ruh bilimi anlamına gelir
Psikoloji organizmanın davranışlarını inceleyen pozitif bir bilimdir. Pozitif bir bilim olmasının nedeni deney ve gözlem yapılabilir olmasıdır.
Psikolojinin konusu organizmanın hem kedisiyle hemde çevresiyle ilişkilerini, davranışını incelemek ve şartlara göre değişimini incelemek gözlemektir.
Davranışların incelenmesinde uyarıcı durumu ile organizmanın durumu birlikte değerlendirilir. Bu değerlendirme sonucunda davranış organizmanın iç ve dış uyarıcılara karşı gösterdiği tepkiler bütünüdür. Davranışlar gözlenebilen (yürüme, konuşma …) ve gözlenemeyen ( hayal, düşünme …) diye ikiye ayrılır.
B. PSİKOLOJİDE YAKLAŞIMLAR
Genel olarak psikolojideki yaklaşımların, psikolojik olayların farklı yönlerini dikkate alarak ve belirli yönlerini öne çıkararak değerlendirdiklerini görüyoruz.
1. Yapısalcı Yaklaşım (Strüktüralizm)
Yapısalcılara göre psikoloji zihnin yapısını incelemelidir. Buradan hareketle psikolojik olaylarda bilinci öne çıkarır ve zihin yapısının anlaşılabilmesi için içebakış yönteminin psikolojide kullanılmasını savunur.
2. Davranışcı Yaklaşım (Bihevyorizm)
Davranışçı yaklaşıma göre psikolojinin konusunu gözlemlenebilir davranışlar olmalıdır. Buda deney ve gözlemle mümkündür.
Bireylerin uyarıcılara karşı gösterdikleri davranışların (U – T) ilişkisinde gerçekleştiğini ve bu davranışların deney ve gözlem yoluyla incelenmesinin daha bilimsel (nesnel) sonuçlar vereceğini savunur.

3. İşlevsel Yaklaşım (Fonksiyonalizm)
Davranışların çevreye uyumunu esas alır ve uyum sağlayıcı davranışları faydalı olduğunu savunurlar.. Bu yaklaşımda davranışların ne işe yaradığı önemlidir. Buradan hareketle zihin nedir den ziyade zihin ne içindir sorusu ile ilgilenirler.
4. Psikanalitik Yaklaşım (Psikanalizm)
Bu görüşe göre insan doğuştan cinsellik ve saldırganlık iç güdülerine sahiptir.
S. Freud’un temsilciliğini yaptığı bu yaklaşımda bilinçaltı esas öğedir. Daha çok küçük yaşlarda olmak üzere, toplumda hoş karşılanmayan arzular birey tarafından bilinçaltına atılır.
Buna göre bilinçaltı, çevreden bastırılmış istekler alanıdır. Bu alan bir takım psikolojik rahatsızlığın da kaynağıdır. Sözü edilen rahatsızlığın giderilmesi, bilinçaltına bastırılmış isteklerin bilinç düzeyine çıkarılmasıyla olacaktır.
5. Bütüncü Yaklaşım (Gestalt)
İnsan yaşantısı, davranışlarıyla birlikte öğelerine ayrılamaz bir bütündür. Bütün ise, parçaların toplamından apayrı bir ahenk ortaya koyar. Buna göre yaşantılar kendi bütünlüğü içinde incelenmelidir.
6. Hümanist Yaklaşım (Hümanizm)
Bu yaklaşımı benimseyenler insanı merkez almışlardır. İnsan gelişme gücünü kendisinden alır, çevrenin etkisiz olduğunu savunur. Aynı zamanda İnsanın duygusal yanını öne çıkaran ve davranışlarını buna göre yorumlayan bir yaklaşımdır. İnsanı insan yapan, duyguları, hisleri, ümit ve beklentileri önemlidir.
Bireyin davranışlarını anlayabilmek için, onun iç yaşantısını bilmek gerekir. Bunun yolu da, çevresine onun bakış açısından bakmayı (empati) gerektirir. Yani yöntem olarak içe bakışı kullanırlar.


7. Bilişsel Yaklaşım
J. Piaget’in temsilciliğini yaptığı bilişsel yaklaşım, insanın zihinsel etkinliklerine önem verir. Düşünme, kavrama, yorumlama davranışlara yön veren önemli unsurlardır. Davranışlar uyarıcı tepki bağına indirgenerek incelenemez. Bu yaklaşımın amacı, zihinsel süreçlerin nasıl örgütlendiğini, çalıştığını açıklayan deneyler yapmaktır.


8. Biyolojik Yaklaşım
Davranışların nedeninin ancak bireyin biyolojik yapısının incelenmesiyle bulunabileceğini avunan görüştür.
Davranışlar, biyolojik yapı olan beynin bir fonksiyonu olarak ortaya çıkarlar. Ayrıca salgı bezleri ve hormon düzenlerinden etkilenirler. Buna göre davranışlarda biyolojik öğeler dikkate alınmalıdır.


C. PSİKOLOJİNİN ALT DALLARI
1. Eğitim Psikolojisi
Eğitim ve öğretimin gerçekleştirilmesinde, psikolojinin bulgularından yararlanılmasını konu edinir. Amacı eğitim kalitesini arttırmak ve bu noktada bireye yardımcı olmaktır.
2. Endüstri Psikolojisi
Hangi ortamda işveriminin arttığını, çalışanların hangi şartlarda daha verimli olabileceklerini araştıran psikolojinin alt dalıdır.
3. Klinik Psikolojisi
Ruh sağlığını yitirmiş olan bireylerin psikolojik tedavisini konu edinir. Davranışlardaki aksamaların nedenini araştırır ve bu amaçla çeşitli testlerden psikolojik tekniklerden (psikoterapi ) yararlanır.

4. Sosyal Psikolojisi
Bireyin grup içindeki davranışlarını ve toplumsal çevreden etkilenmesini konu edinir. Örneğin moda, kamuoyu, propangada sosyal psikolojinin inceleme alanına girer.
5. Danışmanlık Psikolojisi
Bireylerin normal sınırlar içerisinde kalan toplumsal yaşantıda karşılaştıkları aile geçimsizliği, arkadaş uyumsuzluğu gibi problemlerin anlaşılmasında yardımcı olmayı amaçlayan psikoloji dalıdır.

6. Gelişim Psikolojisi
Bireyin doğumundan başlayıp ölümüne kadar devam eden, yaşlara bağlı olarak geçirdiği, zihinsel, bedensel, devinsel, duygusal vb. gelişme evrelerini inceleyen,psikolojinin alt dalıdır.
7. Deneysel Psikoloji
Psikolojinin temel konularını oluşturan öğrenme, algı, motivasyon, unutma vb. konuların sebep - sonuç ilişkisinde deneysel olarak incelenmesini sağlar.


8. Psikometrik Psikoloji
Davranışın ölçülmesi ve değerlendirilmesine ilişkin ölçme araçlarının geliştirilmesi,istatistik tekniklerinin psikolojiye uygulanması gibi konularla ilgilenen, psikolojinin alt dalıdır.
Psikolojinin alt dallarından bazılarının uygulama yönü vardır. Bunlar,“uygulamalı alanlar” olarak nitelendirilir. Uygulama yönü olmayanlar araştırma düzeyinde kalır. Bunlar da “deneysel alanlar” olarak gruplanabilmektedir.


D. PSİKOLOJİNİN YÖNTEMLERİ
Psikolojinin konularını incelemek için takip ettiği araştırma yollarına psikolojinin yöntemleri denir.
1. Gözlem
Davranışların oluşumunu herhangi bir dış etki sonucu veya hiçbir müdahale yapmadan izlemektir.
a. Doğal gözlem: Bireylerin davranışlarının doğal ortamda izlenmesidir. Örneğin caddeden geçerken intihar eden birisini gözlemlemek.
b. Sistematik gözlem: Bireylerin davranışlarının belli yönlendirmeler yapılarak, belirli amaçlar doğrultusunda izlenmesidir. Kuralların ve şartların daha önceden araştırmacı tarafından oluşturulduğu gözlem türüdür.


2. Deney
Deney yönteminde, davranışlar neden - sonuç ilişkisinde incelenir.
Bir deneyde iki değişken vardır.


*Bağımsız değişken: Deneyde etkisi incelenen değişkendir.
*Bağımlı değişken : Yapılan deneyin sonucudur.
Değişkenleri bir örnek üzerinde şöyle açıklayabiliriz. Uykusuzluk iş verimini azaltır hipotezinin denendiği bir deneyde ‘’uykusuzluk’’ bağımsız değişkendir, iş verimi ise bağımlı değişkendir.
Deney düzeneğinde her yönden eşlenmiş bireylerden oluşan iki grup alınır. Gruplardan biri bağımsız değişkenin (etkisi araştırılan faktörün) uygulandığı deney grubudur. Diğer gruba bağımsız değişken uygulanmadığından o grup kontrol grubunu, oluşturur.
3. Biyografi ve Olay İncelemesi
Bireyin bu günkü davranış ve yaşantılarının anlaşılabilmesi için geçmiş yaşantılarının incelenmesi biyografi yöntemini oluşturur. Birey üzerinde önemli etkide bulunmuş geçmişteki bir olayın belirlenerek incelemeye alınması da olay inceleme yöntemini oluşturur. Özellikle akıl hastanelerindeki hastaların ve hapishanelerdeki mahkumların incelenmesinde kullanılan bir yöntemdir.
4. Görüşme (Mülâkat)
Bu yöntem bireyle soru - cevap şeklinde yüzyüze konuşmaya dayanır. Bu konuşma esnasında birey tanınmaya çalışılır.
5. deneme
Bireylerdeki zekâ, ilgi, kişilik, gibi özelliklerin belirlenmesine yönelik ölçme araçlarının kullanılmasıdır.
6. İstatistik
Bu teknik diğer araştırma tekniklerinden elde edilen bilgilerin sayılarla ifade edilmesine ve yorumlanmasına dayanır. Böylece araştırma bulgularının nesnel olarak ifade edilebilmesi sağlanır.

7. Korelasyon
İki değişken arasındaki ilişki miktarını sayısal değerlerle belirlemeyi sağlayan istatistik tekniğidir. Korelasyonda bu değerler -1... 0 veya 0... +1 arasındadır. İki değişken arasındaki ilişki 0'a yakın çıktığı durumlarda ilişki miktarı düşüktür. -1 ve +1'e yakın olduğu durumlarda ise ilişki miktarı yüksektir. Ancak -1... 0 arasında çıkan ilişki olumsuz ilişkiyi gösterir. 0... +1 arasında çıkan ilişki ise pozitif ilişkiyi gösterir. Buna göre:
Deneme sayısı ile hata miktarı arasında olumsuz korelasyon vardır ve koreyasyon -1'e yakındır.
Zekâ düzeyi ile öğrenme düzeyi arasında pozitif korelasyon vardır ve korelasyon +1'e yakındır.
Not: iki değişken arasında hiçbir ilişki yoksa korelasyon 0 dır. Örneğin uzun boyluluk ile güzel konuşmak arasında hiçbir ilişki yoktur. Yani korelasyon sıfırdır.


• Frekans: Bir sayı dizisindeki tekrar eden puanları ifade eder.

Örnek : 6 7 8 8 8 7 5 6 9 dizisinde
6’nın frekansı 2
7’nin frekansı 2
8’in frekansı 3’ tür.
• Mod: Bir dizide en çok tekrar eden puandır. Yukarıdaki dizide mod 8 dir. Çünkü dizide en çok geçen rakam 8’dir.

• Medyan :Bir sayı dizisinde puanlar sıralanır( Büyükten küçüğe veya küçükten

büyüğe) ve en ortada kalan terim o dizinin medyanını ifade eder.




• Ranj: Bir puan dizisindeki en büyük rakamla en küçük rakam arasındaki farkı ifade eder.
• Aritmetik Ortalama: Bir sayı dizisindeki rakamların toplamının kaç adet sayı

olduğuna bölünmesiyle bulunur.

2.ÜNİTE


ORGANİZMA ve ÇEVRE

Organizmanın çevreyle ilişkileri, çevredeki uyarıcıların duyu organları tarafından beyine uyarım göndermesiyle gerçekleşir. Organizma, her zaman çevreden gelen uyarımlara uyum sağlama eğilimindedir. Ki ilişkiler bu yolla meydana gelmektedir.
Çevreden gelen uyarımların organizmanın uyum durumunu bozacak şekilde şiddetli veya az olduğu zaman organizma bu duruma uyum sağlayamaz. Artık organizma için aşırı veya yetersiz uyarılma söz konusudur.Aşırı uyarılmada uyarıcı seviyesi çok fazla iken, yetersiz uyarılmada çok azdır. Aşırı uyarılma durumunda organizma gergindir.
Hava alanındaki uçak sesi aşırı uyarılmaya, asansörde mahsur kalmak ise yetersiz uyarılmaya örnektir.
Organizmanın aşırı ve yetersiz uyarım sonucunda tekrar eski normal haline dönmesine dengelenme (homeostasis) denir. Dengelenme, uyumlu durumu sağlama ve koruma eğilimi şeklinde ortaya çıkar. Kandaki şeker miktarının aynı seviyede kalması ya da vücut ısısının belli bir seviyede kalması dengelenmeye örnektir.

Organizmanın aynı uyarıcıyla sürekli karşılaşmasına ve artık bu duruma tepki vermemesi ise duyarsızlaşmayı ifade eder. Örneğin duvar saatinden gelen ‘tık tık tık’ sesinin bir süre sonra hissedilmemesi…
Duyumun oluşabilmesi için gerekli şartlar
• İçerden veya dışardan bir uyarıcının olması
• Duyu organlarının sağlam ve yeterli olması
• Uyarıcının taşınabileceği uygun ortamın olması
• Uyarıcı şiddetinin duyum eşikleri arasında olması
(Duyum eşiği: Organizmanın bir uyarıcıyı fark etmeye başladığı noktadır.)
• Şiddeti değişen bir uyarıcının fark edilebilmesi için fark eşiğini geçmiş olması gerekir.

DUYUM ve ALGI
Duyum , iç veya dış dünyadan gelen uyarımların beyne ulaşmasıdır. Algı ise beyne ulaşan bu duyumlara anlam verilmesi, onların tanınması demektir.
Örneğin dildeki uyarılma duyum, dildeki bu uyarılmanın naneli şeker olduğunu anlamamız ise algıdır.
A. ALGININ ÖZELLİKLERİ
1. Algıda Seçicilik
Organizma dış dünyadan bir çok uyarıcıyla karşılaşır. İşte algıda seçicilik organizmanın, dikkatini birçok uyarıcı içinden belli uyarıcılar üzerinde yoğunlaştırmasıdır.
Örneğin ders dinlerken dışardan bir çok uyarıcı gelmesine rağmen sadece öğretmenin sesini algılamamız.
Algıda seçiciliği etkileyen faktörler
*Dış faktörler
• Uyarıcının şiddeti ve büyüklüğü: Büyük puntolu yazıların diğerlerine göre daha önce algılanması.
• Tekrar: Bir öğretmenin öğrencileri uyarmak için tahtaya 5-6 defa vurması.
• Tuhaflık : Bir sınıfta iki koyun ile bir çobanın görülmesi
• Değişkenlik : Sıra arkadaşımızın saçlarını boyattığının farkına varmamız.
• Hareketlilik : Lunaparktaki yanıp sönen ışıkların fark edilmesi.
• Zıtlık : Kar’ ın üzerinde siyah tavşanın daha rahat fark edilmesi.

*İç faktörler
• İlgi
• Meslek
• İhtiyaçlar
• Beklentiler
• Geçmiş yaşantı ve deneyimler

2. Algıda Değişmezlik
Farklı durumlarda farklı şekillerde görülen nesnelerin , önceki öğrenme ve deneyimlerin etkisiyle gerçekte olduğu gibi algılanmasıdır.
Algıda değişmezlik, olduğundan farklı görülen renklerde, büyüklüklerde ve biçimlerde renk değişmezliği, biçim değişmezliği veya büyüklük değişmezliği olarak ortaya çıkmaktadır. Karanlıkta siyah görünen Türk bayrağının kırmızı olarak algılanması, 70 ekran televizyonda yarım metre bile olmayan insanları daha önce bildiğimiz şekilde algılamamız algıda değişmezliğe verilebilecek örneklerdir.


3. Algıda Organizasyon
Uyarıcıların bir bütün içinde algılanmasıdır. Gerek varlıkların gruplar halinde algılanmasında, gerekse eksikliklerinin tamamlanarak algılanmasında, gerekse şekil - zemin ilişkisi içinde algılanmasında algıda organizasyon özelliği etkilidir.
Özellikle çocukların boyama kitaplarındaki kesik çizgili şekillerin bir bütün olarak algılanması , farklı formalar giyen iki takımın ayrı ayrı gruplar olarak algılanması algıda organizasyona birer örnektir.

4. Derinlik Algısı
Gerçekte üç boyutlu olan varlıklar gözün ağ tabakasına iki boyutlu düşer. Ancak yine üç boyutlu algılanır. Paralel uzantıların kesişen noktalarının uzakta algılanması doğrusal perspektif dediğimiz derinlik ipucundan yararlanılarak gerçekleşmektedir. Tren raylarının giderek daralıyormuş gibi görülmesi derinlik algısına bir örnektir.

5. Uzay ve Zaman Algısı
Varlıkların birbirine göre uzaklığı uzay algısını, değişen sürenin göreli algısı da zaman algısını ortaya koyar. Buna göre ‘önde’, ‘arkada’, ‘yanda’ ifadeleri uzay algısını; ‘önce’, ‘biraz’ ‘sonra’, ‘yakında’ gibi ifadeler de zaman algısını belirtir.
Örneğin Malatya , Türkiye’nin doğusundadır yargısı uzay algısını , 90 dakikalık bir futbol maçında son 5 dakikanın galip olan takım için hiç geçmeyecekmiş gibi algılanması , mağlup olan takım ise çok çabuk geçecekmiş gibi algılanması zaman algısını örneklendirir.


B. ALGI YANILMALARI
1. İllüzyon
Yanılgıda rol oynayan bir uyarıcı durum vardır. Bu durum gerçekte olduğundan farklı algılanır. Bu yanılgı herkeste aynı biçimde görülüyorsa fiziki illüzyondur.
İllüzyon fiziki ve psikolojik olmak üzere 2’ye ayrılır. Psikolojik illüzyon bireylere göre değişebilir, fiziki illüzyon ise bütün bireylerde aynı şekilde görülür. Örneğin bir bardak su içindeki kaşığın kırık olarak algılanması fiziki illüzyona; yerdeki bir bez parçasının fare olarak algılanması ise psikolojik illüzyona örnektir.
Not: İllüzyonda mutlaka bir dış uyarıcı vardır.
2. Halüsinasyon
Dışarıdan herhangi bir uyarıcı olmadığı halde uyarıcı varmış gibi algılanması olayına halüsinasyon denir. Zil çalmadığı halde zil çaldı demek, bulutların üzerinde uçtuğunu iddia etmek gibi…

Not: İllüzyon bütün bireylerde görülebilir. Halüsinasyon ise genellikle ateşli hastalık geçirenlerde, akıl hastalarında ve alkoliklerde görülür.

C. ALGIYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
Algının, çevredeki uyarıcı durum ve nesnelere anlam verilmesi olduğunu söylemiştik. Uyarıcı durumlara anlam verilmesini etkileyen faktörler algıyı etkileyen faktörleri anlatır. Dikkat, algıya hazır olma, güdü ve ihtiyaçlar, geçmiş yaşantılar, ortam, psikolojik durum vs. algılamayı etkiler. Buna göre beyaz önlüklü birinin hastanede doktor, okulda öğretmen, lokantada garson olarak algılanmasını etkileyen faktör ortamdır.
Bireylerin iç veya dış çevreden gelen uyarıcıları farklı şekillerde algıladıklarını söylemiştik. Bu uyarıcıların algılanmasında bir çok faktör etkilidir. Bunlar ;
• Dikkat
• Geçmiş yaşantı ve öğrenme
• Güdü ve ihtiyaçlar
• Algıya hazır olma
• Psikolojik durum
• Çevre
• Kişisel özellikler
• Duygular



3.ÜNİTE

GÜDÜLENME (MOTİVASYON)

İnsanların toplum halinde yaşamalarının en önemli nedeni hiç şüphesiz, ihtiyaçlarını tek başına karşılayamamalarındandır. Organizma çevreyle sürekli bir etkileşim halindedir. Ve bu etkileşimin temelinde ihtiyaçları gidermek en önemli hedeftir. İhtiyaçların giderilmesi durumunda yeni yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacak ve durum sürekli ( ölüme kadar) böyle devam edecektir.
İhtiyaç (Gereksinim): Organizmanın varlığını sürdürebilmesi, gelişmesi ve uyum sağlamsı sürecinde ortaya çıkan eksikliklerdir. İhtiyaçlar fiziksel, psikolojik ve ekonomik olabilir.
Dürtü : Organizmanın ekinliğini artıran fizyolojik ihtiyaçlara denir. İhtiyacın ortaya çıkması durumunda birey gergindir. Acıktığımızdaki gerginliğin nedeni de budur.
Güdü ( Motiv) : Organizmanın ihtiyaçlarını gidermedeki istek halidir.
Güdülenme: İç veya dış uyarıcılar karşısında harekete hazır hale gelip davranışta bulunmaktır. Örneğin, bir evin içinde gömülü altın olduğunu öğrenen bir bireyin altına sahip olma isteği güdüyü, altını bulma çabası (hiç dinlenmeden sürekli kazma) güdülenmeyi ifade eder.


Güdüler 3’ e ayrılır.
1.Fizyolojik Güdü"KARMAŞIK NOTLAR.oğuştan gelen, organizma için hayati önem taşıyan , yaşamını devam ettirebilmesi için gerekli olan güdülerdir. Birincil güdüler de denir. Açlık , susuzluk,cinsellik fizyolojik güdülere örnek verilebilir.
2.Sosyal Güdü:Sonradan öğrenilen, başka bireylerle ilgili olan , kendini gerçekleştirebilmeyi sağlayan güdülerdir. Başarı , güvenlik, beğenilme, ait olma gibi unsurlar sosyal güdülere örnek olarak verilebilir.

Not:Bazı durumlarda sosyal güdüler fizyolojik güdülerin önüne geçebilir. Örneğin ; namus, vatan sevgisi gibi yüksek değerler söz konusu olduğunda bu güdüler fizyolojik güdülerden daha baskın gelebilir.

3.İçgüdüler : Temeli doğuştan gelen, daha çok hayvanlarda görülen, davranışın niçin yapıldığı organizmanın kendisi tarafından da bilinmeyen bir güdü türüdür. Örneğin ; örümceğin ağ örmesi , kuşların her yıl sıcak yerlere göç etmesi.


4.ÜNİTE

ÖĞRENME

Öğrenme, tekrar veya yaşantılar sonucu, eğitim veya öğretim sonucu davranışlarda meydana gelen değişmelerdir. Örneğin yabancı dil konuşmayı öğrenme bir davranış değişikliğidir.
Not: Her öğrenme sonucu az yada çok bir davranış değişikliği meydana gelir. Ama her davranış değişikliği bir öğrenme değildir.
Buna göre içgüdü, refleks veya şans eseri gerçekleştirilen davranışlar öğrenme değildir.
Öğrenmede olgunlaşma ve motivasyon önemli bir faktördür. Çünkü bir şeyi öğrenebilmek için belli bir olgunlaşma düzeyine gelinmesi ve belli bir motivasyonun olması gerekir.
Not: Olgunlaşmayla büyüme faklı kavramlardır.Örneğin 20 yaşına gelmiş, 45 numara ayakkabıyı tek başına giyinemeyen bir birey olgunlaşmamıştır , sadece büyümüştür.

A. ÖĞRENME TÜRLERİ VE SÜREÇLERİ
1. Deneme - Yanılma Yoluyla Öğrenme
Tekrar ve denemeler sonucunda yeni davranışların kazanılması esasına dayanır. Bu denemeler esnasında olumlu nitelikteki davranışlar kazanılır, olumsuz nitelikteki davranışlar terkedilir.
Not: Tekrar sayısı arttıkça hata miktarı azalır, hata miktarı azaldıkça da öğrenme düzeyi artar. Örneğin televizyonun uzaktan kumanda düğmelerinin nasıl bir fonksiyona sahip olduğunun deneme - yanılma yoluyla öğrenilmesi gibi.

2. Motor Öğrenme
Öğrenmenin, ağırlıklı olarak algısal veya bilişsel bileşenleri değil, kas bileşenleri öne çıkan türleri için kullanılan ortak bir terimdir. Yeni becerilerin, alışkanlık yapılarının kazanılması buna bir örnektir. Örneğin jimnastik, bale hareketlerinin kurallarına uygun olarak yapılması motor öğrenmeyi gösterir.

3. Bilişsel Öğrenme
Üç ana başlık altında incelenir.
a). Kavrayış yoluyla öğrenme: Olaylar ve durumlar arası ilişkinin aniden çözülmesi sonucu oluşan öğrenmedir. Örneğin, Arşimed’in suyun kaldırma kuvvetini bulması, bir polisin cinayeti aniden çözmesi buna birer örnektir.
b). Model alarak (Gözleme yoluyla) öğrenme: Başkalarının hangi durumlarda nasıl davrandığını gözleyip, onlar gibi davranma sonucu oluşan bir öğrenme türüdür. Modanın öğrenilmesi, göreneklerin öğrenilmesi,bir çocuğun babası gibi traş olamaya çalışması bu yolla gerçekleşen öğrenme türleridir.
c). Sözel öğrenme: Sözcüklerle yapılan öğrenmedir. Örneğin; organizmadaki kalp, böbrek gibi iç organların nasıl faaliyet gösterdiklerinin sözle anlatılması, İstanbul’un fethinin öğrenilmesi vb…gibi öğrenmeler bu türün örnekleridir.
d).Farkında olmadan öğrenme: Gizil öğrenme de denir. Örneğin her gün okula veya işe giderken , yolda bulunan mağazaların, işyerlerinin isimlerini bu şekilde öğreniriz.

4. Koşullanma Yoluyla Öğrenme
Organizmanın önceleri tepki göstermediği bir uyarıcıya belli koşullar altında (ödül veya ceza uygulamasının yapılmasıyla) tepki göstermeye başlaması bu öğrenmenin esasını oluşturur.
Sözü edilen koşullar, klasik koşullanmaya ve edimsel koşullamaya göre değişmektedir. Şimdi bunları görelim.

a. Klasik koşullanma: Doğal bir uyarıcının karşısında yapılan bir davranışın yapay uyarıcı karşısında da yapılmasıdır. Örneğin kızgın saç üzerine çıkarılan bir ayı, aynı zamanda def çalınmasıyla, kızgın saç üzerindeki tepkisini bir zaman sonra sadece def çalındığında da göstermeye başlar.
b. Edimsel (vasıtalı - operant) koşullanma: Edimsel koşullanmanın temelinde ödül-ceza vardır. Organizmaya istenilen tepki gösterildiğinde ödül, aksi durumda ceza verilmesi sonucu gerçekleşir. Örneğin, narkotik şube ekiplerinin uyuşturucu bulunmasında kullandıkları köpeklerin öğrenmesi edimsel koşullanmaya girer. Sirk hayvanlarının yetiştirilmesinde de edimsel koşullanma yapılır.
Klasik koşullanmayla edimsel koşullanma arasındaki farklar
• Klasik koşullanmada pekiştirici (ödül veya ceza) davranıştan önce, edimsel koşullanma da ise istenilen davranıştan sonra verilir.
• Klasik koşullanmada uyarıcı ve davranışlar bellidir, edimsel koşullanma da ise davranışlar rastlantısaldır ve bu davranışlar biçimlendirilmeye çalışılır.
• Klasik koşullanmada her durumda pekiştirme yapılır; edimsel de ise uygun davranışlara pekiştirme yapılır.

5. Koşullanmayla İlgili Kavramlar
a. Pekiştirme: Koşullanma öğrenmesinin gerçekleşmesini sağlayan ödül veya ceza uygulamalarıdır. Pekiştirme, davranışların kazanılmasını ve yerleşmesini sağlar. Pekiştirmeyi sağlayan unsurlara pekiştireç denir. Olumlu ve olumsuz pekiştireç olmak üzere 2 ye ayrılır.
Olumlu pekiştireç ile ödül eş anlamlı olarak kullanılabilir. Fakat olumsuz pekiştireç ceza anlamında kullanılamaz. Ceza istenmeyen davranışın sonucunda verilirken, olumsuz pekiştireç ise davranışın kazandırılması sürecinde verilir.
b. Genelleme: Koşullu uyarıcıya gösterilen tepkilerin benzerlerine de gösterilmesidir. Def çalınca oynamaya koşullandırılmış olan ayı, diğer çalgılı uyarıcılara karşı da tepki gösterirse genelleme yapmış olur. Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yerse, genelleme yapmış olur.
c. Ayırt etme: Genellemenin tersi olarak, benzer uyarıcılar arasındaki farklılığın anlaşılmasıyla koşullu uyarıcıya benzer uyarıcılara tepki göstermenin terk edilmesidir. Örneğin, köpeğin uyuşturucu kokusunu diğer kokulardan ayırd etmesi.
d. Sönme: Pekiştirmenin kesilmesiyle zaman içinde koşullu davranışın ortadan kalkmasıdır.
e. Kendiliğinden geri gelme: Sönmüş davranışın, hiçbir pekiştirme olmadığı halde bir süre sonra kendiliğinden ortaya çıkmasıdır.

B. ÖĞRENMEYİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
1. Öğrenen Bireyden Kaynaklanan Faktörler
a. Güdülenme: Öğrenmeyi etkileyen önemli bir faktördür. Öğrenmeye istekli olmayı ifade eder.
Yurtdışına gidecek olan birinin yabancı dil öğrenme isteğinin artması güdülenme ile açıklanır.
b. Zekâ: Zekâ düzeyi yüksek olanların başarılı bir öğrenme gerçekleştirmeleri zekânın etkisini gösterir.
c. Yaş ve olgunlaşma: Olgunlaşma belli bir öğrenme düzeyine ulaşmış olmayı ifade eder. Yaşa bağlı olarak olgunlaşma gerçekleştikçe, birey öğrenme düzeyine ulaşmış olur.
d. Bilgi birikimi: Önceden kazanılmış olan bilgiler, yeni öğrenmeleri etkiler. Ancak bu etkileme olumlu veya olumsuz olabilir. Böyle bir etkilemenin olabilmesi için önceki öğrenilenlerle sonraki öğrenilecekler arasında ilke, içerik, teknik bakımdan benzerlik olması gerekir.
Böyle bir benzerlik yoksa önceden öğrenilmiş olanlarla sonradan öğrenilecek olanlar arasında geçiş olmaz. Benzerlik olması durumunda da iki türlü geçiş olabilir.
– Olumlu geçiş (Pozitif transfer): Önceki öğrenilenlerin sonraki öğrenmeleri kolaylaştırmasına denir. Bisiklete binmenin, motosiklet kullanmayı kolaylaştırması gibi. (Eğer öğrenmelerde pozitif transfer gerçekleşmeseydi, her bir öğrenmenin her seferinde en baştan başlaması gerekirdi).
– Olumsuz geçiş (olumsuz transfer): Önceki öğrenilenlerin sonraki öğrenmeleri zorlaştırmasına denir. İki parmakla daktilo yazmayı öğrenmiş olan biri, hiç yazmayana göre on parmak yazmayı daha zor öğrenir.
e. Fizyolojik durum: Genel olarak organizmanın uyarılma düzeyinin aşırı veya yetersiz olması durumunda öğrenme düzeyi de düşer. Buna karşılık orta düzeydeki bir uyarılma (kaygı) öğrenmeyi olumlu etkiler.

f. Psikolojik durum: Heyecan, korku, ümitsizlik, içekapanık olma gibi durumlar öğrenme üzerinde etkili olabilmektedir.

2. Öğrenme Yönteminden Kaynaklanan Faktörler
a. Aralıklı ya da toplu öğrenme: Yöntem olarak az zamanda çok tekrar yerine, konunun çok zamanda azar azar tekrar edilmesi öğrenmeyi olumlu etkilemektedir.
Çünkü bu durumda yorgunluk, motivasyon düşüklüğü, aşırı kaygı olmadığından, uyarılma düzeyi yüksek olmaktadır.
b. Öğrenmeye aktif olarak katılma: Anlatma okumaya göre bireyi daha aktif yapacağından, öğrenme düzeyini artırmaktadır. Aynı zamanda aktif durumlarda uygulamalara da yer verileceğinden, öğrenme düzeyi artmaktadır.
c. Sonucun bilinmesi: Öğrenmenin gerçekleşip gerçekleşmediği hakkındaki sonucun bildirimine yönelik faaliyetler öğrenmeye önemli katkı sağlamaktadır. Konu anlatımından sonra yapılan testler sonucun bildirilmesine yöneliktir.
d. Bütün ya da parçalara bölerek öğrenme: Konuların uzun, kısa, somut, soyut, anlamlı anlamsız olması durumuna göre öğrenilmesinde bütün - parça - bütün ilişkisinin kurulması öğrenmeyi etkiler. Buna göre zor, uzun, anlamsız konularda bütün - parça bütün çalışması, diğer durumlarda ise konuların bütün halinde öğrenilmesi olumlu sonuç vermektedir.
e. Programlı öğrenme: Önceleri öğretme makinalarında geçerli olan bu öğrenme, şimdilerde bilgisayarlarda uygulanmaktadır. Bireyin bilgisayarın başına geçerek, bilgisayarın programlanmış olarak sunduğu bilgileri kendi öğrenme hızına ve kapasitesine göre öğrenmesidir. Bu öğrenme sorularla pekiştirme ve cevabını hemen görme esasına dayanır.
f. Tekrarlara yer verme: Tekrar sayısı arttıkça hata miktarı azalmaktadır. Bu durumda da öğrenme düzeyi giderek artmaktadır. Çünkü tekrar, pekiştirici olarak öğrenmelerin kuvvetlenmesini sağlar.

3. Öğrenilen Malzemeden Kaynaklanan Faktörler
a. Uzun, soyut ve anlamsız olması: Uzun, soyut ve anlamsız olan konuların öğrenilmesi daha zor olmaktadır.
b. İlgi ve ihtiyaca uygun olması: İlgi ve ihtiyaca uygun olan konuların öğrenilmesinde yüksek motivasyon olduğundan, öğrenme de yüksek olmaktadır.
c. Sistemli düzenlenmiş olması: Düzenli konular karmaşıklığa yer vermediğinden, daha kolay öğrenilir.
d. Birbirini destekleyici olması: İlke, içerik, teknik bakımdan benzer konular arasında olumlu veya olumsuz transfer olabildiğinden, öğrenme düzeyi de buna bağlı olarak değişebilmektedir.
e. Beden ve zihin gelişimine uygun olması: Yaş ve olgunlaşma öğrenmeda etkili olduğundan, konuların bu nitelikleri dikkate alınmalıdır.
4. Öğrenmenin Yapıldığı Ortam
Ortamın sıcak olması, gürültülü olması, havasız veya pis kokulu olması öğrenme için uygun olmayan bir ortamı hatıra getirmektedir. Herkesin sesli çalıştığı bir kütüphanenin iyi bir çalışma ortamı oluşturmaması buna örnek olarak ortamın öğrenmedeki etkisini göstermektedir.

5.ÜNİTE


BELLEK – UNUTMA HATIRLAMA

A. BELLEK(HAFIZA)
Yaşam sürecinde öğrenmiş olduğumuz bilgilerin saklandığı yerdir.Duyum ve algılarla kazanılan bilgilerin beyinde saklanması, gerektiğinde de hatırlanması şeklinde gerçekleşen zihinsel bir işlevdir.
Belleğin 3 aşaması vardır.

Bilgiler kodlanır Bilgiler saklanır Lazım olunca geri getirilir.
Not: Unutma bu üç aşamadan birinde meydana gelen aksaklıktan kaynaklanır.
Not: Öğrenilen bilgilerin kodlanabilmesi için de ilk şart o bilginin veya nesnelerin algılanmasıdır.

1. Kısa Süreli Bellek
Zihinde bilgileri tutma süresinin çok kısa olduğu (1-3 dk) bellektir. Bilgi kısa süreliğine lazımsa kısa süreli belleğe yerleştirilir.
Örneğin, ilk defa duyduğunuz bir telefon numarası kısa süreli bellekte yer alır. Telefon konuşmasından sonra da kaybolur. Kısa süreli belleğin en önemli özelliği bilgilerin izine bir süre sonra rastlanamamasıdır.
2. Uzun Süreli Bellek
Uzun süreli bellekte yer alan öğrenilmiş bilgiler uzun zaman aralığında burada yer alabilir. Bu bellekteki bilgiler anlam ve özellikleri bakımından düzenlenir. Örneğin, lisedeki numaramızı ,ev telefonumuzu uzun süreli bellekte tutarız. Çünkü bu bilgileri sürekli ve uzun süre kullanırız.

B. UNUTMA
Önceden öğrenmiş olduğumuz bilgilerin zaman içinde kaybolmasıdır. Zaten insan hayatı boyunca öğrendiği bilgileri hafızasında tutamaz. Yeniler öğrenilirken eskiler unutulmaya başlanır.
1. Unutmanın Nedenleri:
a. Kullanılmama yüzünden silinme: Örneğin emekli olan bir hakemin zaman içinde oyun kurallarını unutması bu şekilde gerçekleşir.
b. Bastırma: Hatırlandıkça üzüntü veren bilgilerin unutulmasıdır.Bu görüşte olanlar, unutmayı rahatsız edici durumların bilinçaltına bastırılması olarak açıklar. Uçaktan korkan bir yolcunun, uçağın kalkış saatini unutması gibi.
c. Ket vurma (Bozucu etki)
– İleriye ket vurma: Önceki öğrenilmiş olan bilgilerin sonradan öğrenilmiş olan bilgileri unutturması. Örneğin eski telefon numarasının, yeni numarayı unutturması, eski il sayısının yenisini unutturması…
– Geriye ket vurma: Sonradan öğrenilmiş olan bilgilerin önceden öğrenilmiş olan bilgileri unutturması. Örneğin, sonraki döviz fiyatlarının öncekileri unutturması.

Not: Ket vurma ile transfer kavramları birbirinden farklıdır. Transfer öğrenme öncesi ; ket vurma ise öğrenme sonrası gerçekleşir. Transferde önceki öğrenilenler sonraki öğrenmeleri olumlu ya da olumsuz yönde etkilerken , ket vurmada ise bir öğrenmeden önce yada sonra gerçekleşen öğrenme,söz konusu öğrenmenin hatırlanmasını olumsuz yönde etkiler. Kısacası transferin öğrenmeye , ket vurmanın ise hatırlamaya etkisi vardır.

d. Organik nedenler: Ani şok, yaşlılık,korku,heyecan, ateşli hastalık gibi durumlar organizmada unutmaya neden olabilmektedir.



2. Unutmayla İlgili Deney Sonuçları
a. Mutlak unutma yoktur.
b. Unutmanın derecesi öğrenmenin derecesine bağlıdır.
c. En son öğrenilenler daha geç unutulur.
d. Öğrendikten sonra zihnin uyarıcılara kapalı tutulması unutmayı azalttığından uykuda unutma en azdır.
e. Öğrenilenlerin sık sık pekiştirilmesi unutmayı azaltır.
f. Anlamlı ve hoşumuza giden konuları daha geç unuturuz.

C. HATIRLAMA
Uzun süreli bellekte yer alan bilgilerin zihinde tekrar canlanarak bilinç düzeyine gelmesidir. İlkokul dönemlerindeki okul numarasını hatırlama buna örnektir. Hatırlama ile çağrışım farklı kavramlardır. Çağrışım, bir uyarıcı algılandığında onunla ilgili başka şeylerin hatırlanmasıdır. Benzerlik, ardışıklık, zıtlık, zamanda ve mekanda yakınlık çağrışımı kolaylaştıran etkenlerdir. Susurluk yazısını duyan birinin oranın ayranını hatırlaması buna bir örnektir.


6.ÜNİTE

BİLİNCİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ

BİLİNÇ NEDİR?
Bilinç, farkında olmak demektir. İnsanın kendisinden ve çevresinden haberdar olması halidir. Bilinç kapsamı içinde çeşitli düzeylerde farkında olma dereceleri vardır. Uyanıklık, uyku, rüya, hipnoz ve meditasyon insandaki bilinç durumlarıdır.

NORMAL BİLİNÇ DURUMLARI
Normal bilinç durumu, bireyin kendi duyumlarının, uyarıcıların, kendi kararlarının, düşüncelerinin farkında olduğu uyanıklık durumudur.
Birey, normal bilinç durumunda;
• Dikkatli ve uyanıklık halindedir.
• Çevresindeki uyarıcıları algılayabilir.
• Onları bilgiye dönüştürebilir.
Bireyin o anda kavrayabildiği duyum alanı, bilinç alanıdır; dikkatin en çok yoğunlaştığı, en iyi algılayabildiği konu ise bilinç odağıdır. Sınıftaki duyumlanan ve algılanan şeyler bilinç alanıdır; öğretmenin hareketlerine dikkatin yoğunlaştığı alan ise bilinç odağıdır.


Bilince Fizyolojik Yaklaşımlar
Bilinç , beyin kabuğu ile sinir hücreleri ararsındaki ilişki sonucu ortaya çıkar.Bu ilişkinin yavaşlaması ya da bozulması bilinci güçsüzleştirir ya da büsbütün ortadan kaldırır. Örneğin trafik kazası geçiren ya da zehirlenen bireyler çevre uyarıcılarına karşı duyarsız hale geldiklerinde, “bilinci kapalı” denir.
Beden ile zihin uyumlu bir bütünlük gösterir. Birbirinden bağımsız değildirler. Bedensel etkiler ruhsal durumu, ruhsal durum da bedeni etkiler. Örneğin aşırı stres yaşayanlarda mide kanaması (ülser) ortaya çıkar. Kafa travması geçiren kişi, asabi biri olup çıkabilir. İnsan kan kaybından hayatını kaybedebildiği gibi, heyecan şokundan da hayatını kaybedebilir.
Beden ile zihin yapısı arasındaki ilişkinin incelenmesi nörofizyoloji, lokalizasyon ve EEG(Beyin dalgalarının kaydedilmesi) gibi alanları ortaya çıkarmıştır.
Nörofizyoloji: Bilinç üzerindeki sinirsel mekanizmanın etkisini ve işlevini inceler. Sinir düzenlerine elektrot yerleştirme işlemiyle beyin-zihin bağlantısının detaylı incelenmesi sağlanır.
Lokalizasyon : Beynin çeşitli bölgelerinin elektrik akımıyla uyarılarak hangi bölgenin neyi gerçekleştirdiği anlaşılır. Örneğin occipital lob’unun görme olgusu hareketlendirdiği, frontal lob’unun koku almamızı sağladığı, hipotalamus’un açlık dürtüsünü harekete geçirdiği bilinir.
EEG(Elektroansefalograf) : EEG işlemi elektroansefalograf denilen aletle ölçülür.

FARKLI BİLİNÇ DURUMLARI
Normal bilinç durumu dışında uyku, rüya, meditasyon, hipnoz farklı bilinç durumlarıdır.
Uyku ve Rüyalar
Uykunun hafif uykudan derin uykuya kadar çeşitli aşamaları vardır.
Bu evrelerde beynin biyoelektrik kayıtlarının farklı dalga boylarında oldukları görülmüştür. Bu evrelerden biri olan REM uykusu, rüyaların en çok görüldüğü evredir. REM uykusunda hızlı göz hareketleri görülür, sinir sisteminin aktivitesi artar. Birey REM uykusundan uyandırılınca büyük bir olasılıkla, uyandırılmadan önce rüya görmekte olduğunu bildirecektir.
Uyku halinde bilinç pasif değil, aktiftir. Kimi psikologlara göre rüyalar günlük yaşantıları yansıtır. Çeşitli meslek gruplarından birçok kişinin rüyaları incelenmiş bunların meslek ve çevreyle yakın ilişkisi olduğu görülmüştür.

Biyolojik Saat, Biyolojik Ritm (Bioritm)
Büyüme, uyku-uyanıklık döngüsü, adet döngüsü gibi biyolojik ritmleri ve döngüleri düzenleyen biyolojik bir iç zamanlama mekanizmasıdır. Bioritm, zaman algısıyla ilgilidir, organizmanın zaman sürelerini algılayabilme özelliğidir. İnsan çoğu durumda saate bakmadan, zamanı doğru tahmin edilebilir. Biyolojik saat, organizmanın içinde bulunduğu çevreye uygun bir biçimde çalışır. Güneş ışığından yoksun mağara, maden ocağı gibi yerlerde beden kendi programına göre uyku devresini ayarlayabilir.

Uykunun Bilinen Yapısı
Uykuda beş dönem görülür. İlk dördü NONREM (NREM), beşincisi ise REM dönemidir. NREM dönemlerinde beyin aktivitesi yüksektir; enerji tüketiminde artış görülür. Metabolizmanın düzenlenmesi bu dönemin ana özelliğidir. Büyüme hormonu salgılanır, protein sentezi artar. Böylece bedenin dinlenmesi sağlanır. Bu dönemde iyi uyunamazsa, sabah yorgunluk hissedilir.
REM döneminde uyku hafiftir. Rüyaların büyük bir bölümü REM uykusunda görülür. REM döneminde hızlı göz hareketleri olur.
Uyku, organizmanın dinlenmesinde işlevseldir. Uyku sırasında oranizmanın tepkileri yavaşlar; tüm sistemler otomatik olarak yeniden düzenlenir. Beyin, uykudada aktivitesini sürdürür; uyanıkken öğrendiklerini ayıklar, gruplar, depolar.
REM veya NREM uykusu az olursa bir sonraki gecede bu eksikliği kapatacak şekilde uykuda artış görülmektedir. Bu bulgulara göre uyku bir sağlık göstergesidir.
Uykuda işlemlerin temelini, uyanıklıkta toplanan bilgiler oluşturmaktadır. Dışarıdan yeni bilgiler gelmediğinden, zihindeki bilgiler bir sonraki aşamanın başlatıcısı olmaktadır; yani her bir imge bir diğerini başlatmaktadır.
Rüya, beynin bilinçli tepkilerde bulunmaması, dış dünyaya kapanarak bilinçli olmadan imgeler kullanarak faaliyetini sürdürmesidir. Rüyalar beyindeki görme merkeziyle ilgilidir. Doğuştan kör olanlar sadece sesle rüya görürler. Rüyalar üzerinde geçmiş deneyimler, yaşantılar, ortam, fizyolojik yapı, bilinçaltı etkenler etkilidir.

Uyku Bozuklukları
1. Sık sık uyanma
2. Uyumada güçlük çekme
3. Yeterince uyunduğu halde yorgunluk hissetme
4. Az uyuma yada erken uyanma
5. Uyurgezerlik
6. Narkolepsi: Birkaç dk. İçinde gelen Rem uykusu
7. Apne : Uykuda nefes alamamak

Diğer Bilinç Durumları
Meditasyon
Sessiz ve sakin bir şekilde oturup, yoga egzersizleriyle yapılan farklı bir bilinç durumudur. Amaç , bireylerin ruhsal dinlenmesini sağlamaktır. Ayrıca meditasyon tekniğiyle zihin sakinliği, çevreyle barışık olma ve kendini iyi hissetme duygusu oluşturulması amaçlanır. Bu teknikle kişi bedeni üzerinde ruhsal denetim sağlayarak gerginlik ve kaygıdan kurtulmaya çalışır.

Hipnoz
Hipnoz; telkin aracılığıyla otaya çıkan; tam olmayan bir uyku halidir. Bir kişinin, diğer bir kişinin davranış, duygu, düşünce ve algılarını kontrol etmesi halidir. Hipnozda bilinç uyuşmuştur ama duygular varlıklarını korur. Zengin hayaller uyanır. Gerçeklik algısı azalır. Hareket irade dışıdır.
Hipnoz etkisi altında acı duyumu azaltılabilir, sigaradan tiksinme sağlanabilir. Ancak şunu özellikle belirtmek gerekir ki normal hayatta bireyin üstesinden gelemediği işleri ( fiziksel) hipnoz yöntemiyle gerçekleştiremeyiz. Örneğin zeka seviyesini yükseltemeyiz, kaldıramadığı ağırlığı kaldırabilme gücü sağlayamayız. Hipnoz sırasında olanlar genellikle sonradan hatırlanmaz.


Madde Bağımlılığı
Bazı maddelerin kullanımı ile organizmanın uyarılması, gevşemesi, uyuması, uykunun önlenmesi, algılaması etkilenebilmektedir. Psikolojik etkileri olan bu maddelere psikoaktif maddeler denir. Alkol, tütün, eroin gibi maddeler vardır. Bu maddelerin oluşturduğu bilinç durumlarının hoşa gider olması bireyleri bağımlı kılmaktadır. Burada söz konusu maddeleri kullanmak için dürtüler oluşur.
Tekrarlanan kullanımlar sonunda birey bu maddelere bağımlı hale gelir.
İnsanların başlangıçta bu maddeleri kullanmaya başlaması, özenti, (özdeşim kurma) merak, değişik bir durum yaşama isteği, zihinsel acıdan kaçış, can sıkıntısı, sosyal uyum eksikliği gibi psikolojik nedenlerle olabilmektedir. Önceleri psikolojik olarak duyulan gereksinim zamanla fizyolojik bağımlılığa dönüşür.


7.ÜNİTE
ZEKÂ – KİŞİLİK
A. ZEKÂ
Zekanın bugüne kadar bir çok tanımı yapılmıştır. Fakat genel olarak zeka, karşılaşılan problemlere çözüm bulmada ve yeni durumlara uyum sağlamada çabukluk gösterebilme yeteneğidir. Çevre, zekânın gelişmesine olumlu veya olumsuz etkide bulunabilir. Zeka doğuştan vardır ve belirli dönemlerde hızlı, belirli dönemlerde yavaş ilerler.
Zekânın ölçülebilmesi için zekâ testleri geliştirilmiştir. Bu testler bireylerdeki zihinsel işlem yapma yetisini saptamaya çalışırlar. Bir toplum için hazırlanan bir zeka testi başka bir topluma uygulanamaz. Aynı sonuçları vermez. Zeka testleri yaşa göre hazırlanmalıdır.


Zekâ üç grupta incelenmektedir:

1. Soyut Zekâ
Sembol, formül, sayı gibi unsurları kullanmada başarılı olan zeka türüdür. Örneğin, bilgisayar programcıları, matematikçiler…
2. Mekanik Zekâ
Mekanik ve elektronik araçların yapımı ve kullanımında başarılı olan zeka türüdür. Örneğin, mühendisler, teknisyenler, tamirciler…
3. Sosyal Zekâ
Sosyal alandaki ilişkilerde başarılı olan zeka türüdür.Çevrede aranılan sevilen kişi olmada, çevredeki insanları etkilemede kendini gösterir. Örneğin , siyasetçiler, öğretmenler, esnaflar…

B. KİŞİLİK
Bireyi başkalarından ayıran ve bireyi o birey yapan ruhsal özelliklerin bütünüdür. Bir insanın güvenilir, bir başkasının sadık, bir diğerinin adaletli olarak nitelendirilmesinde, o insanların kişiliği ele alınıyor demektir.
Kişilik doğuştan etkin olan mizaç (huy) ile, sonradan çevrede şekillenen karakterin ahenkli bir bütünlüğü ile ortaya çıkar.
Böylece bireylerin temel kişiliği, değişmez görülen mizaç ile toplumun ahlaki değer ölçülerini yansıtan karakterin etkisiyle belirlenmektedir. Karamsar olmak, sevecen olmak, dürüst olmak, sahtekâr olmak kişiliği nitelendiren ifadeler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Kişilik, kişilik testleriyle ölçülür. Kişilik testleri, bireye özgü olan tipik davranış örüntülerini belirlemeyi amaçlar. Testler sonucunda bireyin soğukkanlı, vefalı, güvenilir, çıkarcı vb. kişilik özellikleri belirlenir.


8.ÜNİTE

RUH SAĞLIĞI
Ruh sağlığı, bireyin çevresiyle uyum içinde olmasıdır. Ruh sağlığının yerinde olduğu durumlarda birey toplumla barışıktır, ruh sağlığı yerinde olmadığı durumda ise hem kendisiyle hem de çevresiyle çatışma içine girer. Bunun sonucunda da davranış bozuklukları ortaya çıkar.
Ruh sağlığını bozan sebepler
1. Geçici sebepler ( sınavlar, şoklar, ateşli hastalıklar )
2. Fiziki sebepler ( havanın kapalı olması, ışığın az olması )
3. Sosyal sebepler ( savaşlar, devrimler )
4. Engellenme ve çatışmalar
Davranış Bozuklukları

A) PSİKONEVROTİK BOZUKLUKLAR
Klinik tedavisine gerek duyulmayan hafif davranış bozukluklarıdır. Savunma mekanizmaları genelde bu tip davranış bozukluklarında kullanılır. Temel nedeni kaygıdır. Başlıca nevrotik bozukluklar şunlardır:

1. Kaygı ( Anksiyete): Korkuya benzer bir durumdur. Kaygı durumunda birey hep endişelidir. Gerginlik durumu vardır. Hep kötü bir durum olacakmış gibi bir durum sözkonusudur.
2. Fobi: Herhangi bir şeyden duyulan mantık dışı ve yoğun korkudur. Kinofobi(köpek korkusu), nikotofobi( gece ve karanlık korkusu), zoofobi( hayvan korkusu), akrofobi ( yükseklik korkusu) vb…
3. Obsesif- Kompülsif : Genel olarak irade dışıdır, engellenemez.
Obsesyon: Düşüncede gerçekleşir. Çocuğuna bir şeyler olacağını düşünme , eve hırsız gireceğini düşünme gibi….
Kompülsiyon: Davranış düzeyinde gerçekleşir. Sürekli parasını sayma, ellerini yıkama veya ıslatma, merdivenleri sayma vb…
4. Depresyon: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik gibi durumlardır. Hayat şartlarından fazlasıyla etkilenenlerde görülebilen, esasta önemli bir kaynağı olmayan bir rahatsızlıktır. Devamlı olarak endişe içinde olmak şeklinde görülenine anksiete, ruhi ve bedeni bitkinlik şeklinde görülenine de depresyon adı verilir. Hasta hayattan zevk almaz, her zaman mutsuzdur, huzursuzdur, sinirlidir. Uykuları düzensizdir. Gerçekte bir hastalığı olmadığı halde çeşitli hastalıkların varlığından şikayet eder. Tedaviye hayatının iyi yanlarını görmeye alışmakla başlanır. Sinirlenmekten kaçınmak, her kötü olayın iyi bir tarafı olduğunu görmeye alışmak, düzenli bir hayat sürmek gerekir.

B) PSİKOTİK BOZUKLUKLAR
Kişinin gerçek dünyayla bağının koptuğu akıl hastalıklarıdır. Doktor tedavisi gereklidir. Başlıca psikotik bozukluklar şunlardır:
1. Manik-Depresif: Manik dönemde birey aşırı neşeli –taşkın olabilir. Sıklıkla saldırgan davranışlar( eşyaları kıram, sağa sola sataşma) sergilerler. Depresif dönemde ise aynı birey durgun, içine kapanık, sık sık ağlayabilir, yemekten içmekten kesilebilir. Ağır depresif durumlarda birey intihar edebilir.
2. Şizofren: Bu tür hastalar genelde

A. ENGELLENME
Belirli hedeflere yönelik olan güdülenmiş davranışların değişik biçimlerde durdurulmasına ya da yavaşlatılmasına engellenme denir. Engellenme, psikolojik, fiziki, biyolojik ve sosyal kaynaklı olabilir. Başlık parası olmadığı için evlenemeyen bireyin durumu sosyal kaynaklı engellenmeye örnektir.
Birey engellenmenin oluşturduğu gerilim düzeyine göre hayal kırıklığı yaşayabilir.

B. ÇATIŞMA
İki istek, iki durum arasında kalındığında bunlardan birinin seçilememesi halindeki gerilim çatışmadır.
Çatışma iki istenen durum karşısında yaşanırsa “yaklaşma - yaklaşma” çatışmasını, (beğenilen iki ayakkabı arasında seçim yapmada kararsız kalma) iki istenmeyen durum karşısında yaşanırsa “uzaklaşma - uzaklaşma” çatışmasını, (istenmeyen iki seçmeli dersten hangisini seçeceğine karar verememe) biri istenen diğeri istenmeyen özelliğe sahip durum karşısında tercih yapmak zorunda kalınması halinde “yaklaşma - uzaklaşma” çatışmasını (tatile çıkmak isteme ancak müşterileri kaybetmekten korkma durumundaki kararsızlık) örneklendirir.

C. SAVUNMA MEKANİZMALARI
Birey zor durumda kaldığında, hata yaptığında çevredeki insanlar karşısında psikolojik rahatsızlık duyar.
Bu durumda kendisini rahatlatacak tepkilerde bulunur. Bu tepkilere savunma mekanizmaları denir. Örneğin penaltıyı atamayan bir sporcu, takım arkadaşlarına, seyircilere, yöneticilerine karşı kendini savunma ihtiyacı duyar.

1. Bahane Bulma
Bireyin başarısızlığını, gerçek nedenin dışındaki nedenlerle açıklamasıdır. Penaltıyı atamayan sporcunun “zemin çok kaygan” demesi buna örnektir.

2. Yansıtma
Bireyin kendisindeki olumsuz özellikleri başkasında görmesi, başkasına atmasıdır.
Penaltıyı atamayan soporcunun “takımda penaltı atabilecek yetenekli futbolcu yok” demesi yansıtmaya örnektir.

3. Bastırma
Rahatsız edici bir düşüncenin veya bilginin bilinç altına bastırılarak unutulmasıdır. Penaltıyı atamayan sporcunun maçı kazandıktan sonra bu durumu unutması bastırmaya örnektir.

4. Gerileme
Kendisi için olumsuz sayılabilecek bir durumla karşılaşan bireyin yaşına uygun olmayan ve kendisinden beklenmeyen tepkilerde bulunmasıdır. Kardeşini kıskanan çocuğun kardeşinin oyuncaklarıyla oynaması gibi.

5. Özdeşim Kurma (Özdeşleşme)
Bireyin, başarılı gördüğü kişi ve kuruluşlarla kendini ilişkilendirmesi, onlardan kendine pay çıkarmasıdır. Çocukların film kahramanlarına özenerek onları taklit etmesi gibi.

6. Kaçma
Rahatsız edici durumlar karşısında, o olayı görmezden, bilmezden gelme halidir. Bir gencin, yer vermemek için otobüste yaşlı kadını görmezden gelmesi gibi.

7. Karşıt Tepki Geliştirme
Bireyin çevrede benimsenmeyen özelliklerini, çevrenin benimseyeceği karşıt haliyle göstermesidir. Kardeşini kıskanan birinin çevrede onun koruyucusu gibi davranması buna örnektir.

8. Ödünleme (Telâfi)
Bireyin kendisindeki bir eksiklikten dolayı veya bir alandaki başarısızlığından dolayı hissettiği ezikliği başka bir alanda başarılı olma çabasıyla telâfiye çalışmasıdır. Derslerinde başarısız olan birinin okul takımında başarılı olmaya çalışması gibi.

9. Yüceltme
Fizyolojik ve sosyal motivlerin toplumca benimsenen alanlarda doyurulmaya çalışılmasıdır. Konuşma özürü olan birinin, düşüncelerini edebi eserlerle ortaya koymaya çalışması gibi.

10. Yön Değiştirme
Bireyin, gerçek hedefine yöneltemediği öfkesini tehlikesi az olan başka hedeflere yöneltmesidir. Örneğin hakeme kızan sporcunun formasını yırtması gibi.

11. Polyanna (Tatlı limon)
Her başarısızlıkta başarılı yanlar arama, olayın iyi taraflarını görmedir. Kitap okuma alışkanlığı olmayan birinin gözlerinin bozulmaktan kurtulduğunu söylemesi buna örnektir.
Savunma mekanizmaları, bireyleri psikolojik olarak rahatlatabilirler, duyulan kaygıyı azaltabilirler, ancak kaygıyı tamamen ortadan kaldıramazlar, problemlere kalıcı çözüm sağlayamazlar. Bu nedenle savunma mekanizmasına çok sık başvurulması anormallik belirtisidir.


• SOSYAL DAVRANIŞ ve TUTUM
Sosyal davranış, toplum kurallarına uygun olan davranıştır. Birey kendi başına yaptığı bazı davranışları grup içinde, grup içinde yaptığı bazı davranışları da kendi başına yapmaz. Bunun nedeni çevrenin sosyal etkisiyle açıklanır. Sosyal etkinin neticesinde bireyler uyma davranışı gösterirler. Uyma davranışları itaat etme şeklinde olabildiği gibi benimseme ya da özdeşleşme şeklinde de olabilir.

A. UYMA DAVRANIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
1. Grubun Büyüklüğü
Grup içindeki üye sayısı arttığında, bireylerin gruba uyma davranışı da artmaktadır.

2. Grubun Sözbirliğinin Etkisi
Grubun bütün üyeleri aynı görüşte iseler, bu durumda da uyma davranışı yüksektir.

3. Mevkinin ve Prestijin Etkisi
Grup normunu ortaya koyan veya grubu temsil edenler saygın ve yüksek statüye sahip insanlar ise, uyma davranışı yüksektir.

4. Yüzyüze Olmanın Etkisi
Grup üyelerinin etkileşimi yüzyüze gerçekleşiyorsa uyma davranışı yüksek olur. Karşılıklı konuşarak ikna etme, telefonla ikna etmekten daha etkilidir.

B. GRUBUN BİREYE ETKİSİ (GRUP DİNAMİĞİ)
1. Grubun Bireye Normatif Etkisi
Bireyin grup içinde, yalnız olduğu zamanlardakinden farklı davranması grubun normatif etkisi olduğunu gösterir.

2. Grubun Bireysel Tutum Değişimine Etkisi
Grup, üyelerinin tutum değişimini artırabilir de engelleyebilir de; yani birey, grup normlarından etkilendiği için, tutumları gruba göre şekillenmektedir.

3. Grubun, Bireyin Verimliliğine Etkisi
Grupta belli bir sayıya kadar olan üye sayısı bireylerin verimliliğini artırmaktadır. Bu sayı yapılan işin niteliğine bireylerin özelliklerine, lidere bağlı olarak değişebilir.

4. Zararı Göze Alma Etkisi (Riske girme)
Gerek sorumluluğun grupça paylaşılması, gerek grupça ikna edilme, gerekse cesur kararları çevrenin desteklemesi neticesinde, bireyin grup içindeyken daha çok risk içeren kararlar alabildiği görülmüştür.

C. TUTUMLAR
Olaylara ve durumlara karşı belli şekilde tepki gösterme eğilimine tutum denir. Tutum duygu, inanç ve bilgilere göre şekillenir. İnsanların çevresine karşı gösterdikleri tepkilerin nasıl olacağını sahip oldukları tutumlar etkiler.
Otomobillere, takımlara, partilere, kurumlara, kişilere belli şekilde tepki gösterme genellikle tutumlar hakkında fikir verir. Bir kişi her seçimde aynı partiye oy veriyorsa, kişinin o partiye karşı tutumunun olumlu olduğu söylenebilir.

Tutumların özellikleri
1. Tutumlar kendi içinde tutarlıdır.
2. Tutumlar her zaman davranışa dönüşmeyebilir veya davranışlarla çelişebilir.
3. Tutumların duygusal, bilişsel ve davranışsal öğeleri vardır.
4. Tutumların davranışların etkileme gücü farklılık gösterir.




Alt 20-04-2017, 16:57 #16

`Minά.

Asel ..

KLASİK MANTIK (ARİSTOTALES MANTIĞI)
A. KAVRAM
Varlıkların zihindeki tasarımı kavram olarak ifade edilir. “Ağaç”, “kuş”, “çiçek”, “insan” tek tek varlıkların tasarımıyla ortaya çıkmış kavramlardır. Kavramlar genel olduklarından tek bir varlığın zihindeki tasarımı olan hayâlden farklıdır. (Kavram genel, hayal ise özeldir.) Örneğin ev hayali, bir tek evin hayalidir; oysa “ev” kavramının içine bütün evler girer.
Kavramlar dil ile ifade edilirse terim adını alır. Mantık’ta terim, kendi başına bir anlam ifade eden en küçük birimdir. (Buna göre önermelerdeki terim sayısı kendi başına bir anlamı olan ifadelerin belirlenmesiyle bulunur.)

1. Terim Çeşitleri
– Tümel terim (Bütün şehirler)
– Tikel terim (Bazı şehirler)
– Tekil terim (İstanbul)
– Genel terim (Şehir)
– Somut terim (İnsan)
– Soyut terim (İnsanlık)
– Olumlu terim (Canlı)
– Olumsuz terim (Canlı olmayan)
– Kollektif terim (Meclis)
– Distribütif terim (Milletvekili)

2. Kavramlar Arası İlişkiler
a. Eşitlik: İki kavramdan her biri diğerinin bütün elemanlarını kapsıyorsa, bu iki kavram arasında eşitlik vardır. (Canlı – Beslenen)
"KARMAŞIK NOTLAR.

b. Ayrıklık: İki kavramdan hiçbiri diğerinin hiçbir elemanını kapsamıyorsa, bu iki kavram arasında ayrıklık vardır. (Deve – Kuş)
"KARMAŞIK NOTLAR.

c. Tam girişimlilik: İki kavramdan sadece biri diğerinin bütün elemanlarını kapsıyorsa bu iki kavram arasında tam girişimlilik vardır. (Çiçek – Lâle)
"KARMAŞIK NOTLAR.

d. Eksik girişimlilik: İki kavramdan her biri diğerinin bazı elemanlarını kapsıyorsa bu iki kavram arasında eksik girişimlilik vardır.
"KARMAŞIK NOTLAR.


3. İçlem – kaplam ilişkisi
a. İçlem: Bir kavramın içine aldığı bireylerin ortak özellikleri o kavramın içlemini gösterir. “Kuş” kavramının içleminin ortak özellikleri olan “hayvan”, “canlı”, “varlık” vs. gösterir.
"KARMAŞIK NOTLAR.

b. Kaplam: Bir kavramın içine aldığı bireyler o kavramın kaplamını gösterir. “Hayvan”, “kuş”, “serçe” kavramları “canlı” kavramının kaplamında yer alırlar ve “canlı” kavramının kaplamını gösterirler.
"KARMAŞIK NOTLAR.

Not 1:
İçlem ile kaplam arasındaki ilişki ters orantılıdır. Kaplam arttıkça içlem azalır.
"KARMAŞIK NOTLAR.

“Varlık” daha geneldir kaplamı çok, içlemi azdır. “Kuş” az geneldir, kaplamı daha az, içlemi daha çoktur.
Not 2: İçlem ile kaplam arasındaki ilişki cins tür ilişkisinde olan kavramlarda belirlenir.

c. Beş tümel
1. Cins
2. Tür
3. Ayırım
4. Özgülük
5. ilinti
"KARMAŞIK NOTLAR.

“Akıl”, insana özgüdür. (Özgülük) Çünkü insandan başka akıllı varlık yoktur. “Uyuma”, insanda ilintidir; çünkü insandan başka uyuyan varlıklar da vardır.

4. Tanım
Bir şeyin ne olduğunun belirtilmesidir; içleminin verilmesidir. Örnek olarak önermenin tanımını verelim:
“Önerme, iki veya daha fazla terimden oluşmuş yargı cümleleridir.”

a. Tanımın şartları
– Tanım, tam olmalıdır.
– Tanım, kendisinden daha açık olmayan kavramlarla yapılmamalıdır.

b. Tanımlanamazlar
– Duygular (Aşk, kin, ümit, vs.
– Deneyin doğrudan verileri (Renk, koku, ses, vs.)
– Üstün cinsler (Zaman, mekân, vs.)

B. ÖNERMELER
En az iki veya daha fazla terimden oluşmuş yargı cümleleridir. Önermeyi oluşturan terimler önerme bağıyla bağlıdır. Yargı belirttiklerinden bir doğruluk değerine de sahiptir. Önermenin doğruluk değeri “doğru” ya da “yanlış” olmasıdır.
Dünya gezegen dir” ifadesi bir önermedir.
Terim Terim Bağ
Yargı belirtmeyen dua, istek, emir, soru, duygu belirten ve belgisiz zamirle başlayan cümleler önerme değildir. Bu ifadelerin doğruluk değeri de yoktur.
“Bu gün nasılsınız? gibi bir soru ifadesi,
“Ah bir çocuk olsaydım” gibi bir duygu ifadesi yargı belirtmediklerinden önerme değildirler.

1. Önerme Çeşitleri
a. Niceliğine göre
– Tümel önerme: Bütün insanlar beslenir.
– Tikel önerme: Bazı insanlar düzenlidir.
– Tekil önerme: Ali çalışkandır.
– Belirsiz önerme: İnsan canlıdır.

b. Niteliğine göre
– Olumlu önerme: Hava bulutludur.
– Olumsuz önerme: Hava bulutlu değildir.

c. Nicelik ve niteliğine göre
– Tümel olumlu (A): Bütün kuşlar kanatlıdır.
– Tümel olumsuz (E): Hiçbir kuş dört ayaklı değildir.
– Tikel olumlu (İ): Bazı kuşlar ötücüdür.
– Tikel olumsuz (O): Bazı kuşlar göçmen değildir.
– Tekil olumlu: Ankara başkenttir.
– Tekil olumsuz: İstanbul başkent değildir.

d. Olgusal içeriğine göre
  • Analitik Önerme: Yükleminin öznesi hakkında yeni bir bilgi vermediği önermelerdir. Örnek: “Kara kediler karadır”. Analitik önermelerin doğruluk değeri, her zaman doğrudur.
  • Sentetik Önerme: Yükleminin öznesi hakkında bilgi verdiği önermelerdir. Örnek: “Bazı ülkeler gelişmiştir.” Sentetik önermelerin doğruluk değerinin belirlenmesi deney ve gözleme dayanır.

e. Yargı sayısına göre
• Basit Önerme: İçinde tek yargı bulunduran önermeler basittir.
“Ateş yakıcıdır” önermesi tek yargısı olan basit bir önermedir.
• Bileşik Önerme : İçinde birden fazla yargı bulunduran önermeler bileşiktir.
“Kant 1724 te doğmuştur ve 1804 te ölmüştür.” önermesi iki yargı dile getirdiğinden, bileşiktir.
“İnsan huzur istiyorsa ruh sukunetine ermelidir.” yargısı da bileşik bir önermedir.

2. Önermeler Arası İlişkiler
a. Karşı olma ilişkisi: Özne ve yüklemleri aynı terimlerden oluşmuş iki önerme, sadece nitelik, sadece nicelik veya hem nitelik hem nicelik bakımından farklı ise, bu iki önerme arasında karşı olma ilişkisi vardır.
“Bazı insanlar zekidir.”
“Bazı insanlar zeki değildir.”
Terimleri aynı olan fakat nitelikleri farklı olan bu önermeler arasında karşı olma ilişkisi vardır.
"KARMAŞIK NOTLAR.

– Üst karşıt
Terimleri aynı, nitelikleri farklı olan iki tümel önerme üst karşıttır.
Bütün çiçekler güzeldir. (Tümel olumlu)
Hiçbir çiçek güzel değildir. (Tümel olumsuz)

– Alt karşıt
Terimleri aynı nitelikleri farklı olan iki tikel önerme alt karşıttır.
Bazı çiçekler güzeldir. (Tikel olumlu)
Bazı çiçekler güzel değildir. (Tikel olumsuz)

– Altık
Terimleri aynı nicelikleri farklı olan önermeler altıktır.
Bütün çiçekler güzeldir. (Tümel olumlu)
Bazı çiçekler güzeldir. (Tikel olumlu)
Hiçbir çiçek güzel değildir. (Tümel olumsuz)
Bazı çiçekler güzel değildir. (Tikel olumsuz)

– Çelişik
Terimleri aynı nicelik ve nitelikleri farklı olan önermeler çelişiktir. Çelişik önermelerin yargısı ve doğruluk değeri değişir. Çelişik önermelerden biri doğru ise diğeri zorunlu olarak yanlıştır.
Bütün çiçekler güzeldir. (Tümel olumlu)
Bazı çiçekler güzel değildir. (Tikel olumsuz)
Bazı çiçekler güzeldir. (Tikel olumlu)
Hiçbir çiçek güzel değildir. (Tümel olumsuz)

b. Döndürme ilişkisi
– Düz döndürme
Bir önermenin olumlu ve olumsuzluğuna ve doğruluğuna dokunmadan öznesini yüklem, yüklemini özne yapmaktır.
Bütün kuşlar kanatlıdır. D
Bazı kanatlılar kuştur. D

– Ters döndürme
Bir önermenin niteliğine ve doğruluğuna dokunmadan öznesinin karşıt halini yüklem, yükleminin karşıt halini özne yapmaktır.
Bazı şehirler düzenli değildir.
Bazı düzenli olmayanlar şehir olmayan değildir.

C. ÇIKARIM
Verilen önermelerden bir sonuç çıkarma işlemidir. “O halde”, “öyleyse” ile başlayan bir sonuç önermesine ulaşılması halinde, verilen önermeler kümesi bir çıkarımdır.
1 < 3, o halde 3 > 1 (çıkarım)
Canlılar beslenir. O halde bitkiler beslenir. (çıkarım) Çıkarımda sonuçtan önce gelen ve sonuca bilgi sağlayan (veri olan) önermelere öncül denir. Çıkarımlar, öncül ve sonuç gibi en az iki yargıdan oluşurlar.

1. Çıkarım Çeşitleri
a. Analoji: Özelden özele yapılan akıl yürütmedir. Konya İç Anadolu’dadır ve karasal iklimi vardır. Ankara da İç Anadolu’dadır. O halde Ankara’da da karasal iklim görülür.
b. Tümevarım: Özelden genele yapılan akıl yürütmedir. Somali ve Yeni Gine gelişmemiştir ve milli gelir düşüktür. O halde, gelişmemiş ülkelerde milli gelir düşüktür.
c. Tümdengelim: Genelden özele yapılan akıl yürütmedir.
Her canlı beslenir.
O halde, bitkiler de canlı olduğundan beslenir.

2. Kıyas
Verilen önermelerden zihnin zorunlu olarak bir sonuç çıkarmasıdır.
"KARMAŞIK NOTLAR.

a. Kıyas kuralları
  • Her kıyasta büyük, küçük ve orta terim bulunur.
  • Orta terim sonuçta yer almaz.
  • Orta terim öncüllerin en az birinde bütün kaplamıyla alınmalıdır.
  • İki tikel öncülden sonuç çıkmaz.
  • İki olumsuz öncülden sonuç çıkmaz.
  • Öncüller olumlu ise sonuç olumsuz olmaz.
  • Sonuç öncüllerin zayıf olanına bağlıdır. (Olumsuz ve tikel olana) Buna göre öncüllerden biri tikel ise sonuç ta tikeldir, öncüllerden biri olumsuz ise sonuç da olumsuzdur.

b. Kıyas çeşitleri
ba. Basit kıyas
İki öncül ve bir sonuçtan oluşur. ikiye ayrılır.
– Kesin kıyas
Kıyasın sonucu öncüllerde sadece anlam bakımından vardır. Örnek
Bütün insanlar ölümlüdür.
Aristo insandır.
O halde Aristo ölümlüdür.
(Öncül)
(Öncül)
(Sonuç)



– Seçmeli kıyas
Sonuç öncüllerde hem şekil, hem de anlam bakımından vardır. Örnek:
Sayı tektir ya da sayı çifttir.
Sayı tek değildir.
O halde sayı çifttir.
(Öncül)
(Öncül)
(Sonuç)



bb. Bileşik kıyas
İkiden fazla öncülü bulunan kıyaslardır.
bc. Düzensiz kıyas
Basit ve bileşik kıyas türüne uymayan kıyaslardır. Örneğin:
Düşünüyorum. (Öncül)
O halde, varım. (Sonuç)
Bu kıyas düzensiz kıyaslardan entimem’e örnektir.
bd. Zincirleme kıyas
İkiden fazla öncüle sahip bileşik kısaylara zincirleme kıyas denir. Birden fazla basit kıyastan oluşur.
Bütün omurgalılar kırmızı kanlıdır.
Bütün memeliler omurgalıdır.
Bütün memeliler kırmızı kanlıdır.
Bütün memeliler kırmızı kanlıdır.
Bütün et yiyenler memelidir.
Bütün et yiyenler kırmızı kanlıdır.
Bütün kediler et yer.
O halde bütün kediler kırmızı kanlıdır.
Zincirleme kıyasta ortadaki sonuçlar çıkarılırsa, bu kıyas sorit olur.




Alt 20-04-2017, 16:58 #17

`Minά.

Asel ..

Edebi akımlar, aynı görüşte olan sanatçıların bir araya gelerek, belirledikleri ilkeler doğrultusunda yapıt ortaya koymalarıyla ortaya çıkmış edebi anlayışlardır. Edebiyat akımlarının oluşmasında toplumsal değişmeler ve gelişmeler, bilimsel ve teknolojik yenilikler, bireysel özelliklerdeki farklılaşmalar etkili olmuştur. Genellikle birbirlerine tepki olarak ortaya çıkan edebiyat akımlarının temsilcileri, akımlarının ilkelerini kendileri belirlemiştir. Avrupa'da edebi akımlar başlamadan önce, iki önemli düşünce ve sanat anlayışı vardı: Hümanizm ve Rönesansçılık.
HÜMANİZM
  • İnsana değer vermek esastır.
  • Tabiatı Tanrı yaratmıştır düşüncesi kabul edilmiştir.
  • İnsanı sevip onu yüceltme.
  • Dante bu düşüncenin temsilcisidir.
RÖNESANSÇILAR
  • Hem hümanizmin getirdiklerin hem de 16.yy. bilim ve akılcılığını benimsemişlerdir.
  • Özgürlük düşüncesini geliştirirler.
  • Petrarca, Montaigne, Bacon, Cervantes, Shakespeare bu dönemde eser verirler.
KLASİSİZM
  • 17.yy ortalarında Fransa'da ortaya çıkan edebiyat akımıdır.
  • Akla ve sağduyuya değer verirler.
  • İnsandaki tabiata, insanların iç dünyasına saygı göstermek esastır.
  • Konularını eski Yunan ve Latin edebiyatından alırlar.
  • Kahramanları seçkin kişilerdir. Sıradan insanlara eserlerinde yer vermezler.
  • Önemli olan konu değil konunun işleniş biçimidir.
  • Dil, üslup kusursuz bir şekilde işlenmiştir. Dil açık, yalın ve soyludur.
  • Sanat için sanat görüşünü savunurlar.
  • Sanatçı eserde kendini gizler.
  • Tiyatroda üç birlik kuralına uyulur.(olay, zaman, mekân)
  • Bu akımın en önemli temsilcileri: Moliere, Corneille, Racine, La Fontaine, La Bruyere, Daniel Defoe, Boileau, Malherbe, Madam De La Fayette, Fenelon, Bousset
    *Türk edebiyatında ise
    Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa'dır. Şinasi'nin La Fontaine'den; Ahmet Vefik Paşa'nın da Moliere den yaptığı çeviri ve adapteler klasisizmi edebiyatımızda tanıtmıştır.
ROMANTİZM
REALİZM
NATÜRALİZM
  • Determinizm anlayışını romana getiren bu akım 19. asrın ikinci yarısında Fransa'da ortaya çıkmıştır.
  • Determinizme göre tabiat olaylarında aynı sebepler aynı sonucu doğurur. Natüralistler, Determinizmi topluma ve insan uyguladılar.
  • Toplum büyük bir laboratuar, insan deney konusu, sanatçı da bilgin sayıldı.
  • İnsan kişiliğini anlatabilmek için soya çekim yasalarından ve toplum biliminden yararlandılar.
  • Romanlarda kahramanların portreleri ince ayrıntılarına kadar verilir.
  • Yazar eserde kişiliğini gizler.
  • Gözlem ve tasvir önemlidir.
  • Eserlerinde hayatı bütün yönüyle anlatırlar.
  • Bedenden ayrı bir ruh yoktur.
  • Dil her seviyedeki insanın anlayabileceği bir düzeyde tutulmuştur.
  • Sanat toplum içindir anlayışı doğrultusunda eserler verilmiştir.
  • Temsilcileri: Emile Zola, Guy De Maupassant, Alphonse Daudet, John Steinbeck, Goncourt Kardeşler.
    *Türk edebiyatında ise;
    Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nabizade Nazım, Beşir Fuat
PARNASİZM
SEMBOLİZM
  • 19.yy'ın son çeyreğinde ortaya çıkmıştır.
  • Nesneleri olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Nesneler değişerek anlatılabilir.
  • Anlatımda sözlerin sözlük anlamından bıkan sembolistler yaşatmaya çalışırlar.
  • Şiirde anlam açıklığından kaçındılar.
  • Şiir anlaşılmak için değil hissedilmek içindir.
  • Şiirde alaca karanlık üzüntü ve ay ışığı, gün doğumu, gün batımı gibi belli belirsiz varlıklar görüntüleri yansıtırlar.
  • Şiirde musiki her şeyden önce musiki ilkesini savundular.
  • Sanat için sanat anlayışına bağlılardır.
  • Dil herkesin anlayacağı seviyede değil oldukça ağırdır.
  • Temsilcileri:Baudelaire, Mallarme, Arthur Rimbaud, Paul Verlaine, Paul Valery, Edgar Allan Poe
    *Türk edebiyatında ise; Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Cenap Sahabettin
SÜRREALİZM (GERÇEK ÜSTÜCÜLÜK)
Realizm, natüralizm ve parnasizm akımlarına tepki olarak doğmuştur. Freud'un "psikanaliz kuramı'nın edebiyata uyarlanmış biçimidir. Akımın bilgi ve esin kaynağı olan Freud'a göre, insanoğlunun dış dünyadan edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş, rüya, yarı rüya durumunda çözülerek ortaya çıkar. Akımın kurucusu olan
Andre Breton bu akımı şöyle tanımlamıştır: "Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak için başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır."
EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK)
19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmış, Fransa'da gelişmiş; daha çok; edebiyatta, resimde, müzikte etkisini göstermiştir. Empresyonistler, varlığın gerçek ve nesnel yanını değil, sanatçıda uyandırdığı izlenimleri anlatma amacını gütmüşlerdir. Bu izlenim, sanatçıdan sanatçıya değiştiği için, ortaya konan sanat yapıtı, onu ortaya koyanın kişiliğini yansıtır. Yapıtlarında kendi iç dünyalarını dile getirdikleri için, çevreyi saran evrene ve dış dünyaya karşı ilgisizdirler.
  • Duyularımızın dış evreni bize olduğu gibi değil, onun gerçek görünüşünü değiştirerek ulaştırdığı kabul edilmiştir.
  • Sanatçılar, yapıtlarında, dış dünyada gördüklerinin gerçek yönünü değil; "kendilerinde uyandırdığı izlenimleri" anlatmışlardır.
  • Dünya edebiyatında temsilcileri: Rainer Maria Rilke, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud
EKSPRESYONİZM (DIŞAVURUMCULUK)
Birinci dünya savaşından sonra, empresyonizme tepki olarak doğmuş, Alman sinemasında uygulanmıştır. Çevremizi saran evrene ve dünyaya karşı ilgisiz görünen bu akım, insanın iç dünyasını ve bütün duygularını en gizli ve çıplak yönleriyle, olduğu gibi anlatır. Gerçekler her insana göre değişik olduğu için önemli olanı sanatçının kişiliğini ve gerçekleri kendine göre dile getirmesidir.
  • Sanatçılar, kendi içlerine kapanıp kendilerini gözlemlemiş, iç gözleme önem vermişlerdir.
  • Bireyin en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım yolu kullanılmıştır.
  • Yapıtlarda, fantastik ve korkunç olaylar anlatılmıştır.
  • Amaç, insanların ruhsal durumlannın ortaya konmasıdır.
  • Dünya edebiyatında başlıca temsilcileri: Franz Kafka, Thomas Stearns Eliot, James Joyce
KÜBİZM
20. yüzyılın başında empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmış ve daha çok, resimde kendini göstermiştir. Yazın alanın da, özellikle şairler, ressam Picasso'nun da etkisiyle bir anlayış geliştirmişlerdir. Buna göre şairler, dış dünyayı izleyip olup bitenleri iyi saptamak zorundadır. Onlara göre dünyadaki küçük olaylan ve anlamları yakalamak gerekir "Söylenmemiş olanı", "görülmemiş olanı" gün ışığına çıkarmak, aklın değil düş gücünün yapacağı iştir.
  • Varlığın, dış görünüşüyle birlikte iç dünyasının betimlenmesi amaçlanmıştır.
  • Sanatçılar, anlatımı canlı kılmak için, yapıtlarında duygularla olayları karıştırarak yansıtmışlardır.
  • Dünya edebiyatında temsilcileri: Apollinaire, Max Jacob, Jean Cocteau, Blaise Cendrars
FÜTÜRİZM (GELECEKÇİLİK)
20. yüzyılda ortaya çıkmış, makineyi ve hızı edebiyata taşıyan edebiyat akımıdır. I. Dünya Savaşı başlamadan ortaya çıkan bu akım, "geçmişten kopuşu, yenilik ve değişikliğe yönelişi" ilke edinmiştir.
  • Geleceği makineleştiren sanattır.
  • 20.yy. başında Marinetti tarafından kurulmuştur.
  • Geçmişin sanat değerlerini bırakmalı ve yeni anlatım biçimleri bulmalı.
  • Makinalaşma çalışmaları kutsallığı savunulmalıdır.
  • Temsilcileri: Marinetti ve Mayakovski
    *Türk edebiyatında ise:
    Nazım Hikmet
EGZİSTANSİYALİZM ( VAR OLUŞÇULUK)
Egzistansiyalizm, kökü İlkçağ Yunan felsefesine kadar uzanan bir felsefe sistemidir. İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Felsefe ve edebiyat alanında en önemli temsilcisi ve kurucusu Jean Paul Sartre'dır. Bu akıma göre, insan kendi özünü kendisi seçer. Bu görüş şöyle özetlenebilir: "Var" olma "öz"den önce gelir; yani, insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi olur. Egzistansiyalizmin bu anlayışı, Nietzsche nin, "Her insan, tarihte eşi bir daha tekrarlanmayacak biricik harikadır.'' sözünde, özlü ifadesini bulur.
DADAİZM
20. yüzyılın ilk çeyreğinde Tristan Tzara adlı gencin etrafında toplanan bir grup şair; "dada" sözcüğünü, kurmak istedikleri akıma ad olarak seçmiş ve dadaizmi kurmuşlardır. Fransızca bir sözcük olan dada, çocukların binerek oynadıkları "ağaç parçası, tahta at" anlamına gelir. Düzensiz sözcük ve imgelerin kullanıldığı bu akım, Birinci Dünya Savaşı'nın getirdiği yıkıcı ortamda düş kırıklığına uğrayan aydın ve sanatçıların bir başkaldırısı olarak doğmuştur. Bir başka deyişle iki dünya savaşı arasında varlık gösteren ve toplumu uyuşukluktan kurtarma çabası güden bir harekettir.
  • Aklın hiçbir değerinin olmadığı söylenmiş, hiçbir şeyin doğruluğuna ve varlığına inanılmamış, her şeye kuşkuyla bakılmıştır.
  • Dil ve estetik kuralları bir yana bırakılarak kuralsızlık ilkesi benimsenmiştir.
  • Kelimeleri rasgele kullanmak suretiyle oluşan şiirlere denir.
  • Temsilcileri: Tristan Tzara, Breton, Aragon




Alt 15-06-2017, 20:31 #18

`Minά.

Asel ..

Ülkeleri Tanıyalım I

Coğrafya insanoğlunun yaşadığı doğayı tanımasına yarar. Bugün siyasi sınırları belirli birçok ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden başlıcalarını tanımak dünyanın nasıl bir yer olduğu hususunda bize fikir verir. Bu nedenle ülkelerin tanıyalım konusu önemine binaen detaylı anlatılmıştır. Konu uzun olduğu için üç parçaya ayrılmıştır. Bu ilk kısımda Japonya, İngiltere ve Hindistan'ı detaylı bir şekilde ele alacağız. Üç ülke de gerçekten çok önemli ülkelerdir.
Japonya

Japonya çok önemli bir Uzakdoğu ülkesidir. Ürettiği teknoloji ile dünya ekonomisinde çok önemli bir paya sahiptir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Japonya'nın Coğrafi Konumu

Japonya, Büyük Okyanus’ta dört büyük ada ile yakla­şık 3900 küçük adadan oluşan bir ülkedir. Dört büyük ada ülkenin % 97’sini oluştururun Bu adalar güneyden kuzeye doğru Kyuşu, Şikoku, Honşu ve Hokkaido’dur. Ülke Asya’nın doğu kenarı boyunca bir yay oluşturacak şekilde, kuzeydoğudan güneybatıya uza­nan dağlık bir takımada grubu üzerinde yer alır. Ülke­nin kıyılarının uzunluğu yaklaşık 27 350 km’dir. Ülkenin adalardan oluşması, Japonların izole olmasında ve kendi uygarlıklarını geliştirebilmelerinde etkili olmuş­tur. Japonlar, diğer kültürlerden fazla etkilenmemiştir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Dağlar ve Ovalar

Japonya oldukça dağlık bir ülkedir. Ülke arazisinin yaklaşık % 70'i dağlardan oluşur. Japonya'yı oluşturan adalar içinde en yüksek zirveler ve en dağlık yerler Honşu Adası'ndadır. Burası Japonya'nın çatısı konu­mundadır. Dağların zirvesinin 3000 metreyi geçtiği yer­ler bulunur. Örneğin Fuji Dağı 3376 metredir. Ülke dağlık ve engebeli olduğu için ovaların kapladığı alan azdır. Ülkenin % 21 'ini ovalar oluşturur. Ovalar da daha çok kıyı kesimlerde toplanmıştır. Başlıca ovaları; Tokyo ko­yu çevresindeki Kanto Ovası ile Sendai, İşikari ve Toyoma ovalarıdır.
Japonya'da çok sayıda volkanik ada vardır. Dünya’da- ki aktif volkanların 1/7'sine yakını Japonya’da yer alır. Japonya volkanik olaylarla birlikte, Dünya’nın sismik açıdan en aktif bölgelerinden biridir. Depremler sık ve şiddetli olarak görülür. Çoğu küçük alanları etkilese de yılda ortalama 1500’e yakın deprem kaydedilir. Vol­kanlar ve depremlerle birlikte Japonya'da tayfunlar da doğal afetler içinde gösterilebilir.
Akarsu ve Göller

Japonya'daki akarsuların boyu kısa, akışı hızlı ve hid­roelektrik enerji potansiyeli fazladır. Akarsuların bu özellikleri üzerinde arazinin engebeli ve yüksek olma­sının etkisi fazladır. Akarsuların akımları nisan ve eylül aylarında en yüksek seviyeye ulaşır. Başlıca akarsula­rı Tone ve Shinano'dur. Japonya, göl bakımından zengin bir ülkedir. Göllerin sayısının yaklaşık 600 civa­rında olduğu sanılmaktadır. Göllerin büyük bir kısmı volkanik kökenlidir. Ülkenin en büyük gölü Biwa’dır.
Japonya İklim ve Bitki Örtüsü

Japonya'da muson iklimi hakimdir. Ancak, enlem ve yükselti farklılığına bağlı olarak sıcaklık ve yağış mik­tarlarında büyük farklılıklar ortaya çıkar. Kuzeydeki
Hokkaido Adası ile Honşu Adası’nın kuzey kesimlerin­de, Oya Şivo soğuk su akıntısı ve Sibirya üzerinden gelen soğuk hava kütlelerine bağlı olarak kışlar çok soğuk ve kar yağışlı geçer. Güneye doğru gidildikçe kışlar ılımanlaşır, yüksek yerler dışında kar yağışı gö­rülmez.
Yazlar sıcak ve yağışlı geçer. Yaz musonları sayesinde bol yağışlı mevsimler yaza denk gelir. Sıcaklık ve yağış miktarları kuzeye doğru azalır. Ülkenin iç kısımlarında şiddetli rüzgârlar (tayfun) ve sağanak yağışlar görülür.
Japonya’da çok zengin bitki örtüsü vardır. Bunun ne­deni ülkede hakim olan ılıman ve bol yağışlı iklimdir. Ayrıca, ülkenin kuzey güney yönündeki enlem farkının fazla olması bitki çeşitliliğinin fazla olmasında etkili ol­muştur. Ülke topraklarının % 65'i ormanlarla kaplıdır. Bu ormanların da yaklaşık % 40’ı insanlar tarafından ağaçlandırılarak oluşturulmuştur.
Japonya, orman bakımından çok zengin olmasına rağmen ağaç ithal etmektedir. Bu durumun nedeni ağacın kullanım alanının eskiye göre artmasıdır. Ağaç eskiden yalnızca inşaatlarda kullanılırken, gü­nümüzde kâğıt ve mobilya gibi sektörlerde de kulla­nılmaktadır. Bu nedenle ülkenin ağaç ihtiyacı üreti­minden fazla olmaktadır. Kereste ithalatı petrolden sonra ikinci sırada yer alır.
Japonya'da Nüfus ve Yerleşme

Japonya Dünya’nın en kalabalık ülkelerinden biridir. Yüz ölçümü küçük olmasına rağmen, nüfusu çok faz­ladır. Ülkede yaklaşık 127 milyon insan yaşar. Japon­ya, Dünya’nın en yoğun nüfuslu ülkeleri arasında yer alır. Km2 ye 338 kişi düşmektedir. Topraklarının % 70’ten fazlasının yerleşime elverişli olmayan dağlık alanlardan oluşması nüfusun ovalarda, alçak düzlük­lerde ve kıyılarda toplanmasına yol açmıştır. Ülke nü­fusunun en önemli özelliklerinden birisi türdeş yapıda olmasıdır. Ülke bir uçtan bir uca şaşırtıcı benzerlik gös­terir. Bu benzerlikte tarihi ve geleneksel bağların etkisi fazladır.
Ülke nüfusunun yaklaşık % 79’u şehirlerde, % 21 'i kır­sal alanda yaşamaktadır. Eski başkent Kyoto hariç nü­fusu 1 milyonu geçen şehirlerin hepsi kıyıda, özellikle güneyde koylar çevresinde yer alır. Başlıca şehirleri Tokyo, Kavasaki, Yokohoma, Osaka, Kobe ve Nagoya'dır.
Japonya’nın nüfus yapısındaki değişimlerle birlikte or­talama ömür süresinde dikkate değer bir artış olmuş­tur. Günümüzde ortalama ömür kadınlarda 84, erkek­lerde 77’dir. Bu durum; gelişmiş sağlık hizmetlerine, taze sebzelerin ve balığın ağırlıkta olduğu beslenme tarzına ve yaşam koşullarına bağlıdır.
Japonya Tarım ve Hayvancılığı

Yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, toprakları­nın ancak % 13’ü tarıma uygundur. Modern yöntemle­rin kullanılması ve her karış toprağın işlenmesine rağ­men, nüfusun fazla olmasından dolayı tarımsal üretim ülke ihtiyacını karşılamaz. Bu nedenle ülke tarımda dı­şa bağımlıdır. Dünya’nın en çok tarımsal ürün ithal eden ülkelerinden biridir. Tarım alanlarının darlığı, mo­dern yöntemlerle tarımın yapılmasını zorunlu kılar. Ta­rım makineleri, ekim yöntemleri ve gübreler sayesinde dar alanda ülkenin toplam sebze ve meyve ihtiyacının yaklaşık yarısı üretilir. Özellikle yeni teknolojilerin bu başarıdaki etkisi fazladır. Japonya’da bazı tarım ürün­leri, toprak olmaksızın (hidrofonik yöntem) üretilmek­tedir. Topraklarının büyük bölümünde pirinç üretilir. Bunun yanında buğday, arpa, şeker pancarı, şeker ka­mışı, sebze ve meyve diğer önemli tarım ürünleridir. Bir miktar çay ve tütün de yetiştirilmektedir.
Japonya'da teknoloji tarımda yaygın olarak kullanıl­maktadır. Özellikle genetik mühendisliği tarımda yaygın olarak kullanılmaktadır. Genetik mühendisle­ri, ürünün daha az zahmet ve masrafla daha sağlıklı olması yönünde önemli ilerlemeler kaydetmiştir.
Otlakların azlığı nedeniyle büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği küçük çapta yapılır. Hayvansal ürün ihtiyacı daha çok ithalatla karşılanır. Japonya’yı çevreleyen denizlerin balık bakımından zengin olma­sı, eskiden beri balıkçılığı önemli hâle getirmiştir. Ja­ponların beslenmesinde deniz ve deniz ürünleri önemli bir yer tutar. Bu durum, balıkçılığı Japonya’da önemli bir sektör hâline getirmiştir. Son derece mo­dern yöntemlerle yapılan açık deniz balıkçılığı saye­sinde ülke, avlanan balık miktarı açısından ilk sıralar­da yer alır. Balıkların toplam beslenme içindeki yeri fazladır. Tüketim çok fazla olduğundan zaman zaman balık ithal edilmektedir.
Japonya Sanayisi

Japonya, II. Dünya Savaşı sonunda nüfus ve iş gücü kaybına uğrarken ekonomik olarak da büyük bir dar­be almıştır. Hiroşima ve Nagazaki şehirleri atom bom­basının etkisiyle çorak ve boş arazilere dönüşmüş, sa­nayi tesisleri, elektrik santralleri, tersaneler ve ulaşım ağları tümüyle tahrip edilmişti. Japonya savaştan 40 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm kayıplarını telafi ettiği gibi, yeni ve güçlü bir ekonomi kurmayı başararak Dünya'daki en ileri teknolojiye sahip ülkelerden biri ol­muştur. Günümüzde Japonya, ABD ve Almanya’dan sonra Dünya’nın 3. büyük ekonomik gücüdür.
Japonya, birçok sanayileşmiş ülkeden farklı olarak sa­nayinin gelişmesini destekleyecek ve onun ihtiyaçları­nı karşılayacak enerji kaynakları ve madenlerden yok­sun bir ülkedir. Bu nedenle de ithal ham maddelere bağımlılığı yüksektir. Günümüzde kömür, petrol, doğal gaz ve demir cevheri ile buğday, pamuk ve kereste gi­bi temel ham maddelerin % 90'dan fazlasını ithalat yo­luyla karşılar. Bundan dolayı temel ham maddeler için Dünya pazarlarında rekabet etmek zorunda kalmakta ve uluslararası ticarette meydana gelebilecek bir karı­şıklık ya da kopukluktan kolaylıkla etkilenebilmektedir. Onun için Japonya, ham madde ithal ettiği ülkelerle ekonomik ve politik açıdan sıkı bir ilişki kurmuştur.
Japonya’da, çeşitli maden yatakları bulunmakla birlik­te çoğunun rezervi sınırlıdır. Onun için ülke yer altı kay­nakları bakımından fakirdir. Sanayi için gerekli olan madenler ve enerji kaynaklarının yalnızca küçük bir bölümü ülke içinden karşılanır. Ülkedeki en önemli yer altı kaynağı linyittir. Kömür, bakır, cıva, nikel, tungsten, gümüş, altın ve kükürt en önemli madenlerdendir.
Ülke enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrolden elde etmektedir. Çok az bir kısmını yerel olarak üretebil­mektedir. 1955 yılına kadar en önemli enerji kaynağı kömür iken, günümüzde petroldür. Ülkede küçük ya­taklar hâlinde petrol olsa da petrol ürünlerinin tamamı­na yakınını Endonezya ve Suudi Arabistan’dan ithal eder. Ülke enerji kaynaklarına olan denizaşırı bağımlı­lığı azaltabilmek için bazı siyasi girişimlerde bulun­maktadır.
Önceleri ağır sanayiye ağırlık veren ülke, günümüzde ham madde ve enerji ihtiyacını azaltmak için hafif sa­nayiye yönelmiştir. Sürekli yeni teknolojiler kullanarak sanayi mallarının kalitesini ve rekabet gücünü artır­makta ve Dünya pazarlarını elinde tutmaktadır. Günü­müzde elektrik, elektronik, optik alet ve makine üreti­minde Dünya’da birinci, demir çelik sanayisinde ikinci sırada yer alır. Güneydoğu Asya ülkeleriyle ucuz işçi­likte rekabet edemediği için, tekstil sanayisi fazla ge­lişme gösterememiştir. Japonya’da otomotiv sanayisi çok ileridir. Yılda 10 milyon otomobil ve 3,5 milyonun üzerinde çeşitli ticari araç üretmektedir.
Japonya'da sanayi tesislerinin büyük çoğunluğunun dar kıyı şeritlerinde toplanmasının nedenleri; ham madde alımlarının kolaylıkla sağlanması ve üretilen malların Dünya pazarlarına gönderilmesidir. Dünya’nın her yanına ihracat yapan Japonya'nın en çok ticaret yaptığı ülke ABD’dir. Almanya, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong diğer ticaret yaptığı ülkelerdir. İthalat mal­ları arasında ağırlığı ham madde, gıda maddeleri ve petrol oluşturur.
Dış ticareti fazlalık veren Dünya’nın ender ülkelerinden biridir. Ülkenin yılda yaklaşık 100 milyar dolar ticaret fazlası vardır. Ülkenin Türkiye ile olan kültürel ve ticari ilişkileri oldukça iyi düzeydedir. Japonya'dan başta çeşitli makineler olmak üzere otomobil, gemi, televiz­yon, video, fotoğraf makinesi ve kimyasal maddeler satın almaktayız. Bunun karşılığında Japonya’ya tü­tün, çimento, fındık, balık, hazır giyim ürünleri, halı ve çeşitli gıda maddeleri satarız.
Japonya'da Ulaşım

Japonya’da ulaşım çok gelişmiştir. Ülke'de en fazla gelişen demir yolu ulaşımıdır. Tamamı elektrikli olan hatlarda hızlı trenler çalışır. Hızlı trenlerin saatteki hızı 300 km’yi bulur. Kara yolları da modern olup, çoğun­luğu oto yollardan oluşur. Büyük Japon adaları dev köprüler ve tünellerle kara yoluyla birbirine bağlanmış­tır. Her kilometre kare araziye yaklaşık üç kilometre yol düşmektedir. Bu değer, Fransa ve İngiltere’nin 2, ABD'nin 4,5 katıdır. Kara yolları yalnızca uzunluk ola­rak değil, alt ve üst yapılarıyla da üstündür.
Japonya’da çok sayıda uluslararası hava alanı bulun­maktadır. Ülkenin bir ada devleti olması, hava ulaşımı­nın dış dünyayla bağlanmasında çok önemlidir. Ja­ponya, Dünya hava ulaşımında kavşak noktasıdır. Tok­yo ve Osaka gibi dev hava alanları ile Dünya'nın her tarafıyla bağlantı sağlanır. Deniz yolu da önemli ulaşım araçlarından biridir. İrili ufaklı binlerce adayı birbirine bağlamakta deniz ulaşımının önemini kavrayan ülke, teknolojinin son ürünlerini bu alanda da kullanmaktan geri kalmamıştır.
Japon Turizmi

Japonya, doğal güzellikleri ve ilginç kültürel yapısıyla görülmeye değer bir ülkedir. Japon halkının gelenek­sel ev tipleri, bahçeleri, tapınakları, sarayları, Buda heykelleri kültürel zenginliklerini oluşturur. Jeolojik ya­pısına bağlı olarak kaplıcaların ve volkanik dağların fazla olması, Japonya’yı turizm açısından çekici hâle getirmiştir.
Japonya'da turizmi dört mevsim canlı tutan organizas­yonlar yapılır. Her yıl kış aylarında Hokkaido Adası’ndaki Sappora’da yapılan kar festivaline 2 milyona yakın insan katılmaktadır. İlkbahar mevsiminde ise çi­çek festivalleri yapılır. Çiçek festivallerine her yıl binler­ce insan katılarak sergilenen çiçekleri ilgiyle izler. Yaz aylarında ise havai fişek gösterileri ve festivaller dü­zenlenir. Her yıl milyonlarca insan tarafından izlenen havai fişek gösterileri Tokyo’da bulunan Sumida Nehri'nde yapılmaktadır.
Japonya, kişi başına düşen yıllık gelirin fazla olması ve önemli miktarda bütçe fazlası olması nedeniyle, den­geyi sağlamak amacıyla ülke dışına turizm seyahatleri düzenlemektedir. Devlet, bizzat insanları telkin ve teş­viklerle kendi ülkelerinde olduğu kadar yurt dışına se­yahat yapmaya özendirmektedir. Bu nedenle yurt dışı­na turist olarak giden insan sayısı, Japonya’ya gelen turist sayısına göre çok fazladır. Günümüzde, Dünya turizmine en çok katılan uluslar arasında Japonlar yer alır.
İngiltere

İngiltere çok önemli bir Avrupa ülkesidir. Sanayisi, siyasal etki gücü ve ekonomisiyle hala dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır.
"KARMAŞIK NOTLAR.
İngiltere'nin Coğrafi Konumu

Avrupa'nın kuzeybatısında yer alır. Kuzeybatısı ile gü­neybatısında Atlas Okyanusu, batısında İrlanda, doğu­sunda Kuzey Denizi ile güneyinde Manş Denizi yer alır. İngiltere’yi oluşturan adalar topluluğunun en büyüğü olan Britanya Adası ile Kuzey İrlanda ülke topraklarının tamamına yakınını meydana getirir. Ülke Dover Boğa­zı ile Avrupa anakarasına bağlanır.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Yüzey şekilleri bakımından karmaşık bir özellik gösteren ülke, kuzeyde Dağlık İskoçya Bölgesi, güneybatıda Galler Bölgesi, güneyde alçak alanlar olarak üç bölümde incelenebilir.
Dağlar ve Ovalar

Ülkenin kuzey, orta ve güneybatı bölümleri dağlıktır. Dağlar, I. jeolojik zamanda oluşmuş yaşlı kütleler olup, yükseltileri genellikle 1000 metreyi geçmez. İngilte­re’nin kuzey kesimleri IV. zamanda buzullaşmaya uğ­ramıştır. Buzulların oluşturduğu vadilerin ve alçak te­pelik alanların suların altında kalması sonucu kıyıda yüzlerce koy, körfez ve ada meydana gelmiştir.
Ülkenin başlıca dağları; Higlands ve Grampien, Pen- nie, Cambrian dağlarıdır. Ülkedeki en yüksek zirve Grampien Dağları üzerinde yer alan Ben Nevis Doruğu(1343 m)’dur. Ülkenin doğu ve güney kesimleri ço­ğunlukla alçak ovalardan oluşur. Doğudaki bataklık alanlar kurutularak tarım alanı hâline dönüştürül­müştür.
Akarsu ve Göller

Ülkenin yüz ölçümünün küçük olması ve doğu batı yö­nünde daralması nedeniyle kısa boylu akarsular bulu­nur. En önemli akarsuları Thames ve Savern nehirle­ridir. Akarsuların rejimleri genellikle düzenlidir. Bunda ılıman okyanus ikliminin etkisi fazladır. Ülkede büyük göller yoktur.
İngiltere'nin İklimi ve Bitki Örtüsü

Ülke, ılıman okyanus ikliminin etkisindedir. Kışlar ılık, yazlar serin ve her mevsim yağışlı geçer. Gulf Stream sıcak okyanus akıntısı ülke iklimini ılımanlaştırmıştır. Orta kuşağın kuzey kesimlerinde yer almasına rağ­men kış sıcaklık ortalamaları fazla düşük değildir. Batı rüzgârlarının etkisiyle her mevsim nemli ve yağışlıdır.
Her mevsim nemli ve yağışlı bir iklimin görülmesi, do­ğal bitki örtüsünün ormanlardan oluşmasına neden ol­muştur. Ormanların bir kısmı günümüzde otlaklara ve tarım alanlarına dönüştürülmüştür.
Nüfus ve Yerleşme

İngiltere Dünya’nın yoğun nüfuslu ülkeleri arasındadır. Ülkede nüfusun dağılımı dengesizdir. Nüfusun dağı­lışı üzerinde doğal koşullar ile sanayi faaliyetleri etkili olmuştur. Nüfusun % 90'ı kentlerde yaşar. Yıllık nüfus artış hızı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi düşüktür.
İngiltere Tarımı ve Hayvancılığı

Ülke topraklarının % 75’i tarıma elverişlidir. Ancak ta­rımda çalışan nüfus çok azdır. Çalışan nüfusun yakla­şık % 4'ü tarımda yer alır. Tarım yöntemleri çok geliş­miş olup, modern teknoloji sayesinde üretim fazladır. Ülkenin tarımsal ihtiyacının yarısından fazlasını karşı­lar. Ülkede en çok yetiştirilen ürünler; buğday, arpa, şeker pancarı, yulaf ve patatestir. Bağcılık ve sebze üretimi de yapılmaktadır. Hayvancılık faaliyetlerinde de modern yöntemler kullanılır. Otlaklarda yaygın olarak yapılan büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık daha çok süt hayvancılığı şeklinde yapılır. Adalar ülkesi olması ve açık denizlere kıyı olması nedeniyle balıkçılık geliş­miştir.
İngiltere Sanayisi

Dünya’da sanayileşme sürecini ilk yaşayan ülke, İngil­tere'dir. Bu nedenle ülke başta Avrupa Kıtası olmak üzere Dünya’da sanayinin gelişimine öncülük etmiştir. İngiltere'nin sanayileşme sürecinin birçok Avrupa ül­kesine göre önce başlamasında çeşitli faktörlerin etki­si vardır. Bu etkilerden başlıcalar şunlardır;
  • Ülkenin Avrupa ana karasına göre daha özgür bir ortama sahip olması. Bunun sonucu birçok bilim, sanat ve fikir adamının bu ülkeye yerleşmesi ve mesleğini özgürce icra etmesine zemin hazırlan­ması
  • Sanayi için gerekli en temel ham maddeler olan kömür ve demir yönünden zengin yer altı kaynak­larına sahip olması
  • 19. yüzyıl başlarına kadar Avrupa’da görülen dere­beylik mücadelesi, mezhep farkı huzursuzlukları, savaşlar gibi siyasal rahatsızlıklardan hiç etkilen­memiş ve siyasi istikrarını erken sağlamış olması
  • Sahip olduğu deniz gücü sayesinde coğrafi keşif­ler sonrasında, doğal kaynaklar bakımından zen­gin olan birçok ülkeyi sömürgeleştirmesi. Bu ülke­lerin doğal kaynaklarını önce yelkenli gemilerle da­ha sonra buharlı gemilerle ülkesine aktarması
  • Bir ada devleti olan ülkenin, Avrupa ana karasına göre elverişli coğrafi konuma sahip olması
  • İngiliz donanması ve güçlü ticaret filolarının, taşı­macılığı kolaylaştırması
  • Parlamentonun, kapitalizmin ilkeleri doğrultusun­da iç piyasada özgür rekabeti önleyici bütün en­gelleri kaldırması
İngiltere’yi Dünya’nın sanayi merkezi hâline getiren ilk yenilikçi değişmeler pamuklu dokuma ve demircilik alanında olmuştur. Sanayi Devrimi’nin temel itici gücü ise pamuklu dokuma sanayisidir. Dokuma, yüzyıllar­dan beri İngiliz millî üretiminin önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Sanayi Devrimi öncesi yünlü doku­ma İngiltere'nin üstün olduğu alanlardan biriydi. Pek çok İngiliz ailesi yünlü dokumadan kazandığı tecrübe­yi pamuklu dokuma sanayisine aktarmıştır.
İngiltere’nin Sanayi Devrimi’nin beşiği olmasının ne­denleri; Sanayi Devrimi’ni hızlandıracak icatların, teknik buluşların, Birleşik Krallıkta gerçekleşmesi, siyasi, ekonomik ve sosyal avantajların bulunması­dır. Günümüzde pek çok icadın İngiltere patentli ol­masının nedenleri arasında Sanayi Devrimi’nin bu ülkede gerçekleşmesinin etkisi fazladır.
İngiltere'de eskiden elle ya da ayakla çevrilen bir te­kerlekten meydana gelen iplik yapma makinesi kulla­nılıyordu. 1764 yılında Hargreaves iplik yapma maki­nesini icat etti. Bu icatla birlikte dokuma önemli bir uğ­raş hâline geldi. 1769’da Akrwright su gücü ile işleyen iplik makinesini icat etti. Bu makineyle ilk kez dayanık­lı pamuk ipliği üretildi ve bundan yeni bir ürün olan İn­giliz kumaşı üretildi. Hargreaves’in makinesinden fark­lı olarak su gücü ile işleyen bu makine, daha sonrala­rı buhar gücüyle de işletildi. Buhar gücü, su gücünün olmadığı yerlerde de dokuma fabrikalarının kurulması­nı sağladı. Manchester, fabrikaların çoğalmasıyla ilk sanayi şehri olarak ortaya çıktı.
Sanayi Devrimi’nin ilk aşamasında buhar, kömür ve demirin ortak kullanımı demir yolu çağını da açmıştır. Kömür yalnızca demir yollarında çalışan araçlara güç sağlamakta kalmamış, aynı zamanda demir yolları ile kömür çok uzaklara götürülmüştür. Böylece İngiltere'de kömürle çalışan makinelerin bulunduğu fabrikalar hem büyümüş hem de uzak yerlere kadar yayılmıştır.
İngiltere, Sanayi Devrimi’ne 6 milyon nüfusla girmişti. 80 yıl sonra nüfus 14 milyona ulaşmıştı. Yüzyıldan da­ha az bir sürede nüfusun iki katından fazla artması sa­nayi öncesi ülkelerde karşılaşılan bir durum değildi. Artan doğum oranının asıl sebebi erken evlilikler ve fazla çocuk sahibi olma isteğiydi. Doğumlar, yeni ku­rulan fabrikalarda çocuk iş gücüne olan talep yüzündendi. 1795 yılından sonra hükümetin çocuk sayısına göre aile yardımını artırması, teşvik primi uygulanması çocukları her zamankinden önemli hâle getirmiştir. Sa­nayi Devrimi ile birlikte görülen sosyoekonomik geliş­meler tıp alanında da kendini göstermiş, çocuk ölüm­leri azalmıştır. İngiltere'deki sanayileşme şehirleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Köylüler yavaş yavaş köy­lerini terk ederek fabrikalarda çalışmak üzere şehirlere göç etmişlerdir.
İngiltere nüfusunun, 1700’lü yıllarda % 25’inden azı şehirlerde yaşıyordu. 1850'li yıllardan başlayarak çe­kim merkezi maden kömürü yataklarında yer alan sa­nayi merkezlerine doğru kaymaya başladı. Doğal ola­rak en çekici olanlar, Manchester ve Liverpool’daki do­kuma tesisleri ve Penine Dağları kenarında yer alan maden yataklarıydı. 1800 ile 1900 yılları arasında şe­hirde yaşayanların oranı % 27’den % 64’e yükselmiş ve İngiltere nüfusunun yarıya yakını sanayileşmiş böl­gelerde yaşamaya başlamıştı. Kırsal alanlardan şehir­lere doğru olan bu göç, İngiltere’yi tarım ülkesinden sanayi ülkesi hâline getirdi. Artan sanayi tesisleri, çe­şitlenen sanayi kolları ve hızlı bir artış gösteren üretim, doğal kaynakların ekonomik ve sosyal hayatta önem kazanmasına neden olmuştur.
16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Dünya’nın en büyük sömürge imparatorluklarından birini kuran ve Dünya’nın her yerindeki sömürgeleri nedeniyle üzerinde Güneş batmayan imparatorluk olarak adlandırılan İn­giltere I. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgelerinin birçoğunu kaybetti. Britanya adaları üzerindeki topraklar dışında tüm topraklarında bağımsız devletler kuruldu. Bağımsızlık hareketleri sonucunda eski sömürgeleri ile irtibatı kesmeyen İngiltere günümüzde eski sömür­geleriyle birlikte İngiliz Milletler Topluluğu’nu kur­muştur. İngiltere bugün eski gücünü yitirmesine rağ­men hâlâ Dünya’nın en güçlü devletlerinden biridir.
İngiltere yer altı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Ülke ekonomisini uzun yıllar ayakta tutan kömür günü­müzde çok azalmıştır. En önemli yer altı kaynağı 1970'ten itibaren çıkarılan petrol ve doğal gazdır. Ülke petrol ihtiyacını kendi üretimi ile karşılar. İngiltere’de demir çelik, kimya, otomotiv, petrokimya, dokuma başlıca gelişme gösteren sanayi kollarıdır. Ülke eko­nomisinde bankacılık, sigortacılık, ulaşım gibi hizmet­ler sektörü gün geçtikçe gelişmektedir. İngiltere'nin dış ticareti sürekli açık vermektedir. Dış ticaret açığını turizm, bankacılık gibi sektörlerden elde ettiği gelirler­le kapatmaya çalışmaktadır.
İngiltere’de olduğu gibi her ülke belli bir sanayileş­me süreci yaşar. Sanayideki gelişmeleri vaktinde izleyen ülkeler hızla gelişip kalkınırlar ve toplumlarını refaha kavuştururlar.
İngiltere'de Ulaşım

İngiltere çok gelişmiş bir ulaşım ağına sahiptir. Ülkede­ki demir yolları eski önemini kaybetmiştir. Deniz ulaşı­mı, yük taşımacılığında ilk sırayı alır. Dünya'nın önem­li deniz ticaret filolarından birisine sahip olan İngiltere, hava yolu taşımacılığında da ilk sıralarda yer alır. Kara yolu ulaşımı gelişmiştir. Kara yollarının önemli bir bölü­mü İse otoyol şeklindedir. Ülkedeki akarsular üzerinde önemli oranda akarsu taşımacılığı yapılmaktadır.
İngiltere Turizmi

Ülkeyi her yıl çok sayıda turist ziyaret etmektedir. 2004 yılında ülkeye 30 milyon turist gelmiş ve 30,4 milyar dolar turizm geliri elde edilmiştir, iklim özellikleri deniz turizminin gelişmesini engellemiştir. Ülkedeki tarihi ya­pılar en fazla ziyaret edilen yerler arasındadır.
Hindistan

Hindistan giderek büyük güç olmaya başlayan bir güney Asya ülkesidir. Nüfusu çok hızlı bir şekilde artmakta, buna paralel bir şekilde üretim miktarı da yükselmektedir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Hindistan'ın Coğrafi Konumu

Hint Yarımadası’nın büyük bölümünü oluşturan Hindis­tan, yüz ölçüm bakımından Dünya’nın 7. büyük ülkesi­dir. Hindistan topraklarının tamamı Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güneyden Hint Okyanusu ile komşu olan ülke, doğudan Bengal Körfezi, batıdan Umman Denizi ile çevrilidir. Batıda Pakistan, doğuda Bangladeş ve Myanmar, kuzeyde Çin Halk Cumhuriyeti ile komşudur.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Dağlar, Ovalar ve Platolar

Ülkenin kuzeyinde Himalaya Dağları’nın uzantıları görülür. Bu dağlar, III. jeolojik zamanda oluşmuş, en­gebeli ve yüksek dağlardır. Bu dağlar üzerindeki en yüksek nokta Nanda Devi Tepesi’dir. (7816 m) Himalayalar’la, Dekkan Platosu arasında doğu - batı doğ­rultusunda uzanan Ganj Ovası bulunur. Bu ova, Ganj Nehri’nin taşıdığı alüvyonların buradaki çöküntü alanı­nı doldurmasıyla oluşmuştur. Hindistan Yarımadası’nın büyük bir bölümü platolarla kaplıdır. Dekkan adı veri­len bu aşınmış platoyu, kuzey ovalarından Vindiya Dağları ayırır. Platonun batı ve doğu kıyıları boyunca Batı ve Doğu Gat Dağları uzanır. Kuzeybatıda Tar Çölü'nün de bulunduğu Racastan Bölgesi yer alır. .
Hindistan'daki Akarsu ve Göller

En önemli akarsuları Ganj, Brahmaputra, Godavari ve Yamuna’dır. Bu akarsular içinde Ganj Nehri’nin Hintliler için ayrı bir önemi vardır. Hindistan, göl bakı­mından zengin değildir. Göller genellikle küçük çaplı olup, az sayıdadır.
Hindistan'ın İklimi ve Bitki Örtüsü

Ülkenin büyük bölümünde muson iklimi egemendir. Ülkede enlem ve yer şekillerine bağlı olarak sıcaklık ve yağış koşullarında önemli değişmeler görülür. Yüksek dağlık alanlarda kışlar çok soğuk geçer. Güneye doğ­ru gidildikçe enlemin etkisiyle sıcaklıklar artar. Racas­tan Bölgesi’nin dışında kalan yerler yaz musonlarının etkisiyle bol yağış alır.
Kuzeydeki Himalayalar’ın yüksek olması ve doğu batı yönündeki uzanışı nedeniyle bol yağış alır. Çerapunçi yıllık 12 000 mm yağış ile, Dünya'nın en fazla yağış alan yeridir. Dekkan Platosu’nun doğu ve batısında yer alan Gat Dağları'nın denize dönük yamaçları da fazla yağış alır. Yağışlar yarımadanın iç kesimlerine doğru ve Racastan Bölgesi’nde azalır.
İklim ve toprak özelliklerine bağlı olarak da bitki örtüsü çeşitlilik gösterir. Ülkede güneyden kuzeye doğru; tro­pikal muson ormanları, çöl, kurakçıl bitkiler, iğne yapraklı ormanlar ile yüksek alpin çayırlar görülür.
Nüfus ve Yerleşme

Ülke, nüfus miktarı bakımından Dünya’nın ikinci büyük ülkesidir. Nüfusuna göre, toprakları daha az olduğu için nüfus yoğunluğu fazladır. Toplam nüfusu 1 milyarı geçer. Nüfus miktarı bakımından 2. sırada yer alan Hindistan’ın nüfus artışının fazla olması nedeniyle 20 yıl içinde 1. sırada yer alan Çin'i geçmesi beklenmek­tedir.
Hindistan'da nüfusun dağılımı dengesizdir. Ganj Ova­sı, Pencap, Ahmedabad, Bombay ve Korela Yarımadası’nın güneybatısı gerek tarihi yerleşmeleri barındırma­sı gerekse tarım koşullarının elverişliliği nedeniyle Hin­distan’ın en yoğun nüfuslu bölgeleridir. Ülkede çalışan nüfusun yarısından fazlası tarım sektöründe yer alır. Ülkede çalışan nüfusun % 64’ü tarım, % 20’si hizmet, % 16’sı sanayi alanında yer alır.
Hindistan'da Tarım ve Hayvancılık

Ülke genel olarak tarım ülkesidir. Topraklarının yarısı tarıma uygundur. Kış kuraklığı tarımsal verimi olumsuz olarak etkiler. Tarlaların % 30'undan fazlasında birden fazla ürün yetiştirilmektedir. Çok fazla nüfusu olan Hin­distan’da, nüfusu beslemek için tarımsal verimin artırıl­ması gerekmektedir. Bunun için çeşitli tarım yöntemle­ri uygulanmaktadır. Ancak geleneksel tarım yöntemle­ri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ülkede tarımdan elde edilen gelirin % 80’ini bitkisel üretim ve tarla faaliyetle­ri oluşturmaktadır. Tarımsal üretim ülke ihtiyacını karşı­layamadığı zaman dışarıdan tahıl ithal edilmektedir.
Üretim, mevsime göre iki ekim döneminde yapılmak­tadır. Yağışlı bahar ve yaz mevsiminde tahıl (buğday) dışında), pamuk, jüt (Hint keneviri), yer fıstığı, çeltik ve mısır ekilir. Kurak kış mevsiminde ise buğday, baklagil­ler veya yağlı tohumlar yetiştirilir. Bunun yanında turunçgil, elma, armut, mango ve muz da ülkede yetişti­rilen diğer ürünlerdir. Fakat ülkenin en önemli tarım ürünü pirinçtir. Pirinç tarımı, genelde bol yağışlı Bengal Havzası’nda yapılır.
Dünya pirinç üretiminde Çin'den sonra 2. sırada yer alan Hindistan; şeker kamışı, tütün ve pamuk üretimi bakımından Dünya'nın önde gelen ülkelerindendir. Hindistan’da jüt, çay, kahve, şeker kamışı üretimi ol­dukça fazladır. Hindistan, Dünya’da kauçuk üretimin­de 3., mısır üretiminde 7., mercimek üretiminde ise 1. sırada yer alır.
Buna rağmen ülke ihtiyacını karşılamak amacıyla za­man zaman buğday, pirinç, mercimek gibi ürünleri it­hal etmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren tarımı geliştir­mek ve daha fazla verim almak için çalışmalar yapıl­maya başlanmıştır. Verim değeri yüksek pirinç, buğ­day gibi ürünler yurt dışından getirilerek ürün artışına gidilmiştir.
Hindistan’ın tarım, hayvancılık ve ormancılığa ait genel özellikleri şunlardır:
  • Hindistan, ABD’den sonra Dünya’nın en büyük ta­rımsal alanına sahip ülkesidir.
  • İş gücünün % 50’sinden fazlası tarımda çalışmak­tadır. Nüfus ve nüfus artış hızı ile birlikte tarım ürün­leri ancak kendine yetmektedir.
  • Tarımsal alan bakımından Dünya’da 2. sırada yer almaktadır. Buna rağmen, tarımsal üretim büyük ölçüde doğal koşullara bağlı olduğundan ancak üretim iç tüketimi karşılamaktadır.
  • Tarım eski usullerle yapıldığından verim düşüktür. Tarımsal üretim ancak ülke ihtiyacını karşılamak­tadır.
  • İhracatında tarımsal ürünlerin payı azdır. Tarımda çalışan nüfus fazladır.
Hindistan büyükbaş hayvan sayısı bakımından Dün­ya’da 1. küçükbaş hayvan sayısı bakımından 2. sırada yer alır. Fakat bu yüksek hayvan potansiyeline rağ­men, yeterli et ve süt üretimi sağlanamamaktadır. Bu durumun nedenleri arasında dini inanışlar ve hay­vanlardan alınan verimin düşüklüğü gelir. Bu yüz­den hayvan sayısının fazlalığı, hayvansal ürün ve bes­lenme yeterliliğine dönüşememektedir.
Hindistan'da üç ana tarım sistemi vardır: Emele yo­ğun tarım; tamamen el emeği ve hayvan gücü ile yapılır. Ürünün tarlaya ekimi, işlenmesi, taşınması ve dağıtımı insan ve hayvan gücüne dayanır. Plantas­yon tarımı; geniş sahalarda kauçuk ve çay üretimi yapılmaktadır. Hindistan'da uygulanan "Yeşil Dev­rim” ile tarımda makine kullanılmaya ve verim değe­ri yüksek kaliteli tohumların ekimine başlanmıştır. Plantasyon tarımını büyük şirketler yapmaktadır. Bu­ralarda üretilen ürünlerin bir bölümü ihraç edilmekte­dir. Göçebe tarım sistemi; arazinin sürekli olarak ta­rım yapmaya uygun olmadığı ormanlık sahalarda yapılır. Tarıma açılan bir sahada birkaç yıl tarım yapıl­dıktan sonra terk edilir, başka bir sahada tarım yapıl­maya başlanır. Çünkü fazla yağıştan dolayı toprak ve topraktaki besin maddeleri taşınır.
Hindistan Sanayisi

Hindistan yer altı kaynakları bakımından zengin bir ül­kedir. Başlıca yer altı kaynakları demir, çinko, bakır, boksit, doğal gazdır. Hidroelektrik enerji potansiyeli fazla olan ülkede, elektrik üretiminin büyük bir kısmı barajlardan sağlanır. Ancak, en büyük pay kömürden elde edilen termik santrallere aittir. Ülke sanayileşme yolunda önemli gelişmeler sağlamıştır. Sanayi kuru­luşları maden yatakları çevresinde ve kıyılardaki büyük kentlerin çevresinde toplanmıştır. Dokuma, kimya, gı­da, demir - çelik, makine başlıca sanayi kollarıdır. Ucuz iş gücü nedeniyle Dünya pazarlarında rekabet edebilmektedir. Özellikle tekstilin büyük bir kısmı ihraç edilmektedir.
Hindistan'da Ulaşım

Hindistan çok gelişmiş bir ulaşım ağına sahiptir. Ancak kara yollarının büyük bir kısmı yetersizdir. Dünya'nın en büyük demir yollarına sahip ülkede, yolcu ve yük taşımacılığında demir yollarının payı fazladır. Hava yol­larıyla Dünya'nın birçok noktasıyla bağlantı sağlanır. Dış ticaretinin büyük bir kısmını deniz yoluyla yapan ülkenin en önemli limanları Kalküta, Madras ve Bom­bay’dır.
Hint Turizmi

Hindistan millî parkları, koruma altına alınan yaban sa­haları, tarihî kalıntıları ve sahilleri ile turist çekmektedir. Babür Şah’ın yaptırdığı Agra şehrindeki Tac Mahal'i her yıl binlerce turist ziyaret etmektedir. Yine ülkenin koruma altına alınmış doğal güzellikleri ve sahilleri tu­ristlerin uğrak yerlerindendir.




Alt 15-06-2017, 20:32 #19

`Minά.

Asel ..

*-*-*

Ülkeleri Tanıyalım I

Coğrafya insanoğlunun yaşadığı doğayı tanımasına yarar. Bugün siyasi sınırları belirli birçok ülke bulunmaktadır. Bu ülkelerden başlıcalarını tanımak dünyanın nasıl bir yer olduğu hususunda bize fikir verir. Bu nedenle ülkelerin tanıyalım konusu önemine binaen detaylı anlatılmıştır. Konu uzun olduğu için üç parçaya ayrılmıştır. Bu ilk kısımda Japonya, İngiltere ve Hindistan'ı detaylı bir şekilde ele alacağız. Üç ülke de gerçekten çok önemli ülkelerdir.
Japonya

Japonya çok önemli bir Uzakdoğu ülkesidir. Ürettiği teknoloji ile dünya ekonomisinde çok önemli bir paya sahiptir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Japonya'nın Coğrafi Konumu

Japonya, Büyük Okyanus’ta dört büyük ada ile yakla­şık 3900 küçük adadan oluşan bir ülkedir. Dört büyük ada ülkenin % 97’sini oluştururun Bu adalar güneyden kuzeye doğru Kyuşu, Şikoku, Honşu ve Hokkaido’dur. Ülke Asya’nın doğu kenarı boyunca bir yay oluşturacak şekilde, kuzeydoğudan güneybatıya uza­nan dağlık bir takımada grubu üzerinde yer alır. Ülke­nin kıyılarının uzunluğu yaklaşık 27 350 km’dir. Ülkenin adalardan oluşması, Japonların izole olmasında ve kendi uygarlıklarını geliştirebilmelerinde etkili olmuş­tur. Japonlar, diğer kültürlerden fazla etkilenmemiştir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Dağlar ve Ovalar

Japonya oldukça dağlık bir ülkedir. Ülke arazisinin yaklaşık % 70'i dağlardan oluşur. Japonya'yı oluşturan adalar içinde en yüksek zirveler ve en dağlık yerler Honşu Adası'ndadır. Burası Japonya'nın çatısı konu­mundadır. Dağların zirvesinin 3000 metreyi geçtiği yer­ler bulunur. Örneğin Fuji Dağı 3376 metredir. Ülke dağlık ve engebeli olduğu için ovaların kapladığı alan azdır. Ülkenin % 21 'ini ovalar oluşturur. Ovalar da daha çok kıyı kesimlerde toplanmıştır. Başlıca ovaları; Tokyo ko­yu çevresindeki Kanto Ovası ile Sendai, İşikari ve Toyoma ovalarıdır.
Japonya'da çok sayıda volkanik ada vardır. Dünya’da- ki aktif volkanların 1/7'sine yakını Japonya’da yer alır. Japonya volkanik olaylarla birlikte, Dünya’nın sismik açıdan en aktif bölgelerinden biridir. Depremler sık ve şiddetli olarak görülür. Çoğu küçük alanları etkilese de yılda ortalama 1500’e yakın deprem kaydedilir. Vol­kanlar ve depremlerle birlikte Japonya'da tayfunlar da doğal afetler içinde gösterilebilir.
Akarsu ve Göller

Japonya'daki akarsuların boyu kısa, akışı hızlı ve hid­roelektrik enerji potansiyeli fazladır. Akarsuların bu özellikleri üzerinde arazinin engebeli ve yüksek olma­sının etkisi fazladır. Akarsuların akımları nisan ve eylül aylarında en yüksek seviyeye ulaşır. Başlıca akarsula­rı Tone ve Shinano'dur. Japonya, göl bakımından zengin bir ülkedir. Göllerin sayısının yaklaşık 600 civa­rında olduğu sanılmaktadır. Göllerin büyük bir kısmı volkanik kökenlidir. Ülkenin en büyük gölü Biwa’dır.
Japonya İklim ve Bitki Örtüsü

Japonya'da muson iklimi hakimdir. Ancak, enlem ve yükselti farklılığına bağlı olarak sıcaklık ve yağış mik­tarlarında büyük farklılıklar ortaya çıkar. Kuzeydeki
Hokkaido Adası ile Honşu Adası’nın kuzey kesimlerin­de, Oya Şivo soğuk su akıntısı ve Sibirya üzerinden gelen soğuk hava kütlelerine bağlı olarak kışlar çok soğuk ve kar yağışlı geçer. Güneye doğru gidildikçe kışlar ılımanlaşır, yüksek yerler dışında kar yağışı gö­rülmez.
Yazlar sıcak ve yağışlı geçer. Yaz musonları sayesinde bol yağışlı mevsimler yaza denk gelir. Sıcaklık ve yağış miktarları kuzeye doğru azalır. Ülkenin iç kısımlarında şiddetli rüzgârlar (tayfun) ve sağanak yağışlar görülür.
Japonya’da çok zengin bitki örtüsü vardır. Bunun ne­deni ülkede hakim olan ılıman ve bol yağışlı iklimdir. Ayrıca, ülkenin kuzey güney yönündeki enlem farkının fazla olması bitki çeşitliliğinin fazla olmasında etkili ol­muştur. Ülke topraklarının % 65'i ormanlarla kaplıdır. Bu ormanların da yaklaşık % 40’ı insanlar tarafından ağaçlandırılarak oluşturulmuştur.
Japonya, orman bakımından çok zengin olmasına rağmen ağaç ithal etmektedir. Bu durumun nedeni ağacın kullanım alanının eskiye göre artmasıdır. Ağaç eskiden yalnızca inşaatlarda kullanılırken, gü­nümüzde kâğıt ve mobilya gibi sektörlerde de kulla­nılmaktadır. Bu nedenle ülkenin ağaç ihtiyacı üreti­minden fazla olmaktadır. Kereste ithalatı petrolden sonra ikinci sırada yer alır.
Japonya'da Nüfus ve Yerleşme

Japonya Dünya’nın en kalabalık ülkelerinden biridir. Yüz ölçümü küçük olmasına rağmen, nüfusu çok faz­ladır. Ülkede yaklaşık 127 milyon insan yaşar. Japon­ya, Dünya’nın en yoğun nüfuslu ülkeleri arasında yer alır. Km2 ye 338 kişi düşmektedir. Topraklarının % 70’ten fazlasının yerleşime elverişli olmayan dağlık alanlardan oluşması nüfusun ovalarda, alçak düzlük­lerde ve kıyılarda toplanmasına yol açmıştır. Ülke nü­fusunun en önemli özelliklerinden birisi türdeş yapıda olmasıdır. Ülke bir uçtan bir uca şaşırtıcı benzerlik gös­terir. Bu benzerlikte tarihi ve geleneksel bağların etkisi fazladır.
Ülke nüfusunun yaklaşık % 79’u şehirlerde, % 21 'i kır­sal alanda yaşamaktadır. Eski başkent Kyoto hariç nü­fusu 1 milyonu geçen şehirlerin hepsi kıyıda, özellikle güneyde koylar çevresinde yer alır. Başlıca şehirleri Tokyo, Kavasaki, Yokohoma, Osaka, Kobe ve Nagoya'dır.
Japonya’nın nüfus yapısındaki değişimlerle birlikte or­talama ömür süresinde dikkate değer bir artış olmuş­tur. Günümüzde ortalama ömür kadınlarda 84, erkek­lerde 77’dir. Bu durum; gelişmiş sağlık hizmetlerine, taze sebzelerin ve balığın ağırlıkta olduğu beslenme tarzına ve yaşam koşullarına bağlıdır.
Japonya Tarım ve Hayvancılığı

Yer şekillerinin engebeli olması nedeniyle, toprakları­nın ancak % 13’ü tarıma uygundur. Modern yöntemle­rin kullanılması ve her karış toprağın işlenmesine rağ­men, nüfusun fazla olmasından dolayı tarımsal üretim ülke ihtiyacını karşılamaz. Bu nedenle ülke tarımda dı­şa bağımlıdır. Dünya’nın en çok tarımsal ürün ithal eden ülkelerinden biridir. Tarım alanlarının darlığı, mo­dern yöntemlerle tarımın yapılmasını zorunlu kılar. Ta­rım makineleri, ekim yöntemleri ve gübreler sayesinde dar alanda ülkenin toplam sebze ve meyve ihtiyacının yaklaşık yarısı üretilir. Özellikle yeni teknolojilerin bu başarıdaki etkisi fazladır. Japonya’da bazı tarım ürün­leri, toprak olmaksızın (hidrofonik yöntem) üretilmek­tedir. Topraklarının büyük bölümünde pirinç üretilir. Bunun yanında buğday, arpa, şeker pancarı, şeker ka­mışı, sebze ve meyve diğer önemli tarım ürünleridir. Bir miktar çay ve tütün de yetiştirilmektedir.
Japonya'da teknoloji tarımda yaygın olarak kullanıl­maktadır. Özellikle genetik mühendisliği tarımda yaygın olarak kullanılmaktadır. Genetik mühendisle­ri, ürünün daha az zahmet ve masrafla daha sağlıklı olması yönünde önemli ilerlemeler kaydetmiştir.
Otlakların azlığı nedeniyle büyükbaş ve küçükbaş hayvan yetiştiriciliği küçük çapta yapılır. Hayvansal ürün ihtiyacı daha çok ithalatla karşılanır. Japonya’yı çevreleyen denizlerin balık bakımından zengin olma­sı, eskiden beri balıkçılığı önemli hâle getirmiştir. Ja­ponların beslenmesinde deniz ve deniz ürünleri önemli bir yer tutar. Bu durum, balıkçılığı Japonya’da önemli bir sektör hâline getirmiştir. Son derece mo­dern yöntemlerle yapılan açık deniz balıkçılığı saye­sinde ülke, avlanan balık miktarı açısından ilk sıralar­da yer alır. Balıkların toplam beslenme içindeki yeri fazladır. Tüketim çok fazla olduğundan zaman zaman balık ithal edilmektedir.
Japonya Sanayisi

Japonya, II. Dünya Savaşı sonunda nüfus ve iş gücü kaybına uğrarken ekonomik olarak da büyük bir dar­be almıştır. Hiroşima ve Nagazaki şehirleri atom bom­basının etkisiyle çorak ve boş arazilere dönüşmüş, sa­nayi tesisleri, elektrik santralleri, tersaneler ve ulaşım ağları tümüyle tahrip edilmişti. Japonya savaştan 40 yıl gibi kısa bir süre içinde tüm kayıplarını telafi ettiği gibi, yeni ve güçlü bir ekonomi kurmayı başararak Dünya'daki en ileri teknolojiye sahip ülkelerden biri ol­muştur. Günümüzde Japonya, ABD ve Almanya’dan sonra Dünya’nın 3. büyük ekonomik gücüdür.
Japonya, birçok sanayileşmiş ülkeden farklı olarak sa­nayinin gelişmesini destekleyecek ve onun ihtiyaçları­nı karşılayacak enerji kaynakları ve madenlerden yok­sun bir ülkedir. Bu nedenle de ithal ham maddelere bağımlılığı yüksektir. Günümüzde kömür, petrol, doğal gaz ve demir cevheri ile buğday, pamuk ve kereste gi­bi temel ham maddelerin % 90'dan fazlasını ithalat yo­luyla karşılar. Bundan dolayı temel ham maddeler için Dünya pazarlarında rekabet etmek zorunda kalmakta ve uluslararası ticarette meydana gelebilecek bir karı­şıklık ya da kopukluktan kolaylıkla etkilenebilmektedir. Onun için Japonya, ham madde ithal ettiği ülkelerle ekonomik ve politik açıdan sıkı bir ilişki kurmuştur.
Japonya’da, çeşitli maden yatakları bulunmakla birlik­te çoğunun rezervi sınırlıdır. Onun için ülke yer altı kay­nakları bakımından fakirdir. Sanayi için gerekli olan madenler ve enerji kaynaklarının yalnızca küçük bir bölümü ülke içinden karşılanır. Ülkedeki en önemli yer altı kaynağı linyittir. Kömür, bakır, cıva, nikel, tungsten, gümüş, altın ve kükürt en önemli madenlerdendir.
Ülke enerji ihtiyacının büyük bir kısmını petrolden elde etmektedir. Çok az bir kısmını yerel olarak üretebil­mektedir. 1955 yılına kadar en önemli enerji kaynağı kömür iken, günümüzde petroldür. Ülkede küçük ya­taklar hâlinde petrol olsa da petrol ürünlerinin tamamı­na yakınını Endonezya ve Suudi Arabistan’dan ithal eder. Ülke enerji kaynaklarına olan denizaşırı bağımlı­lığı azaltabilmek için bazı siyasi girişimlerde bulun­maktadır.
Önceleri ağır sanayiye ağırlık veren ülke, günümüzde ham madde ve enerji ihtiyacını azaltmak için hafif sa­nayiye yönelmiştir. Sürekli yeni teknolojiler kullanarak sanayi mallarının kalitesini ve rekabet gücünü artır­makta ve Dünya pazarlarını elinde tutmaktadır. Günü­müzde elektrik, elektronik, optik alet ve makine üreti­minde Dünya’da birinci, demir çelik sanayisinde ikinci sırada yer alır. Güneydoğu Asya ülkeleriyle ucuz işçi­likte rekabet edemediği için, tekstil sanayisi fazla ge­lişme gösterememiştir. Japonya’da otomotiv sanayisi çok ileridir. Yılda 10 milyon otomobil ve 3,5 milyonun üzerinde çeşitli ticari araç üretmektedir.
Japonya'da sanayi tesislerinin büyük çoğunluğunun dar kıyı şeritlerinde toplanmasının nedenleri; ham madde alımlarının kolaylıkla sağlanması ve üretilen malların Dünya pazarlarına gönderilmesidir. Dünya’nın her yanına ihracat yapan Japonya'nın en çok ticaret yaptığı ülke ABD’dir. Almanya, Güney Kore, Tayvan ve Hong Kong diğer ticaret yaptığı ülkelerdir. İthalat mal­ları arasında ağırlığı ham madde, gıda maddeleri ve petrol oluşturur.
Dış ticareti fazlalık veren Dünya’nın ender ülkelerinden biridir. Ülkenin yılda yaklaşık 100 milyar dolar ticaret fazlası vardır. Ülkenin Türkiye ile olan kültürel ve ticari ilişkileri oldukça iyi düzeydedir. Japonya'dan başta çeşitli makineler olmak üzere otomobil, gemi, televiz­yon, video, fotoğraf makinesi ve kimyasal maddeler satın almaktayız. Bunun karşılığında Japonya’ya tü­tün, çimento, fındık, balık, hazır giyim ürünleri, halı ve çeşitli gıda maddeleri satarız.
Japonya'da Ulaşım

Japonya’da ulaşım çok gelişmiştir. Ülke'de en fazla gelişen demir yolu ulaşımıdır. Tamamı elektrikli olan hatlarda hızlı trenler çalışır. Hızlı trenlerin saatteki hızı 300 km’yi bulur. Kara yolları da modern olup, çoğun­luğu oto yollardan oluşur. Büyük Japon adaları dev köprüler ve tünellerle kara yoluyla birbirine bağlanmış­tır. Her kilometre kare araziye yaklaşık üç kilometre yol düşmektedir. Bu değer, Fransa ve İngiltere’nin 2, ABD'nin 4,5 katıdır. Kara yolları yalnızca uzunluk ola­rak değil, alt ve üst yapılarıyla da üstündür.
Japonya’da çok sayıda uluslararası hava alanı bulun­maktadır. Ülkenin bir ada devleti olması, hava ulaşımı­nın dış dünyayla bağlanmasında çok önemlidir. Ja­ponya, Dünya hava ulaşımında kavşak noktasıdır. Tok­yo ve Osaka gibi dev hava alanları ile Dünya'nın her tarafıyla bağlantı sağlanır. Deniz yolu da önemli ulaşım araçlarından biridir. İrili ufaklı binlerce adayı birbirine bağlamakta deniz ulaşımının önemini kavrayan ülke, teknolojinin son ürünlerini bu alanda da kullanmaktan geri kalmamıştır.
Japon Turizmi

Japonya, doğal güzellikleri ve ilginç kültürel yapısıyla görülmeye değer bir ülkedir. Japon halkının gelenek­sel ev tipleri, bahçeleri, tapınakları, sarayları, Buda heykelleri kültürel zenginliklerini oluşturur. Jeolojik ya­pısına bağlı olarak kaplıcaların ve volkanik dağların fazla olması, Japonya’yı turizm açısından çekici hâle getirmiştir.
Japonya'da turizmi dört mevsim canlı tutan organizas­yonlar yapılır. Her yıl kış aylarında Hokkaido Adası’ndaki Sappora’da yapılan kar festivaline 2 milyona yakın insan katılmaktadır. İlkbahar mevsiminde ise çi­çek festivalleri yapılır. Çiçek festivallerine her yıl binler­ce insan katılarak sergilenen çiçekleri ilgiyle izler. Yaz aylarında ise havai fişek gösterileri ve festivaller dü­zenlenir. Her yıl milyonlarca insan tarafından izlenen havai fişek gösterileri Tokyo’da bulunan Sumida Nehri'nde yapılmaktadır.
Japonya, kişi başına düşen yıllık gelirin fazla olması ve önemli miktarda bütçe fazlası olması nedeniyle, den­geyi sağlamak amacıyla ülke dışına turizm seyahatleri düzenlemektedir. Devlet, bizzat insanları telkin ve teş­viklerle kendi ülkelerinde olduğu kadar yurt dışına se­yahat yapmaya özendirmektedir. Bu nedenle yurt dışı­na turist olarak giden insan sayısı, Japonya’ya gelen turist sayısına göre çok fazladır. Günümüzde, Dünya turizmine en çok katılan uluslar arasında Japonlar yer alır.
İngiltere

İngiltere çok önemli bir Avrupa ülkesidir. Sanayisi, siyasal etki gücü ve ekonomisiyle hala dünyanın en önemli ülkeleri arasındadır.
"KARMAŞIK NOTLAR.
İngiltere'nin Coğrafi Konumu

Avrupa'nın kuzeybatısında yer alır. Kuzeybatısı ile gü­neybatısında Atlas Okyanusu, batısında İrlanda, doğu­sunda Kuzey Denizi ile güneyinde Manş Denizi yer alır. İngiltere’yi oluşturan adalar topluluğunun en büyüğü olan Britanya Adası ile Kuzey İrlanda ülke topraklarının tamamına yakınını meydana getirir. Ülke Dover Boğa­zı ile Avrupa anakarasına bağlanır.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Yüzey şekilleri bakımından karmaşık bir özellik gösteren ülke, kuzeyde Dağlık İskoçya Bölgesi, güneybatıda Galler Bölgesi, güneyde alçak alanlar olarak üç bölümde incelenebilir.
Dağlar ve Ovalar

Ülkenin kuzey, orta ve güneybatı bölümleri dağlıktır. Dağlar, I. jeolojik zamanda oluşmuş yaşlı kütleler olup, yükseltileri genellikle 1000 metreyi geçmez. İngilte­re’nin kuzey kesimleri IV. zamanda buzullaşmaya uğ­ramıştır. Buzulların oluşturduğu vadilerin ve alçak te­pelik alanların suların altında kalması sonucu kıyıda yüzlerce koy, körfez ve ada meydana gelmiştir.
Ülkenin başlıca dağları; Higlands ve Grampien, Pen- nie, Cambrian dağlarıdır. Ülkedeki en yüksek zirve Grampien Dağları üzerinde yer alan Ben Nevis Doruğu(1343 m)’dur. Ülkenin doğu ve güney kesimleri ço­ğunlukla alçak ovalardan oluşur. Doğudaki bataklık alanlar kurutularak tarım alanı hâline dönüştürül­müştür.
Akarsu ve Göller

Ülkenin yüz ölçümünün küçük olması ve doğu batı yö­nünde daralması nedeniyle kısa boylu akarsular bulu­nur. En önemli akarsuları Thames ve Savern nehirle­ridir. Akarsuların rejimleri genellikle düzenlidir. Bunda ılıman okyanus ikliminin etkisi fazladır. Ülkede büyük göller yoktur.
İngiltere'nin İklimi ve Bitki Örtüsü

Ülke, ılıman okyanus ikliminin etkisindedir. Kışlar ılık, yazlar serin ve her mevsim yağışlı geçer. Gulf Stream sıcak okyanus akıntısı ülke iklimini ılımanlaştırmıştır. Orta kuşağın kuzey kesimlerinde yer almasına rağ­men kış sıcaklık ortalamaları fazla düşük değildir. Batı rüzgârlarının etkisiyle her mevsim nemli ve yağışlıdır.
Her mevsim nemli ve yağışlı bir iklimin görülmesi, do­ğal bitki örtüsünün ormanlardan oluşmasına neden ol­muştur. Ormanların bir kısmı günümüzde otlaklara ve tarım alanlarına dönüştürülmüştür.
Nüfus ve Yerleşme

İngiltere Dünya’nın yoğun nüfuslu ülkeleri arasındadır. Ülkede nüfusun dağılımı dengesizdir. Nüfusun dağı­lışı üzerinde doğal koşullar ile sanayi faaliyetleri etkili olmuştur. Nüfusun % 90'ı kentlerde yaşar. Yıllık nüfus artış hızı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi düşüktür.
İngiltere Tarımı ve Hayvancılığı

Ülke topraklarının % 75’i tarıma elverişlidir. Ancak ta­rımda çalışan nüfus çok azdır. Çalışan nüfusun yakla­şık % 4'ü tarımda yer alır. Tarım yöntemleri çok geliş­miş olup, modern teknoloji sayesinde üretim fazladır. Ülkenin tarımsal ihtiyacının yarısından fazlasını karşı­lar. Ülkede en çok yetiştirilen ürünler; buğday, arpa, şeker pancarı, yulaf ve patatestir. Bağcılık ve sebze üretimi de yapılmaktadır. Hayvancılık faaliyetlerinde de modern yöntemler kullanılır. Otlaklarda yaygın olarak yapılan büyükbaş ve küçükbaş hayvancılık daha çok süt hayvancılığı şeklinde yapılır. Adalar ülkesi olması ve açık denizlere kıyı olması nedeniyle balıkçılık geliş­miştir.
İngiltere Sanayisi

Dünya’da sanayileşme sürecini ilk yaşayan ülke, İngil­tere'dir. Bu nedenle ülke başta Avrupa Kıtası olmak üzere Dünya’da sanayinin gelişimine öncülük etmiştir. İngiltere'nin sanayileşme sürecinin birçok Avrupa ül­kesine göre önce başlamasında çeşitli faktörlerin etki­si vardır. Bu etkilerden başlıcalar şunlardır;
  • Ülkenin Avrupa ana karasına göre daha özgür bir ortama sahip olması. Bunun sonucu birçok bilim, sanat ve fikir adamının bu ülkeye yerleşmesi ve mesleğini özgürce icra etmesine zemin hazırlan­ması
  • Sanayi için gerekli en temel ham maddeler olan kömür ve demir yönünden zengin yer altı kaynak­larına sahip olması
  • 19. yüzyıl başlarına kadar Avrupa’da görülen dere­beylik mücadelesi, mezhep farkı huzursuzlukları, savaşlar gibi siyasal rahatsızlıklardan hiç etkilen­memiş ve siyasi istikrarını erken sağlamış olması
  • Sahip olduğu deniz gücü sayesinde coğrafi keşif­ler sonrasında, doğal kaynaklar bakımından zen­gin olan birçok ülkeyi sömürgeleştirmesi. Bu ülke­lerin doğal kaynaklarını önce yelkenli gemilerle da­ha sonra buharlı gemilerle ülkesine aktarması
  • Bir ada devleti olan ülkenin, Avrupa ana karasına göre elverişli coğrafi konuma sahip olması
  • İngiliz donanması ve güçlü ticaret filolarının, taşı­macılığı kolaylaştırması
  • Parlamentonun, kapitalizmin ilkeleri doğrultusun­da iç piyasada özgür rekabeti önleyici bütün en­gelleri kaldırması
İngiltere’yi Dünya’nın sanayi merkezi hâline getiren ilk yenilikçi değişmeler pamuklu dokuma ve demircilik alanında olmuştur. Sanayi Devrimi’nin temel itici gücü ise pamuklu dokuma sanayisidir. Dokuma, yüzyıllar­dan beri İngiliz millî üretiminin önemli bir bölümünü oluşturmaktaydı. Sanayi Devrimi öncesi yünlü doku­ma İngiltere'nin üstün olduğu alanlardan biriydi. Pek çok İngiliz ailesi yünlü dokumadan kazandığı tecrübe­yi pamuklu dokuma sanayisine aktarmıştır.
İngiltere’nin Sanayi Devrimi’nin beşiği olmasının ne­denleri; Sanayi Devrimi’ni hızlandıracak icatların, teknik buluşların, Birleşik Krallıkta gerçekleşmesi, siyasi, ekonomik ve sosyal avantajların bulunması­dır. Günümüzde pek çok icadın İngiltere patentli ol­masının nedenleri arasında Sanayi Devrimi’nin bu ülkede gerçekleşmesinin etkisi fazladır.
İngiltere'de eskiden elle ya da ayakla çevrilen bir te­kerlekten meydana gelen iplik yapma makinesi kulla­nılıyordu. 1764 yılında Hargreaves iplik yapma maki­nesini icat etti. Bu icatla birlikte dokuma önemli bir uğ­raş hâline geldi. 1769’da Akrwright su gücü ile işleyen iplik makinesini icat etti. Bu makineyle ilk kez dayanık­lı pamuk ipliği üretildi ve bundan yeni bir ürün olan İn­giliz kumaşı üretildi. Hargreaves’in makinesinden fark­lı olarak su gücü ile işleyen bu makine, daha sonrala­rı buhar gücüyle de işletildi. Buhar gücü, su gücünün olmadığı yerlerde de dokuma fabrikalarının kurulması­nı sağladı. Manchester, fabrikaların çoğalmasıyla ilk sanayi şehri olarak ortaya çıktı.
Sanayi Devrimi’nin ilk aşamasında buhar, kömür ve demirin ortak kullanımı demir yolu çağını da açmıştır. Kömür yalnızca demir yollarında çalışan araçlara güç sağlamakta kalmamış, aynı zamanda demir yolları ile kömür çok uzaklara götürülmüştür. Böylece İngiltere'de kömürle çalışan makinelerin bulunduğu fabrikalar hem büyümüş hem de uzak yerlere kadar yayılmıştır.
İngiltere, Sanayi Devrimi’ne 6 milyon nüfusla girmişti. 80 yıl sonra nüfus 14 milyona ulaşmıştı. Yüzyıldan da­ha az bir sürede nüfusun iki katından fazla artması sa­nayi öncesi ülkelerde karşılaşılan bir durum değildi. Artan doğum oranının asıl sebebi erken evlilikler ve fazla çocuk sahibi olma isteğiydi. Doğumlar, yeni ku­rulan fabrikalarda çocuk iş gücüne olan talep yüzündendi. 1795 yılından sonra hükümetin çocuk sayısına göre aile yardımını artırması, teşvik primi uygulanması çocukları her zamankinden önemli hâle getirmiştir. Sa­nayi Devrimi ile birlikte görülen sosyoekonomik geliş­meler tıp alanında da kendini göstermiş, çocuk ölüm­leri azalmıştır. İngiltere'deki sanayileşme şehirleşmeyi de beraberinde getirmiştir. Köylüler yavaş yavaş köy­lerini terk ederek fabrikalarda çalışmak üzere şehirlere göç etmişlerdir.
İngiltere nüfusunun, 1700’lü yıllarda % 25’inden azı şehirlerde yaşıyordu. 1850'li yıllardan başlayarak çe­kim merkezi maden kömürü yataklarında yer alan sa­nayi merkezlerine doğru kaymaya başladı. Doğal ola­rak en çekici olanlar, Manchester ve Liverpool’daki do­kuma tesisleri ve Penine Dağları kenarında yer alan maden yataklarıydı. 1800 ile 1900 yılları arasında şe­hirde yaşayanların oranı % 27’den % 64’e yükselmiş ve İngiltere nüfusunun yarıya yakını sanayileşmiş böl­gelerde yaşamaya başlamıştı. Kırsal alanlardan şehir­lere doğru olan bu göç, İngiltere’yi tarım ülkesinden sanayi ülkesi hâline getirdi. Artan sanayi tesisleri, çe­şitlenen sanayi kolları ve hızlı bir artış gösteren üretim, doğal kaynakların ekonomik ve sosyal hayatta önem kazanmasına neden olmuştur.
16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar Dünya’nın en büyük sömürge imparatorluklarından birini kuran ve Dünya’nın her yerindeki sömürgeleri nedeniyle üzerinde Güneş batmayan imparatorluk olarak adlandırılan İn­giltere I. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgelerinin birçoğunu kaybetti. Britanya adaları üzerindeki topraklar dışında tüm topraklarında bağımsız devletler kuruldu. Bağımsızlık hareketleri sonucunda eski sömürgeleri ile irtibatı kesmeyen İngiltere günümüzde eski sömür­geleriyle birlikte İngiliz Milletler Topluluğu’nu kur­muştur. İngiltere bugün eski gücünü yitirmesine rağ­men hâlâ Dünya’nın en güçlü devletlerinden biridir.
İngiltere yer altı kaynakları bakımından fakir bir ülkedir. Ülke ekonomisini uzun yıllar ayakta tutan kömür günü­müzde çok azalmıştır. En önemli yer altı kaynağı 1970'ten itibaren çıkarılan petrol ve doğal gazdır. Ülke petrol ihtiyacını kendi üretimi ile karşılar. İngiltere’de demir çelik, kimya, otomotiv, petrokimya, dokuma başlıca gelişme gösteren sanayi kollarıdır. Ülke eko­nomisinde bankacılık, sigortacılık, ulaşım gibi hizmet­ler sektörü gün geçtikçe gelişmektedir. İngiltere'nin dış ticareti sürekli açık vermektedir. Dış ticaret açığını turizm, bankacılık gibi sektörlerden elde ettiği gelirler­le kapatmaya çalışmaktadır.
İngiltere’de olduğu gibi her ülke belli bir sanayileş­me süreci yaşar. Sanayideki gelişmeleri vaktinde izleyen ülkeler hızla gelişip kalkınırlar ve toplumlarını refaha kavuştururlar.
İngiltere'de Ulaşım

İngiltere çok gelişmiş bir ulaşım ağına sahiptir. Ülkede­ki demir yolları eski önemini kaybetmiştir. Deniz ulaşı­mı, yük taşımacılığında ilk sırayı alır. Dünya'nın önem­li deniz ticaret filolarından birisine sahip olan İngiltere, hava yolu taşımacılığında da ilk sıralarda yer alır. Kara yolu ulaşımı gelişmiştir. Kara yollarının önemli bir bölü­mü İse otoyol şeklindedir. Ülkedeki akarsular üzerinde önemli oranda akarsu taşımacılığı yapılmaktadır.
İngiltere Turizmi

Ülkeyi her yıl çok sayıda turist ziyaret etmektedir. 2004 yılında ülkeye 30 milyon turist gelmiş ve 30,4 milyar dolar turizm geliri elde edilmiştir, iklim özellikleri deniz turizminin gelişmesini engellemiştir. Ülkedeki tarihi ya­pılar en fazla ziyaret edilen yerler arasındadır.
Hindistan

Hindistan giderek büyük güç olmaya başlayan bir güney Asya ülkesidir. Nüfusu çok hızlı bir şekilde artmakta, buna paralel bir şekilde üretim miktarı da yükselmektedir.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Hindistan'ın Coğrafi Konumu

Hint Yarımadası’nın büyük bölümünü oluşturan Hindis­tan, yüz ölçüm bakımından Dünya’nın 7. büyük ülkesi­dir. Hindistan topraklarının tamamı Kuzey Yarım Küre’de yer alır. Güneyden Hint Okyanusu ile komşu olan ülke, doğudan Bengal Körfezi, batıdan Umman Denizi ile çevrilidir. Batıda Pakistan, doğuda Bangladeş ve Myanmar, kuzeyde Çin Halk Cumhuriyeti ile komşudur.
"KARMAŞIK NOTLAR.
Yüzey Şekilleri

Dağlar, Ovalar ve Platolar

Ülkenin kuzeyinde Himalaya Dağları’nın uzantıları görülür. Bu dağlar, III. jeolojik zamanda oluşmuş, en­gebeli ve yüksek dağlardır. Bu dağlar üzerindeki en yüksek nokta Nanda Devi Tepesi’dir. (7816 m) Himalayalar’la, Dekkan Platosu arasında doğu - batı doğ­rultusunda uzanan Ganj Ovası bulunur. Bu ova, Ganj Nehri’nin taşıdığı alüvyonların buradaki çöküntü alanı­nı doldurmasıyla oluşmuştur. Hindistan Yarımadası’nın büyük bir bölümü platolarla kaplıdır. Dekkan adı veri­len bu aşınmış platoyu, kuzey ovalarından Vindiya Dağları ayırır. Platonun batı ve doğu kıyıları boyunca Batı ve Doğu Gat Dağları uzanır. Kuzeybatıda Tar Çölü'nün de bulunduğu Racastan Bölgesi yer alır. .
Hindistan'daki Akarsu ve Göller

En önemli akarsuları Ganj, Brahmaputra, Godavari ve Yamuna’dır. Bu akarsular içinde Ganj Nehri’nin Hintliler için ayrı bir önemi vardır. Hindistan, göl bakı­mından zengin değildir. Göller genellikle küçük çaplı olup, az sayıdadır.
Hindistan'ın İklimi ve Bitki Örtüsü

Ülkenin büyük bölümünde muson iklimi egemendir. Ülkede enlem ve yer şekillerine bağlı olarak sıcaklık ve yağış koşullarında önemli değişmeler görülür. Yüksek dağlık alanlarda kışlar çok soğuk geçer. Güneye doğ­ru gidildikçe enlemin etkisiyle sıcaklıklar artar. Racas­tan Bölgesi’nin dışında kalan yerler yaz musonlarının etkisiyle bol yağış alır.
Kuzeydeki Himalayalar’ın yüksek olması ve doğu batı yönündeki uzanışı nedeniyle bol yağış alır. Çerapunçi yıllık 12 000 mm yağış ile, Dünya'nın en fazla yağış alan yeridir. Dekkan Platosu’nun doğu ve batısında yer alan Gat Dağları'nın denize dönük yamaçları da fazla yağış alır. Yağışlar yarımadanın iç kesimlerine doğru ve Racastan Bölgesi’nde azalır.
İklim ve toprak özelliklerine bağlı olarak da bitki örtüsü çeşitlilik gösterir. Ülkede güneyden kuzeye doğru; tro­pikal muson ormanları, çöl, kurakçıl bitkiler, iğne yapraklı ormanlar ile yüksek alpin çayırlar görülür.
Nüfus ve Yerleşme

Ülke, nüfus miktarı bakımından Dünya’nın ikinci büyük ülkesidir. Nüfusuna göre, toprakları daha az olduğu için nüfus yoğunluğu fazladır. Toplam nüfusu 1 milyarı geçer. Nüfus miktarı bakımından 2. sırada yer alan Hindistan’ın nüfus artışının fazla olması nedeniyle 20 yıl içinde 1. sırada yer alan Çin'i geçmesi beklenmek­tedir.
Hindistan'da nüfusun dağılımı dengesizdir. Ganj Ova­sı, Pencap, Ahmedabad, Bombay ve Korela Yarımadası’nın güneybatısı gerek tarihi yerleşmeleri barındırma­sı gerekse tarım koşullarının elverişliliği nedeniyle Hin­distan’ın en yoğun nüfuslu bölgeleridir. Ülkede çalışan nüfusun yarısından fazlası tarım sektöründe yer alır. Ülkede çalışan nüfusun % 64’ü tarım, % 20’si hizmet, % 16’sı sanayi alanında yer alır.
Hindistan'da Tarım ve Hayvancılık

Ülke genel olarak tarım ülkesidir. Topraklarının yarısı tarıma uygundur. Kış kuraklığı tarımsal verimi olumsuz olarak etkiler. Tarlaların % 30'undan fazlasında birden fazla ürün yetiştirilmektedir. Çok fazla nüfusu olan Hin­distan’da, nüfusu beslemek için tarımsal verimin artırıl­ması gerekmektedir. Bunun için çeşitli tarım yöntemle­ri uygulanmaktadır. Ancak geleneksel tarım yöntemle­ri yaygın olarak kullanılmaktadır. Ülkede tarımdan elde edilen gelirin % 80’ini bitkisel üretim ve tarla faaliyetle­ri oluşturmaktadır. Tarımsal üretim ülke ihtiyacını karşı­layamadığı zaman dışarıdan tahıl ithal edilmektedir.
Üretim, mevsime göre iki ekim döneminde yapılmak­tadır. Yağışlı bahar ve yaz mevsiminde tahıl (buğday) dışında), pamuk, jüt (Hint keneviri), yer fıstığı, çeltik ve mısır ekilir. Kurak kış mevsiminde ise buğday, baklagil­ler veya yağlı tohumlar yetiştirilir. Bunun yanında turunçgil, elma, armut, mango ve muz da ülkede yetişti­rilen diğer ürünlerdir. Fakat ülkenin en önemli tarım ürünü pirinçtir. Pirinç tarımı, genelde bol yağışlı Bengal Havzası’nda yapılır.
Dünya pirinç üretiminde Çin'den sonra 2. sırada yer alan Hindistan; şeker kamışı, tütün ve pamuk üretimi bakımından Dünya'nın önde gelen ülkelerindendir. Hindistan’da jüt, çay, kahve, şeker kamışı üretimi ol­dukça fazladır. Hindistan, Dünya’da kauçuk üretimin­de 3., mısır üretiminde 7., mercimek üretiminde ise 1. sırada yer alır.
Buna rağmen ülke ihtiyacını karşılamak amacıyla za­man zaman buğday, pirinç, mercimek gibi ürünleri it­hal etmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren tarımı geliştir­mek ve daha fazla verim almak için çalışmalar yapıl­maya başlanmıştır. Verim değeri yüksek pirinç, buğ­day gibi ürünler yurt dışından getirilerek ürün artışına gidilmiştir.
Hindistan’ın tarım, hayvancılık ve ormancılığa ait genel özellikleri şunlardır:
  • Hindistan, ABD’den sonra Dünya’nın en büyük ta­rımsal alanına sahip ülkesidir.
  • İş gücünün % 50’sinden fazlası tarımda çalışmak­tadır. Nüfus ve nüfus artış hızı ile birlikte tarım ürün­leri ancak kendine yetmektedir.
  • Tarımsal alan bakımından Dünya’da 2. sırada yer almaktadır. Buna rağmen, tarımsal üretim büyük ölçüde doğal koşullara bağlı olduğundan ancak üretim iç tüketimi karşılamaktadır.
  • Tarım eski usullerle yapıldığından verim düşüktür. Tarımsal üretim ancak ülke ihtiyacını karşılamak­tadır.
  • İhracatında tarımsal ürünlerin payı azdır. Tarımda çalışan nüfus fazladır.
Hindistan büyükbaş hayvan sayısı bakımından Dün­ya’da 1. küçükbaş hayvan sayısı bakımından 2. sırada yer alır. Fakat bu yüksek hayvan potansiyeline rağ­men, yeterli et ve süt üretimi sağlanamamaktadır. Bu durumun nedenleri arasında dini inanışlar ve hay­vanlardan alınan verimin düşüklüğü gelir. Bu yüz­den hayvan sayısının fazlalığı, hayvansal ürün ve bes­lenme yeterliliğine dönüşememektedir.
Hindistan'da üç ana tarım sistemi vardır: Emele yo­ğun tarım; tamamen el emeği ve hayvan gücü ile yapılır. Ürünün tarlaya ekimi, işlenmesi, taşınması ve dağıtımı insan ve hayvan gücüne dayanır. Plantas­yon tarımı; geniş sahalarda kauçuk ve çay üretimi yapılmaktadır. Hindistan'da uygulanan "Yeşil Dev­rim” ile tarımda makine kullanılmaya ve verim değe­ri yüksek kaliteli tohumların ekimine başlanmıştır. Plantasyon tarımını büyük şirketler yapmaktadır. Bu­ralarda üretilen ürünlerin bir bölümü ihraç edilmekte­dir. Göçebe tarım sistemi; arazinin sürekli olarak ta­rım yapmaya uygun olmadığı ormanlık sahalarda yapılır. Tarıma açılan bir sahada birkaç yıl tarım yapıl­dıktan sonra terk edilir, başka bir sahada tarım yapıl­maya başlanır. Çünkü fazla yağıştan dolayı toprak ve topraktaki besin maddeleri taşınır.
Hindistan Sanayisi

Hindistan yer altı kaynakları bakımından zengin bir ül­kedir. Başlıca yer altı kaynakları demir, çinko, bakır, boksit, doğal gazdır. Hidroelektrik enerji potansiyeli fazla olan ülkede, elektrik üretiminin büyük bir kısmı barajlardan sağlanır. Ancak, en büyük pay kömürden elde edilen termik santrallere aittir. Ülke sanayileşme yolunda önemli gelişmeler sağlamıştır. Sanayi kuru­luşları maden yatakları çevresinde ve kıyılardaki büyük kentlerin çevresinde toplanmıştır. Dokuma, kimya, gı­da, demir - çelik, makine başlıca sanayi kollarıdır. Ucuz iş gücü nedeniyle Dünya pazarlarında rekabet edebilmektedir. Özellikle tekstilin büyük bir kısmı ihraç edilmektedir.
Hindistan'da Ulaşım

Hindistan çok gelişmiş bir ulaşım ağına sahiptir. Ancak kara yollarının büyük bir kısmı yetersizdir. Dünya'nın en büyük demir yollarına sahip ülkede, yolcu ve yük taşımacılığında demir yollarının payı fazladır. Hava yol­larıyla Dünya'nın birçok noktasıyla bağlantı sağlanır. Dış ticaretinin büyük bir kısmını deniz yoluyla yapan ülkenin en önemli limanları Kalküta, Madras ve Bom­bay’dır.
Hint Turizmi

Hindistan millî parkları, koruma altına alınan yaban sa­haları, tarihî kalıntıları ve sahilleri ile turist çekmektedir. Babür Şah’ın yaptırdığı Agra şehrindeki Tac Mahal'i her yıl binlerce turist ziyaret etmektedir. Yine ülkenin koruma altına alınmış doğal güzellikleri ve sahilleri tu­ristlerin uğrak yerlerindendir.




Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler





Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:26 .